Bilim ve sanata tutkun piyanist Eylül Doğa Çataltepe: “Piyano elime kalem kağıt alıp yıllar öncesinde yaşamış insanlarla mektuplaşmak gibi…”

2004 yılı Gaziantep doğumlu olan Eylül Doğa Çataltepe’nin piyano ile ilk tanışması Gaziantep’te 7 yaşında olmuş ve ilk öğretmeni kendisi gibi birçok üstün yetenekli çocuğun ortaya çıkarılıp yeteneklerinin geliştirilmesinde büyük katkısı olan Renata Çavdar’dı. Doğa daha sonra şehir değiştirerek İzmir’de piyano tutkusunu geliştirmeye devam etmiş ve kendisi halihazırda İzmir Arkas BİLSEM’de 7 yıldır danışman öğretmeni Filiz Kırkar’ın yönlendirmesinde piyano eğitimi alıyor. Ona göre bir enstrümanisti başarılı yapan şey enstrümanına ayırdığı vakit: “Enstrümanlarımız bizim kırılgan sevgililerimiz adeta, verdiğimiz değeri ısrarla gösterip her an tuşlarına dokunmazsak küsüveriyorlar. Piyanomu küstürmemek onun bana kattıklarına karşılık borcum” diyor Doğa.

Doğa Çataltepe ayrıca Dokuz Eylül Konservatuvarı’nda da Doç. Suzan Şenol’dan piyano eğitimi aldı. Aynı zamanda İzmir Atatürk Lisesi son sınıfta okumakta olan Doğa, Uluslararası (LCM) müzik eğitimini dışarıdan sınavlara katılarak Müzik Lisesi piyano bölümünü bitirdi. “2019 yılında London College of Music sınavlarını bitirerek piyano alanından mezun oldum, aynı zamanda uluslararası eğitmenlik hakkı elde etmiş oldum. Sonrasında müzik teorisi sınavlarına girip çok yüksek bir puanla tamamladım” diye açıklıyor bu başarısını Doğa.

Uluslararası Mozart Akademi yarışmalarına katılım sağlayıp çeşitli festivallerde müzikalite mansiyon ödülleri almış olan, kendini Romantik döneme daha yakın konumlandıran, Bach’ın eserlerindeki derinliğe hayranlığını hiç gizlemeyen Doğa’nın hedefi, kendisi için bir varoluş amacı haline gelmiş olan bilim ve sanatı bir arada yürütebilmek. “Bilim benim için araştırma ve analiz tutkusu demek. Bu tutku ile her yere bakıyorum ve bir şeyleri inceleyip derinlemesine kavramanın getirdiği bir dinginlik keşfediyorum. Bu dinginliği bir eseri öğrenip en ince detaylarına kadar çalışırken ve bestecisiyle bir bağ kurmaya çalışırken de hissediyorum, bu da bu iki unsurun ortak noktası benim için” diye açıklıyor bu iki tutkusunu. Çünkü Doğa’ya göre piyano eline kalem kağıt alıp yıllar öncesinde yaşamış insanlarla mektuplaşmak gibi…

Gelecekte gönüllü piyano eğitimi verme hayalleri de olan bu genç ve azimli piyanistimizi tanımak ister misiniz? Sizi aşağıda çok içten ve keyifli bir söyleşi bekliyor o zaman:

Merhaba Doğa. Yedi yaşında piyano ile tanışmışsın ve çok başarılı bir süreçten geçiyorsun. Peki müziğe olan bu yatkınlığın ilk kimin dikkatini çekmişti? Bunun üzerine nasıl bir eğitimden geçtin?

Kendimi bildim bileli nerede müzik duysam hemen heyecanlanıp kendimi müziğe kaptırırım. Her zaman bir yerlere vurarak ritim tutar, şarkılara eşlik eder, bir yerde enstrüman gördüğümde merak eder çalmaya çalışırdım. Hal böyle olunca en başta ailemin dikkatini çekti durum, annem de müzikle ilgilendiğinden müziğe yatkınlığım olduğunu anlamaları zor olmadı. Sonrasında da müzik kursuna yazılmama karar verdik. Başından beri ilgimi en çok çeken enstrüman piyanoydu diyebilirim. Devamında da bağlanmam ve sevmem çok kolay olmuştu, öyle ki müzik kulağımı test eden öğretmen daha önce müzik eğitimi almış olduğumu düşünmüştü.

Renata Popoviç, ilk öğretmenin olarak üzerinde büyük bir emeğe sahip. Peki ondan edindiğin temel beceriler, hiç unutamadığın öğütleri nelerdi?

Beni piyanonun derinlikli dünyasıyla tanıştıran kesinlikle değerli hocam Renata idi.  Beni ilk LCM sınavıma hazırlayıp yola çıkaran da oydu. Artık eserleri kendim çalışırken bile kafamın içinde konuşup beni tatlı tatlı azarlayan, benim için ritim tutan bir Renata var. Her sahneye çıktığımda onun bana verdiği kolyeyi takıyorum ve sahnedeyken bile yanımdaymış gibi hissediyorum. 

Arkas Bilsem’de yedi yıldır devam eden ve değerli eğitmen Filiz Kırkar’ın danışmanlığında bir piyano eğitiminden geçiyorsun. Bilsem eğitimi sana neler kazandırdı? Sanırım bir yandan da Dokuz Eylül Üniversitesi konservatuarından da eğitim alıyorsun. 

Öncelikle Bilsem’li olmanın benim için avantajı orada ‘benim gibi’ diyebileceğim, bana kendimi hatırlatan ve birçok şey katan arkadaşlar edinmem için bir alan sağladı. Özellikle müzik gibi bir bölümde kendi kafanızdan, beraber müzik yapıp müziğin kendine has dilinde iletişim kurabileceğiniz insanlarla bir arada olmak çok güzel. Bilsem’de 7 yıldır danışman öğretmenim olan Filiz Kırkar da bana çok şey kattı, birlikte çok şey yaptık.

Dokuz Eylül Konservatuarı’ndan aldığım eğitim ise beni öğrenci konumundan piyanistliğe doğru adım attıran şey oldu. Çok sevdiğim Suzan Sayın hocamla yaptığımız özel derslerin bana kattıkları saymakla bitmez. Aynı Renata gibi Suzan hocamı da taşıyorum yanımda; onları tuşlara basışımda, yanlış çaldığımda kendime dil çıkarışımda ve ezgileri mırıldanışımda görebilirsiniz.

Peki piyano alanında bu zamana dek başarıların neler oldu? 

8 kurluk bir serüvenin sonunda 2019 yılında London College of Music sınavlarını bitirerek piyano alanından mezun oldum, aynı zamanda uluslararası eğitmenlik hakkı elde etmiş oldum. Sonrasında müzik teorisi sınavlarına girip çok yüksek bir puanla tamamladım. 

Sırada yüksek lisans var, YKS sınavından sonra bir maceraya daha başlıyorum.

Günde kaç saat piyano çalışırsın? Bu sırada örneğin arkadaşlarına daha az vakit ayırdığın oluyor mu? 

London College of Music sınavlarına hazırlanırken günde 1-2 saat ayırıyordum ve asla aksatmıyordum. Bu süreçte okul derslerine de yetişiyor ve Bilsem’e de zaman ayırıyordum, bunların yanında başka aktiviteler yaptığım dönemler de oldu. Bütün bu süreç çok yoğun geçiyordu ama müzik bana asla yük olmadı, hatta çalışıp her gün bir öncekinden daha iyi olmak, eserlerin içine girmek ve kendimi tuşlara bırakmak yapmayı en çok sevdiğim şeydi. 

Bu süreçte elbette çeşitli fedakarlıklar yapmak durumunda kaldım; arkadaşlarıma daha az zaman ayırdım, sosyal aktivitelerden bir tık uzak durdum, hatta yaşıtlarımın derslere ayırdığı vakti ben piyanoya ayırdım. Bundan rahatsızlık duymadım çünkü yaptığım şeyi seviyorum ve şimdiden bir müzik lisesi bitirmiş olmanın gururunu yaşıyorum. Bu böyle devam edecek, hep en çok vakit ayırdığım arkadaşım piyano olacak.

Sence başarılı bir kadın piyanist olmak için ne gerekiyor? Sen bu hayalini gerçekleştirmek için neler yapıyorsun?

Başarılı bir piyanist olmak, her piyano çalışında bir orkestra yönetmeyi tatmış olmak, ondan önce gelmiş piyanistlerle oturup bir çay içip sohbet etmek demek benim için. Piyano ile arasında derin bir bağ olan herkesin bu bağı çalışarak kuvvetlendirirse başarılı bir piyanist olacağına inanıyorum. Aslında bir enstrümanisti başarılı yapan şey enstrümanına ayırdığı vakittir; enstrümanlarımız bizim kırılgan sevgililerimiz adeta, verdiğimiz değeri ısrarla gösterip her an tuşlarına dokunmazsak küsüveriyorlar. Piyanomu küstürmemek onun bana kattıklarına karşılık borcum. Zamanımı ayırdıkça, sürekli öğrenmeye ve gelişmeye çalıştıkça başarılı bir piyanist olma yolunda ilerliyorum.

İlk sahneye çıktığın anı anımsıyor musun? Bize biraz anlatır mısın? Neler hissetmiştin? 

İlk sahneye çıkışım 9 yıl önce, Gaziantep’te valilik kupası yarışması sırasında olmuştu. O gün gelene kadar sahneye çıkmadan önce çok gergin olacağımı düşünüyordum ama o gün içimde o kadar tatlı bir heyecan olmuştu ki. İnsanların beni dinleyecek olması beni germiyor tam tersine mutlu ediyordu. O yarışmada finale kalmıştım ve benim için çok anlamlı bir anı. 

Sonraki sahne anılarımda bolca gerginlik var, zaman geçtikçe sahne kavramı beni mükemmelliyetçiliğe sürükledi. Yine de sahne arkasındaki o tatlı heyecanla ve şakalaşmalarla geçen dakikaları, sahne ışıklarını hiçbir şeye değişemem.

Katıldığın yarışmalar ve aldığın ödüllerden de bahseder misin biraz Doğa? 

Gaziantep Valilik Kupası Yarışması’nda 2. olmamla başlayan yarışma serüveni 2017 yılında Pera Piyano Yarışması ile devam etti. Yine 2017 yılında Mozart Akademi Piyano Festivali’nde jüriler tarafından üstün başarı ödülüne layık görüldüm. 2019 yılında yine Mozart Akademi Piyano Festivali’nde Müzikalite ve Müzikal Dinamikler başarı ödülü aldım. Pandemi döneminde online “Evde Sanat Var” festivalinde seyirci ve Gülsüm Onay ve Renata’nın da bulunduğu jüri özel ödülü aldım. Aynı organizasyonun yarışmasında ise onur ödülü aldım. Bunun dışında çeşitli festivallere ve etkinliklere katılmaya devam ediyorum.

Piyano hayatında nasıl bir önceliğe sahip? 

Piyano benim için elime kalem kağıt alıp yıllar öncesinde yaşamış insanlarla mektuplaşmak gibi, tuşların siyah ve beyazı arasında yepyeni renkler keşfetmek gibi, kelimelerin uyuşturduğu dilimi notalarla çözmek gibi. Piyanomun başına oturduğumda onunla dertleşiyorum, beni iyileştiriyor ve müzik gibi bir iletişim diliyle aramda bir köprü oluyor. Hayatımın hiçbir dönemini piyanosuz geçirebileceğimi sanmıyorum, piyano benliğimin çok önemli bir parçası. Onunla yürüyeceğimiz daha çok yol var. 

Bilim ile klasik müzik arasında sence nasıl bir bağ var? 

Bilim benim için araştırma ve analiz tutkusu demek. Bu tutku ile her yere bakıyorum ve bir şeyleri inceleyip derinlemesine kavramanın getirdiği bir dinginlik keşfediyorum. Bu dinginliği bir eseri öğrenip en ince detaylarına kadar çalışırken ve bestecisiyle bir bağ kurmaya çalışırken de hissediyorum, bu da bu iki unsurun ortak noktası benim için.  

Buna ek olarak bilim adı verilen bu araştırma ve analiz işlemini de müzik gibi bir sanat olarak görüyorum, öyle ki her şeyin derinliklerine inildikçe duyulan bir melodisi var bence ve bu melodiye en yakın bulduğum şey klasik müzik. Bu açıdan iki konuya olan ilgim de birbirinden besleniyor, biri olmazsa diğeri eksik kalıyor.

Klasik müzik konserlerini ne kadar sıklıkla takip edersin? Mesela sahnede bir piyanisti izlerken kendini de onun yerine koyar mısın? 

Klasik müzik konserlerini izleyip o sahnedekilere özenirim hep, özellikle orkestralara. Sahnede birden fazla enstrümanın bir olup tek bir hikaye anlatmasını çok seviyorum. 

Bir kez sahneye çıktıktan sonra zaten kendimi izlediğim piyanistlerin yerine koymamak mümkün olmadı. Artık performansları izlerken hem dinleyici, hem jüri hem de piyanist oluyorum.

Peki çalmaktan en çok hoşlandığın eserler hangileri? Ve onları sevme sebebini biraz açıklar mısın? 

Romantik dönem eserlerini hep biraz daha yakın hissetmişimdir kendime. Ne kadar teknikten uzak ve duygu yüklü ise çaldığım şey ben de o kadar kendimi kaptırıyorum. Benden bir parça bulduğum eserler ise genellikle Chopin’in Nocturne’leri ve Bach’ın eserleri. Aynı zamanda valtz çalmak ve birilerinin dans etmesine sebep olmak bana çok keyif veriyor. Bunun yanında caz çalmaya da bayılırım, içimdeki vurdumduymaz ve rahatlığın dibini yaşayan karakteri ortaya çıkarıyor caz eserler.

Zaman tünelinden geçip geçmişe ışınlansan tanışmak istediğin, hayatından çok etkilendiğin kompozitör kim Doğa? Ve ona ne sormak, ne söylemek isterdin? 

Bach ve Chopin arasında kaldım, ama bir tane seçmeliysem sanırım Bach diyeceğim. Hiç unutamıyorum, bir gün Suzan hocamla Bach’ın bir eserini çalışırken beni durdurmuş ve Bach’ın Air in G String eserini açıp dinletmişti. Uzay boşluğunda süzüldüğünden bahsetmişti bu melodinin ve onu dinlerken sonsuz bir gökte sakin sakin ilerliyordum. O esnada Bach’ın eserlerindeki bir derinlik çekti beni ve o günden beri Bach’ı tanımak, gözlerine bakıp onu anlamak istiyorum.

Geleceğe dair hayallerinden de bahseder misin bize? Kendini nasıl hayal ediyorsun ileride piyanonla? Bilime olan ilgini piyano tutkunla nasıl birleştireceksin mesela? 

Piyanonun derinliklerini gördüğümden beri bunu öğretmek istiyorum, piyano eğitmenliği benlik bir iş gibi duruyor. İleride çeşitli yerlerde gönüllü ders vererek müzikle dokunmak istiyorum çocuklara. Piyanoyla tanışmak beni gurur duyduğum bir yönde şekillendirdi ve bunu herkesin tatması gerektiğini düşünüyorum. Bilime olan ilgimse bahsettiğim gibi klasik müzik aracılığıyla piyano ile iç içe. Öğrenme ve anlama tutkusuyla hareket edip bunun yanında kadim dostum piyanoya sıkı sıkı tutunacağım. Kim bilir, belki küçüklüğümden beri hayalini kurduğum laboratuvara sahip olur, çılgınca deneyler yaptıktan sonra bunları piyanoma anlatırım

Bana düşüncelerimi ve hislerimi tanıtma ve kendimi açıklama fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ederim. Genç yeteneklerin görülüp keşfedilmesinde yadsınamaz bir katkınız ve gençlere ihtiyaç duydukları motivasyonu veren bir çalışma yürüttüğünüz düşünüyorum. 

Ben de çok teşekkür ederim bu keyifli söyleşi için Doğa. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s