13 yaşındaki piyanist Duru Ercoşkun: “Pandemi döneminde seyirciyle göz göze gelmenin coşkusunu özledim”

13 yaşındaki Duru Ercoşkun’un ismini birçok kişi geçtiğimiz yıl Temmuz ayında ABD’nin New York eyaletinde düzenlenen Uluslararası Golden Classical Music Awards yarışmasında piyanoyla aldığı birincilik ödülü ve ardından New York’taki dünyaca ünlü Carnegie Hall’da konser verme şansı elde etmesiyle duydu. Ancak Duru’nun bu başarısının ardında ilkokul birinci sınıftan beri devam eden yoğun bir konservatuar eğitimi ve büyük bir özveri yatıyor.

Pandemi sürecinin çocukların ruhsal gelişimi üzerindeki sarsıcı etkisi düşünüldüğünde, Duru bu dönemde yaşıtlarına erişmede, onlarla dayanışma göstermede güzel girişimlerde bulundu. Geçtiğimiz sene 23 Nisan konserinin kısıtlamalar sebebiyle iptal edilmesinin ardından bu resitalini çevrimiçi bir konsere dönüştürmeye karar verdi. Müzik yolculuğunun o unutulmaz gününü şu şekilde anlatıyor Duru: “Aslında seyirciyle göz göze gelemeyeceğim bu konserin nasıl olacağını hayal edemiyordum.Konser bittiğinde ise beni balkonlarından dinleyen komşularımızın alkış ve tezahüratlarıyla karşılaşınca şaşkına döndüm. Balkona çıkıp herkese selam verdim. İşte o an benim için gerçekten çok özeldi. Seyirciyle göz göze olmanın coşkusuydu sanırım.”

Duru da canlı yarışmaları çok özlemiş ve online yarışmalardan ziyade hatasız bir performans sergilemenin zorluğundan dolayı canlı yarışmaların heyecanıyla kendi potansiyelini açığa çıkarmaya gayret ettiği dönemlerin geri gelmesini iple çekiyor. “Piyano çalarken tüylerim diken diken oluyor” diye ifade ediyor bu tutkusunu. Katıldığı 20 yarışmada 19 birincilik ödülü aldı ve şu ana kadar solo ve duo performanslarının yanı sıra, kemana piyanosuyla eşlik ettiği performansları oldu.

İleride hem konser piyanistliği, hem de orkestra şefliği gibi iddialı hedeflerin izinden ilerleyen Duru’nun bir zaman makinesi olsa tanışmak istediği tek kişi var: Rachmaninoff. “Elleri o kadar büyük ki kendine göre yaptığı eserleri çalmak imkansız gibi bir şey neredeyse. Ondan üç numaralı konçertosunu çalmasını isterdim” diyor tüm muzipliğiyle.

Şimdi de Duru Ercoşkun’u, hayallerini, başarılarını tanıma vakti:

Carnegie Hall performansından

Duru merhaba, kendini bize biraz tanıtır mısın? Bu müzik yolculuğun nasıl başladı?

29 Şubat 2008’de İstanbul’da doğdum. İlkokul birinci sınıfa devam ederken diğer taraftan İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’nde yarı zamanlı olarak Dr.Fulya Tezer ile müzikal eğitimime başladım. Aynı zamanda iki yıl boyunca konservatuvarın çocuk korosunda konserlerde yer aldım. Koronun yanı sıra duo piyanoyla birlikte keman eşliği çalışmalarım da oldu. Yurt içi ve yurt dışında bir çok konser ve yarışma organizasyonlarına katıldım. Müzik çalışmalarımın yoğun olduğu bu dönemde hem sanatla hem de piyanoyla çok daha yakından ilgilenebilmem için konservatuvar eğitimime tam zamanlı olarak devam etme kararını ailemle birlikte aldım.Yarı zamanlı dört yıllık eğitimin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girdim.İki yıldır sevgili öğretmenim Prof. Gülden Gökşen’in öğrencisi olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. Öğretmenimi, okulumu ve arkadaşlarımı çok seviyorum.

Pandeminin ilk dönemlerinde evinden çıkamayanlara moral vermek üzere bir resital düzenlemiştin. Bu fikir nasıl doğdu? Pandeminin özellikle ilk dönemi bir çocuk olarak seni nasıl kısıtladı?

23 Nisan’da bir konserim vardı. Kısıtlamalarda konserler iptal edilince ben de online olarak bir konser vermek istedim. Fikir böyle gelişti. Aslında seyirciyle göz göze gelemeyeceğim bu konserin nasıl olacağını hayal edemiyordum.Konser bittiğinde ise beni balkonlarından dinleyen komşularımızın alkış ve tezahüratlarıyla karşılaşınca şaşkına döndüm. Balkona çıkıp herkese selam verdim. İşte o an benim için gerçekten çok özeldi. Seyirciyle göz göze olmanın coşkusuydu sanırım.

Pandeminin benim açımdan en zor tarafı da öğretmenimden ve arkadaşlarımdan ayrı kalmaktı. Sanatsal olarak da birazcık hızımı kestiğini söyleyebilirim.

Online yarışmalar mı, yoksa pandemi öncesinde olduğu gibi canlı yarışmalar mı seni daha çok heyecanlandırır?

Tabii ki jüri ve seyircilerin karşısında olmak çok daha heyecan verici. Hatasız bir performans sergilemek oldukça zor olabiliyor çünkü.

İçindeki piyano tutkusunu çocuklukta nasıl fark ettin? O zamana dair bize ayrıntılar verir misin? Ailen bu süreçte seni nasıl yönlendirdi?

Küçükken şarkı söylemeyi çok sevdiğimi hatırlıyorum. Bu şekilde ailem müziğe olan ilgimi fark ettiğinde beni piyano ile tanıştırdı. İlk dersimi Medea Sanat Akademisi’ndeki öğretmenim Ebru Aygün’den aldım. Yani piyano seçimim ailemin, özellikle de annemin yönlendirmesiyle oldu diyebilirim.

Piyano ile arandaki bağı nasıl tarif edersin? Evden dışarı çıkıp piyanondan uzak kaldığında onu özler misin?

İçimdeki piyano çalma sevgisinin zamanla tutkuya dönüştüğünü düşünüyorum. Özellikle piyano çalarken tüylerimin diken diken olması hissi beni çok etkiliyor. Piyanodan asla kopamayacağımı biliyorum. Çünkü artık bir bütün olduğumu hissediyorum. Piyanodan çok da uzak kaldığımı söyleyemem. Tatile gittiğimizde bile sevgili babam bana yakınlarda ulaşabileceğim bir piyano mutlaka bulur.

Piyano duo kategorisinde daha önce Can Saraç’la birlikte bir yarışmaya katılmıştınız. Yarışmalara katılımda solo piyano mu duo piyano mu tercihindir? Ve beraber çaldığın müzisyen arkadaşını kendin mi seçersin?

Duo piyanonun bana kattığı şeyler oldu tabii ki ama ben yine de solo piyanoyu önceliğim olarak kabul ediyorum. Şu ana kadar üç partnerim oldu. Üçünü de öneren kişiler babam ve öğretmenimdi. Ancak son kararı veren tabii ki de ben oldum. 

Günde kaç saat piyano çalışırsın?

Hafta içi üç dört saat piyano çalışabiliyorum. Hafta sonları beş altı saate çıkarıyorum. Ancak konser ya da yarışma öncesi çalışmalarım yedi sekiz saate kadar uzayabiliyor.

Chopin ile aranda sanırım yüzyılları aşan duygusal bir bağ var. Seni Chopin’e yönlendiren ne oldu?

Chopin çok duygusal bir besteci. Eserlerini çok iyi hissederek çalmak gerekiyor. Kendine has melodileri ve nüansları beni oldukça etkiliyor.

Carnegie Hall’da konser vermek nasıl bir duygu? Heyecanlandın mı? Heyecanını nasıl yönettin?

Öncelikle Carnegie Hall‘da konser vermek benim için büyük bir şanstı. Dünyaca ünlü sanatçıların yer aldığı sahnede olmak beni çok gururlandırdı. Konserden önce oldukça heyecanlıydım. Çalmaya başladığımda  ise bütün heyecanımın gitmiş olduğunu hatırlıyorum. Benim için inanılmaz bir tecrübeydi.

En çok beğendiğin, kendine referans aldığın Türk ve yabancı piyanistler kimler?

Türk piyanistlerden İdil Biret, Iraz Yıldız, Selin Şekeranber ve Yudum Çetiner sevdiklerim. Yabancı piyanistlerden de  Barenboim, Rubinstein, Horowitz, Pollini, Brendel ve Ashkenazy gibi sanatçıları çok beğeniyorum.

Şu ana kadar hangi ödülleri aldın? İlk ödülünü aldığında yaşın kaçtı ve anımsadığın kadarıyla neler hissettin?

İlk ödülümü katıldığım ilk yarışmada almıştım. Yedi yaşındaydım. Heyecandan sahneye çıktığımda selam vermeyi bile unutmuştum. Erken yaşta aldığım bu ödül bana oldukça cesaret verdi diyebilirim. Katıldığım 20 yarışmada 19 birincilik ödülü aldım.

Hangi masterclass’lara katıldın? Bu masterclass’lar sırasında başka müzisyen çocuklarla bir arada öğrenme süreci sana neler kattı, ufkunu nasıl genişletti?

Birçok değerli eğitimcinin masterclass’larına katıldım. Hepsinin de benim eserlere bakış açıma bir şeyler kattığını düşünüyorum. En çok etkilendiklerim Prof.Marcus Bellheim ve Prof.Andreas Frölich’tir. Diğer müzisyen arkadaşlarımı tanımak onlarla aynı zeminde bir şeyler başarmaya çalışmak çok güzel. Fakat sonrasında bu sosyalliğin rekabet ve hırsa dönüştüğünü görmek üzücü maalesef.

En çok hangi müzisyenin eserlerini çalmayı tercih ediyorsun, neden?

Liszt, Rachmaninoff, Chopin ve Beethoven gibi bestecileri çok seviyorum. Bunların eserlerini dinlemek ve çalabilmek ruhuma çok iyi geliyor.

Bir zaman makinen olsaydı geçmişten hangi müzisyenle tanışmak isterdin ve neden?

Tabii ki Sergei Rachmaninoff ile tanışmayı çok isterdim. Elleri o kadar büyük ki kendine göre yaptığı eserleri çalmak imkansız gibi bir şey neredeyse.Ondan  üç numaralı konçertosunu çalmasını isterdim.

Kurumsal olarak destek aldığın veya almak istediğin yerler var mı?

Kurumsal olarak destek aldığım bir yer yok.Özellikle Avrupa’da eğitim almak isteyen ben ve benim gibi müzisyen arkadaşlarım için devlet desteği almak çok güzel olurdu tabi.

İleride kendini müzikal anlamda nerede , nasıl hayal ediyorsun?

Gelecekte iyi bir piyanist olmak ve besteler yapmak istiyorum. Ama en büyük hayalim orkestra yönetmek ve değerli şeflerin arasında yer almak. Bunun için de elimden geleni yapacağıma inanıyorum.

Piyano hayatında kaçıncı öncelik? Neden?

Piyano benim hayallerimi gerçekleştirebilmem için çok sevdiğim ve bütünleştiğim bir araç. Bu nedenle hayatımdaki önceliğim diyebilirim.

Mutluyken mi daha iyi çalarsın , yoksa canın sıkıldığında mı?Müzik senin ruh halini nasıl dönüştürür?

Aslında her ikisi de. Ama genelde kendimi kötü hissettiğim zaman evde tek başımayken çalmak bana iyi hissettiriyor. Bu şekilde beynimdeki sevimsiz düşünceleri uzaklaştırmış oluyorum.

Müziğin bir rengi olsaydı ne olurdu sence?

Müziği tek renkle sınırlandırmak onu küçücük bir alana hapsetmek olur bence. Duygulara göre renk değiştirdiğini ve melodilere dönüştüğünü düşünüyorum.

Ailende müzikle ilgilenen var mı?Varsa seni nasıl yönlendirdiler?

Babam gitar çalabiliyor. Özellikle piyano çalarken duygularıma yön verirken bana yardımcı olur. Sevgili öğretmenim Prof.Gülden Gökşen’den sonra en büyük destekçim babamdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s