Viyana Müzik ve Gösteri Sanatları Üniversitesi’nde başarıdan başarıya sıçrayan “olağanüstü üstün yetenekli” müzisyen çocuk: Maya Muratoğlu

2007 yılı Ankara doğumlu olan Maya Muratoğlu Türkiye’de ilkokula Bilkent Müzik Okulu’nda tam burslu olarak başladı ve Piyano Sanat Dalı’nda Gamze Kırtıl ile çalıştı. Bu süre zarfında Ankara’da Devlet Opera ve Balesi’nin Leyla Gencer Çocuk Korosu’ndaydı ve bazı operalarda görev aldı. 2017’de Salzburg’daki Mozarteum Üniversitesi’nin “Intensive Class for Highly Talented Young Students” (Son Derece Yetenekli Genç Öğrenciler için Pekiştirmeli Sınıf) Uluslararası Yaz Akademisi’ne seçilip, devam ettikten hemen sonra Ortaokulu Viyana Müzik Okulu’nda (Musikgymnasium Wien) başladı. Aynı yılın Eylül ayında mdw – Universität für Musik und darstellende Kunst Wien’nin (Viyana Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi) sadece 4-5 kişiye verdiği “Olağanüstü Üstün Yetenekli Çocukları Destekleme ve Geliştirme Programı”nın (Enrichment Programme for the Exceptionally Gifted) Piyano Dalı’na seçildi. Aynı zamanda Viyana Çocuk Korosu’na (Wiener KinderChor) girdi ve bu yıl Viyana Kız Korosu’na (Wiener MädchenChor) seçildi. Maya, mdw’ye Vladimir Kharin’in öğrencisi olarak başladı, son iki yıldır Stephanie Timoschek-Gumpinger’in öğrencisi olarak piyano eğitimine devam ediyor.

Absolut kulağa sahip olan Maya’nın bir yandan da doğaçlama ve kompozisyona ilgisi var. Annesinin aktarımıyla Maya çok küçük yaşta piyano ile tanıştığından bu yana çalışma saatlerinden, nasıl çalışacağına kadar her detayı kendisi çözdü; kendi sistemini kendisi kurdu, dolayısıyla bu alanda kendi kararlarını kendi veriyor. Avusturya’ya 2017 yılında ailecek geldiklerinde hiç Almanca bilmiyordu, ama buradaki eğitim sistemine ve yeni arkadaşlarına kolayca adapte oldu ve şimdi hem Almanca’yı çok iyi konuşuyor, hem de annesine çevirmenlik yapıyor… Maya gerçekten de kendi yolunu kararlılıkla kendi çizen ve hayatta tüm fırsatları birer satranç ustası hüneriyle kendisini geliştirmek, derinleştirmek, yetkinleştirmek için kullanma becerisine sahip bir çocuk. Örneğin Bilkent Müzik Hazırlık İlkokulu’nda ikinci sınıfını bitirdiği yaz döneminde, annesi Venedik Bienali için uzun süreliğine İtalya’da olmasından dolayı, henüz 8 yaşındaki Maya, bu fırsattan yararlanmış ve o yaz ilk kez bir ustalık sınıfına İtalya’da kabul edilmiş. Venice Institute of Art and Music tarafından düzenlenen bu ustalık sınıfında en genç katılımcı olarak Roberto Prosseda ile çalışmış. “Piyano çalışmak için Benedetto Marcello Konservatuarı’nda bize odalar vermişlerdi ve dersler Venedik’in en eski tiyatro ve opera binası olan Fenice Tiyatrosu’nda yer alıyordu. Net olarak hatırladığım 3 şey var: öncelikle bu binalara çok hayran kalmıştım ve buralarda piyano çalabilmek rüya gibiydi, sınıf arkadaşlarım benden epey büyüktü ve onların ne kadar karmaşık parçalar çaldıklarını hayranlıkla izlemiştim, bir de Roberto Prosseda ile doğaçlama üzerine de çalıştık ve benim doğaçlama konusunda özel bir yeteneğim olduğunu, büyüdükçe bu konunun üzerine gitmem gerektiğini söylemişti, bu beni çok heyecanlandırmıştı” diye anımsıyor o dönemi Maya.

Maya şu anda Viyana ve Salzburg’un birçok seçkin konser salonunda performanslar sergiliyor ve bir yandan da her hafta Che-Ling Bonell ile şan çalışıyorum. Bu yıl, yaşı gereği Maya için çocuk korosu sona erdi ve Viyana Kız Korosu’nun (Wiener MädchenChor) seçmelerine girdi ve seçildi.

Avustrurya’da her yıl Musik der Jugend tarafından düzenlenen ulusal yarışma Prima la Musica için ülkede 3 yıl yaşamış olmak şartı bulunuyor. Maya 2020 yılında, bu yarışmada Piyano için Oda Müziği alanında, 12-15 yaş kategorisine Chiara Lamani ile Duo Giocoso olarak katıldı. 22 Şubat’ta mdw’de yapılan yarışmada (Prima La Musica Wien) Viyana’da birincik aldılar ve Viyana’yı Salzburg’taki diğer eyaletlerin katıldığı yarışmada temsil etme hakkı elde ettiler. 22 Mayıs’ta ise Salzburg’taki Mozarteum Üniversitesi’nde yapılan ulusal yarışmada tekrar birincilik aldılar.

Maya’nın başarı öyküsü, üstün yeteneğini sergileme biçimi, hayalleri beni çok etkiledi. Maya, piyano çalmayı hiç bırakmak istemiyor, aynı zamanda besteci ve orkestra şefi olmayı hedefliyor. Bu keyifli röportajı eminim birkaç kez okuyacaksınız, çünkü insana her okuyuşta ayrı bir bakış açısı kazandıran, birikimiyle bizleri büyüleyecek olan bir çocuk müzisyenle karşı karşıyayız. Evet, seni ve kendine büyük bir emekle kurduğun o güzel dünyayı anlatışını merakla dinliyoruz Maya:

Maya merhaba. Öncelikle yepyeni bir ülkede birkaç sene içerisinde başarılarınla kendinden bu denli güzel söz ettirmen çok büyük bir başarı. Tebrik ediyorum seni. Müziğe olan ilgin nasıl ortaya çıktı? Biraz çocukluğundan söz eder misin?

Güzel sözleriniz için çok teşekkürler.

3 yaşındayken, birlikte geçirdiğimiz uzun bir yazın sonunda anneannem, anneme ve babama müziğe karşı özel bir ilgim olduğunu ve çok da iyi bir müzik kulağımın olduğunu fark ettiğini söylemiş, bu yüzden de bu konuda beni desteklemelerini önermiş. Anneannemin bu önerisi üzerine annem biraz araştırdıktan sonra Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nin Erken Müzik Eğitim Programı olduğunu öğrenmiş. Bu program 4 yaş sonrası müziğe yatkın çocuklara hem haftalık 20 dakikalık enstrüman dersleri hem de gruplar halinde yapılan Orff eğitimi veriyor. Ben 4 yaşında Erken Müzik Eğitim Programı’nın seçmelerine girdim. Daha o seçmelerde mutlak kulağım olduğunu tespit ettiler. Orff dersleri çok zevkliydi ama beni daha da mutlu eden şey bana Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde doktora yapan Aylin Yılmaz’ı piyano öğretmeni olarak vermeleri oldu. Aylin hem çok güzeldi, hem çok iyi piyano çalıyordu, hem de ders vermeyi çok seviyordu. Onunla derslerde sadece piyano çalmıyorduk aynı zamanda oyunlar oynuyorduk ve bolca sohbet ediyorduk. 20 dakikalık bu piyano derslerim zamanla 2 saate çıktı. Sanırım piyano çalmanın bir ödev ya da görev değil de çok keyifli bir uğraşı olması gerektiğini daha o zamandan bu güzel dersler sayesinde öğrendim. Çok sık konserlerimiz oluyordu ve ben Aylin’in fakültede kendi verdiği konserleri de takip ediyordum. İlkokula başlama zamanım geldiğinde Orff öğretmenim Nuran Barut ve Aylin benim Bilkent Müzik Hazırlık İlkokulu’na başvurmam konusunda yönlendirdiler. Başvurdum, seçildim ve 8/8 tam burs alarak okula başladım.

Bu kez piyano öğretmenim Gamze Kırtıl oldu, o da tekniğe önem veren çok iyi bir öğretmendi, onunla da ilkokulu bitirene kadar çalıştım. Aylin’le de Gamze öğretmenimle de hala bağlantı halindeyiz. Benim kalbimde yerleri çok özel.

Küçüklüğüm boyunca hayatımın önemli bir bölümünü müzik kaplıyordu ama başka uğraşlarım, seyahatler ve oyunla dolu bir dünyam vardı. Bu arada hayvanlar da bu dünyanın hep bir parçası oldu. Okuldaki çoğu arkadaşımın aileleri müzisyendi ancak benim ailem, annemden babama, teyzemden dedeme kadar hep mimar, tasarımcı, küratör gibi görsel sanatlarla uğraşan kişilerden oluşuyor. Evde çokça klasik müzik dinlenir ve konserlere gidilir ama bana müzik eğitimi veren ve saatlerce piyano çalışmam konusunda baskı yapan bir ailem hiç olmadı. Ne kadar çalışmam gerektiğine hep ben karar verdim ve böylece sonuçlarının sorumluluğunu da üstlenmiş oldum.

Şimdi de bu ilgi ve yeteneği profesyonel düzeye taşıyıp bugüne kadar getirme sürecinden de söz etmeni isterim biraz. Hangi rüzgar veya belki de hangi kompozitöre duyduğun bağlılık seni Viyana’ya kadar getirdi? 

Bilkent Müzik Hazırlık İlkokulu’nda ikinci sınıfını bitirdiğim yaz (8 yaşımdaydım) annem Venedik Bienali için çalışıyordu ve uzun süreliğine İtalya’daydı, bu fırsattan yararlandım ve o yaz ilk kez bir ustalık sınıfına İtalya’da kabul edildim. Venice Institute of Art and Music tarafından düzenlenen bu ustalık sınıfında en genç katılımcı olarak Roberto Prosseda ile çalıştım. Piyano çalışmak için Benedetto Marcello Konservatuarı’nda bize odalar vermişlerdi ve dersler Venedik’in en eski tiyatro ve opera binası olan Fenice Tiyatrosu’nda yer alıyordu. Net olarak hatırladığım 3 şey var: öncelikle bu binalara çok hayran kalmıştım ve buralarda piyano çalabilmek rüya gibiydi, sınıf arkadaşlarım benden epey büyüktü ve onların ne kadar karmaşık parçalar çaldıklarını hayranlıkla izlemiştim, bir de Roberto Prosseda ile doğaçlama üzerine de çalıştık ve benim doğaçlama konusunda özel bir yeteneğim olduğunu, büyüdükçe bu konunun üzerine gitmem gerektiğini söylemişti, bu beni çok heyecanlandırmıştı. Bu ustalık sınıfından hemen sonra Viyana’da, Prayner Konservatuarı’nda yer alan daha kapsamlı bir ustalık sınıfına kabul edildim. Bu bina da Gustav Mahler’in Viyana’da çalıştığı ve konser verdiği binalardan biri. Viyana konserlerle, müzelerle birçok beğendiğim ve çaldığım besteciyi bana daha yakından tanıtan bir şehir. 12 yaşından büyüklerin kabul edildiği bu ustalık sınıfında Masahi Katayama, Patrick Lechner, Robert Lehrbaumer ve Susanna Spaemann gibi isimlerle çalıştım. Berthold Foeger’in atölyesi sayesinde de cazla tanıştım. Bu ustalık sınıfları konserler ve katılanlardan üstün başarı gösterenlere ödüllerle bitiyordu. Ben bu ustalık sınıfından iki yıl üst üste ödül alarak bir sonraki yılın ustalık sınıfına burslu katılma hakkı kazandım. 3 yıl boyunca yazları devam ettiğim ustalık sınıfını düzenleyen Susanna Spaemann bana hem sınıflara katıldığım zamanlarda hem de sonrasında çok yol gösterdi. Viyana’da okumam için beni çok destekledi.

İlkokulu bitirdikten sonra 2017’de Salzburg’daki Mozarteum Üniversitesi’nin “Son Derece Yetenekli Genç Öğrenciler için Pekiştirmeli Ustalık Sınıfı” Uluslararası Yaz Akademisi’ne seçildim. O yaz bitiminde annem ile birlikte Viyana’ya taşındık. Annem Kuzey Avrupa’da devam eden bir sanat projesini Viyana’ya taşıdı daha sonra da buradaki Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi’nde çalışmaya başladı, böylece Avusturya’ya taşınmak için bir burs arayışına girmemize gerek kalmadı.

Ortaokula giriş sınavlarından geçip, Viyana Müzik Okulu’na (Musikgymnasium Wien) başladım. Bu sırada Brigittenenau Müzik Okulu’nda Pierre Doueihi ile çalıştım, daha sonra aynı yılın Eylül ayında mdw – Universität für Musik und darstellende Kunst Wien (Viyana Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi)’nin  “Olağanüstü Üstün Yetenekli Çocukları Destekleme ve Geliştirme” programının Piyano Dalı’na seçildim. İlk önce Vladimir Kharin ile çalışmaya başladım, son iki yıldır Stephanie Timoschek-Gumpinger’in öğrencisi olarak piyano eğitimime devam ediyorum.

Viyana’da klasik müzik de dahil olmak üzere sanat hayatını Türkiye ile kıyaslarsan nasıl farklılıklar gözüne çarpıyor?

Viyana çok renkli ve müzikal bir şehir. Şehirde ulaşım kolay, arkadaşlarımla ya da tek başıma gezmem mümkün. Kolaylıkla ziyaret ettiğim çok sayıda müzenin ve kültür merkezinin yanı sıra birçok yeşil alan ve park var. Okulda sürekli gezi ve spor aktivitelerimiz var, bu şekilde sağlıklı hareket ederek birçok şey öğrenebiliyoruz. Ankara’da Bilkent Kampüsü’nde okumak güzel olsa da bu kadar gezi ve hareket yoktu, şehrin trafiği de çok zamanımı alıyordu.

Avusturya’da çocuklar ve gençler için ilgilendikleri konuda eğitim almaları için çok fırsat var. Pandemi öncesi de bu ülkede komşu ülkelere günübirlik çok sık seyahat edebilme olanağımız vardı. Elbette, her dönem çaldığım bestecilerin yaşadığı, konser verdiği yerleri yakından görmek, müzik kültürü içinde yaşamak çok önemli bir ayrıcalık.

Pandemi öncesinde burada sık sık konserlere gider miydin?

Evet hem de çok sık giderdik, özellikle operalara, senfoni orkestrası konserlerine gitmeyi çok seviyorum. mdw’de de konserler oluyor ve onları da takip ediyorum. Burada her tür opera ve konsere öğrencilerin de gidebilmesi için farklı bilet kategorileri var. Dolayısıyla, konsere gitmek için çok seçeneğiniz oluyor.

Tabii ki ben de halka açık konser vermeyi de özledim, umarım yakında tüm kısıtlamalar kalkar.

Şu anda aldığın eğitimi seçkin kılan özelliklerden de biraz söz eder misin?

Ben Viyana’da ortaokula başladığımda Almanca bilmiyordum, kısa bir süre içinde çözdüm, halen öğrenmeye devam ediyorum ama epey ileri seviyedeyim, Almancamı ilerletmem notlarımın da iyi olmasını ve derslerden daha çok keyif almama yaradı. Okulumda İngilizce’nin yanı sıra Fransızca derslerimiz de var, zaten birçok ülkeden gelen çocuğun okuduğu bir okul. Ama bu arada fırsat buldukça Türkçe kitap okumaya çalışıyorum. Türkçe’yi unutmak istemiyorum.

Musikgymnasium Wien bir konservatuar olduğu için yarım gün derslerimiz oluyor, bu şekilde öğleden sonra okulumuz bitmiş oluyor ve herkes enstrüman derslerini aldığı yere gidebiliyor. Burada “Oda Müziği”, “Koro”, “Müzik Teorisi”, “Orkestra” gibi derslerimiz olsa da enstrüman derslerini okul dışında müzik okulları, konservatuar ya da üniversitelerde alıyoruz. Ben örneğin mdw’de eğitim görüyorum. Ama konservatuar sadece yarım gün olduğu için Cumartesi günleri de okulumuz oluyor, yani haftada 6 gün okula gidiyoruz. mdw’de de müzik teorisi dersiyle birlikte haftada 2-3 kere dersim oluyor.

mdw’nin “Olağanüstü Üstün Yetenekli Çocukları Destekleme ve Geliştirme” programına yılda 4-5 kişi kabul ediyorlar, çok kalabalık bir program değil. Oldukça saygın bir program, ben de kabul edilip, başarılı bir şekilde devam ettiğim için mutluyum. Her yıl sonunda Bilkent’deki gibi piyano için komisyon sınavları oluyor ve programa devam edip edemeyeceğinize karar veriyorlar. Bir de mdw’de hemen hemen her dönem piyano, caz, doğaçlama, kompozisyon gibi farklı alanlarda ustalık sınıflarına ya da atölyelere katılabiliyorum.

Türkiye’de aldığım müzik teorisi eğitimi daha ileri bir düzeydeydi ve okula ilk başladığımda bunun çok faydasını gördüm. Ama bence Bilkent’teki eğitim de her anlamda iyiydi. Burası gibi konser vermek için de birçok fırsat veriliyordu.

Almanca öğrenmek, çaldığın eserlerin bestecileri, dönem koşulları gibi unsurları daha iyi anlamanda yardımcı oldu mu?

Tabii ki, Almanca biliyor olmak burada özellikle müzik alanında kendini geliştirebilmek için çok önemli. İlk geldiğimiz yıl, başarılarını ve konserlerini takip ettiğim Emre Yavuz ile bir kafede buluşup, sohbet etme fırsatım olmuştu. Bana verdiği ilk iki öğüt “Almanca öğren!” ve “Sık sık konserlere git!” oldu. Zaman geçtikçe bu iki öğüdün ne kadar önemli olduğunu daha çok anlıyorum.

Bir taraftan da şehrin her yerinde farklı bestecilerle ilgili anılar ve izler var. Yaşadıkları evlere, müzelere gidip hayatlarını, yaşadıkları dönemi aklımda canlandırabilmek çok keyifli. Örneğin biz Augarten parkına yakın oturuyoruz ve sıkça gidiyoruz. Bu parkta bazı Pazar sabahları konserler oluyor. Mozart bu parka sabahın erken saatlerinde çok sık gelirmiş ve hizmetçileri Mozart’ın ailesiyle yapacağı bu piknikler için sabaha karşı hava aydınlanmadan uyanıp, saatlerce hazırlanırlarmış. Mozart’ın Viyana’da hayata gözlerini yumduğu ev bir müzeye çevrilmiş. Orada hizmetçilerinden birinin bu durumdan şikâyet eden mektupları sergileniyor. Bu konserleri dinlerken aklıma hep bu mektuplarda yazanlar geliyor.

Son iki yıldır piyano eğitimi aldığın öğretmeninin sana verdiği ve hiç aklından çıkmayan birkaç öğüdü paylaşır mısın?

Stephanie Timoschek-Gumpinger ile çalışmak bana çok şey kattı. Sadece çalıştığımız parçaya ve tekniğe odaklanmakla kalmıyor, o parçanın yazıldığı ve çalındığı dönemlerle ilgili, editörüyle ilgili birçok bilgiyi paylaşıyor ve tartışıyor. Destekleyici yaklaşımı ve bana duyduğu güven de motivasyonumu hep yüksek tutmamı da sağlıyor.

İlk dersimizde bana “Çaldığın müziği kendin yaşarsan ancak başkalarına da yaşatabilirsin.” demişti. O günden bu yana bu söz hiç aklımdan çıkmadı.

Peki hangi yarışmalara ve seçmelere katıldın? Nasıl derecelerle döndün?

Ustalık sınıflarında aldığım ödüllerden sonra ilk piyano yarışmam 2016’da Milano’daydı ve orada ikincilik ödülünü kazanmıştım. Son katıldığım yarışma Avusturya’da oldu. Avusturya’da her yıl Musik der Jugend tarafından düzenlenen ulusal yarışma Prima la Musica için ülkede 3 yıl yaşamış olmak şartı bulunuyor. Ben de 3 yıl bekledikten sonra, sonunda bu yıl Piyano için Oda Müziği alanında, 12-15 yaş kategorisine Chiara Lamani ile Duo Giocoso olarak katıldım. 22 Şubat’ta Viyana’da birincik aldık ve Viyana’yı Salzburg’taki diğer eyaletlerin katıldığı yarışmada temsil etme hakkı elde ettik. 22 Mayıs’ta ise Salzburg’taki Mozarteum Üniversitesi’nde yapılan ulusal yarışmada tekrar birinci olduk.

Açıkçası ben ustalık sınıflarına katılmayı, yarışmalara katılmaktan daha çok seviyorum ama artık yeteneğimi ve başarımı belgelemek için daha sık yarışmalara katılmam gereken bir döneme girdiğimin de farkındayım.

Yarışmalar dışında girdiğim tüm okullara, çoğu ustalık sınıfına ve korolara (Ankara Devlet Opera ve Balesi – Leyla Gencer Çocuk Korosu, Viyana Çocuk Korosu, Viyana Kız Korosu) seçmelerle girdim. Şimdiye kadar da hep burslu okudum.

Oda müziği alanında önemli başarıların var. Müziğin uzmanlaşmak istediğin bir alanı var mı?

İlk kez duo çalmaya geçen yıl başladım. Birlikte çaldığınız kişiyle aranızdaki uyum ve zamanlama çok önemli. Başlarda zor geliyordu ancak bir süre sonra arkadaşımla birbirimizi daha iyi tanıdıkça zamanlama da uyum da bir hisse dönüştü. Hesaplanabilir olmaktan çıktı. Açıkçası çok zevk aldığım bir çalışma dönemi geçirdik.

Solo ya da duo olarak piyano çalmayı çok seviyorum ancak kompozisyon alanını da yeni yeni keşfediyorum ve beni heyecanlandırıyor. Bu konuda henüz bir karar vermek için erken diye düşünüyorum.

Klasik müzik haricinde başka ne tür müzikler dinlersin?

Latin caz ve caz rock dinlemeyi severim, Indie rock, Indie pop, rock opera da dinlerim.

Vazgeçilmez kompozitörlerin hangileri?

Kesinlikle Chopin, Rachmaninoff ve Beethoven. Çaldıkça hepsinin nasıl kendilerine özgü renklerinin ve farklı katmanlarının olduğunu keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Fazıl Say’ı ve Adnan Saygun’u da çok seviyorum.

Çok büyük bir kültürel ve mimari mirasın olduğu bir ülkede yaşıyorsun. Şu ana kadar gittiğin veya sahne aldığın, aklından çıkmayan, çok etkilendiğin konser mekanları hangileri?

Evet, Viyana’da bulunmamın en güzel taraflarından biri de çalıştığım ya da konser verdiğim mekânlar. Öncelikle henüz Viyana’ya taşınmadan burada beni çok etkileyen üç mekândan bahsedebilirim. İlki Prayner Konservatuarı’ndaki ustalık sınıflarına devam ederken bizi iki yıl üst üste rehberli tur eşliğinde Eski Enstrüman Müzesi’ne götürmüşlerdi. Bu ziyaret sırasında klavsen ve klavikord gibi sergilenen bazı piyano öncülleri enstrümanlarda çalmamıza izin vermişlerdi. Şu anda kapalı olan bu müze hem sergilenen enstrümanlar açısından çok etkileyiciydi, hem de ben bir Schumann parçasını onun kullandığı piyanoda çalmıştım, bu benim için unutulmaz bir andı. İkincisi ise Viyana’nın sınırında bulunan Schloss Laudon (Laudon Sarayı).

Annem 2016 yazında bu sarayın ek binalarında yer alan KulturKontakt’ın sanatçı ağırlama programındaydı ve kalışını benim ustalık sınıfımla aynı tarihlere denk getirmişti. Şehir merkezinden uzak bir bölgede yer alıyordu. Burada 2 aydan uzun bir süre onunla kaldım. Bu iki ay boyunca annem benim her gün piyano çalabilmem için sarayda o dönem yer alan başka bir ustalık sınıfı programından izin almıştı. Sarayın neredeyse her salonunda kuyruklu Bösendorfer piyanolar vardı ve ben her sabah istediğim bir salonda ustalık sınıfı programı başlayana dek çalışabiliyordum. Çok güzel bir deneyimdi. Üçüncüsü ise 2017 yılında, Şubat tatilinde Pierre Doueihi beni sonradan bir müzeye dönüşen Beethoven’ın Heiligenstadt’daki evinde verilen bir konserde kendi sınıfıyla birlikte çalmam için davet etmişti. Bu mekân da çok ilginçti.

Daha sonra Viyana’da elbette beni etkileyen birçok konser salonuna, operaya, katedrale, kiliseye ya da şapele gittim ya da buralarda korolarla konserlerde yer aldım. Bunlardan bazıları Musikverein, Konzerthaus, Stephansdom, Viyana Devlet Opera ve Balesi, Volksoper, Rathaus, ve Hofburg Kapelle.

Viyana’da olmasa da, düşündüğüm zaman aklımda kalan başka bir mekân ise New York’taki Carnegie Hall, burada koronun da eşlik ettiği harika bir senfoni konseri izlemiştim. Hepsi de büyüleyici.

Peki Türkiye’ye geri dönme planların var mı?

Türkiye’den hiç kopmadım, her fırsatta gidiyorum, babamı, anneannemi, dedemi, teyzemi ve ailesini görüyorum. Ankara’daki evimizde piyanom ve odam hala duruyor. Yazları Datça’da geçiriyorum. Ancak yurtdışında eğitimime devam etmek istiyorum.

Herhangi bir kurumsal destekten yararlandın mı bu maliyetli eğitim sürecinde?

Okuduğum okullardaki burslar dışında yararlanmadım.

Peki Avrupa’da piyano çalış metodu, tarzı, eğitimi gibi kriterlerle örnek aldığın, sana ilham veren konser piyanistleri hangileri?

Aki Kuroda’yı çoktandır takip ediyorum. Bir taraftan klasik kısa etüdler çalıyor bir taraftan senfoni orkestralarına eşlik ediyor, bir taraftan da çağdaş bestecileri yorumluyor. Caza kayan doğaçlama parçalarını da keyifle dinliyorum.

İngiltere’de Mitsuko Uchida var ve hem pianist hem de şef olması, üstelik Viyana’da da eğitim almış olması beni çok etkiliyor. Ayrıca her Mozart ve Beethoven çaldığımda, nasıl yorumladığını hep merak edip, dinlediğim bir isim.

Emre Yavuz takip ettiğim ve çok sevdiğim bir isim. Rachmaninoff yorumları benim için çok öğretici ve çok beğeniyorum. Viyana’daki yarışma konserlerinde de onu dinleme fırsatı bulmuştum.

Bir de orkestra şefi olarak Gustavo Dudamel’in sahnedeki enerjisini diğerlerinden çok farklı ve keyifli buluyorum ve Teodor Currentzis de benim için çok özel, neredeyse hiçbir konserini kaçırmıyorum. Diğer orkestra şeflerinden çok daha farklı bir tekniği var, yönettiği her konser çok yoğun duygular üretiyor ve beni çok etkiliyor. 

Piyanoda ilk çaldığın besteyi anımsıyor musun?

Evet, bir çocuk şarkısıydı, adı “Ağaçkakan” idi.

Sahneye çıktığında neler hissediyorsun Maya? O anı bizim de gözümüzün önünde canlandırmamızı sağlar mısın?

Benim sahne korkum hiç olmadı, tam aksine bir parçayı çalarken en iyi performansımı sahnede gösteriyorum. Kendimi güvende bir yerde hissediyorum, üstelik çok da keyif alıyorum. Tek başıma olduğumu hissettiğim özel bir an benim için.

Peki şu ana kadar en ilginç sahne deneyimin hangisi oldu?

Açıkçası en ilginç sahne deneyimlerim, piyano değil de koro konserlerim ya da opera ile oldu. Aziz Stephan Katedrali’nde her yıl çocuk korosu ile konserlerimiz oluyor. İlk sahne aldığımızda mekânın akustiği ve büyüklüğü beni çok etkilemişti. Ama asıl en özel an 2019’da Avusturya’daki çocuk korolarının bir arada sahne aldığı “Festliche Singen” sırasındaki solo deneyimimdi. Aramızdan 5 kişiyi kısa sololar için seçmişlerdi. Bunlardan biri de bendim. Salon tamamen doluydu ve sahnede 180 çocuk vardı. Solomu söylemeye başladığım an bu çokluk birden bire indi, tarif edemeyeceğim kadar duygu yüklü ve güzel bir andı.

Bir de, daha geriye gidecek olursam Ankara Devlet Opera ve Balesi’ndeki deneyimimden bahsetmek isterim. Ben Leyla Gencer Çocuk korosundayken Aliş ve Maviş çocuk müzikali dışında Carmen ve La Boheme’de görev aldım. Sahne arkası, dekorlar, bize özel dikilen kıyafetler, makyajlar ve Opera sanatçıları ile birlikte olabilmek çok güzeldi. Defalarca sahneye çıkıp aynı koreografi ve şarkıları söylesem bile her seferi özel hissettirdi bana.

Piyanonla nasıl bir bağ kurdun?

Çok sıkı bir bağ… Bugün piyano çalmasaydım veya hiç müzikle ilgili bir hayatım olsaydı nasıl olurdu hiç bilmiyorum, hiç aklımda canlandıramıyorum.

Çok değerli ustalık sınıflarına katıldın. Bunların toplamı, senin piyano çalışın üzerinde somut nasıl etkiler, katkılar doğurdu?

Ustalık sınıflarının bana çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Birlikte çalıştığım herkes yeni bir bakış açısı gösterdi. Tekniğimi ve ses rengimi geliştirdiler, onlara çok minnettarım. Ayrıca bence başka katılımcıları izlemek, onlarla iletişime geçebilmek de başka tür bir kazanım.

Bir yandan da Viyana Çocuk Korosundasın. Bu deneyim sana neler katıyor? Nasıl dostluklar kurdun? Bir piyanist için şan eğitimi neden önemli sence?

Viyana Çocuk Korosu’na (Wiener KinderChor) girdikten tam üç hafta sonra İtalya’ya ustalık sınıflarına katılıp, konserler vermeye giden gruba seçildim. Henüz Almanca konuşamıyordum, başta çok korkmuştum ama o kadar renkli bir deneyimdi ki birçok farklı atölyeye ve konsere katıldım ve çok güzel arkadaşlar edindim. Koro ile pandemiye kadar çok seyahat ettik ve çok farklı mekanlarda konserler verdik, hepsinden de çok keyif aldım. Zaman içinde birlikte şarkı söylediğim ve sevdiğim çok arkadaş edindim. Viyana Çocuk Korosu, koro çalışmaları ve şan eğitimi olarak ikiye ayrılıyor. Her hafta koro çalışmalarının yanı sıra Che-Ling Bonell ile şan çalışıyorum. Müthiş bir kadın, onunla çalışmayı çok seviyorum, şan konserleri de ayrı oluyor. Bu yıl, yaşım gereği benim için çocuk korosu sona erdi ve Viyana Kız Korosu’nun (Wiener MädchenChor) seçmelerine girdim ve seçildim, Che-Ling Bonell ile şan çalışmaya bu koroyla da devam edeceğim.

Bence şan ve piyanonun çok benzerlikleri var. Aralarındaki benzerlikleri ve farkları daha çok keşfedip, öğrenip ikisini de geliştirmek istiyorum.

Son olarak, kendine, müziğine dair en büyük hayalini ve yakın dönem projeni öğrenmek isterim.

Ağustos sonu acm – Avusturya Ustalık Sınıfları’nın (Austria Master Classes) Schloss Zell an der Pram’daki yaz okuluna gideceğim. Çok heyecanlıyım.

Büyük hayalime gelince, piyano çalmayı hiç bırakmak istemiyorum, aynı zamanda besteci ve orkestra şefi olmak istiyorum.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz. Başarıların sonsuz olsun…

One comment

  1. Çok güzel bir söyleşi-Çok güzel bir hayat hikayesi.👏👏👏✍️ Yetenek ve imkanlar buluşunca ortaya çok güzel şeyler çıkıyor…Piyanistimizi tebrik ediyorum.Başarıları katlanarak çoğalsın.Benim oğlum ve diğer tüm piyanistlere de başarılar diliyorum.Karşılarına güzel insanların çıkması dileğiyle 🍀🍀🍀 Menekşe Hanım sizi de tebrik ediyorum.Bizleri genç yeteneklerle buluşturuyorsunuz.👏💙💐✍️

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s