Piyanosuna Beethoven’ın ruhunu taşıyan Ali Keskin: “İstedikten sonra neler başarabileceğimizi bir düşünsenize!”

Yedi yaşındaki Ali, bir pazar akşamı Bach’ın Invention’ını çalmak üzere piyanosunun başına geçmişti. Ta ki babası odaya girip ona Almanya’da düzenlenen ve 20’den fazla ülkeden 200’ün üzerinde çocuğun katıldığı önemli bir piyano yarışmasında Assoluto Prize (tüm kategorilerin en iyisi / mutlak iyisi) ödülünü aldığını müjdeleyene kadar. “Herhalde bu bir şaka olmalı, oysa 1 Nisan geçeli çok oldu” diye düşündü Ali o anda. Ama değildi. Annesi aldığı ödülün anlamını söyleyince sevinçten dünyalar onun olmuştu.

Müziğe dört buçuk yaşında başlayan, annesinin müzik öğretmeni olmasıyla müziğe adaptasyonu kolaylaşan Ali, çok küçük yaştan evdeki piyanodan çıkan sesleri dinleyip bir gün kendisinin de o piyanonun başına geçeceği günleri hayal ederdi. Bursa’da piyano öğretmeni Elena Çekiç’in elinde şekillenen Ali’ye göre sanki öğretmeni hayatının her anında onun yanındaydı.

Ali için tüm kompozitörlerin yeri çok ayrı olsa da, Bach, Beethoven ve Schumann’ın eserleri de hayatları da çok özel. “Bir müzisyen, yani Beethoven,  duyamadan beste yapabiliyorsa bizlerin istedikten sonra neler başarabileceğimizi bir düşünsenize!” diyor tüm çocuksu heyecanıyla. İmkanı olsa uzayda piyano çalmayı istermiş, ama uzayda seslerin duyulamayacak olması onu endişelendiriyormuş. Çünkü o müziğiyle insanları iyileştirmeyi, onlara umut ve neşe kaynağı olmayı isteyen bir üstün yetenekli çocuk.

“Ben piyanoyu gerçekten çok seviyorum” cümlesi aslında içinde o kadar büyük bir tutkuyu ve adanmışlığı barındırıyor ki ciltler dolusu müzik kitabının içinde bulamayacağımız kadar naif, saf ve tutkulu bir ifade bu. Öyle ki geçtiğimiz Temmuz ayında bisikletten düşen ve sağ dirseği kırılan Ali, hastaneye yetişirken tek bir şeye odaklanmış ve hüngür hüngür ağlamaya başlamış: Artık piyano çalamayacak mıydı? Ameliyattan sonra sağ el bileğini ve parmaklarını 4 ay boyunca hiç hissetmeyen, sinirleri hasar gören Ali’yi yeniden piyanosuna, en sevgili dostuna kazandıran ise o yaşında yoğun bir fizik tedaviden geçmesi olmuş. Kolu alçıda, parmaklarını hiç oynatamaz halde piyano derslerini aksatmak ise aklının ucundan dahi geçmemiş! Üç buçuk ay boyunca sadece sol elle çalışmaya devam eden Ali, “Bu kadar hızlı iyileşmeyi ve bu yıl yarışmalara katılmayı beklemiyordum aslında. Bence bir an önce piyano çalmaya başlama hevesim daha erken iyileşmeme sebep oldu” diye açıklıyor piyanosunun üzerindeki iyileştirici gücünü ve annesiyle birlikte günde 3 saat piyano çalmaya devam ediyor. Çünkü hayalleri, tutkuları, adanmışlığı ölçüsünde yetenekleri de çok güçlü bir çocuk var karşımda ve başarılarıyla da okulunda birçok arkadaşının piyano çalmaya başlamasında ilham perisi olmuş.

Bence onu tanımalı ve yaşının çok ötesindeki müthiş performanslarını dinlemelisiniz..

Kendini biraz tanıtır mısın Ali? Müziğe kaç yaşında başladın? Neden ilk  önce piyanoyu tercih ettin? 

Benim adım Ali Keskin. İkinci sınıfa gidiyorum. Müziğe dört buçuk yaşında başladım. Annem müzik öğretmeni olduğu için evimizde piyano hep vardı. O yüzden ben de piyanoya başlamadan önce hep piyanoyla oynar, çıkan sesleri dinlemeyi çok severdim. En büyük hayalim piyano çalmaktı.

Bu röportajı yapmamızdan birkaç gün önce sen önemli bir ödül de kazandın. Ondan bahseder misin? Bu ilk ödülün mü? Bu yarışmaya nasıl hazırlanmıştın? Ödül aldığını öğrendiğin anda mutluluk dışında tam olarak neler hissettin?

Evet, çok sevindim bu ödülü kazandığım için. Almanya’da düzenlenen ve 20’den fazla ülkeden 200’ün üzerinde yarışmacının katıldığı “İnternetionalerWettbewerb Musikalisches Feuerwerk in Baden-Wüerttenberg” piyano yarışmasında Assoluto Prize ödülü kazandım. 

Bu ilk ödülüm değil. Uluslararası iki ödülüm daha var.

Yarışmaya özel bir hazırlık yapmadım. Her zamanki çalışma programıma devam ettim. Zaten öğretmenimin bana verdiği eserleri çalıştıktan sonra video kaydını yaptık ve yarışmaya gönderdik. Fazladan çabalamam gereken tek konu video çekimleri oldu.

Babam Assoluto Prize ödülü aldığımı söyleyince  şaka yaptığını zannetmiştim. İnanamadım, ödülün ne anlama geldiğini de anlayamadım aslında.  Sonra annem aldığım ödülün anlamını anlatınca çok mutlu oldum. Tabi bir ödül almayı bekliyordum ama Assoluto Prize ödülü almak beni çok mutlu etti. O gün piyano çalışamadım sevinçten.

Öğretmenin Bursa’da birçok üstün yetenekli çocuğu yetiştirmiş olan  Elena Çekiç. Sana müzikal planda neler kattı öğretmenin? Kendisinden ilk başlarda çekinir miydin? Nasıldı ilişkiniz? 

Öğretmenimle dört buçuk yaşında tanışmışım. Aslında hatırlamıyorum. Yani öğretmenimi tanımadığım zamanı hatırlamıyorum. Annem gibi hayatımın her zamanında varmış gibi hissediyorum. Öğretmenimden çekindiğim bir  zaman olmadı. Ilişkimiz her zaman çok iyiydi.  Çalışırken zorlandığım zamanlar olur tabi bazen ama ben yine de hiç çekinmem öğretmenimden. Zor geçen çalışmalarda onun benden daha fazla yorulduğunu düşüyorum.

Çok geniş bir  repertuarın var, ama ağırlıklı olarak Bach, Beethoven ve Schumann’ın etkisini farkediyorum. Bu üç kompozitörün sende ayrı ayrı uyandırdığı hisler nedir? 

Ben Bach, Beethoven ve Schumann’ın hayatlarının anlatıldığı kitaplar okudum. Beethoven’ı Anlamak filmini izledim. Hatta Beethoven’ı anlatan kırmızı bir kitap var. Onu her gün okumak istiyorum ama ailem başka kitaplar da okumam gerektiğini söylüyor. Bach’ın eserlerini çalarken ve dinlerken duygusal oluyorum. Bu yüzden Bach’ın eserlerini çalmayı çok seviyorum. Schumann’ın eserleri bence çok coşkulu, çok keyifli.

İlk verdiğin konseri anımsıyor musun? Heyecanlanmış mıydın? Heyecanını nasıl yönetmiştin? 

Evet çok iyi hatırlıyorum. Merinos Kültür Merkezi’nde yüzlerce çocuğun katıldığı bir etkinlikti. 5 yaşındaydım. Orada ilk defa sahneye çıkmış ve Daniel Steibeld’in Sonatin’ini çalmıştım. Bazen videosunu izliyorum. Çok küçükmüşüm. Hatta ilk bölümü yanlış çalmıştım. Ama seyircilere hiç fark ettirmeden sonatinin ortasından tekrar başına dönmüştüm. Hiçbirşey olmamış gibi çalmış ve sahneden inmiştim. Yanlış çaldığımı sadece annem ve öğretmenim  fark etmişti. 

Ben sahneye çıktığımda fazla heyecanlanmıyorum. Çalmaya başladığımda hiç heyecanım kalmıyor. Anaokulundayken yıl sonu etkinliğinde piyanoyu bahçeye çıkartmışlardı, orada çalmamı istediler. Tüm arkadaşlarım etrafımdaydı ve hepsi konuşuyordu. Ama benim hiç dikkatim dağılmadı. O gün hatasız çalmıştım. Piyano ve ben yan yana geldiğimizde aramıza kimse giremiyor galiba.

Piyano ile aranda nasıl bir bağ var? Mesela okula ya da oyun parkına gittiğinde piyanon evde kaldığı için bir özlem duyuyor musun? Ona kavuştuğunda neler hissediyorsun? 

Geçtiğimiz Temmuz ayında bisikletten düştüm ve sağ dirseğim kırıldı. Annem ve babam arabayla hastaneye giderken artık piyano çalamayacakmıyım diyerek ağladığımı anlatıyorlar. Ameliyat oldum. Ameliyattan sonra sağ el bileğimi ve parmaklarımı 4 ay boyunca hiç hissetmedim Sinirlerim hasar görmüştü… Fizik tedavi sayesinde 4 ay sonra parmaklarımı tekrar hissetmeye başladım. Yani piyanomdan aslında uzun bir süre uzak kaldım. Ama tabi 4 ay boyunca uzak kalmadım. Ameliyattan sonra 15 gün dinlenip Elena öğretmenime ne yapacağımızı sormaya gittik. Kolum alçıdaydı, parmaklarımı hiç oynatamıyordum. O da tabi ki sol elle çalışmaya devam edeceğiz dedi. Üç buçuk ay boyunca sadece sol elle çalışmaya devam ettim. Bu kadar hızlı iyileşmeyi ve bu yıl yarışmalara katılmayı beklemiyordum aslında.Bence bir an önce piyano çalmaya başlama hevesim daha erken iyileşmeme sebep oldu.

Ben piyano çalmayı  gerçekten çok seviyorum. Hele ritmi hızlı eserler çalmaya bayılıyorum. Ama piyanomdan uzak kaldığımda onu özlemiyorum.  Çünkü her gün en az 3 saat piyano çalışıyorum. Sokakta arkadaşlarımla olmayı, sokak hayvanlarıyla ilgilenmeyi ve parkta oyun oynamayı çok seviyorum. 

Piyano çalışmamı bitirmeden dışarıya çıkmıyorum.  Pandemi nedeniyle okul derslerimiz online oluyor.

Öğlen derslerim bitince hemen piyanomun başına geçiyorum ve çalışmamı tamamlıyorum. Daha sonra sokağa çıkıp arkadaşlarımla vakit geçiriyorum.  Derslerime akşam babam geldiğinde çalışıyoruz. Her günüm planlı geçiyor. Piyanomu da arkadaşlarımı da özlememe gerek kalmıyor.

Türkiye’de ve dünyada çok  beğendiğin, kendine ideal olarak aldığın piyanistler kimler? 

Fazıl Say, İdil Biret, Gülsin Onay ve Martha Argerich’i sayabilirim.

Piyano çalmadığın zamanlarda hobilerin neler? 

Basketbol oynamayı, kutu oyunları oynamayı, yüzmeyi,  bisiklete binmeyi, sokak oyunlarını, kitap okumayı ve uyumadan hemen önce müzik dinlemeyi çok severim.

Bir zaman tüneline girsen, geçmişte hangi besteciyle tanışmak isterdin ve ona ne derdin? 

Ben buna karar  veremiyorum. Eserlerini çaldığım bütün bestecilerle tanışmak ve hepsine bestelerini nasıl yapabildiklerini sormak isterdim.

Okulda derslerinle müzik arasında nasıl bir denge tutturuyorsun?

Öğretmenimin verdiği ödevleri günü gününe yapıyorum. Bunun dışında özellikle matematiği babamla birlikte çalışıyoruz. Piyano çalışmalarıma ise müzik öğretmeni olan annem eşlik ediyor.

İleride kendini piyanonla nerede hayal ediyorsun? 

Ben tabiî ki iyi bir piyanist olmak istiyorum ama doktor olmak da istiyorum. Besteler yapabilmek,  konserlerde kendi bestelerimi çalmak istiyorum. Çocuklara piyano çalmayı öğretmek istiyorum. Ama zor durumda olan hasta insanlara yardım etmeyi de çok istiyorum. Çok çalışırsam hepsini başarabileceğime inanıyorum. Bir müzisyen, yani Beethoven, duyamadan beste yapabiliyorsa bizlerin istedikten sonra neler başarabileceğimizi bir düşünsenize!

Piyanonu çok “çılgın” bir yerde çalmana izin verseler nereyi tercih ederdin? 

Uzayda çalmayı tercih ederdim ama orada sesler duyulmuyormuş.

Müzik senin için ne ifade ediyor? 

Müzik duygularımızı, hislerimizi anlatmanın en güzel yoludur bence.

Pandemi öncesinde klasik müzik konserlerine gider miydin veya TV’den izler miydin? 

Annem ve babamla konserlere gidiyorduk. Tchaikovsky gecesine gitmiştik bir kere. Ben de tam o zamanlarda Tchaikovsky’nin Old French Songs  eserini çalıyordum. O yüzden konser çok daha fazla dikkatimi çekmişti. Çok güzel bir konserdi. Ayrıca annemle birlikte televizyondan ve Youtube’dan her gün klasik müzik konserleri dinliyoruz.

Piyano dışında “keşke çalmayı bilseydim” dediğin başka bir enstrüman varmı? 

Keman çalmayı çok istiyorum. Mutlaka öğreneceğim.

Piyanonla besteler yapmaya başladın mı? İlk besteni hangi konuda veya kime özel hazırlamak isterdin? 

Henüz bir bestem yok.  Ama piyanonun başına her geçtiğimde melodiler çıkarmaya çalışıyorum. Beste yapmayı çok istiyorum. Çünkü sadece piyanist değil aynı zamanda besteci olmak istiyorum. Ben nazik olmayı ve barış içinde yaşamayı çok önemsiyorum. Bir de doğayı ve hayvanları çok seviyorum. Bu konularda besteler yapmak isterdim.

Günde kaç saat piyano çalıyorsun? Pandemide okula gitmediğiniz dönemde piyanona daha fazla vakit ayırdın mı? 

Annemle birlikte okul olsa da olmasa da bu yılın başından beri günde 3 saat piyano çalışıyoruz. Okula gidemediğimiz bu dönemde okula gidip gelmenin yorgunluğu olmadığı için çalışmalarımız daha verimli geçiyor.

Klasik müzik ve piyano konusunda arkadaşlarına  “rol model” oldun mu? Yani, senin piyanodaki başarılarından sonra  onlar da piyanoyla, klasik müzikle ilgilenmeye başladılar mı? 

İlkokul öğretmenimiz  Leyla ÖZER her başarımdan sonra arkadaşlarıma beni örnek gösteriyor. Bu  beni çok mutlu ediyor. Arkadaşlarımın aileleri beni sosyal medyadan takip ettikleri için çocuklarını müziğe yönlendiriyorlar. Arkadaşlarım da piyano çaldığımı bildikleri için tabi müziğe ilgisiz kalamıyorlar.

Seni örnek alıp piyano çalmaya başlayacak olan yaşıtlarına vereceğin bir tavsiye var mı? 

Sabırlı olmalarını ve çok çalışmalarını, işlerin yavaş ilerlemesine aldırmamalarını ve  pes etmemelerini tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s