Moskova Çaykovski Konservatuarı’nı kazanan piyanist Eylül Selamet: “Rachmaninoff’un müziğiyle ruhum yapbozun her bir parçası gibi birbirine oturur”

2002 yılında İstanbul Kadıköy’de, geleceğin önemli konser piyanistlerinden biri olma yolunda tüm gücü ve ruhuyla çalışmaya kendini adamış bir müzisyen adayı doğdu: Eylül Selamet. 2009 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano Sanat Dalı Sertifika Programı yetenek giriş sınavını kazanarak eğitimine başlayan Eylül, 2009-2013 yıllarında Doç. Rüya Sünder ile, 2013-2017 yıllarında Hürriyet Zeynep Yurdakul ile çalıştı. 2017- 2020 yılları arasında Irakli Chumburidze ile eğitimini sürdüren genç müzisyen, 2020 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano Sanat Dalı Sertifika Programı’ndan ve akademik eğitimini sürdürdüğü Kadir Has Anadolu Lisesi’nden mezun oldu.

2020 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü Lisans Sınavı’nı kazanıp eğitimine burada devam etti. 2020-2021 lisans yılında Profesör Gülden Teztel ile eşlik, Profesör Beste Tıknaz ile oda müziği çalışmalarına katıldı. 2021 yılında Moskova Tchaikovsky Konservatuarı Piyano Bölümü Lisans sınavına girdi ve kabul edildi.

Eylül bir yandan da toplumsal duyarlılığını müziği yoluyla ortaya koymaya devam etti ve 2015, 2017 ve 2018 yıllarında bir sosyal sorumluluk projesi olan Eğirdir Klasik Müzik Festivali’ne katıldı. Festival kapsamında eğitmen olarak görev alıp solo, eşlik ve duo konserler verdi.

Alla Blatow, Aldo Ragone, Alexander Mekaev, Emre Elivar, Emre Şen ve Cem Babacan’ın ustalık sınıflarına aktif olarak katılan Eylül, 2015 yılında 10. Uluslararası Pera Piyano Festivali kapsamında verdiği konserde büyük beğeni topladı. 2018 yılında 13. Uluslararası Pera Piyano Yarışması’nda 15-18 yaş kategorisinde Teşvik Ödülü Kazandı. 2019 yılında 14. Uluslararası Pera 17 Yaş ve Üzeri Duo Piyano Yarışması’nda Zeynep Kökten ile birlikte İkincilik ödülü kazandı.

Okyanusun ortasında cam platform üzerinde Chopin Polonaise op.40 no.2 çalma hayalleri kuran Eylül’ün isminin müzikseverlere ulaşmasında ise, 2019 yılında Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası ile birlikte İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Saint-Seans’ın Sol minör 2 numaralı piyano konçertosunu seslendirmesi çok etkili oldu.

Eylül bu sene büyük gayretlerle sınavını kazandığı ve ailesinin de büyük bir özveriyle eğitimini destekleyeceği Moskova Tchaikovsky Konservatuarı’nda Lisans eğitimine devam edecek. Bu süreçte İstanbul’da olabildiği zamanlar için solo, eşlik ve oda müziği konserleri vermeyi planlayan Eylül’ün en büyük hedefi dünya sahnelerinde tanınan arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’yi gezen ücretsiz bir festival düzenlemek. “Ülkemizin her şehrindeki gençleri ve çocukları müzikle tanıştırmak, müzik diliyle konuşabilmeyi öğretmek, sahnede bir eser seslendirmenin heyecanını onlara yaşatabilmek” diyen Eylül, hümanist ruhunu piyano tuşlarına yansıtmaya ve bu yeteneğini Rus ekolünün engin bilgileriyle taçlandırmaya devam ederken biz de onun mütevazi ve kararlı yükselişini heyecanla takip etmeye devam edeceğiz. Yolu sonsuz açık olsun, müziği en büyük yoldaşı olsun.

Bu değerli genç piyanistimizi tanımaya hazır mısınız? Aşağıda sizi çok keyifli ve insan ruhuna dokunan bir söyleşi bekliyor:

Merhaba Eylül. Müziğe olan ilgin ve yeteneğin çocuklukta nasıl anlaşıldı ve bunun üzerine nasıl bir eğitim inşa ettin? Bize ilk olarak bunu anlatarak kendini tanıtır mısın?

Müzik kulağımın varlığını ilk ailem fark etmiş. Dinlediğim müziklere ritim tutmaya başladığımda henüz 10 aylıkmışım. 3-4 yaşlarımda oyuncak gitarımla kendi kendime şarkılar yapıp söyleyerek uzun vakitler geçirirmişim. 5 yaşımda CD’li müzik kitaplarından Bach ve Mozart’ı dinledikten sonra bestecilerin kitapta geçen eserlerini kulaktan ezberlemişim.

7 yaşımda ilkokul öğretmenimin yönlendirmesiyle İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı yarı zamanlı sınavına girdim. İki aşamalı olan bu sınavı geçerek Piyano Ana Sanat Dalında profesyonel müzik eğitimime başladım. 2009 yılından itibaren akademik eğitimimin yanı sıra konservatuar eğitimimi sürdürdüm. Şu anda lisans eğitimime İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarında devam ediyorum.

Prof. Beste Tıknaz ile oda müziği çalışmalarına katıldın. Oda müziği son dönemde ilgi görmeye başlayan bir müzik türü. Senin için ne ifade ediyor? İleride kendini bu alanda derinleştirme hedeflerin var mı?

Oda müziği biçiminde yazılan eserleri hem dinlemeyi hem de icra etmeyi severim. Bu alanda Prof. Beste Tıknaz ile çalışmak benim için çok kıymetli. Kendisinin bilgi ve tecrübeleri bana çok şey kazandırdı.

Oda müziği yaparken müzisyen arkadaşlarımla bir konser performansının enerjisini paylaşmak ve müzik dilinde buluşmak beni çok mutlu ediyor. Eserlere farklı gözlerden, farklı açılardan bakmamı sağlıyor. Bunun için ileride repertuarımda oda müziği eserlerine de yer vermek istiyorum.

Birçok değerli ustalık sınıfına katıldın. Bunlar senin müzik çalma tarzına nasıl bir katkı sundu?

Eserleri istediğim ifade ile çalabilmek için bazen üst üste çok çalışmam gerekebiliyor. Uzun süreçte bu durum bazı detayları gözden kaçırmama sebep olabiliyor. Ustalık sınıflarının bana en büyük katkısı zaman zaman eserlerimde gözümden kaçan bu güzel detayları fark etmemi sağlaması. Ayrıca her değerli piyanistin kendi yolculuğunda edindiği çok kıymetli bilgi ve tecrübeleri var. Katıldığım ustalık sınıfları çaldığım eserler ve enstrümanımın olanakları konusunda çok farklı bilgiler edinebilmemi sağladı.

Çağdaş piyanistler arasından en çok ilham aldıkların kimler ve neden?

Andras Schiff, Alfred Brendel, Maurizio Pollini ve Maria Joao. Her birinin kendine ait zarif tuşeleri var. Müziğe edebi nitelikler kazandırıyorlar. Özgün olmaları, müzik cümlelerini böylesine net ifade edebilmeleri ve onlara yeni boyutlar kazandırmaları beni çok etkiliyor. Fakat benim en büyük ilham kaynağım saygıdeğer hocam Irakli Chumburidze’dir. Onun müziği dinleyen herkese yeni pencereler açar, hep sürprizlidir. Kendisiyle çalışabildiğim ve onu sık sık canlı dinleyebildiğim için çok şanslı hissediyorum.

Şu ana kadar katıldığın yarışmalar ve derecelerden söz eder misin?

2018 yılında 13. Uluslararası Pera Piyano Yarışması’nda 15-18 yaş Kategorisinde Teşvik Ödülü kazandım. 2019 yılında 14. Uluslararası Pera 17 Yaş ve Üzeri Duo Piyano Yarışması’nda Zeynep Kökten ile birlikte İkincilik ödülü kazandım.

Peki en sıradışı yerde piyano çalma şansı yakalasan nereyi seçerdin?

Okyanusun ortasında cam platform üzerinde Chopin Polonaise op.40 no.2 çalmak isterdim!

Saint-Seans’ın Sol minör 2 numaralı piyano konçertosunu Boğaziçi Üniversitesi Filarmoni Orkestrası ile birlikte İstanbul Lütfi Kırdar konser ve sergi sarayında seslendirdin. Bu eserin senin için önemini ve anlamını öğrenebilir miyim?

Saint-Seans Sol minör konçerto benim çalıştığım ilk konçertodur. O senenin başında hocam bana üç farklı konçerto önerisiyle geldi ve ben dinledikten hemen sonra Saint-Seans çalmak istediğime karar verdim. Nefes kesici bir başlangıcı olan bu eser orkestra ile piyano arasında güzel bir söyleşi gibiydi. Çalışırken, dinlediğim ilk an kadar keyif aldığım bu eseri Boğaziçi Filarmoni Orkestrası ile Lütfi Kırdar konser ve sergi sarayında seslendirmek benim için unutulmaz bir tecrübe. Orkestra bünyesinde, farklı konservatuarlardan ve Boğaziçi üniversitesinden öğrenciler bir araya geliyor. Orkestra Şefi Onur Tahmaz ile Orkestra Müdürü Duygu Esenkar’ı tanımak, bu güzel orkestra ile aynı sahneyi paylaşmak çok güzeldi.

Peki ilk sahneye çıktığın anı anımsıyor musun? Neler hissetmiştin? Ne çalmıştın? Dinleyiciler ne tepki vermişti?

7 yaşımdan beri sahneye çıkıyorum. İlk konserlerim arasında en net hatırladığım Khachaturian ‘Ivan Sings’ eserini seslendirdiğim konser. O konserde dinleyiciler arasında beni profesyonel müzik eğitimine yönlendiren ilkokul öğretmenim, piyano öğretmenim ve ailem de bulunuyordu. Oldukça heyecanlandığımı, beni dinlediklerinde neler hissedeceklerini çok merak ettiğimi, nasıl alkışlayacaklarını görmek için sabırsızlandığımı hatırlıyorum.  Konser sonrası büyük beğeni ve ilgi toplamış, tebrik almıştım.

Müzik senin hayatında nasıl bir boşluğu dolduruyor?

Kadir Has Anadolu Lisesi’nde akademik eğitimimi sürdürürken günde 2 saat enstrümanımla, müziğimle ilgilenebiliyordum. Zaman içinde beni mutlu eden, heyecanlandıran, hüzünlendiren birçok şeyin o iki saatte müzikle olduğunu, gün içinde yaşadığım her anı bir günlük gibi müziğime aktardığımı fark ettim. Bu farkındalıktan sonra müzikle hayatımdaki boşlukları doldurmak yerine hayatımı müzik üzerine inşa etmeye karar verdim.

Çevrende, gençler arasında klasik müziğe olan ilgi ne durumda?

Çevremde hiç tek bir müzik türünü dinleyen arkadaşım yok. Herkesin çok çeşitli müzik zevkleri var ve klasik müzik veya enstrümantal müzikler de birçoğunun listesinde yer alıyor. Arkadaşlarım klasik müziği seviyor ve dinlemekten keyif alıyorlar. Bunun yanı sıra enstrümanların özelliklerini, solistlerin konsere hazırlanma süreçlerini çok merak ediyorlar. Bir konserim veya kaydım olduğunda benden çok heyecanlanıyorlar ve mutlaka izlemeye geliyorlar.

Repertuarında seni en çok mutlu eden ve en çok hüzünlendiren eserler hangileri?

Repertuarımda beni en çok mutlu eden eser Ludwig van Beethoven’ın 12 numaralı sonatı, en çok hüzünlendiren eser ise Frederic Chopin’in 4. Ballade’ı.

Dinlediğim eserlerde Frederic Chopin’in Andante Spianato and Grande Polonaise Brillante eseri beni mutlu ediyor, Wolfgang Amadeus Mozart’ın 23 numaralı piyano konçertosunun ikinci bölümü ise beni en çok hüzünlendiren eser.

Senin için vazgeçilmez kompozitör kim ve neden?

Benim için vazgeçilmez kompozitör Sergei Rachmaninoff’dur. Dinlediğim her eserinde ona bir kez daha hayran olur, her müzik cümlesini sanki kendi sesiyle fısıldayıp bir şeyler anlatıyormuş gibi düşünüp soluksuz dinlerim. Oldukça zarif olan eserleri muhteşem teknik beceriler ister, zaman, ilgi ve özveri ister. Rachmaninoff’un herhangi bir eserini dinlerken dış dünyadan başka hiçbir ses duymam, müzik ile kaybolup giderim. Kısacası Rachmaninoff’un müziğiyle ruhum yapbozun her bir parçası gibi birbirine oturur.

Peki müzik tarihinde hangi dönemde yaşamak isterdin ve bunun sebebini nasıl açıklarsın?

Müzikte önceki dönemlere göre çok daha özgür olan, müziği belirli bir kesime özel olmaktan çıkaran Romantik Dönem’de yaşamak isterdim. Bestecilerin bazı ölçülü yapıları esnetip kendi hissettiklerini notalara yansıtmayı öncelik görmeye başladıkları bir dönem. Müziğin baskıdan kurtulup hızlıca geliştiği döneme şahitlik etmeyi isterdim.

Yakın geleceğe dair hayallerin ve projelerinden biraz söz edebilir misin?

Bu yıl Moskova Tchaikovsky Konservatuarı’nın sınavını kazandım. Lisans eğitimime artık orada devam edeceğim. Bu süreçte İstanbul’da olabildiğim zamanlar için solo, eşlik ve oda müziği konserleri vermeyi planlıyorum. Solo ve eşlik için güzel kayıt projelerim var. En büyük hedefim dünya sahnelerinde tanınan arkadaşlarımla birlikte Türkiye’yi gezen ücretsiz bir festival düzenlemek. Ülkemizin her şehrindeki gençleri ve çocukları müzikle tanıştırmak, müzik diliyle konuşabilmeyi öğretmek, sahnede bir eser seslendirmenin heyecanını onlara yaşatabilmek…

Eylül’ün Youtube kanalı için: https://www.youtube.com/channel/UCfKjGU8DQ9ObW7yjteiQVLA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s