Nüktedan piyanist-besteci Aleksandra Nadin Bolşen: “Bestecilik hep ağır basar bende. Yaratmadan duramam”

Mersin doğumlu genç sanatçı Aleksandra Nadin Bolşen’in müzikle ilk tanışıklığı 11 yaşında Kadıköy Belediyesi Çocuk Sanat Merkezi Piyano bölümünde aldığı eğitimle ve 2010-2014 yılları arasında Maria Usonova Özdemir ile piyano çalışmalarıyla başladı. İlk başta ailesinin destek vermemesi Nadin’i bu uğraşında tek başına bir mücadeleye zorlarken, yeteneğinin fark edilmesi ve öğretmenlerinin yönlendirmesi sonucunda ailesinin de fikrini değiştirmeyi başardı.

Akabinde alanında önde gelen müzisyenlerden solfej, müzik teorisi, armoni dersleri aldıktan sonra 2014 yılında Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Bölümü’ne girmeye hak kazandı. Semih Korucu ile kompozisyon, Oksana Böllü ile şeflik çalıştı, 2019 yılında konservatuvardan birincilik ile mezun oldu. 2017-2018 yılları arası Erasmus programı kapsamında tam burslu olarak İtalya, La Spezia kentinde, ‘‘Conservatorio di Musica G.Puccini’’de Kompozisyon okudu.

2019’da, 18.si düzenlenen Mersin Uluslararası Müzik Festivali 9.Beste yarışmasında ‘‘ikincilik’’, 2020 Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması’nda ‘‘üçüncülük’’ ödülü alan başarılı piyanistimiz ve bestecimiz, eğitim hayatı boyunca ‘‘Sesin Yolculuğu Genç Besteciler Festivali’’, ‘‘Mersin Uluslararası Müzik Festivali’’ gibi etkinliklere hem besteci hem müzisyen olarak katıldı.

Nadin Bolşen, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste yarışmasında geçen sene üçüncülük ödülünü aldı. Bu onun için de müzik dünyası için de çok önemli bir ödül ve katkıydı; zira piyano-keman-viyolonsel için yazmış olduğu bu besteye, yarışmanın konsepti gereği yerel tınılar kullanması gerekiyordu ki bu onun için ilk deneyim olacaktı. “Bestelemenin sınırı yok, hayatımızın sonuna kadar, her yeni gün kendimizi keşfediyoruz” diyor o kırılma anını anımsarken. Eseri, Harika Gençler dosyasında daha önce üyelerine yer verdiğim Bosphorus Trio seslendirdi ve yarışma konsepti doğrultusunda CD kaydı alınıp yayınlandı. “Bir eseri yazarken onu sadece siz duyabilirsiniz, kimsenin görmediği bir şeyi görebilmek gibi, o eser ne zaman seslendirilirse ben hep ilk defa aynı heyecanı yaşıyorum çünkü biliyorum ki benim gördüğümü dünyaya gösterilebilir hale getirdim, artık maddeye büründü ve şimdi onun keyfini çıkarıyoruz” diyor Bolşen bu eserin ve yarışmanın kendisine kattıklarına dair. Nadin Bolşen için bestecilik hep ağır basıyor; çünkü yaratmadan duramadığını ifade ediyor.

Halihazırda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yüksek Lisans programını sürdüren ve Kemal Mete Sakpınar ile Kompozisyon çalışmalarına devam eden Bolşen, bir yandan da sosyal medya hesabından özellikle pandemi döneminde hepimizin hasret kaldığı tebessümü, nükteli piyano çalışlarıyla bizlere ulaştırıyor.

Bolşen’in mücadeleci ruhuna ise en çok hitap eden bestecilerin başında Beethoven geliyor. “Ne çok acılar çekmiş, neredeyse hiç mutlu bir süreci olmamış, hayatı doğduğundan beri hep mücadele ile geçmiş bir besteci. Üstüne üstlük bir müzisyenin başına gelecek en kötü şeylerden biri olan duyma yetisini yitirmiş. Bu kadar engele rağmen hiç vazgeçmemiş, hayatla olan derdini bağıra bağıra uvertürlerine, sonatlarına, senfonilerine aktarmış bir besteci. İyi ki var” diyor Bolşen büyük besteciye dair hislerini tanımlarken. Bolşen ayrıca Türkiye’de azınlık topluluğunun bir üyesi olarak da kendi içinde birçok mücadele vermiş, isminden dolayı yabancı olduğu sanılmış, bu topraklarda büyüyüp yetiştiğini tekrar tekrar anlatmak zorunda kalmış bir mücadele kadını. Belki bu mücadeleyi müziğine zaman zaman melankolik, zaman zaman da nükteli bir ifadeyle yansıtarak kendi zihinsel bütünlüğünü sağlamaya çalışıyor.

“Müzik, sizde tekrar dinleme isteği uyandırıyorsa güzeldir” diyen genç piyanist-bestecimizin birçok eserini dijital mecralarda dinledim ve bende yeniden ve birçok kez dinleme isteği uyandırdı. Sizde de aynı etkiyi bırakacağına eminim. Kendisini tanımak isterseniz çok keyifli bir söyleşi aşağıda sizi bekliyor:

Müziğe olan ilginizi nasıl fark ettiniz? Aileniz bu süreçte nasıl bir yönlendirmede bulundu? 

Aslında tamamen rastlantı sonucu gelişti, biraz asosyal bir çocuktum o zamanlar, bir uğraşım olsun diye ailem beni belediyenin müzik kursuna yazdırdı – ki enstrüman almak gerekiyor, bende o bile yok. O zamanki öğretmenlerim müziğe olan yatkınlığımın farkına vardılar, konservatuvara başlayana kadar hep öğretmenlerimin referansları bu şekilde devam etti. Ailem müziği mesleki olarak pek desteklemediler, ailede daha önce müzik kariyeri yapan olmamıştı, hobi olarak destekliyorlardı. Uzunca bir süre bu böyle devam etti, en son öğretmenlerin yönlendirmeleri ailemin fikirlerinin değişmesini sağladı ama.

Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı 2019 yılında birincilikle bitirdiniz. Ardından İtalya’da kompozisyon okudunuz tam burslu olarak. Türkiye ile İtalya’daki eğitimi kıyaslarsak neler söyleyebiliriz?  

Çok fark var gerçekten. İtalya Rönesans’ı yaşamış bir ülke ve geleneklere oldukça bağlılar, bu eğitim sistemine de yansıyor. Biraz eleştirel olacaktır tabi ama Türkiye’de genel olarak müzik eğitiminde gözlemlediğim sanat amacı ile değil de daha çok memur bakış açısıyla işlediği. İtalya’da öğretmenlerin şahsi odası bile yoktu, herkesin belli saatlerde bulunduğu belli yerler vardır, herkes kendi dersini veriyordu, başka branştaki bir eğitmenin dersine karışmıyordu. Burada herkes herkesin işine karışıyor sanki…   

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste yarışmasında geçen sene üçüncülük ödülünü aldınız. Bu bestenizden biraz bahseder misiniz? Ayrıca, Bosphorus Trio ile birlikte Piyanolu Üçlüler albümünde bulundunuz. Bu projede yer alış hikayenizi ve size kattıklarını anlatır mısınız? 

Piyano-keman-viyolonsel için yazmış olduğum bir müzikti bu. Yarışmanın konsepti gereği yerel tınılar kullanmamız gerekiyordu ki benim için bu ilk deneyim olacaktı, ben daha çok romantik tarzda eserler bestelemeyi seviyorum. Ancak eseri çalışırken aslında ne kadar zevkli ve güzel bir deneyim olduğunu anladım. Bestelemenin sınırı yok, hayatımızın sonuna kadar, her yeni gün kendimizi keşfediyoruz. Eseri Bosphorus Trio seslendirdi ve yarışma konsepti doğrultusunda CD kaydı alınıp yayınlandı. Bana kattıkları ise nasıl tarif edeyim… Bir eseri yazarken onu sadece siz duyabilirsiniz, kimsenin görmediği bir şeyi görebilmek gibi, o eser ne zaman seslendirilirse ben hep ilk defa aynı heyecanı yaşıyorum çünkü biliyorum ki benim gördüğümü dünyaya gösterilebilir hale getirdim, artık maddeye büründü ve şimdi onun keyfini çıkarıyoruz. 

Bestecilik mi piyanistlik mi ağır basıyor şu anda geldiğiniz aşamada? 

Bestecilik, yaratmadan duramam ben. Ama piyano başta olmak üzere diğer çaldığım enstrümanları her elime aldığımda kendimi daha ifadesel hissederim.

Sizin için vazgeçilmez piyanistler ve besteciler kimler? 

Teorik olarak konuşacak olursak Bach, Beethoven bu işin temel taşlarından ama felsefik olarak cevap vermem gerekirse Schubert pek severim, lied’leri ruhumu okşar. Piyanistler konusunda bir cevabım yok, herkes ayrı kategoride iyiler.

Sosyal medyayı da müziğinizi kitlelere ulaştırmada kullanıyorsunuz sık sık. Pandemi döneminde sizce sosyal medya klasik müziği “halk arasına indirmek” açısından etkili oldu mu? Bunun dezavantajları var mı? 

Sosyal medya günümüzün en iyi iletişim araçlarından biri, nasıl kullandığınız çok önemli. Pandemiden dolayı yasaklanan konser ve etkinliklerin eksikliği insanları çok etkiledi. Dolaylı olarak internetten müzik dinlemeye, video izlemeye başladılar ve evet bu anlamda olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz ancak hiçbir şey ama hiçbir şey gerçek konserin/performansın yerini tutmuyor.

Klasik müzik tarihinde size geriye dönük olarak bir dönemde yaşama şansı verseler, hangisini seçerdiniz, neden? 

Tek bir dönem olarak cevap vermek zor benim için. Her dönemi yaşamak isterdim sanırım, ama daha çok arzuladığım dönem bestecilerinin öğrencisi olmak, onlardan ders almak olurdu. 

Son dönemde çocuk müzisyenlerin diğer enstrümanlardan ziyade ağırlıklı olarak piyanoya yönelmesini nasıl karşılıyorsunuz? 

Çok doğal. Çocuklar gelişim sürecinde olan küçük müzisyenlerimiz. Küçük yaşta müzik eğitiminde de piyanonun tercih edilmesi; iki el koordinasyonu, yorumlama becerisi, matematik, analitik düşünme, perdesiz bir çalgı olmadığı için kulağı doğru yönde geliştirme vb. açılardan çocuklarında gelişme ve kodlama dönemi ile birlikte paralel hareket ederse çok güzel sonuçlar elde edilir. En azından benim öğretmenlik kariyerimde gözlemlediğim olgular bu şekilde.

Pandemi dönemi müziğinizi ne yönde etkiledi? 

İyi yanları da oldu kötü yanları da. İyi olarak söyleyebileceğim evde daha çok kaldığımız için müzik çalışacak daha çok vaktimiz oluştu ancak konserler vb. etkinlikler iptal olduğu için insanları bir araya getiren müzik sadece 4 duvar arasında kaldı elbette ki bu motivasyon eksikliğine sebep oldu. 

Piyano kariyerinizden arta kalan zamanınızda neler yapıyorsunuz?

Hobilerim var; resim yaparım, fotoğraf çekerim. 

Bestelerinizden de biraz söz eder misiniz? Hangi platformlardan dinleyebiliriz?

Benim iki çeşit kompozisyon alanım var. Biri daha akademik, diğeri ise daha kitleye hitap eden şekilde. Dijital platformlarda yayınlanmış albümlerim var hatta bir tanesi yolda umarım bu yaz onu da yayınlayacağım. O çalışmalar daha tonal, video oyunu ya da film müziği kategorisinde değerlendirilebilir. Diğer akademik alanım ise çok daha farklı. Senfonik orkestra, oda müzikleri, solo enstrüman için müzikler, şan için parçalar vs. bir çok tarzda ve formda eserlerim var.

Herhangi bir kurumsal destekten yararlanıyor musunuz? 

Hayır, ama olsun isterim.

Yurtdışı hayalleriniz halen var mı? 

Birçok müzisyen gibi evet, var. Müzik evrenseldir, ne kadar çok ülkeye, insanı, topluma, kültüre vs. ulaşabilirseniz o kadar değerli olur. Pandemi biraz bu hayalleri öteliyor ama hayalden öte artık bir hedef benim için.

Kendinize dair en büyük hayaliniz nedir şu dönemde? 

Video oyunu, film, dizi sektörüyle çok ilgiliyim. Büyük yapımlara müzik yapmak istiyorum.

Mersin’de klasik müzik dinleyicisi, diğer büyükşehirlerle kıyaslandığında ilgili mi? 

Mersin, Devlet Opera ve Balesi’nin kurulduğu 6 şehirden biri. Belli bir kitleye sahip evet, ama o kitle hep vardı ve halen var, hiç azalmaz ama tabii İstanbul’la hiçbir şehri kıyaslayamayız o konuda.

Sizce müziği “güzel” kılan nedir? 

Bence sizde tekrar dinleme isteği uyandırıyorsa güzeldir.

Size ilham veren kadın piyanistler var mı? Varsa kimlerdir? 

Müzik eğitimime yeni başladığım zamanlar, o dönemki öğretmenim bana İdil Biret ile ilgili bir ödev vermişti, o kadar eski ki daha o zaman notaları yeni öğreniyordum. Bir CD hazırlamıştım İdil Biret’in yorumlarıyla dolu tabii hiç bilmiyorum hangi besteci hangi eser, tamamen rastgele. Bilemiyorum müzikler miydi bende hayranlık uyandıran yoksa İdil Biret’in yorumu muydu ama halen de dinlerim o kayıtları, bende çok ayrı bir yeri vardır kendisinin. Müzik hayatıma nasıl başladığımı hatırlatır bana hep. 

Nasıl bir günlük programınız var? Örneğin günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Pandemi ve yasaklardan dolayı programım hep değişiyor ama normal şartlar altından konuşacak olursak gündüzleri enstrüman çalışırım, piyano yada başka bir enstrüman (12 tane çalgıyla ilgiliyimdir), öğleden sonra ve akşamları ders veririm, akşam ve gece beste çalışmalarına ve araştırma işlerine ayırırım. Elbette farklı aktivitelere oluyor ama genel olarak böyle.

Hayatından en çok etkilendiğiniz besteci hangisi oldu ve neden? 

Beethoven. Ne çok acılar çekmiş, neredeyse hiç mutlu bir süreci olmamış, hayatı doğduğundan beri hep mücadele ile geçmiş bir besteci. Üstüne üstlük bir müzisyenin başına gelecek en kötü şeylerden biri olan duyma yetisini yitirmiş. Bu kadar engele rağmen hiç vazgeçmemiş, hayatla olan derdini bağıra bağıra uvertürlerine, sonatlarına, senfonilerine aktarmış bir besteci. İyi ki var.

Akademik eğitiminiz boyunca size öğretmenlerinizin verdiği ve hiç unutmayıp halen uyguladığınız bir öğüt var mı? 

Çok değerli sevgili hocam Kemal Mete Sakpınar bana bir keresinde ‘‘senin sürekli yazman lazım, korkmadan yaz’’ demişti.

Biraz zor bir soru gelsin şimdi de. Seçme şansınız olsaydı Steinway marka piyano mu yoksa Bösendorfer mi tercih ederdiniz?

Steinway. Yıllar önce CKM’de bir konserde sahnede Steinway çalma şansı buldum. Tuşesi o kadar ağır ama sanki bulutların üstündeymişim gibi bir his verdi bana. O hissi halen hatırlarım.

Azınlık topluluğundan olmanın avantajını ve dezavantajını hissettiniz mi müzik dünyasında?

Açıkçası müzik hayatımdan çok sosyal hayatımda pek çok handikap ile karşılaştım Türkiye’de azınlık topluluğunda olduğum için. Küçük yaşımdan bugüne kadar çok dışlandım her türlü konuda.  Ancak müzikte hem akademik hem iş hayatında yabancı kadrodan eğitmenler olduğu için müzik camiası alışmıştı Türkçe olmayan isimlere. Beni yabancı sanıyorlardı o ayrı konu, ben ayrıca hep Türk olduğumu açıklamaya çalışıyordum. Ne diyebilirim zor Türkiye’de azınlık olmak…

Piyano çalışınıza nükte ve güncelle bağlantılı espriler çok hakim. Bunun benzerine çok fazla rastlanmıyor. Nasıl oluştu bu tarz ve kitleniz buna nasıl tepkiler veriyor? Müzik bir mizah aracı olduğunda nasıl bir uyum ortaya çıkar?

Mizahı severim, kim sevmez ki zaten! Evde kendi kendime yaptığım ufak işler vardı tamamen eğlence için sonra video içerikleri üretmeye başladım, insanlar sevince daha da çok yapıyorsunuz haliyle. Onların hoşuna gidiyor, bende hem eğlenip hem enstrümanımı çalıyorum. Özellikle şu içinde bulunduğumuz dönemde neşeye çok ama çok ihtiyacımız var. Müzik her şekle bürünebilir, bazen sizi güldürür bazen ise ağlatır bir cenazede. Müziğin duygu-durumlarımız üzerinden çok güçlü bir etkisi var, beni yaptığım mizah sadece ufak bir parçası…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s