Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?

Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor.

yapay zeka

Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… 

Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: 

Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? 

Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli… 

Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. 

Bir yandan bugünün ve geleceğin diline şimdiden aşina olmak için gerekli becerileri edinmeleri şart. Bir yandan da çocukların güvenliği, mahremiyeti ve iyi olma halini birçok alanda kuşatan, onları birer veri kaynağına indirgeyen, bilinçli kullanılmadığında dipsiz bir kuyuya dönüşebilen riskler yumağından söz ediyoruz. Çünkü temel becerileri yaşlarının çok ötesinde gelişebilse de, günün sonunda onların çocuk olduğunu unutmamak gerekiyor. 

Ödev Arkadaşından Dert Ortağına

Bu konuya dair yakın tarihli bir araştırma da göz kırpıyor bana masaüstümden. Digital Wellness Lab tarafından yayımlanan “How Teens Are Using AI to Learn, Create, and Connect” (Çocuklar Yapay Zekayı Öğrenmek, Yaratmak ve Bağlantı Kurmak için Nasıl Kullanıyor?) başlıklı çalışma, 2025’in sonlarında ABD, Brezilya ve Fransa’da yaşayan yaklaşık 2.850 çocukla (13–17 yaş) yapılan bir araştırmaya dayanıyor. 

Bu yeni araştırma, çocukların yapay zekâ sohbet botlarını nasıl kullandığını, ne hissettiğini ve ülkeler arasında hangi farkların ortaya çıktığını inceliyor. 

Bu tür araştırmaların verilerini titizlikle okumak ve kendi sosyolojik gerçekliklerine uyarlayacak şekilde analiz etmek önemli çünkü artık yapay zekâ önüne set çekilebilecek bir dalga değil. Ama asıl gereken şey, bu sert dalganın çocukları önüne katıp onların iyi olma hallerini ve temel becerilerini köreltecek etkiler doğurmamasını sağlamak. 

Araştırmada öne çıkan bulgular şöyle: Üç ülkede de çocukların yapay zekâyı en sık kullanım amacı öğrenme ve araştırma. Çocuklar yapay zekâyı özellikle ödev, bilgi edinme, fikir geliştirme ve okul çalışmalarında kullanıyor.

Ancak kullanım bununla sınırlı değil. Özellikle Brezilya’daki çocuklar yaratıcı üretim, kişisel tavsiye alma, duygusal destek, sosyal bağlantı kurma amacıyla da yoğun biçimde yapay zekâ kullanıyor.

Ülkeler arasında belirgin kültürel farklar var: Brezilyalı çocuklar yapay zekâyı en sık kullanan ve ona en olumlu yaklaşan grup. Fransız çocuklar yapay zekâya daha geç uyum sağlamış ve en şüpheci grup. Amerikalı çocuklar ise orta noktada duruyor ancak yapay zekânın toplumsal etkileri konusunda en fazla kaygı duyan grup olarak öne çıkıyor.

Cinsiyet farkları da dikkat çekiyor: ABD’de erkek çocuklar, kız çocuklarına göre yapay zekâyı bağımsız öğrenme ve yaratıcı üretim için daha fazla kullanıyor.

Çocuklar Aslında Hangi Boşluğu Dolduruyor?

En yoğun kullanıcılar (her gün yapay zekâ kullanan çocuklar), onunla daha kişisel ve duygusal ilişkiler kuruyor. Tavsiye alma, dertleşme, sosyal-duygusal destek arama gibi kullanım biçimleri bu grupta daha yaygın. “Alfa Kuşağı” arasında özellikle pandemiyle birlikte artan yalnızlık, onları yapay zekâya daha bağımlı hale getiriyor. 

Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri de bu: Yapay zekâ artık çocukların hayatında sadece teknik bir araç değil, bazı çocuklar için arkadaşlık, rehberlik ve duygusal destek alanına da girmeye başlamış durumda. Özellikle Brezilya’daki kullanım örüntüleri, yapay zekânın sosyal bir “eşlikçi” gibi görülmeye başlandığını gösteriyor. 

Bununla birlikte bu araçlara içkin duygusal manipülasyon ve bağımlılık yaratma potansiyeli gibi riskler, çocukların iyi olma halini korumak adına ciddi anlamda bir düzenleme gerektiriyor. 

Bence araştırmanın en çarpıcı yönü, çocukların yapay zekâyı ne kadar kullandığından çok, onu hangi boşluğu doldurmak için kullandığını göstermesi. Eğer bir çocuk ödevini yapmak, sorularına yanıt bulmak ya da yalnız hissettiğinde dertleşmek için giderek daha sık yapay zekâya yöneliyorsa, burada yalnızca teknolojiyi değil; okulun, ailenin ve akran ilişkilerinin çocuklara ne kadar alan açabildiğini de sorgulamak gerekiyor. Araştırmacılar bu nedenle yapay zekâ okuryazarlığının eğitime dahil edilmesi, çocuklara uygun etik tasarım ilkeleri geliştirilmesi ve yoğun yapay zekâ kullanımının psikolojik etkilerinin daha fazla araştırılması gerektiğini vurguluyor. Zira dijital dünya karşısında çocukların göreceği zarar konusunda daha kaygılı ve telaşlı olmak (moda tabiriyle “dron ebeveynlik” yoluyla çocuğu dijital araçlar üzerinden sürekli takip edip denetlemek) çocuğu korumuyor. Ama onun ödevinin tümünü yapay zekâ ile yapmasının veya arkadaşlarıyla bir sorunu olduğunda çözümü onu sürekli onaylayan bir mekanizmadan beklemesinin yanlışlarını anlatacağımız bir ortam kurmak gerekiyor. Çocuğu asıl koruyan, onun yapay zekânın tehlikeli boyutlarına karşı okuryazar yapılması ve dijital becerilerinin güçlendirilmesi. 

Kuper’in de belirttiği gibi, gelişmiş ülkelerde birbiri ardı sıra sosyal medya yasakları geliyor. Bir yandan da yediden yetmişe dijital detoks hareketleri hız kazanıyor; dijital dünyanın ve yapay zekânın çocukların yaşantısını ve zihinsel becerilerini örümcek ağı gibi doludizgin sarıp sarmalamasına karşı adeta küresel çapta isyan bayrağı çekiliyor. Dijital dünyanın denetimsiz kullanımının çocuklarda bellek, odaklanma ve okuma gibi temel becerilerini zayıflattığı yönünde OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın 2022 test sonuçları başta olmak üzere giderek daha fazla bilimsel veri birikimi de söz konusu. 

Dijital Dünyaya Karşı Küresel İsyan

Çocuklara yönelik sosyal medya önlemlerini başlatan ülke ise geçen sene sosyal medya kullanımını 16 yaş altındaki bireylere yasaklayan Avustralya oldu. Onu ABD’de bazı eyaletler ile İngiltere, İtalya gibi ülkeler izledi.

Kısa süre önce Florida Başsavcılığı, OpenAI ve CEO’su Sam Altman’a dava açtı ve 83 sayfalık dava dilekçesinde yapay zekânın okul saldırıları gibi kitle saldırılarını kolaylaştırdığı, çocuklarda ve gençlerde intiharı teşvik ettiği, küçük yaşta kullanıcılara yönelik gerekli güvenlik önlemlerine sahip olmadığı ve kullanıcıların eleştirel düşünme becerilerini zayıflattığı yönünde iddialar öne sürüldü. Geçen sene Florida Devlet Üniversitesi’nde iki kişinin ölümüyle sonuçlanan bir silahlı saldırıda yapay zekâ sohbet botunun rolü ön plana çıkmıştı, zira şüpheli kişi saldırıyı planlamak için ChatGPT’den duygusal destek almış, onunla fikir alışverişi yapmıştı. 

İngiltere’de Smartphone Free Childhood (Akıllı Telefonsuz Çocukluk) akımı giderek zemin kazanıyor. Akıllı telefon bağımlılığından kurtulmak için okullar ve ebeveyn toplulukları çapında uzlaşma metinleri imzalanıyor; çocukların belirli bir yaştan sonra sadece eski tip, sadece arama yapıp kısa mesaj gönderebilen, uygulamasız telefonlar kullanmasına izin veriliyor. Buradaki amaç da çocukları adeta özgürleştirmek, dikkatlerinin çalınmasını önlemek, okul başarılarını artırmak ve ruh sağlıklarını korumak. Hatta bu akım neredeyse bir tür “retro moda” haline gelmiş durumda. Fransa, İspanya ve İrlanda’da konu halen etraflıca tartışılıyor. Türkiye’de de kısa süre önce 15 yaş altına sosyal medya yasağı kabul edildi. 

İsveç ise titiz bir İskandinav anlayışla işi bir adım daha ileri taşıyarak artık eğitimde dijital cihazları aşamalı şekilde terk edip, mis kokulu defterlere, kitaplara, kalemlere geri dönme kararı aldı. Amaç, çocukların derslere daha fazla odaklanmasını, yazma ve okuma becerilerini geliştirmesini sağlamak. 

Yapay zekânın çocukların bilgiye erişimlerindeki katkısı yadsınamaz. Ancak öğrenmenin giderek dijital araçların tekeline girmesi, kolay ve hızlı erişimin konfor alanında düşünme becerilerini köreltip yaratıcılığı azaltması, gerçek dünyadan uzaklaşıp dijital yalnızlığın dehlizlerine kaçış Batılı ülkelerin de bu gidişata bir set çekme gereği duydukları bir yöne doğru evriliyor. 

Analog bilgi edinme arayışları ve kütüphanelerde saatlerce bir bilginin peşine düşüp merak duygusunun yarattığı o çocuksu heyecandan mahrum kalış da çocukların ruhsal, bilişsel ve duygusal gelişimini kaçınılmaz şekilde köreltiyor ve sıradanlaştırıyor. Adeta entelektüel bir atrofi hali… 

Empati Taklidi Yapan Makineler

Digital Wellness Lab araştırmasının sonuçlarının Türkiye’de de karar alıcılar ve ebeveynler tarafından dikkatli bir gözle okunması gerekiyor. Hatta benzer araştırmalar için kaynak yaratmak, bu araştırmaları politika çıktılarına dönüştürmek de gerekiyor. 

Çocuklar fikir almak için yapay zekâya başvururken, sosyal-duygusal sorunları veya örneğin akran zorbalığından “kurtulma” yolları konusunda da bu araçları kullanıyorlar. Çünkü yapay zekâ, sizinle empati yapıyormuş gibi davranıyor. Oysa çocukların gerçek iletişime, gerçekten empati yapmayı öğrenmeye ihtiyaçları var. Bugünün çocukları her bir soruya anında cevap veren sistemlerin içinde, gerçek ilişkilerin sabır ve karşılıklılık gerektiren doğasından uzaklaşma riski taşıyor.

Çocuklar sosyal olarak kendilerini başkalarıyla bağlantılı hissetmediklerinde, duyulmadıklarında, internet önlerine birer “dijital çocuk bakıcısı” olarak sunulduğunda, kendi ürettikleri dijital kimlikler üzerinden var olmaya ve kriz anlarında yalnızlık hislerini bu şekilde bastırmaya çalışıyorlar. 

UNİCEF’in 2025 yılı sonunda güncellediği Yapay Zekâ ve Çocuklar konulu rapor da çocukların yapay zekâ karşısında savunmasız olduğunu anımsatıyor bizlere… Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor.

Çocukların yapay zekâyla ilişkisini düzenlerken hedefimiz onları teknolojiden ve yapay zekâdan topyekûn uzaklaştırmak değil; eleştirel düşünme, problem çözme ve insan ilişkileri kurma becerilerini koruyacak bir dengeyi inşa etmek olmalı. Çocuğun karşısındakinin bir insan olmadığını bilmesi, çocukların erişebildiği yapay zekâ araçlarının da onların duygudurumlarını dikkate alarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor. 

Bu süreçte de dünyada çocuklar ve yapay zekâ konusunda ciddi bir merak, uyanış ve araştırma dalgası başlamışken, kendi iç kaosumuzdan mümkünse bir an önce kurtulup, artık çocuğa, gence, kadına öncelik veren o ideal düzeni kurmak gerekiyor. 

Geçtiğimiz günlerde büyük şair Ahmed Arif’in 35’inci ölüm yıldönümüydü. Hasretinden Prangalar Eskittim’den şu dize, bana dijital dönüşüm karşısında kitabın, sözün, umudun, insan ilişkilerinin sıcaklığının ne kadar önemli olduğunu anımsatır her defasında: 

“Dayan kitap ile

Dayan iş ile

Tırnak ile, diş ile, 

Umut ile, sevda ile, düş ile.” 

Araştırmayı merak edenler için: Digital Wellness Lab at Boston Children’s Hospital, D. Bickham, S. Schwamm, N. Powell, K. Elliott, K. Tiches, M. Carter ve M. Rich, How Teens Are Using AI to Learn, Create, and Connect: Insights from Brazil, France, and the United States(Boston, MA: Digital Wellness Lab at Boston Children’s Hospital, 2026), https://digitalwellnesslab.org/pulse-surveys/pulse-survey-how-teens-are-using-ai-to-learn-create-and-connect/?utm_medium=email&_hsenc=p2ANqtz-8mYwHLN3_M0XHcLfMtap4W7CoovsUNsYaYinMvX7azjvwMt9plyXEuGntyNoDj0aVFSFh8_UuxZMoR5zCDBWi4fYx-dg&_hsmi=417586163&utm_content=417586163&utm_source=hs_email

Yorum bırakın