Başarılı flütçü Lena Kolgu: “İçimde bir yerlerde daha iyisini yapabileceğime dair o sesi hep dinliyorum”

26 Mayıs 2004 yılında Bursa’da doğan Lena Müge Kolgu, müziğe 5 yaşında, henüz harflerden önce nota öğrendiği bir yaşta, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nda solist ve korist olarak başladı ve bir yıl sonra da Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ilkokulunun piyano bölümünü kazandı. Akabinde, bir yıl boyunca Boğaziçi Sanat Akademisi’nde Aylin Doğan ve Cem Doğan ile piyano ve solfej derslerine devam eden Lena, 2013 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı yarı zamanlı flüt bölümünü kazandı ve Özlem Noyan ile çalışmalarına başladı. “Flüt benim kaderimdi” diyor bu dönemi anlatırken Lena. Devam eden yılda ise tam zamanlıya geçti ve Prof. Ayla Uludere’nin öğrencisi oldu. Aynı sene katıldığı bir masterclass sırasında Nice Konservatuvarı bölüm başkanı ve Fransa’da Flüt alanında yaptığı katkılardan dolayı üstün hizmet madalyası ile ödüllendirilen Prof. Sibel Pensel’in dikkatini çekti.

2015 yılında başka bir masterclass sonrasında ünlü İtalyan Flüt virtüözü Prof. Davide Formissano’dan özel davet alarak kendisinin bir haftalık ustalık sınıfına katıldı ve Prof. Formissano’nun çalıştırdığı en küçük flütçü ünvanını kazandı. 

Mimar Sinan Üniversitesi’nde devam eden eğitimin yanı sıra başta Prof. Sibel Pensel ve Prof. Davide Formissano olmak üzere, Prof. Gülşen Tatu, Prof. Sergei Saitte, Prof. Michael Wolf, Prof. Silvia Carredu, Prof. Mauricio Lozano, Prof. Jürgen Franz, Prof. Caroline Debonne, Jocelyn Auburn, Matthieu Gauci-Ancelin, Sarah Louvion ve yılların tecrübeli hocası Prof. Maxen Larrieu’nin ustalık sınıflarına katılarak kendini hem müzikal anlamda hem de vizyon açısından geliştirdi.

2016 yılında Varna’da düzenlenen 1.Uluslararası Flüt yarışmasında “Genç Yıldız” mansiyon ödülünü aldı. 2017’nin Ocak ayında Fransa’da düzenlenen 8.Uluslararası Flüt yarışmasında okul arkadaşı Zeynep Bölük ile katıldıkları Duo kategorisinde 1.oldu.

2018 yılında Nice’de düzenlenen yarışmaya ise solo olarak katıldı ve kendi yaş kategorisinde jüri oy birliği ile yine 1.oldu. Bir yıl sonra ise yine solo olarak katıldığı yarışmadan kendi yaş kategorisinde 1.olarak ayrıldı ve 3 yıl üst üste Fransa’dan 1.likle dönen ilk Türk kızı oldu.

Aynı yıl 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na geçiş yapan ve Çiler Akıncı Talu ile çalışmalarına devam eden ve “bu hayatta tutkunun karşılığı benim için flüttür” diyecek kadar da enstrümanına sımsıkı sarılmış olan Lena, 2021 yılında pandemiden dolayı Fransa’da online olarak düzenlenen uluslararası yarışmada 2.oldu.

2021-2022 eğitim yılında Prof. Jülide Gündüz’ün sınıfına devam edecek olan ve kendisini Fransız ekolüne yatkın olarak tanımlayan Lena bu zamana kadar Prof. Pensel’in yönlendirmesi altında gelişimini sürdürüyor. Eğitimi, parçaları, ustalık sınıfları ve bu sınıflardan alınan geri dönüşümleri bile takip eden Prof. Pensel, Lena’nın üniversite eğitimini mutlaka Nice’de yanında yapmasını istiyor. İngilizce, Fransızca, Rusça konuşabilen, halihazırda İspanyolca da öğrenen Lena burs bulabildiği taktirde eğitimini ve gelişimini Fransa’da devam ettirmeyi planlıyor.

“Benim en büyük hayalim virtüöz olmak. Sahne bu dünyada kendimi en rahat hissettiğim ve de olmak istediğim tek yer. Orada olmak tüm o ışıkların ve seyircilerin bakışlarının üzerimde olduğunu hissetmek beni çok heyecanlanırıyor. Dünyanın her yerinde konserler vermek istiyorum ve benim gibi çocukların hayatlarına, hayallerine dokunmak istiyorum” diyor Lena, tüm çocuksu masumiyeti ama bir o kadar da kararlı duruşuyla, ve ekliyor: “Klasik müzik konserlerine gitmek sadece bir görev değil benim için; kendimi o sahnede hayal etmek beni daha da çok hırslandırıyor. Gelecekte nerede olmak istediğimi hatırlatıyor bana.”

Onu bu noktaya getiren öğretmenlerini hep büyük bir minnetle anımsayan ve hepsinin üzerindeki emeğini ayrı ayrı takdir eden, geçmişiyle ve geleceğiyle barışık bir müzisyen olan Lena’yı ben çok değerli bir flütist olarak Türkiye ve dünya sahnelerinde şimdiden hayal etmeye başladım bile. Lena için ise hayal etmek, gerçekleştirmenin yarısı aslında. Bu doğrultuda da çok büyük bir özveri ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürüyor ve uygun finansal imkanları yakalaması halinde Türkiye’yi dünyada en güzel şekilde temsil edecek bir virtüöz olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kendisini, geçmişini, geleceğini ve hayallerini tanımaya ne dersiniz? Çok keyifli bir söyleşi bekliyor sizi aşağıda:

Merhaba Lena. Çocuk flütistler arasında ismin son dönemde hep öne çıkıyor, öncelikle seni çok tebrik ederim. Ama bu başarı sürecinin bir arka planı da var kuşkusuz. Flüte ilgin nasıl başladı? Şu anda flüt alanındaki eğitimin nasıl devam ediyor?

Müziğe 5 yaşımda Çukurova Devlet Senfoni Çocuk korosunda başladım. Harflerden önce nota okumayı öğrendim ben. Oradaki hocamız Nevin Apaydın’dı. Kendisi halen Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası nda Flütist.6 yaşında Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü kazandım. Daha sonra ailevi sebeplerden İstanbul’a geri taşınınca 1 yıl boyunca Boğaziçi Sanat Akademisi kurucularından olan Aylin Doğan ve Cem Doğan hocalarımdan ders aldım. O sırada Aylin hocam ellerimin çok küçük olduğunu ve başka bir enstrümana yönelmem gerektiğini söyledi. Sınavda piyanonun yanı sıra babam viyolonsel yazmıştı, ancak merdivenleri çıkarken anneme flüt istediğimi söyledim ve annem de hemen tercihimi değiştirdi. Bilinçaltımda belki Nevin Hoca’dan etkilendim bilemiyorum, ama bildiğim tek şey, flüdün benim kaderim olduğu.

Flüt hayatında nasıl bir önceliğe sahip?

Her şeyden önce geliyor benim için. Ne olursa olsun, ne yaşarsam yaşayayım kendimden sonra bu hayatta en önemsediğim şey flütüm.

Peki bu durumda flütten uzak kaldığında ve ona geri kavuştuğunda neler hissediyorsun?

Açıkçası strese giriyorum, çalışmayı çok seven biriyimdir ve boş geçirdiğim her vakit beni strese sokuyor. Flütüme tekrardan kavuştuğumda ise gerçekten çok rahatlıyorum.

Anlaşılan flüt hayatında çok önemli bir yere sahip. Ama bir yandan da çok güzel bir çocukluk süreci içerisindesin. Flüt çalmadığın zamanlarda hobilerin nelerdir?

Genelde arkadaşlarımla olup onlarla vakit geçiriyorum. Onun dışında mutlaka yoga yapmaya çalışıyorum kendimi stresten uzak tutmak için. Ayrıca yabancı dillere karşı çok ilgim var. Bu meslekte sınırların olmadığını biliyorum ve çalıştığım yabancı profesörlerin hepsi İngilizce dışında diğer dillere de çok hakimlerdi. Ben de İngilizce ve Fransızca için kursa gittim ama evde kendi kendime Rusça ve İspanyolca da çalışıyorum . Hatta annem dalga geçer benimle çok, “Fransızca için kursa yolluyorum, çocuk Rusça konuşup geri geliyor” diye.

En çok beğendiğin Flütistler ve kompozitörler hangileri?

İlk başta Prof.Sibel Pensel şu anda Nice Konservatuarı bölüm başkanı ve Fransa’ya Flüt alanında yaptığı hizmetlerden dolayı Kraliyet nişanı ile onurlandırılan bir Flütist. Beni 9 yaşında İstanbul’daki Masreclass’da gerçek anlamda keşfetti ve ne olursa olsun benden asla vazgeçmedi. Bugün eğer bir Lena Kolgu gerçeği varsa tamamen Prof.Pensel sayesindedir.

Prof. Davide Formisano’nun dünyada çalıştırdığı en küçük flütist benim. 10 yaşındaydım bizi Fransa’ya Masterclassına davet ettiği zaman. Bir hafta boyunca benimle sadece flüt değil, bazen yerlerde yanıma yatarak yuvarlanarak hem diyafram çalıştırdı hem de benimle beraber çocuk oldu. Bugün bile Prof.Formisano egosu ve sertliği ile bilinir. Ama benim tanıdığım Formisano bu kalıpların çok dışında…

Ve Emmanuel Pahud… Bir çok defa canlı dinleme şansına sahip olduğum, şahsen tanıştığım bir virtüöz. Bir gün tıpkı Denizcan abi (Denizcan Eren) gibi yanında çalmayı hayal ettiğim bir flütist kendisi…

Kompozitör olarak ise Debussy, Edvard Grieg ve Mozart en çok beğendiklerim…

Biraz da hayal kuralım Lena. Bir zaman makinen olsa ve geçmişe ışınlansan hangi besteciyle tanışmak ve ona ne söylemek / sormak isterdin?

Kesinlikle 1800’lerin sonuna gider ve Debussy ile tanışmak isterdim. Klasikten romantizme o geçiş dönemini canlı yaşamak ve Debussy’e Syrinx’i bestelerkenki duygularını sormak isterdim. Nelerden etkilendiğini, neleri hayal ettiğini gerçekten çok merak ediyorum.

Hobilerinin yanı sıra bir de bir gerçeklik olarak disiplinli bir şekilde flüt egzersizleri yapman gerekiyor. Günde kaç saat flüt çalışırsın? Zamanını yönetirken arkadaşlarınla vakit geçirmekten fedakarlık etmek zorunda kaldığın oluyor mu?

Günümün aslında büyük bir çoğunluğu flüt çalışarak geçiyor. Tabii ki sabit olarak 3-4 saat aralıksız çalışmıyorum ama küçük aralar vererek yaptığım çalışma 4-5 saati buluyor. Bazı günler flüt çalışmak zorunda olduğum için kendi özel hayatımdan fedakarlık etmem gerekiyor ama bu zorunluluktan asla gocunmuyorum. Benim için flüt dışında her şey bir şekilde telafi edilebilir ama flüdümün benden talepleri asla!

İlk flüte kavuştuğun anı tarif eder misin, neler hissettin?

Doğruyu söylemek gerekirse çok küçüktüm ve neyle karşı karşıya olduğumu pek anlamamıştım. Baktığınız zaman üzerinde delikler, tuşlar olan, soğuk metal bir çubuk. Hatta annem bana “Dünyada göz hakimiyeti kurulmadan çalınan tek enstrüman seninki. O yüzden çok iyi duyman lazım onu anlayabilmek için. Sonrasında zaten sen bile inanamayacaksın” demişti.

Haklıymış, bazen ben bile inanamıyorum çıkan seslerin güzelliğine ve beni bu kadar derinden etkilemesine.

Kendine dair gelecek hayallerini bizimle paylaşır mısın? Yurtdışında okuma hayallerin varsa hangi ülke ve neden?

Benim en büyük hayalim virtüöz olmak. Sahne bu dünyada kendimi en rahat hissettiğim ve de olmak istediğim tek yer. Orada olmak, tüm o ışıkların ve seyircilerin bakışlarının üzerimde olduğunu hissetmek beni çok heyecanlandırıyor. Dünyanın her yerinde konserler vermek ve benim gibi çocukların hayatlarına, hayallerine dokunmak istiyorum.

Neden Fransa derseniz, bu yaşıma kadar hem Alman ekolünün hem de Fransız ekolünün en önde gelen hocalarıyla birçok defa ders yaptım ve onların da benim de fark ettiğimiz en net şey tarzımın kesinlikle Fransız ekolüne yakınlığıydı.

Planlamalar liseye Fransa / Nice’de başlamam yönündeydi ancak kendi olanaklarımla bu mümkün olmadı ve şimdi de Euronun halini göz önünde bulundurursak üniversitede pek olası gözükmüyor, ama yine de kesinlikle üniversiteyi Fransa’da okumak istiyorum Prof.Pensel hocamın yanında.

Bu güzel hayalini gerçekleştirme sürecinde ulusal ve uluslararası bağlantılar kurmada masterclass’ler elbette oldukça önemli. Sen de çok değerli ustalık sınıflarında yer aldın. Bu sınıflarda flüt çalma tarzında nasıl bir gelişim fark ettin? Bu sırada aklında kalan, hiç unutamadığın “öğütler” oldu mu? Onları da paylaşır mısın?

Tabii ki hepsi bana farklı farklı çok şey kattılar. Bugünkü tekniğim, duruşum ve müzikalitem tüm o çalışmaların harmanlanmasıdır aslında.

Benim için en değerli olan öğütlerden biri ise Prof.Formisano’nun ‘’Kimsenin aklında nasıl başladığın kalmaz, nasıl bitirdiğin kalır. Ve akıllarda yer edinmek istiyorsan bitirişlerini hep en güzel şekilde yapmak zorundasın’’ demesiydi.

Bugün bile bazen kendi çalışımdan memnun olmadığım ama devam etmek zorunda olduğum anlarda bunu hatırlar ve son ana kadar eseri güzelleştirmeye çalışırım.

Bu maliyetli eğitim sürecinde herhangi bir kurumsal destekten yararlanıyor musun?

Hayır maalesef ki yararlanamıyorum.

Flüt çalma tarzın üzerinde hangi ekol daha etkili, Alman mı Fransız mı?

Fransız ekolü benim flüt çalma tarzım üzerinde daha etkili. Birçok ekolden flüt sanatçılarıyla çalıştım fakat üzerimde en etkili olan ekol Fransız ekolüdür.

Şu ana kadar hangi yarışmalara katıldın ve bunlardan nasıl ödüllerle döndün?

Bu zamana kadar 1.Uluslararası Varna Flüt yarışması benim ilk yarışmam ve ilk ödülüm “Gelecek Vaad Eden Yetenek” idi. Daha sonrasında son 4 yılda Fransa’da düzenlenen Uluslararası Flüt Yarışma’sında ard arda 3 birinciliğim ki bunlar jüri oy birliği ile olan birinciliklerdir. Bu yıl da pandemiden dolayı online düzenlenen yarışma da 2.liğim var.

Aslında hedefim yine 1.likti ama online olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Anlatmak, dinleyiciye geçirmek istediğim şeyleri tam aktaramayacakmış hissine kapılyorum. Kendi kendimi egale edecektim ama bu da nazar boncuğum olsun seneye kesin 1.likle döneceğim.

İlk aldığın ödülü anımsıyor musun? Neler hissetmiştin?

İlk aldığım ödülde çok küçüktüm, hayatımda ilk defa bir yarışmaya katılıyordum ve açıkçası hiç ümidim yoktu. Fakat ödülü kazandığımı duyduğumda mutluluk ve heyecandan konuşamamıştım. Varna’da katıldığım ilk yarışmada “Gelecek Vaad Eden Yetenek” ödülünü almıştım. Halen evde en özel yerde duruyor…

Tek başınayken de mutlu olmak için flüt çalar mısın?

Özellikle tek başımayken ve de çok sinirliyken sakinleşmek için flüt çalarım. Daha önce üzerinde çalışıp yapamadığım eserleri, pasajları o hırsla çalışırım ve ilginç bir şekilde o anda hepsi tam istediğim gibi olur. Bu tatmin duygusu, o anda yapabilmemin hazzı beni tamamen sinirden uzaklaştırıp mutlu ediyor.

Flüt çalmaktan en çok hoşlandığın eserler hangileri ve bu eserler sende nasıl duygular uyandırıyor?

Taktakishivili Flute Sonata, her bölümü gerçekten benim için çok özel, özellikle 2.bölümü…

Aria:Moderato con moto,çalarken ağladığım bir bölüm. Acı,üzüntü ve özellikle de kalp kırıklığının notalara dökülmüş hali benim için.  

2. olarak da Francais Poulenc’ten Flute Sonata gerçekten çok keyifli ve neşeli bir eser; çalarken çok mutlu oluyorum.

Flüdü bir renkle eşleştirmeni istersem hangi renk olurdu ve neden?

Kesinlikle kırmızı olurdu, kırmızı bana göre tutkunun rengi ve bu hayatta tutkunun bendeki tek karşılığı flüt.

Arkadaşların da senden sonra flüde merak saldılar mı? İçlerinden senin izinden gidip çalmaya başlayanlar oldu mu? Onları böyle güzel bir şekilde etkilemekten hoşlandın mı?

Verebileceğim en bariz örnek Mimar Sinan Konservatuarı’ndayken kendi sınıfımdan bir kemancı ve bir piyanist arkadaşımın flüde geçmesi sanırım. Hatta o dönemdeki hocam Prof.Ayla Uludere bir gün bana gelerek “Yeter artık ortalık yerde çalma, herkes flüde geçmek istiyor senin yüzünden” diye takılmıştı.

Flüt çalmayı en çok hayal ettiğin mekan neresi ve neden?

Hamburg’taki Elbphilharmonie Opera binası… Hamburg’ta bir masterclass’a gittiğimde görmüştüm ve gerçekten büyülenmiştim. Dışardan bakıldığında ne kadar hantal gözükse de içerideki akustik performansın şu anda kendinden ne kadar söz ettirdiğini siz de bilirsiniz.

O sahnede o akustikle solist olarak çalmak istiyorum.

Pandemi öncesinde klasik müzik konserlerine gider miydin? Kendini de o sahnede hayal eder miydin?

Her sanatçı ve sanatçı adayı gibi ben de tabii ki özellikle hafta sonu konserlerini kaçırmamaya gayret ediyordum. Klasik müzik konserlerine gitmek sadece bir görev değil benim için; kendimi o sahnede hayal etmek beni daha da çok hırslandırıyor. Gelecekte nerede olmak istediğimi hatırlatıyor bana.

Son olarak merak ettiğim bir şey daha var. Flüt dersi aldığın ve seni bu kadar özenli bir şekilde yetiştiren öğretmeninin sana verdiği ve hiç unutamadığın öğüt hangisi?

Prof Pensel’in söylediği ve hayat felsefem olan bir öğüt var: “Kötü bir sanatçı çaldığını duymaz, orta düzeyli bir sanatçı çaldıktan sonra duyar ve çok iyi bir sanatçı ise çalmadan duyar, kendini ona göre hazırlar ve en iyisini yapar.”

O yüzden ben asla çaldığımdan memnun olmam. Hocalarım ne kadar oldu deseler de içimde bir yerlerde daha iyisini yapabileceğime dair olan o sesi hep dinliyorum. O yüzden de küçücük bir pasaj için koca bir gün çalıştığım olmuştur…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s