Genç çello sanatçısı Pelin Odabaşı: “Çellonun sesine ilk duyuşta aşık oldum”

Genç çello sanatçısı Pelin Odabaşı, henüz üç yaşında tanıştığı notalarla başlayan müzikal yolculuğunda önce koro eğitimi, ardından piyano ve sonra beş yaşında gelen ilk sahne deneyimi, ilk güçlü kalp atışları, ilk sahne heyecanı, kendini gerçekleştirme çabaları ve eş zamanlı olarak opera sanatçısı ve mezzo-soprano olan annesinin yönlendirmeleri sonucunda bugün Türkiye’de çello denildiğinde akla gelen ilk isimler arasında yer alıyor.

İnsan sesine en yakın enstrüman olarak bilinen çello özelinde, “Peki neden çello” sorusuna ise, “ilk duyuşta aşk” diye yanıt veriyor Pelin. Henüz dokuz yaşında yer aldığı ve daha sonraki yıllarında “vazgeçilmez” olarak nitelendirdiği Puccini’nin La Boheme operasında tanışmış bu sesle ilk kez. Kendi yolundan gelmeyi arzu eden çocuk ve genç müzisyenlere ise imkanları dahilinde yurtdışında uzmanlaşmalarını, ufuklarını genişletip farkındalık kazanmalarını öğütleyen Pelin, Almanya ve Avusturya’da önemli ustalık sınıflarından çok büyük bir “uzmanlık bagajıyla” geri dönmüş ülkesine. “Bu ustalık sınıflarına küçük yaşlarda gittiğim için bu yolculuğun ciddiyetini, neleri feda etmem gerektiğini, zamanın ne kadar önemli olduğunu ve tabi ki çok çalışmak gerektiği farkındalığını kazandım” diye açıklıyor bu süreci.

Değerli şef Gürer Aykal’la birlikte de çalışmış olan Pelin Odabaşı, tüm müzisyenler gibi konser vermeyi pandemi döneminde çok özledi. Söyleşimizde çello çalmanın püf noktalarından da söz eden Pelin, “gücümüzü yer çekiminden ayırmadan dengemizi kuruyoruz” diyor. Klasik müzik dinleyicisini oldukça bilgili ve ilgili gördüğü İzmir’de sürdürdüğü müzisyenlik kariyerini ise, “Bu ülke emek verilirse değişeceğine ve yeşereceğine inandığım bir ülke” diye açıklıyor genç çello sanatçımız.

Zamanında bütün bestecilerin savaşları, politik düşünceleri, acılarını, yaşadıkları dönemi ve hissettikleri herşeyi müzik yolu ile ifade edebildiklerini, toplumun müzik üzerinden kelimeler olmadan konuşabildiklerini söyleyen Pelin Odabaşı, çelloya başlamak isteyen çocuk müzisyenlere de bazı tavsiyelerde bulunuyor ve çelloda uzmanlaşma kişinin çelloya başlangıç yılından 3-4 sene sonra görülmeye başladığını, çello büyük bir enstrüman olduğu için parmak uzunluğu ve boy önemli olsa da bu anatomik özelliklere sahip olmayan kişilerde parmak esneklikleri ile bu enstrümana adapte olabildiklerini belirtiyor.

Pelin Odabaşı’nı mutlaka tanımalı ve ardından da icra ettiği Gabriel Fauré’nin Elegie yorumunu dinlemelisiniz:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? 

Müzik yolculuğuma 3 yaşındayken piyano ile başladım. Daha yazmayı hatta konuşmayı bile benimseyememişken notalar, öğrendiğim ve kendimi ifade ettiğim hayattaki ilk olgum oldu. Ardından gelen koro eğitimim ile piyano senelerce eş zamanlı devam etti. İlk sahne deneyimimi 5 yaşındayken piyano ile yaşadım. Sahnede hissettiğim ilk kalp atışlarım şimdi bana bu uzun ve eşsiz müzik yolculuğunda hayat ritmim oldu. Annemin opera sanatçısı olması müzik yolculuğuma başlamamda büyük bir ilhamdı. Ardından viyolonsel eğitimime 2012 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda başladım.

Neden çello? 

Çelloyu görerek değil sesini duyarak aşık oldum. 9-10 yaşlarındayken İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin çocuk korosunda G.Puccini’nin eseri olan La Boheme operasında yer almıştım. Bütün sanatçılar ve orkestra ile beraber temsil yaparken sahnenin üzerinde hayalimdeki ses ‘çello’ sesini duydum. 4. Perde’de ‘Oh Mimi tu piu non Torni’ aryasına eşlik eden keman ve çello solosuydu. Ve tabiki annem mezzo-soprano olduğu için her zaman o ses rengini ve kumaşını çok benimsemiştim. İlk duyuşta aşk diyebiliriz… 😊 

Çello alanında uzmanlaşmak isteyen çocukların ve gençlerin yurtdışı deneyimi kazanmalarını önemli buluyor musunuz?

Elbette buluyorum. Yaptığımız ve deneyimlediğimiz herşey bize kazanç ve ilerleme olarak verimli bir şekilde geri dönüyor. Yurtdışında her yaş kategorisinde oldukça farklı ve ileri seviyeler görmek, insanın bu yolda çok ufkunu genişletip ve farkındalık kazandırıyor.

Siz de çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Peki, masterclass’lere erken yaştan katılmayı önemli buluyor musunuz, neden? 

Benim için en önemli yurtdışı deneyimlerinden ilki 2017 yılında Stuttgart’da olan ‘’Rutesheim Cello Akademie’’ de Claudio Bohorquez ile aktif çalışmam ile başadı. Ardından Salzburg’da olan ‘’Mozarteum Internationale Sommerakademie’’ de Maria Kliegel ile çalışmam ile devam etti. Oralarda edinmiş olduğum çevre ve hocalar sayesinde birçok orkestra topluluğunda çalma şansına eriştim. Çello’ya başladığım günden beri ilk önce pasif olarak bulunduğum ve hocalarımın yönlendirdiği tüm masterclasslara elimden geldiğince gittim. Bilgi ve deneyim sonsuz bir deniz… Küçük yaşlarda gittiğim için bu yolculuğun ciddiyetini, neleri feda etmem gerektiğini, zamanın ne kadar önemli olduğunu ve tabi ki çok çalışmak gerektiği farkındalığını kazandım.

Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, akustiği ve mimarisi açısından unutamadığınız konser salonu hangisi oldu? 

Sahneye çıktığımda en çok etkilendiğim mimari ve eşsiz akustiğini unutamadığım Salzburg’da masterclass sonrası çello piyano resitali vermiş olduğum Wiener Saal Mozarteum sahnesi oldu. İzlerken de en keyif aldığım ve hayran kaldığım sahne Viyana’da Wiener Musikverein sahnesiydi. 

Çellonun sesini neye benzetirsiniz? 

Herkesin de aşina olduğu üzere çello insan sesine en yakın olan enstrümandır. İnsan sesleri arasında en çok dramatik tenora benzetiyorum.

Cello Quartet grubunuzdan söz eder misiniz? 

Çello Quartet fikrimize güzel arkadaşlıklarımız ve paylaşımlarımızla başladık. Sonrasında ilk konserimiz İstanbul’da Meriç Soylu anısına gerçekleştirdiğimiz çok değerli Sedef – Murat Soylu ailesine ve yakınlarına ev konseri vermek ile başladı. Ardından İzmir’de ev konserlerimiz devam etti. Pandemiden sonra sağlıklı günlerde çalışmalarımızın ve konserlerimizin devamını getirmeyi düşünüyoruz.

Gürer Aykal’la birlikte çalıştınız. Kendisi size nasıl katkılarda bulundu?

Gürer Aykal çalışmış olduğum en değerli şeflerden biri. Orkestra içerisinde örnekler vererek bizlere anlatmış olduğu değerli bilgileri ve müzikal düşünceleri bana orkestracılıkta müziği anlamakta ve müziği  araştırmada çok büyük olgunluk ve farkındalık kattı. 

Çello çalmanın “püf” noktaları nedir? 

Her enstrümanda da gerektiği gibi kendimizi ve kaslarımızı rahat bırakmakta ve hissetmekten geçiyor. Ama özellikle çello biraz farklı çünkü biz enstrümanımız ile yerden kuvvet alıyoruz. Tamamiyle gücümüzü yer çekiminden ayırmadan dengemizi kuruyoruz. 

Pandemide müzikal anlamda en çok neleri özlediniz? 

Tüm müzisyenlerin ortak özlediği tek şey, konser vermek…

Pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz? Günde kaç saat çalışma yapıyorsunuz? 

Pandeminin başlarında alışkın olduğumuz çalışma ve konser temposundan çıkmak hiçbirimiz için kolay olmadı. Zamanı yönetmek ve verimli kullanmak oldukça zordu. Ama hepimiz bunun uzun bir süreç olduğunu farkındaydık. Bu sebeple planlı ve programlı olup bir çalışma temposu oturtmaya çalıştım. Yeni eserler tanımak için bolca vaktim olduğundan bu düşünce bana güzel bir motivasyon oldu. Günde 4-5 saatin aşağısına düşmemeye çalışıyorum. Tabiki hayat ve koşullardan ötürü her insanda olduğu gibi ufak tefek aksaklıklar oluyor. Uzaktan arkadaşlarım ile video çekimleri yapıp birleştirdik. Herşeye rağmen orada bile beraber olmak çok güzel. Umarım en kısa sürede ait olduğumuz yere sahneye dönmek en büyük umudumuz.

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Verdiğim resitaller ve konserlerim sonrasında özel olarak burs teklifi aldığım insanlar oldu. Halen daha desteklemeleri benim için çok onur verici. Türkiye’ de son yıllarda çok güzel projeler yapılıyor. Sayılı da olsa birçok arkadaşımız hak ettikleri eğitimleri yurtdışında görme imkanına sahip oluyorlar. 

Çok fazla yabancı orkestrayla çaldınız. Oradaki diğer müzisyenlerle etkileşiminiz, müziğinize yansıdı mı? 

Öncelikle harika bir arkadaş çevresi edindim. Ortak dilimiz olan müzik bizleri hiç kopmayacak şekilde birleştirdi. Onların kültürleri, yaşam biçimleri ve müziğe bakış açıları beni gerçekten çok etkiledi. Müziğime olumlu bir şekilde yansıdığını düşünüyorum.

Yurtdışı hayalleriniz var mı? Biraz bahseder misiniz? 

Yurtdışında küçük yaşlardan beri uzun soluklu çok vakit geçirdim. Yaşamış olduğum her deneyim birbirinden farklı ve güzeldi ancak ben öğrendiğim ve gördüğüm herşeyi burada imkanı olan, olmayan herkese öğretmek ve emek vermek istiyorum. Gerçekleştirdiğim ve gerçekleştirmek istediğim birçok yardım ve eğitim projelerim var…  Bu ülke emek verilirse değişecek ve yeşereceğine inandığım bir ülke. Ülkemi ve burada beraber olduğum insanları seviyorum. 

Sahneye çıkmadan önce heyecanlanır mısınız? Bu heyecan, müziğinize nasıl yansır? 

Artık sahneye çıkmadan önce hissettiğim heyecan benim performans anındaki yaşam enerjim. Beni her zaman dinç ve enerjik tutan bir olgu. 

Size ilham veren Türk ve yabancı çello sanatçıları kimler ve neden? 

Bu gerçekten çok zor bir soru çünkü herkes başka bir renk ve başka bir düşünce. Eserlerimizi her zaman birçok yorumcudan dinleyip kendimize en yakın ve uygun olanını örnek alıyoruz. Bana ilham veren isimlerden ilki Mischa Maisky oldu. Sonsuz ve gökkuşağı gibi bir ses paleti var. Ve bunu sahnede en iyi öne çıkartan çellistlerden biri olduğunu düşünüyorum. Türk çellistlerden ise Benyamin Sönmez’i çok severek dinliyorum.

“Vazgeçilmez” olarak gördüğünüz kompozitör kimdir ve neden?

İtalyan besteci Giacomo Puccini. Opera müziğine hayran bir müzisyen olduğum için tüm operalarını özellikle yazdığı çello soloları benim vazgeçilmezim. 

Müzik sizce bir toplumda nasıl bir işlev görür? 

Müzik bir toplumun aynasıdır, yansımasıdır. Zamanında bütün besteciler savaşları, politik düşünceleri, acılarını kısacası yaşadıkları dönemi ve hissettikleri herşeyi müzik yolu ile ifade edebilmişlerdir. Toplumun kelimeler olmadan konuşma biçimi diyebiliriz… 

Çelloda uzmanlaşmanın başlangıç yaşı nedir? Bu enstrümanla ilgilenen çocukların temel olarak nasıl özelliklere sahip olmaları gerekir? 

Herhangi bir yaş sınırı söylemek doğru olmaz. Kişiye, çalışmasına, verdiği zamana ve yeteneğine göre değişkenlik gösteren bir konu. Ama ortalama bir şey söylemek istersek çelloda uzmanlaşma kişinin çelloya başlangıç yılından 3-4 sene sonra görülmeye başlıyor. Çello büyük bir enstrüman olduğu için parmak uzunluğu ve boy önemlidir ancak bu anatomik özelliklere sahip olmayan kişiler ise parmak esneklikleri ile gayet güzel bir şekilde kendilerine uygun bir çalma ve çalışma yöntemi bulup adapte olabiliyorlar.

İzmir’de klasik müzik dinleyici kitlesi sizce nasıl? 

İzmir’de izleyici kitlemizi seviyorum. Her yaştan insan konserlerimizde görüyoruz. Bence izleyicilerimiz gayet bilgili ve ilgililer… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s