Genç besteci Emircan Pehlivan: “Müzikte, bestecilikte önemli olan şey, ne kadar inatçı olduğundur”

Yılbaşı gecesi dilenen tüm güzel dileklere rağmen pandeminin gölgesinden kurtulamayan yeni yıl, kimimize sağlık, kimimize hastalık, kimimize sürprizler, kimimize çok büyük mutluluklar ve başarılar, kimimize ise çok büyük mutsuzluklar ve başarısızlıklar getirdi. Emircan Pehlivan’a ise, yıllardır emek verdiği bestecilik mesleğinde dört uluslararası ödül getirdi bu yılın ilk ayları:  Zürih’te düzenlenen Pre-Art ve SoundON Müzik Festivali yarışmalarında birincilik, Miami’de düzenlenen Ensemble Ibis Antiqua Fragmentorum Kompozisyon Yarışması’nda ise üçüncülük…

Müzik eğitimine keman ve piyanoyla başlayan, ardından kendini keşfetme sürecinde kalbinin gerçek anlamda attığı yerin “bestecilik” olduğuna karar veren 23 yaşındaki genç besteci Pehlivan, aldığı tüm bu ödüllere rağmen bu ödüllerin ardında besteci açısından nasıl büyük fırtınaların koptuğunu da gizlemeden edemiyor: “Ödül aldığınızın ertesi sabahı, aynı stresle, aynı tedirginlikle yeni bir müziğe başlamanın heyecanını yaşıyorsunuz. Ödül, müzik yazma aşamasındayken geçirdiğiniz depresyonun saatlik karşılığıdır. Emeklerinizin onurlandırılmış diplomasıdır. İnadınızın karşılığıdır. Benim geçtiğim yoldan, yarın başka bir genç besteci geçecek. Bu genç besteci ne gibi fedakarlıklar yapacak? Ona yol gösterecek birileri olacak mı? Bazı acı gerçekleri göze alacak mı? Sabredecek mi? Bu noktada önemli olan şey, o yolda nasıl inatçı olduğundur.”

Birçok projesi pandemi sonrasında hayata geçecek olan genç besteci, kurduğu kontaktlar sonucunda Amerika, İsviçre, Hırvatistan ve Hollanda’da müziklerinin seslendirileceğini müjdeliyor. Ancak Pehlivan, Türkiye’de herhangi bir devlet kurumundan veya özel bir kuruluştan herhangi bir destek göremediğini de özellikle belirtiyor. Hatta, Türkiye’deki önemli bir dergiye, Türkçe verdiği bir röportajdan sonra bile, sadece yurtdışından ünlü bir şef kendisiyle iletişime geçmiş.

Tüm mütevaziliğine rağmen Pehlivan aslında klasik müzik topluluğunun çok büyük bir beğeniyle izlediği bir genç. Kendisi, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nın piyanolu üçlü için beste yarışmasında ikinciliği elde ettikten sonra eseri söz konusu yarışmanın CD’sinde yer alıyor. Besteleri ağırlıklı olarak Avrupa’da seslendirilen Pehlivan’ın Zagreb Festival Orkestrası’nın talebi üzerine bestelediği Orkestra müziği ”Makber”in ise pandemi bitiminde seslendirilmesi öngörülüyor. Pehlivan’a göre, Türkiye’de bestecileri seçimlerinde özgür ve özgün kılan müzik yazım girişimleri, yurtdışında yaşanıyor. Bu da besteciyi aslında birçok açıdan “arafta” bırakıyor: ülkesindekilere burada iş yapmadığı gerekçesiyle yaranamıyor, yurtdışında da yabancı gözüyle bakılıyor.

Pehlivan, İstanbul Besteciler Kolektifi adıyla altı besteci-icracı tarafından kurulmuş bir yeni müzik örgütlenmesinin üyesi. Kurucu üyelerinin her biri, aktif besteci ve icracı-doğaçlamacılardan oluşan Kolektif birbirlerinin bireysel projelerini desteklemek, ortak projeler tasarlamayı ve bunları uygulamayı hedefliyor.

Avrupa’da bestecilik alanında ülkesini de kendisini de çok güzel temsil eden bu genç yeteneğimizi tanımak isterseniz, önce Soundclub hesabındaki bestelerini açıp, ona eşlik edecek şekilde söyleşimizi okuyabilirsiniz. Pehlivan’ın besteleri, ruhumuzu pandemi döneminde ve sonrasında iyileştirmek için bizi bekliyor:

Yeni yılın ilk aylarına dört uluslararası ödülle giren sayılı müzisyenden birisiniz. Müzikle nasıl tanıştınız ve bu yolculuğunuz şu anda nasıl devam ediyor?

Öncelikle ilginiz için teşekkür ederim. Müzikle, ilkokulda müzik öğretmenim sayesinde tanıştım. Daha sonra Güzel Sanatlar Lisesi’nde keman ve piyano eğitimi aldım. 2017 yılında üniversite eğitimim için İstanbul’a geldim. 2019’da, üniversitedeki derslerin yoğunluğundan dolayı, müzik yazmaya zamanımın kalmadığını ve bestecilik mesleğinin sivil olarak daha dişe dokunur olduğunu görüp, eğitimime ara verdim. Şu sıralar, İstanbul’da serbest besteci olarak hayatıma devam ediyorum.

Keman çalmaya başladınız, ama daha sonra besteciliğe yöneldiniz. Bunu tetikleyen sebepler ne oldu?

Kemanı ilk elime aldığımda 10 yaşlarımdaydım. Profesyonel eğitimimi ise lise zamanlarımda aldım. Liseden mezun olunca, nedenini bilmediğim bir şekilde keman çalma hevesimden uzaklaştım. O zamanlar hayalim orkestra şefi olmaktı. Yıllar geçtikçe konsantrasyonumu tek bir alanda toplayıp, besteci olmaya karar verdim. Bu kararımı, bazı bestecilerin düşüncelerinden, yaşam stillerinden etkilenmem ve örnek alma isteğim sonucunda verdim.

Bu zamana değin katıldığınız yarışmalardan, ustalık sınıflarından ve ödüllerinizden biraz söz eder misiniz?

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Benim için herhangi bir yarışmadan ya da festivalden alınan bir ödülün fazla bir anlamı yoktur. Müziklerim, ülkemde seslendirilmediği için bu etkinliklere müzik yazıyorum. Ödül aldığınızın ertesi sabahı, aynı stresle, aynı tedirginlikle yeni bir müziğe başlamanın heyecanını yaşıyorsunuz. Ödül, müzik yazma aşamasındayken geçirdiğiniz depresyonun saatlik karşılığıdır. Emeklerinizin onurlandırılmış diplomasıdır. İnadınızın karşılığıdır. Buraya bütün ödülleri tek tek yazmak istemiyorum. Benim geçtiğim yoldan, yarın başka bir genç besteci geçecek. Bu genç besteci ne gibi fedakarlıklar yapacak? Ona yol gösterecek birileri olacak mı? Bazı acı gerçekleri göze alacak mı? Sabredecek mi? Bu noktada önemli olan şey, o yolda nasıl inatçı olduğundur.

Ciddi müzik yazmaya başladığım günden beri birçok farklı ülkelerdeki etkinliklere müzik yazdım. Her ödül aldığım gecenin ertesi sabahı, besteci arkadaşım, diplomasız öğretmenim Mithatcan Öcal’ın Tarlabaşı’ndaki evinin kapısına dayanıp, o gece müziğimde yazmış olduğum 10 saniyeyi ona dinletme heyecanını yaşadım. Benim için, bu en verimli ustalık sınıfıdır.

Avrupa’da genç bestecilere büyük önem veriliyor. Sanat yönetmenleri ve şefler, müzik yazmaya iştahlı yeni bir besteciyi keşfedip, fırsat vermek istiyor. Bu yüzden, belirli bir yaş aralığının, aktif müzik yazma açısından daha verimli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’deki birçok genç besteci, burada yok sayıldığı için yurtdışındaki etkinliklere müzik yazıyor. Burada, ne yazık ki devlet orkestralarının konser programlarında bizim gibi ‘‘Diplomasız ve sigortasız besteciler’’ yer almıyor-alamıyor. Birçok sebepten dolayı, var olabilmek adına, müziklerimizin seslendirilmesi için yurtdışındaki etkinliklere müzik yazmaya mecburuz.

Besteleriniz Avrupa’da nerede seslendiriliyor ve nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Şimdiye kadar bazı müziklerim, yurtdışındaki bazı gruplar tarafından icra edildi. İlk ciddi siparişimi aldıktan sonra birçok müzisyen ve şefle iletişim kurup birkaç projenin içinde yer aldım. Fakat bu projeler, pandemi nedeniyle ertelendi. Bazı yarışmalar ve festivaller sayesinde farklı ülkelerden, 6 farklı müziğimin icrasını bekliyorum. Pandemi müsaade ettiğinde Amerika, İsviçre, Hırvatistan ve Hollanda’da müziklerim seslendirilecek.

İlk yaptığınız besteyi anımsıyor musunuz? Bize anlatır mısınız?

Açıkcası anımsamak istemiyorum. İlk yazdığım müziklerden biri solo flüt içindi. Son derece keyifsiz ve sıkıcıydı. Bunu yıllar sonra idrak ettim.

Bestecilik Türkiye şartlarında sizce bir meslek mi, uğraş mı?

Bestecilik, günlük mesaisi çok uzun bir meslektir. Ciddi bir masa başı işidir. Bu konu tartışılmamalıdır.

Peki, Avrupa’da besteciliğe yönelik bakış ile Türkiye’yi kıyaslar mısınız? Besteciye yeterli yönlendirme ve destek söz konusu mu?

Avrupa ve Türkiye’de, içinde bulunduğumuz ortamlarda, imkan açısından birçok farklılık var. Bunlar, besteciliğe yönelik bakış açısını da farklılaştırıyor. Kimisi, besteciliğin bir uğraş olduğunu düşünüyor. Kimisi, her besteci öldükten sonra var olacak anlayışında. Yine, Avrupa’da temellerini atmış ‘‘yeni müzik’’ isimli anlayış, birçok besteciyi, geçmişteki ekollerden kısmen uzak tutup, kendi içinde, bir nevi bireysel ekolünü yaratıp yeni tarz müzikler yazmaya itelemiştir. Avrupa’da bu anlayış ön planda. Eski bir arkadaşımın çok sevdiğim ‘‘Avrupa müziği’’ diye bir tanımlaması aklıma geldi. Birbirine benzer müzikler, benzer düşünceler.

Ben Türkiye’deki birçok genç bestecinin daha özgür, daha farklı müzikler yazdığını düşünüyorum.

Destek konusunda ise, Türkiye’de, kendi adıma, devlet ya da özel kurumlardan mesleğime dair şimdiye kadar destek ya da teşvik görmedim. İşin komik tarafı, Türkiye’deki önemli bir dergiye, Türkçe verdiğim bir röportajdan sonra bile, yurtdışından ünlü bir şef benimle iletişime geçmişti.

Beste yazımında şu anda kimlerden yönlendirme ve destek alıyorsunuz?

İstanbul Besteciler Kolektifi’nden…

Beste yazarken ilham kaynaklarınız genelde nereden olur?

Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki bilmiyorum.

Müzik sektöründe çağdaş bestecilik sizce hangi boşluğu dolduruyor, hangi işlevi yerine getiriyor?

Müzik sektörünün çok geniş kapsamda değerlendirilmesi gereken bir olgu olduğunu düşünüyorum. Bir sektör, eğer para akışını sağladığı zaman sektör oluyorsa, çağdaş müzik bir sektördür diyemeyiz. Aksine, yeni müziğin icrası ve konserleri, büyük ölçüde vakıf destekleriyle yürümektedir.

Açık konuşmam gerekiyorsa, çağdaş müzik şu durumda hiçbir boşluğu doldurmuyor.

Pandemide çevrenizdeki müzisyenler ve siz maddi ve psikolojik olarak nasıl etkilendi?

Performanslarımızın ertelenmesi bizi üzse de, müzik yazma açısından bu dönemi verimli geçirdik.

Çağdaş hangi besteci sizin için vazgeçilmezdir ve neden?

Dinlemekten vazgeçemediğim çağdaş bir besteci yok. Dinlerken birçok şeyden vazgeçtiğim bir besteci var: Aslıhan Keçebaşoğlu.

Türkiye ve dünya çapında üyesi olduğunuz besteci oluşumları var mı? Buradaki kişilerle kurduğunuz temaslar, paylaşımlar müziğinizi ne yönde değiştiriyor, dönüştürüyor?

İstanbul Besteciler Kolektifi, altı besteci-icracı tarafından kurulmuş bir yeni müzik örgütlenmesidir. Kurucu üyelerinin her biri, aktif besteci ve icracı-doğaçlamacıdır. Kolektifin üyeleri birbirlerinin bireysel projelerini destekler, çeşitli ortak projeler tasarlar ve bu projelerin işleyiş sürecini her projeye özel farklı görev tanımlamalarıyla takip ederler.

Besteciler –hele ki yeni müzik ya da daha yerinde tanımlamasıyla musique savante bestecileri, ne tür bir çalışma alanında olduklarına, hangi estetiklerin peşinde koştuklarına dair kendilerini anlatmakta şairler ya da ressamlar kadar başarılı sayılmazlar. Birbirleriyle bilgi ya da deneyimlerini paylaştıkları ortamlar da pek azdır; her besteci genelde kendi ıssız alanında kapalı yaşar. Bu durum, bir taraftan işin doğası gereği bir zorunluluktur, zira ciddi müzik besteciliği bir ‘masa başı’ işidir ve günlük mesaisi çok uzundur. Ancak sanat, fikir ve deneyim alışverişinden ciddi oranda beslenir. Bestecilerin kendi aralarındaki iletişimin ötesinde, başka disiplinlerin çağdaş sanatçılarıyla da iletişimlerini arttırması hem günümüz ciddi müziğinin hem de genel olarak çağdaş sanatının ihtiyacıdır. İstanbul Besteciler Kolektifi yeni müzik besteciliğini çağdaş sanatın sözde değil gerçekten bir parçası olarak yaşanması gereken bir etkinlik olduğu düşüncesindedir. Bu bağlamda ICC hem kurucu sanatçılarını sürekli iletişim halinde tutan hareketli ve etkin bir çerçeve işlevi görsün diye, hem de bu sanatçıların komşu ya da daha uzak bilim-kültür-sanat disiplinlerinden zihinlerle birlikte, yeni-yenilikçi bir sanat üzerine düşünce ve proje üretebilecekleri bir buluşma noktası olması amacıyla kuruldu.

Benim bu oluşumun üyeleriyle kurduğum usta-çırak ilişkisi, müziğime ve düşüncelerime yön vermeye devam etmektedir. Bugün onlardan öğrendiğim ağabeyliği, yarın gencecik, müzik yazmaya aç bir besteciye göstereceğim. Umarım bu oluşum böyle devam eder.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s