Genç piyanist Gülce Sevgen: “Müziğin derinliğini ve sizde yarattığı duyguları açığa çıkarmaktan korkmayın”

24 yaşındaki genç piyanist Gülce Sevgen, piyanoyla henüz 5 yaşındayken Samsun’da tanıştı ve o andan itibaren piyanistlik hedefinin peşinden bir an olsun ayrılmadı. Hatta küçükken ne olmak istediği sorulduğunda “ya müzik yapan ressam ya da resim yapan müzisyen” dermiş… 2008 yılında ailesiyle birlikte Ankara’ya taşınarak Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Oya Ünler’in piyano öğrencisi olarak eğitimine başladı.

14 yaşındayken 2 sene boyunca İlhan Baran’ın özel armoni ve 20. Yüzyıl Müziği öğrencisi olan Sevgin, konservatuvardaki eğitimi sırasında yurtiçinde ve yurtdışında pek çok masterclass ve festivallere katılarak uluslararası alanda da kendisini göstermeye başladı. Henüz 18 yaşına gelmeden Gottlieb Wallisch, Stefan Arnold, Markus Schirmer, Roland Batik gibi önemli isimlerle çalıştı. İlhan Baran’ın öğrencisi olmak ise ona kariyerinde çok değerli bir katkı sundu. “İlhan hoca her zaman kendimizi geliştirmemiz konusunda bize öğütler verirdi, sadece müzikten de değil hayatın her alanından bahsederdi. Onun hayat deneyimlerini dinlerdik, bizi her zaman araştırmamız ve sorgulamamız konusunda desteklemiştir. Derslerimiz Caz ve 20. Yüzyıl müziğinden tutun Bach’ın korallerinin armonik analizlerine kadar dolu dolu geçerdi. Onu en son 2015 yılında gördüğümde Cesar Franck’ın Prelüd, Koral ve Füg’ü üzerine konuşmuştuk ve bu eseri mutlaka onun için çalmamı söylemişti. Ne yazık ki ona canlı çalma fırsatım olmadı fakat eseri her çalıştığımda İlhan Hoca’yı düşünürüm” diye aktarıyor kendisine dair minnetini.

Lise eğitimini Ankara Devlet Konservatuvarı’nda tamamladıktan sonra üniversite eğitimine Viyana’da “Musik und Kunst Privatuniversität der Stadt Wien”de Roland Batik’in sınıfında başladı, ikinci senesinde sınıf değiştirerek Alman piyanist Klaus Sticken ile çalışmalarını sürdürdü. Bu süreçte Evgeny Sinaiski, Luca Monti ve Denise Benda ile oda müziği çalıştı. Üniversite eğitimi sırasında uluslararası yarışmalarda dereceler kazandı. Viyana’da “Musikverein Wien” ve “Gesellschaft für Musiktheater” Rotterdam’da “de Doelen” gibi konser salonlarında performanslar sergiledi, Türkiye’de ise Ankara başta olmak üzere pek çok ilimizde resitaller verdi ve festivallerde yer aldı. İtalya, Türkiye ve Hollanda’da düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceler kazandı. Masterclass ve çeşitli festivallerde çalıştığı piyanistler arasında Alexander Jænner, Naum Grubert, Denys Proshayev, Margeret Fingerhut, Frank Braley, Stefan Arnold gibi önemli isimler yer almaktadır.

2019 yılının Haziran ayında, Viyana’da bulunan Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin tarihi binasında bir resital veren Gülce Sevgen şu anda yüksek lisans eğitimine 2019 yılında taşındığı Rotterdam’da Bart van de Roer’in sınıfında devam ediyor.

Piyanoyla arasında çok romantik ve bir o kadar da başarılarla donatılmış bir ilişki olan Gülce Sevgen’i tanımanızı çok arzu ederim. Aşağıda kendisiyle çok keyifli bir söyleşimiz sizi bekliyor:

Gülce hanım merhaba. Çocukluğunuzdan başlarsak, müziğe yeteneğiniz nasıl ortaya çıktı ve neden piyanoya yöneldiniz? Sanırım konservatuara başlamak için Samsun’dan Ankara’ya taşınacak kadar büyük bir tutkuyla sarıldınız piyanoya.

Öncelikle merhabalar, bu güzel röportaj ve ilginiz için teşekkür ederim. Benim ailemde müzisyen yok fakat hem annem hem de babam müzikle çok ilgililer. Küçük yaşlarımdan itibaren evde hep klasik müzik çaldığını hatırlıyorum. Evimizde bir piyano vardı, o dönemlerde ablam da piyano dersi alıyordu, ben de aslında 4 yaşımda ondan özenip kendi isteğimle başlamışım piyanoya. Müziği ve sanatın her dalını her zaman çok sevdiğimi hatırlıyorum. Hatta küçükken ne olmak istediğim sorulduğunda ya müzik yapan ressam ya da resim yapan müzisyen dermişim…

Sonrasında ben ortaokula geldiğimde ailemin ve piyano öğretmenimim desteğiyle profesyonel müzik eğitimi alabilmem için Ankara’ya taşındık. O sıralarda sık sık Samsun’dan Ankara’ya seyahat edip konservatuvar sınavlarına hazırlandığımı hatırlıyorum.

Birçok müzisyenin hayalini süsleyen İlhan Baran’ın öğrencisi oldunuz. Kendisinin hiç unutamadığınız öğütleri, yönlendirmeleri olmuştur. Bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı aralarında?

İlhan Baran’la çalışmak çocukluk yıllarımda bana sunulan en değerli fırsatlardan biriydi. Bazen keşke müzikte daha olgunlaştığım dönemde de onun öğrencisi olabilme fırsatım olsaydı diye sık sık düşünürüm. Ortaokul döneminde haftada 1 gün küçük bir grup ile ders yapardık, tüm derslere koşa koşa gittiğimi hatırlıyorum. İlhan hoca her zaman kendimizi geliştirmemiz konusunda bize öğütler verirdi, sadece müzikten de değil hayatın her alanından bahsederdi. Onun hayat deneyimlerini dinlerdik, bizi her zaman araştırmamız ve sorgulamamız konusunda desteklemiştir. Derslerimiz Caz ve 20. Yüzyıl müziğinden tutun Bach’ın korallerinin armonik analizlerine kadar dolu dolu geçerdi. Onu en son 2015 yılında gördüğümde Cesar Franck’ın Prelüd, Koral ve Füg’ü üzerine konuşmuştuk ve bu eseri mutlaka onun için çalmamı söylemişti. Ne yazık ki ona canlı çalma fırsatım olmadı fakat eseri her çalıştığımda İlhan Hoca’yı düşünürüm.

20.yüzyıl klasik müziği konusunda eğitim aldınız. Bu müziği önceki çağlardan farklı kılan özellikler sizce neler?

20. Yüzyıl dünyada pek çok alanda sınırların aşıldığı, yeniliklerin hayatımıza bir anda girdiği bir dönemdir. Aynı şey müzik için de geçerli. Özellikle 20. Yüzyıl ortasından itibaren besteciler daha önce hiç denenmemiş ve uygulanmamış teknikler geliştirmeye başladılar. Klasik müziğin katı kuralları geç romantik ve empresyonizm ile birlikte çoktan yıkılmaya başlamıştı ve artık insanlar alışılagelmiş armoninin ve çalış yöntemlerinin dışına çıkıp, müziğe deneysel gözle de bakmaya başlamışlardı. Bu da serial, minimal, aleatorik gibi birçok yandalın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda film endüstrisi ile birlikte film müziği gelişmeye başlamıştır.

Peki 20.yüzyılda sizin için vazgeçilmez olan kompozitörler ve piyanistler hangileri?

Vazgeçilmez demek çok zor fakat 20. yüzyıl stillerinde minimal müziğin temsilcileri olan Philip Glass, Steve Reich gibi bestecilerin eserleri ilgimi çekiyor. Aynı zamanda tabiki Alban Berg 2. Viyana Okulu’nun çok önemli bir temsilcisi ve Op.1 Piyano Sonatı’nı mutlaka çalmak istiyorum. Fakat şuanda 20. Yüzyıl müziğine ekstra bir ilgi duyduğumu söyleyemeyeceğim.

Piyanistler için ise, çok sayıda efsanevi piyanist özellikle romantik dönem sonrası ortaya çıkan konser piyanistliği ve virtüözite kavramlarından sonra kendilerini ortaya koymuş ve konser piyanistliği kariyeri oluşmuştur. Aynı zamanda bence ülkeler arası ulaşımın kolaylaşması, konserlerin saraylardan konser salonlarına yayılması da 20. Yüzyılda yaşanan virtüöz patlamasına sebep olmuştur. Vladimir Ashkenazy, Alfred Brendel, Claudio Arrau yorumlarını en beğendiğim efsanevi piyanistler arasındadır.

Müzik tarihinde hangi dönemde yaşamak isterdiniz?

Romantik dönem. Repertuvarıma baktığımda son dönemlerde Romantizm’e karşı büyük bir ilgim olduğunu görüyorum. Hem erken romantiklerden olan Schubert, Schumann hem de geç romantik olarak saydığımız Liszt ve Brahms’ın yeri bende çok ayrıdır. Duygularıyla yaşayan ve insan ilişkilerime de bunu yansıtan bir insanım. Romantik dönemin mübalağlı anlatım şekli ve bestecilerin hislerini eserlerde açıkça notalara dökmesi beni en çok çeken şeylerden birtanesi. Döneme baktığımız zaman hem müzikte, hem edebiyatta herşey dolu dizgin yaşanıyor. Aynı zamanda Beethoven sonrası gelen müzikte aydınlanma ile besteciler eserlerinde daha cesur tutumlar sergilemeye başlamış ve bu müzikte uç noktaların da ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Piyanoya en çok yakıştırdığınız eşlikçi enstrüman hangisi ve neden?

Bu soruya kesin bir cevap vermek çok zor çünkü her enstrüman için yazılmış bize hoş gelen ya da gelmeyen eserler vardır. Aynı zamanda yorumcu da çok büyük bir faktör. Aynı eseri bir duodan dinleyip uyumlarını ve müzikalitelerini yakalayamazsan başka bir duodan dinleyip tüyleriniz diken diken olabilir. Özellikle piyano ve çellonun çok güzel bir uyumu olduğunu düşünüyorum ayrıca bu ikili için yazılan eserleri hem çalmaktan hem de dinlemekten yıllardır büyük bir keyif almışımdır. Üflemelilerden ise aynı şeyi obua ve korno için söyleyebilirim.

Repertuarınızda olmazsa olmaz besteleri de öğrenmek isterim.

Aslında repertuvarı her zaman konserin temasına göre belirlerim. O konserde seyirciyle ne paylaşmak istersem onu repertuvara alırım ve güzel bir uyum yakalamaya çalışırım. Son zamanlarda Brahms Op.118’leri repertuvarıma çok sık ekledim ayrıca bende mitolojik hikayesi ile çok ayrı bir yeri olan Liszt si minör Ballade da çok sık çaldığım eserlerden. Galiba Viyana’da okuduğum için Beethoven yorumlamaktan da çok büyük keyif alıyorum.

Piyanoyla ilk çaldığınız besteyi anımsıyor musunuz peki? Çocukken bazı bestelerde zorlandığınızda neler yapardınız?

Çok küçükken çaldığım eserleri ne yazık ki hatırlayamıyorum, ilk hatırladığım konserimde Mozart 16 numaralı Do Majör Sonat’ın birinci bölümünü çalmıştım. Şuanki sakin yapımı o zaman da koruyormuşum, zorlandığımda oturup sakince çalışmaya devam ederdim. Teknik çalışmaları hiç aksatmazdım.

Peki sizi örnek alan çocuk müzisyenlere piyano tekniği, eğitimi ve çalışma disiplini açısından neler tavsiye edersiniz? Siz nasıl bir çalışma temposu izliyorsunuz? Nelerden feragat ediyorsunuz?

Düzenli ve disiplinli çalışmak tabiki bir müzisyenin hayatında olması gereken en önemli şey. Bazen bu motivasyonu korumak hem dış etkenlerden hem de kişisel faktörlerden dolayı zor olabiliyor. Benim önerim çalışmayı başka insanlarla yarışmak ya da yalnızca enstrüman derslerinizin güzel geçmesi için değil, kendiniz için yapmanız ve sadece kendinizle bir yarış halinde olmanız. Müziğin derinliğini ve sizde yarattığı duyguları açığa çıkarmaktan korkmayın çünkü günümüzde o kadar fazla iyi çalan müzisyen var ki, farkımızı ortaya koymamız yalnızca müziğin kendi içimizde yarattığı izlenimleri ve duyguları açığa çıkarmamızla mümkün. Tabiki disiplinli çalışmak bu işin olmazsa olmazı. Aynı zamanda mutlaka çalıştığınız eser hakkında bir araştırma yapın, o eserin hikayesini, bestecinin o eseri yazarkenki ruh halini öğrenin.

Başarı elbette görece bir kavram, ama genel çerçeveden baktığımızda başarılı bir piyanistin olmazsa olmaz özellikleri neler olmalı sizce?

Başarılı bir piyanist bence kendi stilini oturtmuş, müzikte belirli bir olgunluğa ve bilgiye ulaşmış, kendisini bu özellikleriyle çevresine kabul ettirmiş bir piyanisttir. Eserler seçimlerini teknik zorlukları düşünerek değil, müzikal anlayışı oturtmak ve eseri yorumlamak için yapan piyanist başarılı bir piyanisttir.

Yurtiçi ve yurtdışında birçok ustalık sınıfına katıldınız. Henüz 18 yaşına gelmeden Gottlieb Wallisch, Stefan Arnold, Markus Schirmer, Roland Batik gibi önemli isimlerle çalıştınız. Bunların toplamı olarak düşündüğümüzde bu deneyimler neler kattı?

İlk defa yurtdışında bir masterclassa katıldığımda 14 yaşındaydım. Aslında baktığınız zaman 14 yaş birden çok piyanistle çalışmak için riskli bir yaş. Henüz müzik algısının tam olarak oturmadığı bir dönemde çok farklı stillerde hocalarla çalışmak büyük kafa karışıklığı yaratabilir. Ne şanslıyım ki hayatım boyu hep bana pozitif anlamda çok şey katan ve başarılı olmam için beni itekleyen piyanistlerle çalıştım. Çalıştığım her piyanist bana farklı özellikler kattı. Tabiki ilk zamanlarda bilgiye aç olduğum için herşeyi kabul ediyordum, yaşım ilerledikçe dışardan aldığım bilgileri daha çok elemeye ve değerlendirmeye başladım. Özellikle küçük yaşlarda yönlendirme çok önemli. Herkes yurtdışında okumalı diye bir kural tabiki yok fakat en azından birkaç kere kısa süreli yurtdışında masterclasslara katınılmalı diye düşünüyorum, hele de iyi bir isimle çalışmanın müzikte bambaşka bir perspektif katacağına eminim.

Üniversite eğitimi için Viyana’ya gittiniz. Avusturya’da müzik eğitimi ve bilhassa piyano eğitimi Türkiye’dekinden hangi noktalarda farklı?

Benim Viyana’ya gittiğimde en önce farkettiğim şey konservatuvarda hocalardan tutun öğrencilere kadar herkesin müzik yaparken ne kadar zevk aldığıydı. Bu da çok büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Bu şekilde müziği gerçekten içselleştirip dersleri bir görev olarak değil de hayatın keyifli bir parçası olarak görmeye başlıyorsunuz. Böylece enstrümanın başına oturduğunuzda bir sonraki dersim iyi geçsin, gereklilikleri yerine getireyim diye değil de gerçekten müzik yapmak ve gerçekten piyano ile vakit geçirmek istediğiniz için çalışıyorsunuz. Bu durum çalışma saatlerinin otomatik olarak artmasına sebep oluyor  Biz Viyana’da düzenli olarak her hafta konser salonunda birbirimize çalıyorduk, sonrasında ise hepbirlikte kutlama yapmaya gidilirdi. Eser hazır olmasa bile elimizden gelenin en iyisiyle onu sahnede çalardık, bu şekilde konser gerginliğimi neredeyse tamamen yendim diyebilirim.

Fotoğraf: Yuko Higa

Öte yandan Avrupa’da birçok seçkin mekanda resitaller verdiniz. Peki akustiği, izleyici profili, mimarisiyle sizi en çok büyüleyen konser salonu hangisi oldu?

Aslında her mekan, her seyirci çok özel çünkü her biriyle kıyaslanamaz deneyimler ve anılar biriktiriyorsunuz. Çok küçük ya da özensiz bir salonda bile çalsanız çok büyük deneyimler kazanabilirsiniz. Eğer akustik ve mimari açıdan bakarsam Viyana’nın biraz dışında yer alan 1130 yılında inşa edilmeye başlanmış bir şatodaki konserimden bahsedebilirim. Çok geniş bir salonu vardı, kocaman camlarından içeriye ışık vuruyordu ve duvarlarda elle çizilmiş figürler vardı. Çalarken çok etkilendiğimi hatırlıyorum.

Katıldığınız yarışmalar ve derecelerden bahseder misiniz biraz da? Ardından sizin yarışmalar konusundaki görüşünüzü öğrenmek isterim, çünkü birçok müzisyen de yarışmaların mantığını ve müzisyen üzerinde bazen doğurduğu tahrip edici etkiyi eleştiriyor.

Aslında benim hiçbir zaman yarışma ve derece odaklı bir eğitim hayatım olmadı. Hayatımda sadece 3 yarışmaya katıldım, onlardan derece alarak ayrıldım fakat sadece bir yarışmaya odaklanıp sırf ona çalıştığımı hatırlamıyorum. Genelde hep o anki repertuvarıma uyan yarışmalara katıldım. Aslında pandemi bittiği zaman gerçekten odaklanıp büyük bir yarışma için hazırlanmak istiyorum. Yarışmaya katılırken hem çok sakin hem de kendinizden emin bir tavırda olmanız gerekiyor. Çalarken sonuca odaklı değil, o anı bir konser, jürinin de aslında sizi dinleyen izleyiciler olduğunu düşünüp çalabildiğinizde o tahrip edici etkinin azalabileceğini düşünüyorum. Bence başarılı olmak için mutlaka yarışma kazanmak gerek diye birşey yok fakat bu da hayatınızda ne istediğinize göre değişir. Eğer solist olup adımı duyurmak istiyorum diyorsanız ne yazık ki şuan dünyada her alanda olduğu gibi yarışa içsel olarak hazır olmalısınız.

Türkiye’de müzikten sorumlu bakan olsanız müzik eğitimi ve kültür-sanat hayatına dair değiştireceğiniz başlıca şeyler neler olurdu? Veya başka bir ifadeyle, Türkiye’ye dışarıdan bakıldığında hangi eksiklikler gözünüze çarpıyor?

Türkiye’de klasik müzik alanında çok büyük bir tabu olduğunu düşünüyorum. Klasik müzik ile halka inme konusunda ne yazık ki başarısızız. Hep belirli isimlerle, belirli repertuvarlarla ve belirli izleyici kitlesiyle kendi içimizde dönüp duruyoruz. Benim gibi genç yaşta yurtdışına gitmiş ve şuanda eğitimini bitiren çok sayıda müzisyen arkadaşım var. Aslında biz ülkemizde sorumluluk almak ve aldığımız eğitimle bu ortama katılmak için hazırız fakat birçoğumuz iş bulamama, değer görememe endişesi ile Türkiye’ye dönmeye tereddüt ediyor. Böylece de çıkmaz bir döngünün içine doğru sürükleniyoruz. Daha fazla yenilenme, daha fazla iş imkanı, kültür sanata ve sanatçıya verilen değerin artması ile birlikte ego savaşlarının azalması gerektiğini düşünüyorum.

Yurtdışında oldukça masraflı bir eğitim sürecinden geçtiniz, geçiyorsunuz. Peki bu süreçte herhangi bir burstan, destekten yararlandınız mı?

Benim bu süreçte hem maddi hem de manevi en büyük destekçim ailem olmuştur. Aynı zamanda Viyana’daki lisans eğitimim süresince Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’nın bursiyeri oldum.Yurtdışına ilk gittiğim sene kur değerinin daha düşük olması nedeniyle bu kadar zorlanmamıştık fakat sonraki seneler gerçekten hem yurtdışında olan ben hem de Türkiye’deki ailem için çok zorlu geçti diyebilirim.

Şu anda yüksek lisans eğitiminizi Hollanda’da sürdürüyorsunuz. Burada kültür-sanat hayatı nasıl? Sık sık klasik müzik konserlerine katılır mısınız?

Hollanda’ya master eğitimim için 2019 senesinin Ekim ayında taşındım. Hollanda yeniliklere çok açık bir ülke, klasik müziğe Avusturya kadar düşkün olduklarını söyleyemem ama yine de ilk gittiğim aylarda pek çok konsere katıldım ve yer aldım. Gittiğimin 5. Ayında pandeminin ortaya çıkmasıyla tabiki hayat orada da durdu. Derslerin online olmasıyla birlikte ben de geçen yazdan beri Türkiye’deyim. O yüzden Hollanda’daki kültür-sanat hayatını doya doya yaşayıp göremedim.

Peki yakın dönem projeleriniz ve hayalleriniz nelerdir?

Bu ay içinde Hollanda’daki master eğitimimden mezun oluyorum ve Türkiye’ye geri taşınacağım gibi gözüküyor. Bu aslında benim için çok heyecanlı bir durum çünkü 18 yaşından beri Türkiye’den çok uzakta kalmışım. Şuanda burada karşıma çıkan fırsatları değerlendiriyorum ve gelecek yolumu çiziyorum. Bu fırsatları değerlendirirken solo kariyerimden de vazgeçmemeyi planlıyorum. Sahnede olmaktan ve piyanoyla bütünleşmekten çok keyif alıyorum. Bence eserin son notasını çaldıktan sonra olan kısa sessizlik ve ardından gelen alkışlar paha biçilemez. Aynı zamanda farklı insanlarla işbirliği yapmayı ve daha büyük bir organizasyonun parçası olmayı da çok seviyorum. Bir oda müziği triosu kurmayı planlıyorum. Geçen sene planladığım bir konser turnesi vardı; Türkiye, Almanya, Avusturya ve Hollanda’yı kapsayan. Pandemiden sonra rahatça seyahat edebildiğimizde bunu da gerçekleştirmek isterim.

Son olarak, kadın bir piyanist olarak güçlü bir duruşunuzla öne çıkıyorsunuz. Sizin “süpergücünüz” nedir?

Bu soruya sevgi demek istiyorum. İnsan, hayvan, doğa, müzik… dokunduğum herşeye ve herkese önce sevgiyle yaklaşmayı deniyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s