Bahar-Sena Erünsal Kardeşler: “Konservatuar sihirli bir yerdi bizim için, müziğin dilini okumayı öğrendik”

Bahar ve Sena Erünsal kardeşler, müzik dünyasının yarınları için kendilerini bugünden çok disiplinli ve özverili bir şekilde yetiştiren iki müzisyen çocuk. Bahar keman, Sena ise piyano ile dünyayı güzelleştiriyorlar. Sena, ses sanatçısı bir dedenin yanında müzik kulağı geliştikten sonra piyano eğitimine başlamış ve ardından Konservatuar yılları gelmiş. Bahar ise, kendi tabiriyle “babasının zoruyla” keman eğitimine yönelmiş ve şu anda dokunduğu her telle harikalar yaratıyor ve bu yeteneğini konservatuar eğitimiyle perçinliyor, onların ifadeleriyle “müziğin dilini okumayı öğreniyorlar”.

Gerek oda müziği gerekse orkestra deneyimi kazanmakta olan, çok değerli ustalık sınıflarında yıllar içerisinde “pişen”, “yetkinlik kazanan” bu iki değerli müzisyen, klasik müziğin başkentinin Viyana ve New York olması gerektiğini düşünüyorlar. “Peki neden İstanbul olamasın? İstanbul’un neyi eksik?” diye sorduğumda da yanıtları oldukça çarpıcı ve doğru: “İstanbul kendisi çok müzikal bir şehir, dünyanın bence en güzel şehirlerinden biri ve müziğin başkenti olmayı fazlasıyla hak ediyor ama önce klasik müziğe bu şehirde değer verilmesi gerekiyor. Konser salonları bu şehrin nüfusu düşünülünce yok denecek kadar az. Belediyelerin işin içine daha çok dahil olması gerekiyor, destek işin farklı bir boyutu ama önce sahne gerekli,  ve bu yerel yönetim eliyle yapılmalıdır diye düşünüyorum” diyen Sena’ya karşılık, Bahar, “İstanbul çok büyük ve kalabalık bir şehir. Ben yumurta ve tavuk hikayesine benzetiyorum bu durumu biraz. Konserler ne kadar çok olursa, insanlar o kadar çok klasik müzikle tanışır ve tercih ederler, bunun olabilmesi için de konser salonlarının yeterince olması gerekiyor, sonra, o konser salonlarının daimi orkestraları olmalı yıllık programları yapılmalı , müzisyenler desteklenmeli. Genç müzisyenlere de o salonlarda yer verilmeli, öğrenci konserleri halk ile buluşturulmalı diye düşünüyorum. Bunların mümkün olabilmesi için işin en başında Devletin bu işi desteklemesi gerekiyor diye düşünüyorum, ya da büyük sermaye gruplanın bu işe yatırım yapmaları gerekiyor. Dünyadaki örnekleri bu şekilde çünkü, geçmişte de böyleymiş, Viyana ve çevresinde bu kadar gelişmesinin sebebi orda takınılan tavırdan ötürü” diye açıklıyor bu gözlemini.

Her biri birbirinden değerli ödüller almış ve yarışmalara katılma tecrübesi edinmiş Erünsal kardeşlerin her ikisi de herhangi bir burstan yararlanmıyorlar, ancak “işin maddi boyutunu düşünmeden sadece müziğini yapmak daha özgür bir ortam sunar, bu da daha kaliteli işlerin çıkmasını sağlar” diye düşünüyorlar. Farklı enstrümanlar çaldıkları için rekabetten çok dayanışma içinde olduklarını söyleyen kardeşler, bu sene birlikte projeler üretmeye de başlamışlar ve birlikte çalmanın keyfini yaşıyorlar. Sena, arkadaşları arasında klasik müzik sevgisinin çok gelişmemiş olmasından üzgün. Bunu, “normal eğitim sisteminde okuyan kişiler klasik müzikle yeterince tanıştırılmıyor, bilmedikleri için de mesafeli duruyorlar” şeklinde yorumluyor. Bahar, şu anda Veniamin Varshavsky’nin öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki çalışmalarını sürdürüyor. “Peki öğretmeninin sana keman veya çalış konusunda verdiği, aklından asla çıkmayan öğüt ne oldu?” diye sorduğumda, “esere güçlü başlamalıyım ve büyük düşünmeliyim” diyor. Bu cümle bile bu iki kardeşi önümüzdeki dönemde müzik dünyasında ne kadar sağlam bir gelişim evresiyle gözlemleyeceğimizin bir işareti.

Aşağıda benim de görüşlerinden çok faydalandığım, hoş bir söyleşi sizleri bekliyor:

Sena Erünsal (Piyano)
Bahar Erünsal (keman)

Merhaba Bahar, merhaba Sena. Bir ailede yaşları bu denli yakın iki müzisyen olması çok sık rastlanır bir durum değil. O yüzden öncelikle sizi ve bu süreçte büyük bir özveriyle size yetiştiren ailenizi tebrik etmek isterim. Müzikle tanışıklığınız nasıl başladı? Çocukluk yıllarınıza dönerseniz müzikle ve bir enstrümanla ilk temasınız, ilk heyecanınız gibi anları anlatmak ister misiniz? 

Sena: Seve seve; benim dedem TSM icracısıdır, harika bir sese sahiptir, küçükken sık sık annem çalıştığı için babaannemlere gidiyordum ve sürekli dedemi dinleme fırsatım oluyordu, ilk öğrendiğim şarkı 1 yaş civarında “Yine bir Gülnihal”di sanırım😊Sonrasında yuvadaki müzik öğretmenim 2,5 yaş civarı kulağımı farkedip ailemi bilgilendirmiş, ondan sonra da müzik serüvenim başlamış oldu.

Ailem o yaş için piyano dersi verecek öğretmen bulamamış ve ben bir İDOB koro sanatçısıyla aryalar söylemeye başladım, sonra 4,5 yaşımda İÜ Devlet konservatuvarının yarı zamanlı programını kazandım ve derslere başladım.

Şu anda MSGSÜ İstanbul devlet konservatuvarında Dr Öğretim Üyesi çok değerli öğretmenim İris Şentürker’in sınıfında 9. Sınıfta eğitimime devam ediyorum.

Bahar: Benim için de ortam Sena ile aynıydı tabii ki, ama keman babamın yönlendirmesi ile oldu. Hatta aramızda espri konusudur bu, ilerde röportaj verirken bu soruya ‘kemana babamın zoruyla başladım’ cevabını vermem gerektiğini söyler hep ve gülüşürüz😊Sanırım bu efsane de sizin sayenizde gerçekleşmiş oldu. 

Benim için en büyük şans Yonca Sülün öğretmenimle tanışmak oldu, ilk ve orta okulda akademik anlamda çok başarılıydım, sürekli Türkiye dereceleri alıyordum sınavlarda, bu durum da konservatuvara tam zamanlı geçmek konusunda çelişki yaşamama neden oluyordu ama Yonca öğretmenimin yönlendirmeleri sayesinde  kendimi 7. sınıfta ait olduğum yerde tam zamanlı konservatuvarda buldum.  

Peki konservatuar eğitimi sizlere neler kattı? 

Bahar: Küçük yaşlarda sizinle aynı dili konuşan, düşünen ve değerlerinize saygılı arkadaşlarınızın olması çok kıymetli, konservatuvara ilk başladığım zaman bunu hissetmiştim. Daha sonrasında ise bu arkadaşlarınızla orkestra ve oda müziği yapıyor ve müziğinizi paylaşıyorsunuz ki bu da işin en büyülü taraflarından biri bence. 

Sena: Konservatuvar benim için sihirli bir yerdi, ilk başladığım zaman solfej dersine giderken önünden geçtiğim her müzik odasının önünde durup, dinleyip yorumlar yapıyormuşum😊Okumayı 3 yaşında öğrenmiştim ve  konservatuvara başlayınca da müziğin dilini okumayı öğrendim, bu da beni çok heyecanlandırdı ve tutkumu artırdı. 

Birçok önemli ustalık sınıfında, yaz kampında ve orkestralarda bulundunuz. Bunlardan da kısaca söz eder misiniz? 

Bahar: Okul orkestramızda 8. Sınıftan itibaren çalmaya başlıyoruz. Bunun dışında ilk katıldığım Orkestra DÇSO idi, ardından 2018 yılında TUGFO da en genç katılımcı olarak yer aldım. Bu orkestrada yer almak ve Avrupa Turnesine çıkmak bana okul eğitiminin ötesinde, gelecekte yaşantımın nasıl olabileceği ile ilgili bir çeşit kısa film etkisi yaptı. Orkestralar birlikte var olduğumuz yerler ve iyi organizasyonların içinde kendinizi muhteşem hissediyorsunuz ve hiç bitmesin istiyorsunuz. Pandemi öncesi seçmelerde tekrar başarılı oldum ancak turne ertelenmek durumunda kaldığı için gidemedik. 

Konservatuvarın ilk yıllarında katıldığım masterclasslar farklı okullarda okuyan kişilerin seviyelerini görmek ve farklı hocalarla çalışmak ve konser deneyimleri açısından çok verimliydi, Lise 11. Sınıftan itibaren de daha çok gelecek eğitim planlarıma yönelik ustalık sınıflarını tercih etmeye başladım. Allegro vivo festivalinde Tanja Becker Bender ile keman Florian Eggner ile de oda müziği çalışmalarımı çok kıymetli buluyorum, geçtiğimiz yıl boyunca da Schlossakademie’nin düzenlediği Masterclasslarda Mark Gothoni’nin öğrencisi olma şansını yakaladım, gelecekte de çalışmalara devam edeceğim.

Sena: Orkestra ile çalmak yaptığım işin en büyülü anlarından biri bence. Bu deneyimi 6. Sınıfta MSGSÜ Genç Orkestra eşliğinde yaşamış olduğum için çok mutluyum, 19 Mayıs Bayramı kutlamaları çerçevesinde CKM ve Fındıklı Oditoryumda verilen konserlerde solist olarak yer aldım.

Küçük yaşlarda yapılan ustalık sınıfları bence müzikal beceriden çok, vizyon kazanmak açısından önemli diye düşünüyorum, çünkü yaşınız küçük, teknik becerileriniz henüz erken evresinde oluyor, ama yaşınız ve seviyeniz büyüdükçe kazanımlarınız çok daha farklı ve değerli oluyor tabii ki.  Ben de pek çok ustalık sınıfına katıldım, bunlar içinde beni en çok etkileyen pandemi öncesi katıldığım Marcus Becker ve İbrahim Yazıcı ile yaptığım çalışmalar oldu. 

Küçük yaşlarda yapılan ustalık sınıfları bence müzikal beceriden çok vizyon kazanmak açısından önemli diye düşünüyorum, çünkü yaşınız küçük, teknik becerileriniz henüz erken evresinde oluyor, ama yaşınız ve seviyeniz büyüdükçe kazanımlarınız çok daha farklı ve değerli oluyor tabii ki.  Ben de pek çok ustalık sınıfına katıldım, bunlar içinde beni en çok etkileyen pandemi öncesi katıldığım Marcus Becker ve İbrahim Yazıcı ile yaptığım çalışmalar oldu. 

Abla-kardeş tüm mütevaziliğinize rağmen yarışmalarda kazandığınız ödüllerden de kısaca bahsetmenizi isteyeceğim, çünkü ulusal ve uluslararası çapta çok kıymetli başarılar elde etmişsiniz. 

Sena: Aslında çok yarışmacı biri olduğumu söyleyemeyeceğim, müzik spor gibi değil, duygu işi ve insan duyguları yarıştırılamaz diye düşünüyorum; ancak diğer taraftan yarışmaların sunduğu sahne ortamı, arkadaşlık, farklı ülkelerin piyanistlerinden görüşler almak bence muhteşem. Canlı performanslı yarışmaları çok çok seviyorum, Bulgaristan ve Milano’da katıldığım yarışmalar ve Salzburg’da Wiener Saal’da konser performansı sunan yarışma benim için unutulmaz deneyimlerdi. Bir birincilik, 2 ikincilik aldım bu yarışmalarda. Pandemi döneminde tüm yarışmalar online’a döndü, bu da ilk defa kayıt deneyimi yaşamamı sağladı, gördüm ki canlı çalmak ve performans heyecanı ile kaydın kaliteli olması arasında çok büyük farklar var ve bu deneyimi çok kıymetli buluyorum. Katıldığım online yarışmalarda da pek çok derecem oldu.

Bahar: Yarışmalara katılmak biraz da hocalarımızın inisiyatifine bağlı, bu anlamda erken dönemde maalesef pek yarışma deneyimim olamadı. Son dönemde katıldığım yarışmalarda Prag Josef Micka yarışmasında mansiyon, Sırbistan Music Competitionda 2.lik, son olarak geçtiğimiz  Mart ayında ABD’de düzenlenen Kings Peak yarışmasında da kendi kategorimde 1.likle ödüllendirildim. Yine Oda müziği gurubumuzla Ceren Necipoğlu Oda müziği yarışmasında, en genç katılımcı grup olarak Jüri Özel ödülünü aldık. Yurt dışından gelen gruplarca farklı ülkelerde festivallere davet edildik ancak pandemiden ötürü maalesef gerçekleşemedi.

Ayrıca Şehrin Kemanları Bursa seçmelerinde Solist olarak seçildim,  pandeminin sona ermesi ile bu konseri yapmayı çok istiyorum.

Sizce klasik müziğin bir başkenti olsa neresi olurdu? 

Sena:Klasik olacak ama Viyana diyeceğim, çünkü klasik müziğin büyük bestecilerinin hemen hepsinin orda bir geçmişi var ve ben Viyana sokaklarında gezerken Mozart’ın Beethoven’ın sesini hep kulağımda hissetmiştim. Bu nedenle ben de hayatımın bir bölümünde mutlaka Viyana’da yaşamak ve müziğimi şehrin atmosferine bırakmak istiyorum.

Bahar:Viyana çok kıymetli ama ben günümüz koşullarında New York olmalı diye düşünüyorum. Eğitim, konser salonları, Orkestraların çok ve çeşitli olması, bu konuda yapılan yatırımlar çok çok fazla ve yerinde. Ayrıca orada okuyan büyüklerimizin yorumlarından anladığım kadarıyla farklı ve esnek bir yaratıcı ortam bulma ihtimaliniz de yüksek, bu noktada lisans eğitimim için değil belki ama ilerde mutlaka orada da eğitim almak, müzik yapmak istiyorum.

Gönül isterdi ki İstanbul da günün birinde bu klasik müzik başkentlerinden biri olsun. Peki bunun için ne tür somut girişimlerde bulunulmalı sizce? 

Sena:İstanbul kendisi çok müzikal bir şehir, dünyanın bence en güzel şehirlerinden biri ve müziğin başkenti olmayı fazlasıyla hak ediyor ama önce klasik müziğe bu şehirde değer verilmesi gerekiyor. Konser salonları bu şehrin nüfusu düşünülünce yok denecek kadar az. Belediyelerin işin içine daha çok dahil olması gerekiyor, destek işin farklı bir boyutu ama önce sahne gerekli,  ve bu yerel yönetim eliyle yapılmalıdır diye düşünüyorum. 

Bahar: İstanbul çok büyük ve kalabalık bir şehir. Ben yumurta ve tavuk hikayesine benzetiyorum bu durumu biraz. Konserler ne kadar çok olursa, insanlar o kadar çok klasik müzikle tanışır ve tercih ederler, bunun olabilmesi için de konser salonlarının yeterince olması gerekiyor, sonra, o konser salonlarının daimi orkestraları olmalı yıllık programları yapılmalı , müzisyenler desteklenmeli. Genç müzisyenlere de o salonlarda yer verilmeli, öğrenci konserleri halk ile buluşturulmalı diye düşünüyorum. Bunların mümkün olabilmesi için işin en başında Devletin bu işi desteklemesi gerekiyor diye düşünüyorum, ya da büyük sermaye gruplanın bu işe yatırım yapmaları gerekiyor. Dünyadaki örnekleri bu şekilde çünkü, geçmişte de böyleymiş, Viyana ve çevresinde bu kadar gelişmesinin sebebi orda takınılan tavırdan ötürü.

Yaşıtlarınız arasında klasik müzik ve enstrüman sevgisi ne boyutlarda?

Sena: Pek yok. Olabilmesi için eğitimin içine daha çok dahil edilmesi gerekir, normal eğitim sisteminde okuyan kişiler klasik müzikle yeterince tanıştırılmıyor, bilmedikleri için de mesafeli duruyorlar.

Bahar: Durum benim için biraz daha farklı. Okul dışından arkadaşlarım merak edip öğrenmek bilgilenmek istiyorlar, içlerinde benimle derse başlayanlar oldu.

Bahar, senin ciddi şekilde oda müziği çalıştığını görüyorum. Bu, Türkiye’de son 15 yılda oldukça artan bir trend, ama bir yandan da oda müziği grupları çok kalıcı olmuyor. Sence bunun sebepleri nedir ve sen neden ve nasıl oda müziğine ilgi duydun? 

Okulda ilk önce orkestra sonra Oda Müziği başlıyor, ben de lisenin başlarında gruplar içinde yer almaya başladım. Çok kişiyi bir araya getirmek büyük bir organizasyon ve şef gerektiriyor ama oda müziğinde durum çok farklı. Beraber müzik yapmak fikirlerinizi tartışıp ortaya bir bütün çıkartmak benim asıl ilgi duyma sebeplerimden oldu. Sonrasında merak araştırmayı getiriyor tabi ve araştırdıkça da çalmak isteyeceğimiz farklı eserlere ulaştım hocamızın da teşvikiyle başarılı bir şekilde ilerliyoruz. 

Grupların kalıcı olmamasının sebebi, bence çoğu okul yıllarında kuruluyor, fakat sonra herkes kendi kariyer planında bir tarafa gidiyor ve zamanlama açısından sürekliliği tutturmak çok zor oluyor. Bunun ortadan kalkması için sponsor desteğinin artması gerektiğini düşünüyorum. Siz bir taraftan eğitim sürecinizde maddi ve manevi olarak zorlanırken, yılın belli zamanlarında bir araya gelmek, bunun organizasyonunu yapmak çok zorlayıcı oluyor. Halbuki bir sponsorunuz olsa ve sizin için hem bu organizasyonu yapsa hem de maddi olarak giderleri karşılasa her şey çok farklı olur, sürekli birbiri ile çalan grupların başarısı da çok daha farklı oluyor tabii ki.

Bahar, şu anda Veniamin Varshavsky’nin öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki çalışmalarını sürdürüyorsun. Peki öğretmeninin sana keman veya çalış konusunda verdiği, aklından asla çıkmayan öğüt ne oldu? 

Öğretmenin Veniamin Varshavsky Türkiye’de keman  konusunda çok güçlü bir figür, bugün severek dinlediğimiz orkestralarımızda yer alan pek çok keman sanatçısı, okulumuzda ki pek çok hocamız yine O’nun öğrencileri ve uzun zamandır lise seviyesinde öğrenci kabul etmiyordu ama benim için bunu değiştirdi ve  kendisi ile çalışmak benim için büyük şans oldu.

Bana söylediği ve unutmama asla izin vermediği diyeceğim -çünkü her derste tekrarlar mutlaka- esere güçlü başlamak ve büyük düşünmek konusu çok önemlidir.

Bir de biraz teknik olacak belki ama sağ kol ağırlığını vermenin de çok önemli olduğunu vurgular hep.

İkinize de sormak isterim: Müzik alanında kendinize koyduğunuz hedefler nedir? Ne kadarını gerçekleştirdiniz? 

Bahar:  Şu anda Lise son sınıftayım, önümüzdeki yıl eğitimime Almanya da devam etmek istiyorum, bununla ilgili çalışmalarımı sürdürüyorum.

Daha uzun vadede ki hedeflerim içinde yarışmalara daha fazla katılmak ve bu yolla solistlik kariyerimi geliştirmek istiyorum,  paralel olarak yurt dışında ki büyük orkestralarda kendime yer bulmak  ve başarılı bir oda müziği sanatçısı olmak istiyorum. 

Sena:Kısa ve uzun vadede pek çok hedefim var. Kısa vadede çalıştığım her eseri hakkıyla yorumlamak ve Öğretmenimin olurunu almak  çok çok önemli, çünkü İris öğretmenim hem harika bir yorumcu hem de benim için muhteşem bir mentor. Müziğe, mesleğimize yaklaşımı, beni sadece piyanist olarak değil insan olarak da çok farklı bir dünya görüşü ile donatıyor.

Orta vadede hedefim eğitimimle ilgili, üniversitede  Berlin’de Heins Eisler okumak istiyorum, bununla ilgili de çalışmalar yapıyorum.

Uzun vadede ise konser piyanistliğinin yanında oda müziğinde de adımı duyurmak istiyorum. Yarışmalar konusu burada tekrar devreye giriyor, büyük isimli yarışmalardan birini almak bu kariyer planı için çok çok önemli. 

Herhangi bir kurumsal destekten yararlanıyor musunuz? Sizce bir müzisyenin kurumsal destekten yararlanması ona hayatında nasıl kapılar aralar? 

Sena: Henüz yararlanmıyorum, yararlanmayı umuyorum. Şu ana kadar çok ihtiyaç duymadık açıkçası, ailem bu konuda elinden geleni yapıyor ama iş yurt dışında okumak ve yaşamak noktasına gelince destek şart. 

İşin maddi boyutunu düşünmeden sadece müziğini yapmak daha özgür bir ortam sunar, bu da daha kaliteli işlerin çıkmasını sağlar diye düşünüyorum.

Bahar: Henüz yararlanmıyorum, şu ana kadar ailem bu konuda tam destek olarak büyük bir çaba sarfetti, ancak yurt dışı eğitimimle beraber kesinlikle ihtiyaç duyacağım. 

Kurumsal bir desteğinizin olması sizi maddi sıkıntılardan uzaklaştırıp sadece müziğinizle başbaşa bırakır, bu da çok daha üretici olmanızı sağlar, ayrıca iyi bir enstrümana sahip olabilmeniz için de bu çok gerekli.

Müzik çalışmalarınızda birbirinizle yapıcı bir rekabet içerisine girdiğiniz oluyor mu? Birbirinizi eleştirir misiniz? 

Sena: Farklı enstrümanlar çaldığımız için rekabetten çok dayanışma içindeyiz aslında. Bu sene birlikte projeler üretmeye de başladık, birlikte çalmak çok keyifli, ablamın tonu çok güzel ve ona eşlik ederken çok farklı bir enerjiyle doluyorum.

Bahar: Rekabetten çok yapıcı eleştiriler söz konusu oluyor, ben tabi daha büyük olduğum için biraz daha yönlendirici oluyorum, bazen de sabırsız olabiliyorum açıkçası.  Sena yaşına göre çok olgun çalıyor ve artık birlikte de müzik yapıyoruz. Son dönemde Beyoğlu Belediyesi’nin düzenlediği ‘Ayın Sazı Keman’ programına davet aldık ve beraber bir konser kaydı deneyimi yaşadık, bu deneyim gelecekte yapacaklarımızla ilgili bize çok büyük bir motivasyon kaynağı oldu.

Piyano/Keman çalış tekniğinden en çok ilham aldığınız, sizi etkileyen piyanist(ler)/ keman sanatçıları hangileri?

Sena: Benim için pek çok kişi var ama listenin en üstünde Daniel Barenboim geliyor. Zimmerman, Horowitz de vazgeçemediklerimdendir.

Bahar: Keman konusunda farklı besteciler için farklı yorumcuları takip ediyorum, Anne Sophie Mutter, Augustin Hadelich, Janine Jansen’ı hep severek dinliyorum, bunun yanında son zamanlarda  Christian Tetzlaff’ın Bach yorumlarını çok beğeniyorum.

Geçmişe ışınlansanız hangi kompozitörün yanına gidip ona ne söylemek / sormak isterdiniz? 

Bahar: Bach benim için de tek isim, soru sormaktan çok anlatmasını isterdim ve yanında olup sadece izlemek isterdim.

Sena: Bach’ın yanına gitmek isterdim, o beste yaparken yaşadığı süreçleri izlemek isterdim, kendisine olan hayranlığımı yüzüne karşı söylemek ayrıca süper olurdu.

Hayatınızda müzik ve piyano/keman olmasaydı, yerine ne koyardınız? Veya yeri boş mu kalırdı? 

Sena: Müziğin yerini doldurabilecek başka bir şey tanımlı değil benim için ama fizik bilimi çok ilgimi çekiyor, Ama müzik olmasaydı eksik kalırdım o kesin.

Bahar: Keman hayatımda olmasaydı da yine sanatla ilgili bir şeyler yapardım diye düşünüyorum. Grafik tasarım konuları hep çok ilgimi çekmiştir

Sena: Bana bu fırsatı sunduğunuz için size çok çok teşekkür ediyorum, yakında güzel haberler paylaşmak dileğiyle.

Bahar: Sizinle bu röportajı yapmak bize enerji verdi, biz ve bizler gibi gençlerin sesi olduğunuz için çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s