Felsefe, piyano ve orkestra şefliğinin uyumu Can Okan: “Pandemide nefes almayı özledim. Nefes, müziğin olmazsa olmazı”

Fotoğrafı çeken:  Yusuf Emre Turan

Doç. Can Okan, piyanistlik, orkestra şefliği, felsefe tutkusu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuarı öğretim üyeliği gibi birçok değerli ünvanı ve uğraşı başarıyla omuzlarında taşıyan genç bir müzisyen ve akademisyen. Bunların yanı sıra, felsefe ve müziğe olan tutkusunu da bu iki alanı bir araya getiren noktaları araştırıp yazıya döken Can Okan, örneğin Alman filozof Kant ve Alman piyanist-besteci Beethoven’ın insanlığa kattıkları değerler üzerinden ortak okuma çabalarında da bulunuyor, “saf pratik aklın müziğe getirdiği devrimi” mercek altına alıyor. Okan en son birkaç gün önce “Kontrbasın Kralı” olarak bilinen İtalyan besteci, şef ve kontrbas virtüözü Giovanni Bottesini’nin 200. yaşı vesilesiyle CRR Oda Orkestrası’nın bir konserini yönetmişti.

Altı yaşında başlayan ilk piyano derslerini duayen besteci ve piyanist Meliha Doğuduyal’dan alan Can Okan, üç yıl sonra da şu anda genç müzisyenleri yetiştireceği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kapısından içeri öğrenci olarak girdi. Piyano eğitiminin ardından yüksek lisansı sırasında ünlü şef Prof. Gürer Aykal’dan orkestra şefliği eğitimi alan Okan, piyano ile orkestra şefliğinin birbirini besleyen iki uğraş olduğunu düşünüyor. Piyanonun tek başına ele alınan çalgılar arasında, orkestradaki geniş ses yelpazesine en yakın olan çalgı olduğunu belirtiyor.

2007 yılında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı yöneterek, orkestra şefi olarak ilk konserini veren Okan ayrıca 2009-2011 yılları arasında Stockholm Royal College of Music’de Orkestra Şefliği Anasanat Dalı’nda gördüğü yüksek lisans öğrenimi süresince Daniel Harding, Jan Risberg, B. Tommy Andersson gibi orkestra şefleri ile çalıştı, İsveç’te birçok orkestra ile konser verdi. 2017 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu Igor Stravinsky’nin “The Rake’s Progress” (Hovardanın Sonu) adlı operasının Türkiye’deki ilk temsilini yöneten Okan, aynı yılın Haziran ayında, Benjamin Britten’ın “The Turn of the Screw” (Kötülüğün Döngüsü) operasını ve bir sonraki senenin Nisan ayında Verdi’nin “Falstaff” operasını yönetti.

2019 yılında MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuarı’nda Prof. Metin Ülkü ile piyano ana sanat dalındaki doktora eğitimini tamamlayan Okan, 2019 yılı Ekim ayında Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin yeni prodüksiyonu olan “Aida” operasını da yöneterek orkestra şefliğinde önemli bir yetkinlik aşamasını da başarılı bir şekilde gerçekleştirdi.

Yıllardır süregiden orkestra şefliğine birçok yaşanmışlığı, anektodu, krizi ve kriz yönetimini sığdıran deneyimli şef ve piyanist Can Okan, “şef, paniğe ve kaosa asla meydan vermemelidir. Anlaşmazlıklar çıkabilir, ama derhal durumu kontrol altına almak ile sorumludur. Ayrışma ve kutuplaşma, anlaşmazlık üzerinden ufak gruplara bölünme, bir orkestrada ahenkli çalışma ortamını tehdit eden unsurlardır. Bu bakımdan, orkestra şefinin pratik aklını her zaman etkin tutması çok önemlidir” diyerek, ondan ilham alacak genç orkestra şeflerine çok değerli bir tavsiyede bulunuyor.

Orkestra şefliği şapkasıyla en fazla fagotlar, kornolar, trompetler ve vurmalılarla “şakalaşan”, orkestrayı hem büyük bir mekanizmaya, hem de her uzvun uyum içinde yaşamasını gerektiren büyük bir bedene benzeten Can Okan, halihazırda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef yardımcılığı görevini yürütüyor.

Okan, müziğin farklı alanlarında kendi potansiyellerini gerçekleştirmeye çalışan, birçoğu fırsat eşitsizliklerine rağmen bir enstrümanla kendini gerçekleştirme yarışı ve mücadelesi içindeki çocuk müzisyenlere ise, müziğin ömür boyu süren bir süreç olduğunu unutmamalarını, kendilerini “ben artık çok iyi oldum” diye tanımlamamaları, sürekli daha iyiye doğru çabalamaları gerektiğini öğütlüyor.

Pandemi döneminde dijital konserlere devam eden Okan, birçoğumuz gibi rahatça nefes almayı özlemiş. “Nefes, müziğin olmaz ise olmaz bir unsurudur ve bu maskeler ile olması gerektiği gibi olmuyor. Mesafeli oturma düzeni, müziğin bir başka en önemli unsurlarından biri olarak birbirini dinleme ve göz temasını da olumsuz şekilde etkilemektedir. Bunları olması gerektiği gibi gerçekleştirebilmeyi özledim” diye ifade ediyor bu samimi ve güçlü özlemini…

Eleştirel felsefi düşünce sistemine estetik ve müziğe dair değerlendirmelerini dahil eden Kant’ı felsefe çalışmalarının merkezine alan değerli orkestra şefi ve piyanist Can Okan ile keyifli söyleşimizi aşağıda sizinle de paylaşmak isterim.

Benim de çocukluğumun efsanevi orkestra şefi Hikmet Şimşek’ten sonra Can Okan gibi donanımlı, eğitimli ve mesleğine her açıdan tutkuyla bağlı bir şefle çağdaş olmamız da hepimiz için gurur kaynağı olmalı.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? 

Ben bir piyanist ve orkestra şefiyim. Konuşmaya başlamam ile birlikte müziğe olan yönelimimi ailem farketti. TRT 2 kanalında o zamanlar Hikmet Şimşek’in sunduğu Pazar Konseri programlarını seyredermişim ve seyrettiğim şefleri taklit etmeye çalışırmışım. Altı yaşımda ilk piyano derslerimi, günümüzün ünlü besteci ve piyanistlerinden Meliha Doğuduyal’dan almaya başladım. Sonra, 9 yaşımdan itibaren Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuarı’ndaki eğitim sürecim başladı. Piyanoda hocam Prof. Metin Ülkü oldu. 2005-2009 yılları arasında piyanoda son iki sınıf ve yüksek lisans eğitimimi sürdürürken aynı dönemde Prof. Gürer Aykal’dan orkestra şefliği bölümünde eğitim gördüm.

Piyano eğitimi ve orkestra şefliğini beraber yürüterek yaşıtlarınıza göre zorlu ve sıradışı bir çizgi izlediniz. Bu iki branşı sizde “vazgeçilmez” kılan nedir? 

Bence her iki branş birbirini besledi ve halen beslediğini düşünüyorum. Çok yoğun bir çalışma temposunu gerektirdiği şüphesiz, ama müziğe olan yaklaşımımda bana geniş bir perspektif kazandırdığını da söylemeliyim. Piyano, tek başına ele alınan çalgılar arasında, orkestranın geniş ses yelpazesine en fazla yakınlık gösteren çalgıdır. Her iki durumda da ses rengi, tını farklılığı, tema-eşlik-bas partileri ayrımlarını gözetmem mümkün. 

Orkestra şefliğiniz sırasında yaşadığınız en ilginç olay ne oldu? 

Bir provada çalıştığımız bir eserde (teknik bakımdan oldukça güç bir pasajda) öyle bir an oldu ki, daha önceki provalarda aldığımdan daha hızlı bir tempo almamama rağmen, o gün meslektaşlarımdan birine fazla hızlı geldi. Yönetmeyi durdurup birkaç şey söyleyecekken, meslektaşımdan tempoya dair itiraz geldi. Ben de bu pasajın temposu ile hiç oynamadığımı ve dahası bestecinin kendi eserinin kaydında aldığı temponun aynısını gözetmeye çalıştığımı söyledim ve ufak bir tartışma başladı; başkemancı benden yana çıkıp, prova ortasında orkestra şefine böyle konuşulamayacağını söyledi ve provayı terk etti. Ben de planda programda olmayan kısa bir prova arası verdim. Beş dakika sonra başkemancı dahil hepimiz provaya geri döndüğümüzde, hepimizin, teknik bakımdan böyle zor bir eserde emek verip iyi bir sonuç almayı hedeflediğimizi, ama bu süreci birlikte istişare halinde sağlıkla yürütebileceğimizi ve kimseye herhangi bir şeyi dayatma yöntemi uygulamaya çalışmadığımı söyledim. Orkestra alkışladı. Prova sonunda itiraz eden meslektaşım da geldi ve başkemancı ile üçümüz el sıkışıp sarıldık ve gayet keyifli bir şekilde provayı bitirdik. 

Sizce orkestra şefliği aynı zamanda kriz yönetimi gerektiriyor mu? 

Bu anlattığım olay aslında ufak çaplı bir krizdi ve evet, bu yönetimi şart koşuyor. Şef, paniğe ve kaosa asla meydan vermemelidir. Anlaşmazlıklar çıkabilir, ama derhal durumu kontrol altına almak ile sorumludur. Ayrışma ve kutuplaşma, anlaşmazlık üzerinden ufak gruplara bölünme, bir orkestrada ahenkli çalışma ortamını tehdit eden unsurlardır. Bu bakımdan, orkestra şefinin pratik aklını her zaman etkin tutması çok önemlidir.

Orkestranın en “haylaz”, en “akıllı uslu”, en “şakacı” ve en “sürprizlerle dolu” enstrümanlarını sorsam? 

Aslında orkestrada her çalgının bir karakteri var diyebilirim, bu durumları gözlemlemek bazen gerçekten eğlenceli olabiliyor. Tabii, haylaz karakteri hiçbir çalgıda istememeliyiz! Bu zamana kadar edindiğim deneyimlerin çoğunda, en fazla şakalaştığım çalgı grupları fagotlar, kornolar, trompetler ve vurmalılar oldu sanırım.

Bir orkestrada uyumu sağlayan temel unsurlar neler sizce?

Orkestra hem büyük bir mekanizmadır hem de yaşayan büyük bir bedendir. Nasıl ki kendi bedenimizde herhangi bir organ veya uzvun sağlıklı işlevi yok olduğunda çektiğimiz sıkıntı tüm bedenimize etki eder ise, aynı şekilde orkestrada da bir grubun uyuma aykırı duruşu, tüm orkestranın çalışma ortamını etkiler. Kimse birbirini dostça sevmek zorundadır demiyorum, ama saygı ve müziğin birleştiriciliği altında bu mekanizmanın uyumlu işlevini yerine getirmenin bilinci şarttır diye düşünüyorum.

Katıldığınız ustalık sınıfları arasında sizi en çok etkileyenler hangileri olmuştu? 

Piyanoda İdil Biret’in ustalık sınıfları her zaman aydınlatıcı oldu. İdil Biret’in, hangi eseri çalarsam çalayım (repertuarının engin genişliği sayesinde), bir pasaj üzerinde çalıştırma esnasında yalnızca sözle tarif ederek değil, piyanoda çalarak demek istediğini göstermesi çok etkileyicidir. Emanuel Ax ile yaptığım bir Brahms dersi de oldukça değerliydi. Şeflikte ise “hocaların hocası” diye anılan Jorma Panula ile yaptığım ustalık sınıfını anmalıyım. Onunla çalıştığım Sibelius’un 7. Senfoni’si sayesinde, bu müthiş besteciyi daha derinden kavramaya başladım.

2009-2011 yılları arasında Stockholm Royal College of Music’de Orkestra Şefliği Anasanat Dalı’nda gördüğünüz yüksek lisans öğrenimi süresince Daniel Harding, Jan Risberg, B. Tommy Andersson gibi orkestra şefleri ile çalıştınız, İsveç’te birçok orkestra ile konser verdiniz. Bir müzisyenin olanakları dahilinde yurtdışında eğitim görmesi sizce hangi açılardan önemli? 

Bu eğitim süresince İsveç’te birçok senfoni orkestrası ile birlikte çalışma ve deneyim kazanma olanağım oldu. Müziğe yaklaşım biçimleri bakımından farklı perspektifleri öğrenmek, gözlemlemek, kültürel birikimi çoğaltmak bakımından iyi bir okulda alınacak lisansüstü eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum ve bu konuda potansiyele sahip öğrenciler madden ve manen kesinlikle desteklenmelidir. 

Klasik müziğe olan ilgi sizce son dönemde artış eğiliminde mi? Bunu neye bağlarsınız? 

Bence böyle bir eğilim var. Klasik müzik, müzisyenler tarafından iyi ve netlikle anlatılıp tanıtıldığı, her merak eden dinleyiciye hitap edecek şekilde müziğin yayılmasının sağlandığı takdirde, ilgide artış her zaman gözlemlenecektir. Bu bakımdan, müzisyenlerin, müziği topluma nasıl sergiledikleri çok önemli bir konudur. 

Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, akustiği ve mimarisiyle unutamadığınız konser salonu hangisi oldu?

Yer aldığım sahneler arasında Türkiye’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin akustik bakımdan en iyi salonlarımızdan biri olduğunu söylemeliyim. Dünya çapında ise izleme olanağına sahip olduğum salonlar arasında beni en etkileyen iki yerden biri Bayreuth Festival Evi, diğeri de Viyana’da Büyük Musikverein Salonu olmuştur.

Pandemide müzikal anlamda en çok neleri özlediniz? 

Rahatça nefes almayı özledim! Nefes, müziğin olmaz ise olmaz bir unsurudur ve bu maskeler ile olması gerektiği gibi olmuyor. Mesafeli oturma düzeni, müziğin bir başka en önemli unsurlarından biri olarak birbirini dinleme ve göz temasını da olumsuz şekilde etkilemektedir. Bunları olması gerektiği gibi gerçekleştirebilmeyi özledim.

Peki, pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz? 

Gerek piyanist gerek orkestra şefi olarak dijital konserler yaparak geçirdim. Dijital konser, seyircisiz konser olup video kaydına alınıp internetten yayınlanmak üzere gerçekleştiriliyor. Sınırlı sayıda seyirciye açık konserlerim de oldu.

Şu ana kadar görev aldığınız orkestralar hangileri?

Halen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef yardımcılığı görevini yürütmekteyim. Bundan başka, Ankara ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi kurumları ile çalıştım. Antalya, Bursa Bölge, Çukurova, İstanbul, İzmir Devlet Senfoni Orkestraları düzenli olarak konser vermekteyim. Bilkent Senfoni Orkestrası ile yukarıda bahsettiğim şekilde iki dijital konser yapma olanağım oldu. 

Müzik tarihinde yaşamak istediğiniz dönem hangisi ve neden? 

20. yüzyıl başı olabilirdi. Birçok sanat akımının doğduğu kabaca 1900-1930 arası dönem, müthiş yeniliklere ve yaratıcılığa olanak vermiş. Bu dönem sanat türleri arasındaki ilişkiler de çok çarpıcı şekilde sıkı hale gelmiş. Eisenstein ile Prokofiev’in, Stravinsky ile Cocteau’nun işbirliği, bu duruma güzel örneklerdir.

Klasik müzik, bir toplumda sizce hangi kritik işlevleri yerine getirir? 

Klasik müzik, çoksesli müzik türleri arasında en köklü olanıdır. Çokseslilik, parçaların uyum ve ahenk ile bir bütünü oluşturmasını öngörür. Bu bakımdan klasik müzik, benzer bir analojiden yola çıkarak, toplumda ayrışmayı ve maddi, manevi uçurumları ortadan kaldırıp, toplumsal kimlik farklarının üstüne çıkacak şekilde birleşmeyi aşılayan bir sanat türü olarak ele alınmalı diye düşünüyorum.

Müzikten arta kalan zamanlarda ne yaparsınız? Hobileriniz nedir? 

Müzikten başka ciddi olarak üzerinde çalıştığım alan felsefedir. Müzik ile felsefeyi birlikte okumak ve çalışmak başlıca amacımdır. Hobi diyebileceğim şey olarak, bilmediğim, görmediğim yerlere seyahat etmeyi söyleyebilirim.

Size göre müzik tarihinin en sıra dışı Türk ve yabancı müzisyenleri kimler?

Bu listenin sonunu getiremem! Çok sayıda Türkiyeli ve yabancı müzisyen ve orkestralar var ki onlardan daima ilham alıyorum.

Sosyal sorumluluk projelerine katıldınız mı? En çok hangisinden etkilenmiştiniz? 

Henüz böyle bir olanağım olmadı, ama olmasını isterim.

Sizce son dönemde üstün yetenekli çocuklara dair farkındalığın sebepleri ne olabilir? 

Üstün yeteneğe sahip çocukların yeteneklerini sergileyebilmesi için, bu yeteneği fark edecek ve anlayacak kişilere ihtiyaç vardır. Gerek hocalardan alınan eğitim gerek genç yeteneğin deneyim kazanacağı alanın varlığı, sağlanması kesinlikle gerekli olan koşullardır.

Ancak, müziğin ömür boyu süren bir süreç olduğunu unutmamak gerekir. Robert Schumann, genç müzisyenlere yönelik ünlü öğütlerinin sonuncusu olarak “öğrenmenin sonu yoktur” derken çok haklıdır. Genç yetenek, kendisini eğer “ben artık çok iyi oldum” diye tanımlarsa gerilemeye başlayacaktır. Dolayısıyla, ihtiyaç olan iyi bir eğitim ile her maddi ve manevi desteği sağlamak kesin olarak gerekliyken, bu arada gelişmekte olan potansiyelin müziğe yönelik iyiye ilerleme sorumluluğunu ve bununla bağlantılı ölçülülüğü daima korumasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s