Piyanist Ezgi Aykanat: “Rus bestecilerin piyanoyu korkusuzca, dolu dolu kullanmaları çok hoşuma gidiyor”

1998 yılında Bursa’da doğan Ezgi Aykanat, piyano eğitimine 11 yaşında başladı. İlk performansını Bursa Ulusal Piyano Günleri’ ne katılarak orada sergiledi. 12 yaşında Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın giriş sınavını kazanarak Prof. Beril Çalgan ile piyano çalışmalarına başladı. Öğretmeninin “Neden daha iyisini yapabilecekken bununla yetinesin?” sözü de her zaman hedeflerinin ve hayallerinin çıtasının yüksek olmasını sağladı. 2016 yılında Gümüşlük Festival Akademisi’ne katılarak orada Gülsin Onay, Emre Şen, Ilya Kondratiev ve Emre Yavuz’un ustalık sınıflarına aktif olarak iştirak etti ve festival konserinde yer aldı. Çalıştığı her eğitmen ile farklı teknik çalışmalar öğrenmenin, müziğe ve sanata farklı duygularla bakabilme imkanı edinmek açısından çok faydalı olduklarını düşünüyor.

2018 yılında Uludağ Üniversitesi Gençlik Senfoni Orkestrası ile olan konserde solist olarak yer aldı ve W. A. Mozart’ın 23. Piyano Konçertosunu seslendirdi. Bir sene sonra ise, Bursa Devlet Tiyatrosu’nda Haldun Taner’in yazdığı, müziğini Yalçın Tura’nın yaptığı “Keşanlı Ali Destanı” müzikal oyununun orkestrasında yer aldı. Düzenlenen turne ile oyun Ankara Küçük Tiyatro’da da sahnelendi. Yine aynı sene Uludağ Üniversitesi Gençlik Senfoni Orkestrası ile olan konserde klavsen çalarak yer aldı.

2020 yılında hayalini kurduğu projeyi gerçekleştirmek üzere Nilüfer Belediyesi ile görüşüp ihtiyaç sahiplerine bağış konseri projesini kararlaştırdı. Fakat pandemi nedeniyle verilecek ilk konser duraklatıldı. Projesini bizimle şu şekilde paylaşıyor Aykanat: “Günümüzde klasik müziğin, enstrümantal müziğin merak edilip dinlenilmesinin çok sınırlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar kendilerine uzak görüyorlar. Bu konser projesindeki amacım bunu değiştirmek. Eserlerin hikayeleri, bazı bestecilerin bestelerken bulundukları ruh halleri, imgelemeye çalıştıkları müzik gibi detayları dinleyicilerle paylaşarak o duvarı yıkıp, aslında ne kadar kendi içlerinden bir şeyler bulabileceklerini göstermek. Kısaca, klasik müziği o kalıplaşmış algısından kurtarmak. “

Eğitimi boyunca düzenli konserler vermiş olan Aykanat; Patricia Buzari, Maija Weitz, Gülnara Azizova, Jerfi Aji gibi isimlerin ustalık sınıfında çalışma imkanı buldu. Geriye dönüp baktığında ise yirminci yüzyılda zenginliklerle dolu empresyonizm çağında yaşamayı çok istermiş. “Tüm o oluşan yeniliklere, devrimciliğe, doğaya dönüşe şahitlik etmek ve katkıda bulunmak güzel olurdu. Alışkın olunan kalıpların kırılmasının şaşkınlığını ve heyecanını yaşamak isterdim” diye ifade ediyor sebebini de.

Eğitimine halen Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda lisans son sınıf öğrencisi olarak Prof. Beril Çalgan ile devam eden ve birçok eserin yanı sıra çok iyi bir Çaykovski ve Prokofiev icracısı olma yolunda ilerleyen bu değerli genç piyanistimizi tanımanız için aşağıda kendisiyle çok keyifli bir söyleşimiz sizi bekliyor:

Piyano eğitiminiz görece geç bir yaşta, 11 yaşında başlamış. Müziğe ilginiz nasıl ortaya çıktı ve piyanoya nasıl yöneldiniz? 

Müziğin ruhunu her zaman içimde hissettim. Erken başlamak elbette enstrüman ve müzik açısından bir kazanç. Ancak severek çalıyorsanız tüm mesafeler kapanıyor.
Piyanoya olan ilgim ise kuzenimin piyano çalıyor oluşu sayesindeydi. Onlara her gidişimizde piyanoyu görmek, dinlemek beni heyecanlandırırdı ve bu yüzden hep gitmek, tuşlarıyla oynayarak piyanoyu çözmek isterdim. 

Daha sonra müzik öğretmenimin verdiği piyano derslerine katıldım. Konservatuvara girmem ise tesadüfen giriş sınavının afişini görmemle gerçekleşti. O gün sınav kaydının son günü olduğu için bol koşuşturma ve heyecanla geçti. Piyanoya seçildiğimi öğrendiğimde ise çok mutlu olmuştum. Böylece konservatuvar serüvenim başlamış oldu. 

Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan Prof. Beril Çalgan ile piyano çalışmalarınızı 11 yıldır sürdürüyorsunuz. Peki bu dönem zarfında öğretmeninizin size verdiği ve asla aklınızdan çıkmayan öğütler var mı? 

Sevgili hocam Prof. Beril Çalgan ile çalışmanın benim için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Kendimi her yönden geliştirmem konusunda beni daima teşvik etmiştir. Benim için sadece müzik eğitimimde değil, yaşam yolculuğumda da büyük bir yol gösterici olmuştur. Ne zaman yeni bir eser çalışmaya başlasam ve o heyecanla hemen mükemmel olmasını istediğimde daima, “Önemli olan ve zaman isteyen işin notaları öğrenmek değil, eseri sindirip hissederek çalabilmek” olduğunu vurgular. Onun dışında hep aklımda bulundurduğum “Neden daha iyisini yapabilecekken bununla yetinesin?” sözü de her zaman hedeflerimin ve hayallerimin yüksek olmasını sağlamıştır. 

Katıldığınız ustalık sınıfları size nasıl katkılar sağladı? 

Ustalık sınıfları her anlamda ufuk açıcı özelliklere sahip önemli çalışmalardır. Çalıştığımız her hoca ile farklı teknik çalışmalar öğrenmek, müziğe ve sanata farklı duygularla bakabilme imkanı edinmek açısından çok faydalı olduklarını düşünüyorum. Gözden kaçırdığım küçük bir detayın bile aslında ne kadar güzel tınılar, farklı hayal dünyaları içerdiğini birçok kez fark etmemi sağlamıştır. Aynı zamanda ustalık sınıfları, birbirinden iyi piyanistlerle tanışma imkanı sunuyor olmaları bakımından çok önemliler. 

Müzikal bir oyunun orkestrasında yer aldınız. Bu deneyiminizi anlatır mısınız? 

Müzikalleri çok severim. Birden fazla sanat dalının bir arada oluşu bana hep büyülü gelmiştir. Uzaktan izlemekten farklı olarak içerisinde yer almak ise çok başka bir deneyim. Bildiğiniz gibi piyano özellikle solo bir enstrüman. Ben solo çalmanın yanı sıra birlikte sanat icra etmeyi de çok seven biriyim. Benim için ayrı bir değeri var, çünkü paylaştığımız şey ortak. Müzikle sözlerin ve jestlerin uyumu, sahnede ortak bir şey paylaşıyor olmak, ortak hislerimizi farklı şekillerde izleyiciye-dinleyiciye sunuyor olmak çok ama çok değerli. Müziğimle hep böyle farklı sanat alanlarıyla birlikte yer almayı çok isterim.

Bir yandan da klavsen çalıyorsunuz. Klavsen eğitimini ne zaman aldınız ve piyano ile kıyasladığınızda zorlukları ve kolay yanları neler? 

Klavsen çalmak için herhangi bir eğitim almadım. Bir barok dönem eseri için orkestra şefimiz benden klavsen ile yer almamı istemesiyle bu güzel deneyimi yaşadım. Birkaç hafta klavsen ile vakit geçirmem, çalışmam gerekiyordu ve bu durum oldukça heyecan vericiydi. Her piyanistin bu deneyimi yaşamasını isterim. 

Klavsen, piyano ile kıyaslandığında daha az imkanlara sahip bir enstrüman. Bu yüzden genellikle eşlik enstrümanı olarak tercih edilebiliyor. Nüans yapılması çok sınırlı olduğu için ifadeli çalmak neredeyse imkansız. Bunu başarabilen müzisyenler benim gözümde oldukça değerliler. Tınısı da piyanoya göre daha düşük kalıyor. Çok narin ve dikkatli çalınması gereken bir enstrüman. Diğer bir yandan tuş derinliği her birinde aynı olduğu için pasajlar kolayca akıp gidebiliyor. Tabii bunu sağlamak için de kontrollü ve tüy gibi parmaklara sahip olmak gerekiyor. 

Sizce klavsen Türkiye’de yaşıtlarınız arasında yeterince rağbet görüyor mu, neden? 

Türkiye’de yeterince rağbet gördüğünü düşünmüyorum. Bunun nedeni hem klavsen bölümünün ülkemizde bulunmaması hem de bir klavsene sahip olmanın oldukça zorlu olması bana göre. Fakat bir yandan da günümüzde klavsenin karşımıza daha az çıkması ve pek fazla aşina olunmayan bir sese sahip olması, onu daha ilgi çekici yapıyor. Klavsen, piyanonun atası olan bir enstrüman. Bence ufak da olsa müzik eğitimimizin bir bölümünde klavsen ile çalışmak, konserlerde daha çok yer vermek bu enstrümana olan ilgiyi arttıracaktır. 

Çok değerli bir sosyal sorumluluk projesini başlattınız, ancak pandemi sonrasına ötelendi. Bu projeden de biraz söz eder misiniz? 

Günümüzde klasik müziğin, enstrümantal müziğin merak edilip dinlenilmesinin çok sınırlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar kendilerine uzak görüyorlar. Bu konser projesindeki amacım bunu değiştirmek. Eserlerin hikayeleri, bazı bestecilerin bestelerken bulundukları ruh halleri, imgelemeye çalıştıkları müzik gibi detayları dinleyicilerle paylaşarak o duvarı yıkıp, aslında ne kadar kendi içlerinden bir şeyler bulabileceklerini göstermek. Kısaca, klasik müziği o kalıplaşmış algısından kurtarmak. 

Bunun yanında müziğin eşlik ettiği bu güzel anları, ihtiyacı olanlar için maddi unsur haline getirme düşüncesi beni bu proje için harekete geçirdi. Umuyorum ki pandemi sonrasında tekrar hayata geçireceğiz ve düzenli olarak sürdüreceğiz. 

Düzenli olarak konserler veriyorsunuz. İlk konserinizi anımsıyor musunuz? Ne çalmıştınız ve heyecanlanmış mıydınız? 

İlk resitalim gerçek anlamda unutulmaz olmuştu. İlk resital heyecanının yanı sıra, çaldığım eserlerden biri olan F. Chopin’in op.25 No.12 “Okyanus” olarak bilinen etüdü bu anı unutulmaz yapmıştı. Çok sevdiğim ve çalmak için heyecanlandığım bir eserdi. Fakat eserin ortalarına gelmişken birden tüm salonun elektrikleri gitti ve her yer tamamen karardı. Piyanoyu ve ellerimi göremeyince bir an duraksadım. Sonra aniden, karanlıkta da çalabilirim diye düşünüp tekrar esere devam etmek istedim. Fakat cesaretim pek uzun süremedi ve konsere alkışlarla kısa bir ara vermek zorunda kaldım. Karanlıkta hiçliğe doğru bir selam vererek salondan çıktım. O günden sonra ara sıra parçalarımı gözüm kapalı çalıyorum. O an karanlıkta çalabilmeyi çok isterdim. Böylece dinleyici o karanlıkta tamamen eserle bütünleşir ve tüm odağı kulağına gelen melodilerde olurdu. 

Peki, piyano çaldığınız veya konsere gittiğiniz, sizi büyüleyen bir konser salonu var mı? 

Ankara Küçük Tiyatro’da çalarken orasının otantik atmosferi beni çok etkilemişti. Gümüşlük’teki toprak evde konser vermek de benim için çok büyüleyiciydi. Salondaki konserlerimin aksine, orada doğayla birlikte müzik yaptığımı hissettim. 

Sizin için vazgeçilmez kompozitörler ve piyanistler hangileri? 

Eserlerini çalmaktan en çok zevk aldığım besteciler arasında; Liszt, Prokofiev, Rachmaninoff, Chopin ve Beethoven yer alır.Martha Argerich, Krystian Zimerman, Nikolai Lugansky, Gülsin Onay, Evgeny Kissin, Daniil Trifonov gibi isimler ise mutlaka dinlediğim, yorumuna dikkat ettiğim piyanistler arasındalar. 

Peki kendinizi en yakın hissettiğiniz besteci hangisi? 

Bunun cevabı ruh halime göre her an değişebiliyor. Normalde bu soruya Liszt derdim. Fakat bu sıralar Rus bestecilerine kendimi daha yakın buluyorum. Piyanoyu korkusuzca, dolu dolu kullanmaları çok hoşuma gidiyor. Şu anda kendime en yakın hissettiğim besteci Modest Mussorgsky. Eserlerinde yaratmaya çalıştığı etkiyi, anlatmaya çalıştığı hikayeleri çok seviyorum. Kullandığı beklenmedik armoni geçişleriyle şaşırtmayı başarması da onu daha heyecan verici yapıyor. 

Herhangi bir kurumsal destek / burs imkanından yararlanıyor musunuz? Türkiye’de sizce genç müzisyenlere verilen destek sürdürülebilir ve yeterli düzeyde mi? 

Hayır, şimdiye kadar herhangi bir yerden destek / burs almadım. Fakat eğitimime yurtdışında devam etmek istediğim için artık her türlü imkandan yararlanmaya çalışacağım. Türkiye’de ise genç müzisyenlere belirli bir destek mevcut ama ne yazık ki yeterli düzeyde olduğunu düşünmüyorum. İmkanı olmadığı için eğitiminde zorlanan bir çok yetenekli müzisyen arkadaşım var. 

Müzik tarihini geriye dönüp düşündüğünüzde “keşke yaşasaymışım” dediğiniz dönem hangisidir? 

Yirminci yüzyılda zenginliklerle dolu empresyonizm çağında yaşamayı çok isterdim. Tüm o oluşan yeniliklere, devrimciliğe, doğaya dönüşe şahitlik etmek ve katkıda bulunmak güzel olurdu. Alışkın olunan kalıpların kırılmasının şaşkınlığını ve heyecanını yaşamak isterdim. 

Piyano çalmadığınız zamanlarda neler yaparsınız? 

Belki biraz klasik olacak ama, kitap okuyarak ve müzik dinleyerek kendi dünyama çekilmeyi severim. Aynı zamanda bulabildiğim her fırsatta buz pateni yaparım. Klasik müzik eşliğinde kayarak buzda süzülmek bana terapi gibi geliyor. 

Bundan sonraki kısa vadeli hedeflerinizi anlatır mısınız kısaca? Yurtdışında okuma veya akademik eğitiminizi sürdürme planları var mı? 

Yüksek lisansımı yurtdışında yaparak eğitimimi sürdürmek istiyorum. Öncelikli hedefim bu. Bunun dışında en kısa sürede yukarıda bahsettiğim konser etkinliklerini gerçekleştirmek istiyorum. Şimdilik kısa vadeli planlarım bunlar 🙂 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s