Perla Alara Kurşun: “Tüm kargaşanın içinde güvende hissettiğim tek yer, piyanom”

Perla Alara Kurşun, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın iğne oyası gibi işlediği, çok yetenekli genç müzisyenlerden biri. 6 yaşında başladığı klasik müzik serüveninde, söyleşimiz sırasında ayrıntılarını aktardığı anekdot üzerinden, “aslında piyano beni seçti” diyor ve piyanoya verdiği emeklerin zaman içinde hep aynı özveriyle karşılık bulduğunu, “piyanonun asla onu yarı yolda bırakmadığını” söylüyor. Genç piyanistler arasında gözlemlediğim bu adanmışlık hali ve özveri, benim uzun süredir dikkatimi çeken, çok büyük bir erdem.

Alara’ya göre, piyano başlı başına bir orkestra olup, ses genişliği sayesinde zengin bir tablo oluşturuyor; her enstrümana, orkestraya eşlik edebiliyor; hem solo hem trionun müzikal lezzeti ayrı oluyor. Sahnedeki bir performansı sırasında ezberden çaldığı parçayı unutması, ardından yaptığı doğaçlama, tüm o heyecanına rağmen dinleyicileri selamlaması, ufacık omuzlarına o yaşta böylesine büyük ve anlamlı bir sorumluluğu, yaşının ötesinde bir kriz yönetimiyle atlatması ise, şimdi geriye dönüp baktığında onu gülümseten anekdotlardan biri. Müzik kariyerinde bir dönemeç olan bu olaydan sonra şunu anlamış ki; güven duyduğu alanda olduğu için keyifle sahneye çıkıyor. Çünkü o an sahne sadece ona ait oluyor.

Bestecilere olan ilgisi ve araştırma yönü kuvvetli olan bir öğrenci olan Alara, eserleri sadece müzikal boyutuyla değil, aynı zamanda varoluş süreciyle ve o dönemin sosyoekonomik değişimleriyle inceliyor ve bir anlamda hem piyanistlik, hem de araştırmacılık yönünü bir potada eritiyor. “Parçanın ruh halinden ziyade -hüzünlü veya neşeli fark etmeksizin- bunu kendi yorumumla da hissettiğim ve hissettirdiğim zaman beni ‘mutlu kılan‘ an oluyor” diye ifade ediyor bu yaklaşımının ardındaki motivasyonu.

Alara, Bach eserleri eşliğinde büyüleyici bir atmosfer ve akustiğe sahip olan Yeldeğirmeni Kilisesi’nde konser de vermiş, Konservatuardan sonra piyanistlik hedeflerine Avrupa’daki bir eğitimi de katmayı hedefleyen Alara’nın yegane hayali ise sahnede olmak, müziği hissetmek ve her gün müziği daha da özümsemek.

Prokofiev’in eserlerini yorumlamasıyla sahnede bir kat daha büyüyen bu özel piyanisti tanımanız için kendisiyle yoğun çalışmaları arasında çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

Sanata olan ilgim küçük yaşlarda başladı. Ailemde sanatçı yok fakat her zaman sanatın her türünü destekleyen kişiler olmuşlardır. Benim neye ilgim varsa destek olmuş ve doğru yolu bulmamda her daim arkamda olan olmuşlardır. Ankara’da doğdum. Klasik müzikle tanıştığımda 6 yaşındaydım. Bir tesadüf ile başlayan bu yolculuk gün geçtikçe vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na 9 yaşındayken yarı zamanlı olarak girdim. 2 yıl boyunca Prof. Gülden Gökşen ile çalıştıktan sonra Doç. Melin Molla ile çalışmak üzere tam zamanlıya geçtim. Halen Melin hocamla çalışmalarımı sürdürüyorum.

Neden piyanoyu tercih ettiniz? 

Tesadüf mü kader mi desem bilemedim. Enteresandır; annem ile piyano hakkında konuşuyorduk, bana anlatıyordu -henüz müzikle tanışmamışken-. Bunun üzerine tam karşımıza, panoda ‘piyano dersi verilir’ diye bir ilan gördük. O günkü tesadüf hayatımdaki gidişatını belirledi. O beni seçmiş biraz aslında. Sonrasında piyano ve ben ayrılmaz bir ikili olduk. 

Türkiye’deki konservatuar eğitiminizin ardından kariyerinizi yurtdışında devam ettiriyorsunuz. Türkiye ile kıyaslama yaparsanız neler farklı yurtdışında müzik alanında kariyerinizi geliştirmek açısından?

Eğitimime aslında halen Mimar Sinan Devlet Konservatuarı’nda devam ediyorum. İmkanlarım doğrultusuna sık sık Avrupa’ya gitmeye çalışıyorum. Oradaki kültürün, klasik müzik geçmişinin eğitim hayatımda büyük katkısı olacağını düşünüyorum.

Sizce piyanoya en güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden? 

Piyano başlı başına bir orkestra. Büyük ses genişliği sayesinde gerçekten rengarenk, zengin bir tablo oluşturuyor. Her enstrümana, orkestraya eşlik edebilen bir çalgı. Solo eşlik ettiği enstrümanların yanı sıra, bir trionun, orkestranın hepsinin rengi, tınısı farklı.  

Piyanonuzla yaşadığınız en mutlu an neydi?

Her anımın yeri ayrı. Ama değerini şimdi anladığım bir anımdan bahsedecek olursam eğer; ilk konserlerimden biriydi, belki de ikincisi. Alışık olmadığım bir heyecanın, kalabalıkta çalacak olmamın stresi içindeydim. Birkaç arkadaşımın da bulunduğu konserde sıra nihayetinde bana gelmişti (!) Tabii dediğim gibi heyecan had safhada; eller ayaklar titriyor, yanaklar kızarmış. Sıra son parçaya geldi; ezberden çalıyorum, bir anda panikten uçtu gitti ezber! Ama asla ödün vermiyorum duruşumdan. Hemen o tonda bir şeyler çalmaya devam ettiğimi anımsıyorum. Sahnedeki ilk minik doğaçlamamdı herhalde. Neyse bitirdim parçayı -kendi notalarıyla; kaçan ezber yurduna geri dönmüş galiba-. Daha sonra sahneden inip selamımı verdim. O zamanlar küçüğüm ya, sahne bana daha da bir büyük geliyor. Şimdi düşünüyorum da ne büyük gerilim benim için. Bu anımı düşündükçe daha iyi anlıyorum; sahne korkumu yenmemde büyük oranda yardımcı olduğunu. O zamanlar sorsalar mutlu anı olmayı unutun, utancımdan anlatmazdım herhalde. 

İşin aslı piyanoya ne kadar emek verirsem o da bana aynı özveriyle karşılığını veriyor, beni yarı yolda bırakmıyor. Zaman geçtikçe bunun değerinin daha çok farkına varıyorum.

Çalarken kendinizi en mutlu hissettiğiniz parça hangisi? 

Benim için bu değişken bir durum. Bestecilere olan ilgim ve araştırma yönü kuvvetli olan bir öğrenciyim. Eserin varoluş sürecini ve o dönemin sosyoekonomik değişimlerinin araştırılmasının oldukça önemli ve doğrudan doğruya parçaya bir perspektiften bakmamı sağladığını düşünüyorum. Tüm bu araştırma sürecine paralel olarak fiziksel ve mental olarak da pratik büyük oranda yer alıyor. Parçanın ruh halinden ziyade -hüzünlü veya neşeli fark etmeksizin- bunu kendi yorumumla da hissettiğim\hissettirdiğim zaman beni ‘mutlu kılan‘  an oluyor. 

Son dönemlerde de Robert Schumann’ın eserlerine karşı ayrı bir ilgim var. Onun o fantastik ruhu, yarattığı karakterler, piyanodaki zengin tınıları… Onun eserlerini çalarken ki arayış hoşuma gidiyor, ilgimi arttırıyor. 

Katıldığınız ve sizde en çok iz bırakan yarışmalar ve oradan aldığınız derecelerden söz eder misiniz? 

Verdiğim bir konser sonucu ilgi çekmiş ve birkaç yarışmadan davet almıştım. Bunun üzerine 2019’un Nisan ayında Stuttgart’da düzenlenen bir piyano yarışmasına katıldım. Dereceye girerek ikinci olmuştum -birinci seçilmemişti-. Yurt dışında katıldığım ilk yarışmaydı. Yeni deneyimler edinmiş, farklı kültürden insanlarla birlikte çalışmış, yeni şeyler öğrenmiştim. Yarışmanın finalistlerinden olduğum için final konserinde de çalmıştım. Yarışma sonrası jüri ile masterclass yapma fırsatım olmuştu. Tüm bunlar gurur verici ve özgüvenimi arttıran deneyimlerdi.

Pandemiden önce Viyana Devlet Konservatuarı’nda katıldığım seminerde yarışmaya katılmaya hak kazanan iki kişiden biri oldum. Fakat daha önceden ayarlamış olduğum başka bir ustalık sınıfı – İdil Biret hocamla – olduğundan dolayı oradaki eğitimimi tamamlamış ve aldığım yarışma davetiyemle geri dönmek durumunda kaldım.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Farklı bakış açılarından bakmak, yeni hocalar tanımak ve fikirler edinmek bu yolculukta büyük öneme sahip. Her bir ustalık sınıfından ayrı ayrı şeyler öğreniyorum. Hayatını bu alana adamış ustaların deneyimlerinden yararlanarak müzikalitemi ve tekniğimi geliştiriyorum.

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Bir vakfın veya özel kurumun bursiyeri değilim. Türkiye’de bunu sağlayan kuruluşlar var fakat sanata eğilim artarken bunların yeterli olduğu kanısında da değilim. Ülkemizde sadece müzik değil, sanatın her dalı daha çok desteklenmeli, arkasında durulmalı.  

Unutamadığınız bir festivali sorsam, hangisini anlatmak isterdiniz? 

Avusturya’da, Rohrau’da Haydn’ın doğduğu evde bir festivalde bulunmuştum. Haydn’ın evinden onun eserlerini çalmak ve dinlemek, ortamın enerjisi unutamadığım bir festivaldi.

Klasik müziğe ve piyanoya günde kaç saat ayırıyorsunuz? 

Günümün büyük bir bölümünü piyanonun başında geçiriyorum. Konsantre olarak çalıştığım zaman haricinde de temas halindeyim, özellikle şu pandemi sürecinde. Belli bir rutinim olmuyor. Artık bünyem de o müzikle besleniyor. O konsantrasyonun içinde zaten kendi kendine zaman akıveriyor. Bilinçlendikçe verimli çalışmanın öneminin farkına varıyorum. 

Klasik müzik dinlemeye ayırdığım belli bir zaman da yok. Zaten hayatımın bir parçası olmuş durumda. Başka bir dünyada olmak bana heyecan veriyor. Belli bir zaman kavramı vermenin müzikte çok doğru olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye’de sizce klasik müzik alanı genç müzisyenler açısından cazip mi, neden? Cazip ve verimli hale getirmek için neler yapılmalı? 

Daha erken yaşta bireylere bu zengin dünyanın kapıları aralanırsa klasik müziğin daha fazla merak uyandıracağını ve cazip hale geleceğini düşünüyorum. Diğer sanat dalları da ülkemizde daha fazla desteklenmeli; konser salonları arttırılmalı ve imkanlar tanınmalı.

Piyanoyu bir duyguyla eşleştirmenizi istersem hangi duyguyu neden seçerdiniz? 

Aslında tek bir duyguyla eşleştirirsem ne kadar doğru olur bilemiyorum. Oscar Wilde’in da dediği gibi; Müzik hissin uğultusudur. Birçok duyguyu hissetmekte yardımcı bir enstrüman. Yeni şeyler keşfetmek, öğrenmek beni heyecanlandırıyor. Tüm kargaşanın içinde güvende hissettiğim yer piyanom.

Pandemide müzikal anlamda en çok neyi özlediniz? 

Başta sahnede olmak. Bunun yanında ustalık sınıflarına katılmayı, arkadaşlarımla müzik yapmayı ve konuşmayı konserlere gittiğim zamanları özlüyorum. Dört gözle beklediğim ne çok şey var! Geçen ay online olarak konser\söyleşi yapma fırsatım olmuştu. O zaman o günlerin değerini daha iyi anladım.

Pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz? 

Yoğun geçen günlerin ardından bir anda evde çokça vakit geçirince motivasyonum herkes gibi düşmüştü. Ama kendime ‘kendine gel!’ dedim. Hiç olmadığımız kadar evdeyiz, bunu avantaja çevirmem gerektiğinin farkına vardım. Piyanom tam karşımda, online konserler – her ne kadar canlı tadını vermese de – bir bilgisayar kadar uzağımda. Bol bol yeni parçalara, yeni serüvenlere atılma zamanı dedim. Kayıtlar, dinlemeler derken bir yıl geçti bile… Gerçekten iç açıcı bir durumda değiliz ama ne olursa olsun bir şekilde devam etmeliyiz.

Sahneye çıkmadan önce heyecanlanır mısınız? Bu heyecanı nasıl yönetirsiniz?  

Güven duyduğum alanda olduğum için keyifle sahneye çıkarım. Çünkü o an sahne sadece benimdir. O anların tadını doyasıya çıkartırım.

Piyano çaldığınız en sıradışı yer şimdiye kadar neresi oldu? 

Ilk kilise konserimde Bach’ın eserlerini seslendirmiştim. O yüksek tavanlar, atmosfer ve akustik beni etkileyen unsurlardı. 

Çok enteresan, büyüleyici ve harika piyanolara sahip salonlar var. İleride o sahnelerde müziğimi duyurmak istiyorum.

Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, unutamadığınız konser salonu hangisi oldu? 

Viyana’daki St.Stephan’s Katedrali’nde bir konser izleme fırsatım olmuştu. O etkileyici mimari, dilek dilenen mumlar ve o sessiz kalabalık, kiliseden yükselen o seslerle bütünleşince etkileyici bir ortam oluşmuştu. Musikverein ve Konzerthaus da unutamadıklarımdan.

Piyanonuzla birlikte herhangi bir sosyal sorumluluk projesine dahil oldunuz mu? 

Ne yazık ki böyle bir şeye dahil olamadım. Geçtiğimiz Mayıs ayında iki tane solo konser ayarlamıştık. Fakat pandemi dolayısıyla gerçekleştiremedim. Bu yolla bağış yapmaya vesile olmak istiyordum.

“Vazgeçilmez” olarak gördüğünüz kompozitörler kimlerdir? 

Bach, Mozart, Beethoven, Brahms, Schumann, Mendelssohn, Chopin… Say say bitmez… 

Geleceğiniz ile ilgili hedefleriniz neler? 

Sahnede olmak. Müziği hissetmek ve her gün daha da anlamak. 

Tüm bunların yanında eğitim hayatımın devamını Avrupa’da sürdürmek ve kendime her gün bir şeyler katmak hedeflerimdir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s