Korno sanatçısı Mustafa Kaplan: “Bir enstrümanı çalmaya başlamadan önce tüm sorunlarını, kötü anıları kapıdan girerken askıda bırakmak gerek”

Herkesin müziğe başlama öyküsü birbirinden ilginç ve biricik. Korno sanatçısı Mustafa Kaplan’ın ise bu büyülü yolculuğa adım atması, ablası sayesinde olmuş. Müziğe ilgisi 5-6 yaşlarında başlayan Kaplan’ın ablasının o dönemde ilkokulda çarşamba günleri öğleden sonra müzik dersi olurmuş. Küçük Mustafa ise, dersin yapıldığı sınıf zemin katta olduğu için hep bisikletiyle camın kenarına gidip dersi izlermiş büyük bir hayranlıkla. Bir süre sonra müzik öğretmeni bu durumu elbette fark etmiş ve onu görüp camdan içeri alırmış. Müzik dersini bu “ısrarlı takibi”, ona ilk başta ablasının müzik öğretmeninin blok flüt çalmayı öğretmesiyle sonuçlanmış. Öyle ki müzik öğretmeni yıl sonunda onu teşvik etmek için de bir karne hazırlayınca dünyalar onun olmuş; çünkü artık müziğe olan ilgisinin takdir gördüğünü fark etmiş. İlkokula başladığında blok flütü sular seller gibi çalabilen küçük Mustafa bu yüzden üst sınıfların müzik dersine götürülüp, “örnek öğrenci” olarak gösterilirmiş.

Ardından konservatuar eğitimi başlamış. Ama okulu evinden en az 40 km uzakta olduğu için bu yolu, ona katkı sağlayacak bir şekilde geçirmesi gerektiğini fark etmiş Mustafa Kaplan. “Yoldayken hep senfonileri, diğer enstrümanların önemli konçertolarını ve operaları dinlerdim. Bu diğer enstrümanları daha yakından tanımamı ve onlarla beraber çalarken onlara nasıl uymam gerektiğini bana öğretti” diye anımsıyor o günleri. Ve o andan itibaren Bilkent Senfoni Orkestrası’na dek uzanan bir korno sanatçılığı macerası başlamış.

On sekizinci yüzyılda Johann Sebastian Bach’ın “Branderburg Konçertoları” eserine iki korno eklemesiyle birlikte orkestralara dahil olan, Joseph Haydn ve Wolfgang Amadeus Mozart’ın da akabinde orkestra eserlerinde iki korno kullanmasıyla birlikte ayrılmaz bir parça olan korno, genç müzisyen Mustafa Kaplan’ın yeteneğiyle birlikte Türkiye’de giderek daha popüler hale geliyor. “Bir orkestrada genelde en az 2 korno bulunur, eserlerin yoğunluğuna göre bu sayı sahne üstünde 8 kornoya kadar, sahne arkasında ise 6 kornoya kadar değişebiliyor. Geniş ses ve ton aralığı sayesinde hem bakır üflemeliler ile hem de tahta üflemeliler ile yeri geldiğinde eşlik rolünü üstlenir, yeri geldiğinde ise herkesin tüylerini diken diken edecek sololar ile solo pozisyonda bir rol üstlenir” diye tanıtıyor sevgili enstrümanını Mustafa Kaplan.

Obua, fagot ve çello grubuyla birlikte çalmayı ise herşeyden çok seviyor genç korno sanatçımız. “Onlarla çalarken birbirimize bakıyorsak ve gülümsüyorsak işte o an kendimi bambaşka bir yolculuğa çıkıyor gibi hissediyorum” diyor hatta bu “altın uyumu” ifade etmek için. Üniversite hayatı boyunca Türk Eğitim Vakfı’nın vermiş olduğu “TEV Üstün Başarı Sanat Bursu”ndan yararlanan Mustafa Kaplan, halihazırda vicdani bir yükümlülük olarak gördüğü bir şeyi, e bursa ihtiyacı olan kardeşlerime Türk Eğitim Vakfı aracılığı ile yardımcı oluyorum.

Stravinsky’nin “Bahar Ayini” eseri veya Richard Wagner’in “Ring” eserindeki korno sesleri eşliğinde aşağıdaki söyleşiyi okumanızı tavsiye ederim. Ardından da belki 20. yüzyıl Çağdaş Türk Müziği bestecisi olan Ferit Tüzün’ün Esintiler adlı senfonik eserinde temaya eşlik eden kornoları dinleyerek bu güçlü ve bir o kadar da nazik enstrümanı yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz.

Fotoğrafı çeken: Emre Ergenç

Müziğe olan ilginiz nasıl, kaç yaşında başladı? Şimdi nasıl ilerliyor? 

Aile içinde müzik ile herhangi bir bağlantısı olan hiç kimse yoktu. Müziğe ilgim aslında 5-6 yaşlarında başladı. Ablam o zamanlar ilköğretim 3.sınıftaydı ve çarşamba günleri öğleden sonra müzik dersi olurdu. Dersin yapıldığı sınıf zemin katta olduğu için hep bisikletimle camın kenarına gidip dersi izlerdim. Bir süre sonra müzik öğretmeni beni görüp camdan içeri alırdı ve onlarla birlikte bana da blok flüt çalmayı öğretirdi. Bu süreç tam 1 yıl boyunca her hafta devam etti, hatta müzik öğretmeni yıl sonunda benim için de bir karne hazırlayıp bana vermişti ve bu beni çok mutlu etmişti. Ben ilkokula başladığımda blok flüt çalmayı çoktan öğrenmiştim ve müzik öğretmenim beni dersten alıp üst sınıfların müzik dersine götürürdü, onlara örnek olarak gösterirdi. 

2008 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Elhan Rüstemov’un korno sınıfında başladım ve eğitim hayatım boyunca birçok zorlukla karşılaştım. Okula gidip gelebilmek için bile her gün otobüsle en az 40 km yol yapmak zorundaydım. Yoldayken hep senfonileri, diğer enstrümanların önemli konçertolarını ve operaları dinlerdim. Bu diğer enstrümanları daha yakından tanımamı ve onlarla beraber çalarken onlara nasıl uymam gerektiğini bana öğretti. 

2011 yılında hocamın vefatından sonra korno çalışmalarına Cem Akçora ile devam ettim ve mezun olana kadar olan o süreçte çok büyük deneyimler kazanma şansı yakaladım. 

2019 Haziran ayında mezun oldum ve aynı hafta Bilkent Senfoni Orkestrası’nın açmış olduğu Korno Grup Şefliği sınavını kazanarak tam olarak profesyonel bir hayata adım atmış oldum. 

Klişe bir soru olacak ve bazen bu sorunun yanıtı tamamen konservatuvar giriş sınavlarındaki yönlendirme şeklinde oluyor, ama sizin açınızdan neden korno? Kornoyu sizin için özel kılan özellikleri neler? 

Okula giriş sınavlarına katıldığımda kornonun nasıl bir enstrüman olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu açıkçası. Rahmetli hocam Elhan Rüstemov seçmeler esnasında çaldığında tonuna hayran kalmıştım ve bu gerçekten çok etkileyiciydi. İşte o zaman karar vermiştim korno çalmak istediğime. Korno bakır nefesli çalgılar arasında en geniş ton aralığına sahip bir enstrüman olduğu için son derece zengin, yumuşak tınısı, ona bakır ve tahta nefesli çalgılar arasında özel bir kalite veriyor ve diğer birçok enstrümanın sesiyle iyi bir şekilde harmanlanmasını sağlıyor. 

Korno, bir orkestrada hangi rolleri üstlenir? 

Bir orkestrada genelde en az 2 korno bulunur, eserlerin yoğunluğuna göre bu sayı sahne üstünde 8 kornoya kadar, sahne arkasında ise 6 kornoya kadar değişebiliyor. Geniş ses ve ton aralığı sayesinde hem bakır üflemeliler ile hem de tahta üflemeliler ile yeri geldiğinde eşlik rolünü üstlenir, yeri geldiğinde ise herkesin tüylerini diken diken edecek sololar ile solo pozisyonda bir rol üstlenir. 

Bir korno sanatçısı sağlığını korumak ve enstrümanını çalabilmek için neler yapmalı? 

Şimdi bir korno sanatçısının sağlığı dediğimiz zaman bu ikiye ayrılıyor; psikolojik sağlık ve bedensel sağlık olarak. Bedensel sağlık için; insan vücuduna ne kadar hakim olursa enstrümanına da o kadar çok hakim olur. Tabi bunun için hepimizin düzenli bir şekilde spor yapması, sağlıklı bir beslenme programı yapmamız ve nefes kontrolü içinde kesinlikle egzersizler yapmamız gerekiyor. Ama tabi biz kornocular nedense yemek yemeyi sanat olarak algıladığımız için “çoğu zaman” bu adımlardan birkaçını es geçebiliyoruz😊

Psikolojik sağlığa gelecek olursa; stres ve kaygı başlıca psikolojiye zarar veren etmenlerdir. Herkes kendine bu konuda tedavi yöntemi bulmak zorunda. İster bir hobi edinme olsun ister meditasyon olsun isterse de heyecanlandığı zaman muz yemek olsun, herkesin bu konuyla ilgili başa çıkma yöntemleri farklıdır. Bu yüzden herkes kendi vücudunu dinlemeli ve kendisinin doktoru olmak zorundadır.

Peki sizce kornonun en güzel iki eşlikçi enstrümanı hangisidir? 

Benim orkestrada beraber çalmayı en çok sevdiğim 3 enstrüman var. Obua, fagot ve çello grubu. Onlarla çalarken birbirimize bakıyorsak ve gülümsüyorsak işte o an kendimi bambaşka bir yolculuğa çıkıyor gibi hissediyorum.

Sahnede bu zamana dek yaşadığınız en ilginç anı / anekdotu sormak isterim. 

2017 yılında İstanbul’da Orchestra’Sion ile G. Mahler’in 5.Senfoni’sinin oda orkestrası versiyonunu çalıyorduk. Çaldığımız alan çok geniş bir yere sahip olmadığı için küçük podyumların üstünde duruyorduk ve alkış için ayağa kalktığımızda sandalyemin bir ayağı iki podyumun arasına girmiş ve ben bunu fark etmemiştim. Tekrar yerime oturduğumda ise az kalsın elimde enstrüman ile birlikte yere düşüyordum. Hayatımda sahnede yaşadığım en “ilginç” ve “kötü” anılardan birisiydi.

Şu ana kadar katıldığınız yarışmalardan, ödüllerinizden ve ustalık sınıflarından söz eder misiniz? 

Trakya Üniversitesi’nin düzenlediği 14., 15. ve 21. “Uluslararası Genç Müzisyenler Oda Müziği” yarışmasında değerli grup arkadaşlarım ile “Mansiyon, İkincilik ve Birincilik” ödüllerini kazandık. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda “Mahir Çakar Korno ve Oda Müziği Çalıştayı” benim için çok önemli yere sahip çünkü o zamanlar ilk defa 20’den fazla kornocu ile bir araya gelme şansı yakalamıştım ve orada tekrar anlamıştım ki ben kesinlikle korno çalmalıydım başka bir seçenek olmamalıydı. Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda düzenlenen Kış Okulu’nda Cem Akçora’nın, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda düzenlenen Stefan Dohr ve Radovan Vlatkovic’in, Bilkent Üniversitesi’nde düzenlenen Radek Baborak ve Marie Luise Neunecker’in ustalık sınıflarına katıldım. Hayran olduğum müzisyenlerle beraber aynı ortamda bulunmak bile benim için çok heyecan verici bir duygu.

Şu ana kadar unutamadığınız ve belleğinizden silinmeyen bir konser veya festival hangisi oldu? 

Mart 2020 de dünyanın önde gelen orkestralarından biri kabul edilen “Royal Concertgebouw Orkestrası”ndan bir konser daveti aldım ve onlarla beraber bir konser yapma şansı elde ettim. Bu benim için gerçekten inanılmaz bir tecrübeydi.

Herhangi bir kurumsal destekten / burstan yararlandınız mı? 

Üniversite hayatım boyunca Türk Eğitim Vakfı’nın vermiş olduğu “TEV Üstün Başarı Sanat Bursu” ndan yararlandım. Şu an ise vicdani bir yükümlülüğüm olarak bende bursa ihtiyacı olan kardeşlerime Türk Eğitim Vakfı aracılığı ile yardımcı oluyorum.

Korno, caz gruplarında da çok kullanılan bir enstrüman. Caz müziğiyle aranız nasıl? 

Caz müziğini çok severim sakinleştirici ve dinlendirici bir etkisi oluyor. Kornoda da caz müziğinde ustalaşmış birkaç önemli isim var; Tom Bacon, Tom Varner, Julius Watkins ve Giovanni Hoffer.

Türkiye’de ve dünyada Korno sanatçısı olarak size ilham veren kişiler kimler? 

En başta iyi ve kötü her anımda her zaman yanımda olan, desteğini ve varlığını hiçbir zaman eksik etmeyen hem çok iyi bir solist hem de çok iyi bir orkestra sanatçısı olan canım hocam Cem Akçora gelir kesinlikle. Orkestracı olarak beni gerçekten çok etkileyen Berlin Filarmoni Orkestrası Solo Korno sanatçısı Stefan Dohr diyebilirim. Solist olarak en beğendiğim kişiler ise sırasıyla Hermann Baumann, Radovan Vlatković, Radek Baborak ve Alessio Allegrini.

Sizi örnek alan, üniversitede ders verdiğiniz öğrencilerinize bu yolda ilerlemeleri için nasıl tavsiyeleriniz olur? 

Öncelikle en başta sabırlı olmaları gerekiyor ve hiçbir zaman “yapamıyorum” “yapamayacağım galiba” diye düşünmemeleri gerekiyor. Ve tabi ki müziği ve enstrümanını da çok sevmek gerekiyor. Korno nankör bir enstrümandır, sen onu 1 gün bırakırsan o seni 2 gün bırakır. O yüzden ilköğretim lise çağındakiler için günde en az 3-4 saat, lisans çağındakiler için ise yoğunluklarına göre günde en az 4-5 saat pratik yapmaları gerekmektedir. Bir diğer tavsiyem ise bir tek korno çalanlar için değil diğer tüm enstrümanları çalanlar için. Bazen herkes iyi gününde olmaz, bambaşka dertleri, kafalarını karıştıran başka şeyler olabilir. O yüzden bu tarz durumlarda çalmaya başlamadan önce o tüm sorunlarını, kötü anılarını kapıdan girerken askıda bırakmak gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s