Eğitimini Almanya’da sürdüren başarılı Fagot sanatçısı Ece Nur Özer: “Mesleğim en sevdiğim hobim”

Akçaağaç, ahşap ve metalin mükemmel bileşimi olan fagot, açılmış haliyle 2,5 metrelik heybetli görüntüsüyle gerek caz gerekse klasik müzik performanslarının büyüleyici eşlikçilerinin başında yer alıyor. Ona sahnede yeni bir ruh ve nefes veren genç müzisyenlerin bu azimli yolculuktaki çabaları da hepimiz tarafından bilinmeyi hak ediyor. 23 yaşındaki Ece Nur Özer de bu genç kadın müzisyenlerden biri ve tüm nesnelliğimle söylemek isterim ki güçlü duruşu ve güleryüzüyle bu enstrümana çok ama çok yakışıyor.

Müziğe ilgi duymasının karşılığında küçük yaşlarda bir orgla notaların dünyasına karışan, ardından gitar eğitimi ve konservatuar yıllarına başlayan Ece Nur Özer’in, konservatuara girişte fiziki özelliklerine uygun olarak bu enstrümanla eşleştirildiği günden beri hayatında yepyeni bir dönem başlamış. İlk başta fagotun boyutlarını görünce ağlamaya başlamış, “benim boyumda bir enstrüman bu, nasıl çalacağım!” diye. Ardından öğretmeni koşmuş imdadına ve onu fagotla tanıştırdığı ilk parça ‘’Pembe Panter’’ olmuş. “Fagotun sesini ilk duyduğumda bu enstrümanı gerçekten çalmak istediğime karar verdim. Benim için çok büyülü bir andı” diye anımsıyor Ece Nur Özer o kırılma anını.

Şu anda Erasmus eğitimini Almanya’da Hochschule für Musik Karlsruhe’de yürüten Ece Nur Özer, yüksek lisans eğitimine Almanya’da devam etmek, iyi bir eğitim almak ve başarılı bir Türk kadın Fagot sanatçısı olmak hedeflerini sıralıyor. Herhangi bir burs ve kurumsal destekten yararlanmadığı için bu eğitim sürecinin ailesi açısından oldukça maliyetli olacağından dolayı da bir yandan endişelenen, sırf bu sebepten dolayı yurtdışı akademik kariyer hedeflerinden vazgeçen birçok meslektaşının olduğunu aktaran Ece Nur Özer, “herşeye rağmen hayallerimden vazgeçmek istemiyorum” diyor. Kendisine ait bir fagotu olması için sosyal medyada başlatılan kampanyalardan bir sonuç çıkmayan Ece Nur Özer, halen üniversitesinin üzerinde zimmetlediği enstrümanı kullanıyor ama hayalleri arasında kendisine özel bir enstrümana sahip olmak da üst sıralarda.

Peki kimisine göre Tanrı’nın sesini çağrıştıran Fagot, Ece Nur Özer için nasıl sesler ve duyguların habercisi? “Şakacı ve staccato pasajlarda bir ağaçkakana, bas seslerde bir vapura ve orta oktavdaki o yumuşak ses tonunu ise sabah erken saatlerde uyandığınızda duyduğunuz, o minik kuşların huzur veren cıvıltılarına benzetiyorum” diye ifade ediyor. Ve keşke Tchaikovsky ve Rachmaninoff sırf fagot için besteler yapmış olsaydı diye ekliyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

1998 yılı Eskişehir doğumluyum. Çok şanslı olduğumu bildiğim; harika, fedakar, sonsuz destekçi ve sevgi dolu bir dört kişilik ailenin tek müzisyen üyesiyim. Çocukluğumda her zaman müzik ile iç içe olduğumu söyleyebilirim. Sevindiğimde, mutlu olduğumda hatta üzüldüğümde bile tek başıma asla sıkılmadan her an şarkı söyleyip, dans ederek büyüyen bir çocuk oldum. Her zaman müziğin; kendimi ve duygularımı ifade etmek için bir araç olduğunu düşündüm. 

Beni müziğe ilk yönlendiren ve adım atmamı sağlayan canım annem ve babam oldu. Müziğe ilgimi fark ettiklerinde bana ilk aldıkları enstruman minik bir orgtu. 5 yaşındaydım ve henüz okuma yazma bilmiyordum. 6 yaşında, ilkokul 1. Sınıfa başladığım ilk dönem okuma-yazmayı öğrenir öğrenmez orgumun başına geçip, kendi anlayacağım bir şekilde notaları küçük kağıtlara yazıp tuşların üzerine yapıştırdım ve evde küçük çaplı konserler vermeye başladım. Daha sonra klasik gitar öğrenmeye ve çalmaya başladım. 

Konservatuvar’a başlama yolculuğum ise İlkokul 4. Sınıf müzik öğretmenim Serap İşçan’ın müzik yeteneğimi keşfedip, beni Konservatuvar’a yönlendirmesiyle başladı. Her zaman dediğim gibi; ‘’En güzel mucizelerden biri kuşkusuz, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır. Eserinin üzerinde imzası olmayan yegane sanatkarlardır öğretmenler.’’

Bu güzel yolculuğuma ise; öğrenmeye olan heyecanımı, uğraşlarımı gören, bana yol gösteren ve her anlamda bana destek olan sevgili Fagot öğretmenim Doç. Emre Hopa ile devam ettim. Şu an Almanya’da Hochschule für Musik Karlsrhe’de Prof. David Tomas Realp ile eğitimime devam ediyorum. 

Neden fagotu tercih ettiniz diye klişe bir soru sormak istiyorum, ama bir yandan da çok merak ediyorum. Bu sesi, sizin için özel kılan nedir?

Fagot’a başlama hikayem oldukça ilginç ve keyifli. 

Her 10 yaşındaki bir çocuk gibi çalmayı istediğim enstrümanlardan biri keman veya viyolonsel idi. Biliyorsunuzdur ki konservatuvara girmeyi hak kazandıktan sonraki aşama, bizler için fiziğimize en uygun olan enstrümanı seçtikleri ve aslında bizim için gelecekteki yolcuğumuzun en önemli anı vardır, buna enstrüman sınavı diyebilirim.

Bizim fiziğimize uygun olan enstrümanlar karar verildikten  sonra okulumuzun girişine bir liste asılıyor ve kendi ismimizi bularak bizim için seçmiş oldukları enstrümanla tanışma yolculuğumuz başlıyor, bu hayattaki en heyecanlı an diyebilirim. 

Heyecanlı bir şekilde akşama kadar beklediğim o kapıda, listede ismimin yanında keman veya viyolonsel yazmasını beklerken, ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmayan bir enstruman veya yanlış yazıldığını düşündüğüm (!) bir şeyin yazılı olduğunu gördüm, canım ‘’Fagot’’. 🙂 

Ne olduğu hakkında henüz bir fikrim yok.. İlk gördüğümde çok ağladığımı ve asla çalmak istemediğimi hatırlıyorum, ‘’benim kadar Fagot, ben bunu nasıl çalacağım!’’ diye düşünürken sesini duyduğumda ise şu an ‘’iyi ki’’ dediğim bir dost ile birlikteyim.. Fagot sesini ise benim için özel kılan kesinlikle Pembe Panter film müziğidir.. Sevgili öğretmenim Doç. Emre Hopa’nın beni fagotla tanıştırdığı ilk parça ‘’Pembe Panter’’ oldu ve fagotun sesini ilk duyduğumda bu enstrümanı gerçekten çalmak istediğime karar verdim. Benim için çok büyülü bir andı.. 

Katıldığınız Erasmus programı sizde nasıl ufuklar açtı? Bundan sonra yolunuzu nasıl çizmek istiyorsunuz? 

Erasmus eğitimimi Almanya’da Hochschule für Musik Karlsruhe’de, Prof. David Tomas Realp ile gerçekleştiriyorum. Aslında bir dönem için geldim, yetmedi ikinci döneme uzattım.. 🙂

Hayatınızda ilk defa tek başınıza yeni bir ülkeye sadece enstrümanınızı ve bavulunuzu alıp, hiç bilmediğiniz bir yerde böyle bir maceraya başlıyor olmak o kadar keyifli bir duygu ki..

İnsanın edindiği vizyonun tarifi yok, hatta yaşayarak dil öğrenebilme imkanı ve İngilizce’nin yanında en az bir dil daha hediye ediyor size Erasmus.. 🙂 Master eğitimi düşünüyorsanız bunu karar verebilmek için en doğru yer diyebilirim. 

Bundan sonraki yolculuğum ve hedeflerim öncelikle Master eğitimime Almanya’da devam etmek, iyi bir eğitim almak ve başarılı bir Türk kadın Fagot sanatçısı olmak. 

Bu konuda çok fazla kampanya yürütüldü, sizin bir fagot sahibi olarak çalışmalarınızı daha bağımsız ve güçlü şekilde ilerletmeniz arzu edildi. Gelinen aşamada kendinize ait bir fagotunuz var mı? Bu konuda nasıl girişimlerde bulunuyorsunuz? 

Şefik Kahramankaptan ve AGAFON benim adıma kendi fagotuma sahip olabilmem için sosyal medya platformları üzerinden iki ayrı bir destekkampanyası başlattı ve maalesef bu kampanyalardan olumlu sonuçlar alamadım. 

Kendime ait bir fagotum yok. Halen Üniversitemizin, üniversite eğitimim bitene kadar üzerime zimmetlemiş olduğu fagotumla eğitimime devam ediyorum.

Bir müzisyen için konservatuar eğitimi hangi açılardan önemli? 

Konservatuvar eğitimi almayan veya alamayan herkes tabi ki bir enstruman çalabilir ve müzisyen olabilir, fakat kişi müziği ve müzisyenliği bir meslek olarak istiyor ve çalınan enstrümanın eğitimini doğru ve sabırla uzun yıllar boyunca almak istiyorsa bunun için konservatuvar eğitimi kesinlikle şart.

Sizce fagota en güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden? 

Tek enstrümanı örnek vermek oldukça zor, fakat fagot ve klarnetin birlikte çalındığı zaman ses renklerinin oldukça güzel bir uyum içinde olduğunu söyleyebilirim. 

Fagot sesini doğada hangi sese benzetirsiniz? 

Fagot’un sesi ‘’Tanrı’nın sesi’’ olarak anılır.. 

Şakacı ve staccato pasajlarda bir ağaçkakana, bas seslerde bir vapura ve orta oktavdaki o yumuşak ses tonunu ise sabah erken saatlerde uyandığınızda duyduğunuz, o minik kuşların huzur veren cıvıltılarına benzetiyorum..

Keşke sadece fagot için de eserler yazmış olsaydı dediğiniz kompozitör hangisi? 

Kesinlikle eserlerini dinlemekten ve çalmaktan çok keyif aldığım Pyotr Ilyich Tchaikovsky ve Rus romantizminin son büyük bestecisi olan Sergey Rahmaninov..

Peki, vazgeçilmez” olarak adlandıracağınız fagot sanatçıları (Türk ve yabancı) kimler? 

Eser yorumlarını çok severek dinlediğim ve müzik fikirlerini dikkate aldığım benim için vazgeçilmez olan Fagot sanatçıları; Klaus Thunemann, Sergio Azzolini, Dag Jensen, Henrik Rabien, Matthias Racz ve Türk Fagot sanatçıları olarak ise; Selim Aykal, Emre Hopa, Vedat Okunmuş, Cavit Karakoç ve Zeynep Köylüoğlu diyebilirim. 

Türkiyede sizce bu enstrüman yeterince tanınıyor mu? Çocuk müzisyenler arasında fagota olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, yoksa bu enstrümana başlamak için belli bir yaş kriteri var mı

Müzisyen olmayan fakat müziğe ve enstrümanlara ilgi duyan veya orkestra konserlerine giden bir kişi Fagotun ne olduğunu bilebilir, fakat genel konuşmam gerekirse Fagot Türkiye’de yeterince tanınan bir enstrüman değildir. Ben de çocuk yaşta Fagot’a başlayan biriyim. Bu yaştaki çocuklarda Fagot’a olan ilgi her çocuk için değişkenlik gösterebilir. Fagot ile başlayıp daha sonra bu enstrümanı çalmak istemeyen var veya kemandan Fagot’a geçmek isteyen veya Fagot çalmayı başta hiç istemeyip şimdi asla vazgeçemeyen de.. 🙂

Orkestrada fagot hangi işlevi görür? Hangi boşluğu doldurur?

Tahta nefesli grubunun en önemli enstrümanıdır Fagot. Orkestrada tahta nefesli grubun çaldığı armonilerin bas partisini çalmanın yanı sıra, solo olarak çalındığı zaman ise çok büyüleyici bir ses tonuna sahiptir..

Peki, sizce klasik müzik bir toplumda hangi işlevi yerine getirir? 

Klasik müzik evrenseldir, bir iletişim aracıdır. Aynı dili konuşamayan iki insan bile en kolay şekilde müzik ile iletişime geçer.. Duyguları ifade etmenin en kolay yoludur. 

Hayatınızda bu enstrüman olmasaydı ne yapardınız? 

Hayvanları gerçekten çok seviyorum. Sokak hayvanlarına her zaman elimden geldiğince yardım ediyorum. Müzik dışında hayallerimden biri de her zaman kesinlikle veteriner olmaktı.. 

Başka bir enstrüman da çalıyor musunuz? 

Evet. Fagot dışında piyano ve gitar çalıyorum. 

Bir müzik enstrümanı çalmak söz konusu olduğunda, yetenek mi daha önemli yoksa çalışmak mı? Arasındaki denge nasıl sizce? 

Yeteneğin doğuştan gelen ve sonradan kazanılmayacak bir unsur olduğunu söyleyebiliriz. Her alanda yetenekli olmanın kazandırdığı büyük artılar elbette vardır. Fakat her ne kadar yetenek olsa bile, çalışmadan ve çabalamadan bir başarı elde etmeyi beklemek mümkün değil. Her başarının arkasında sevgi, emek ve disiplinle çalışmak yatıyor. Yetenek ise çalışmanın yanı sıra bu başarıyı daha kolay elde etmemize yardımcı oluyor.

Fagot çalmadığınız zamanlarda nelerle uğraşırsınız? 

Doğa, deniz ve hayvan aşığıyım. Sokak hayvanları ile yakından ilgilenmek ve yürüyüş yapmak bana kendimi en iyi hissettiren şey. Güneşin sıcaklığı, rüzgarın hafif esintisi, kuş sesleri bana nefes aldığımı ve yaşadığımı hissettiriyor. Okumayı, öğrenmeyi ve yeni bilgiler edinmekten çok keyif alıyorum, bu bilgiler beni daha güçlü hissettiriyor. Yaz tatillerinde ise, dalış yapmayı çok seviyorum. Ayrıca şarkı söylemekten de büyük keyif alıyorum. Hayatımın her anında müzik var, müzisyen olmasaydım da bu eminim böyle olurdu. Ne mutlu ki bana mesleğim en sevdiğim hobim. 

Peki bu zamana değin sahneye çıktığınız ve akustiği, mimarisiyle, seyirci kalitesiyle sizi çok etkileyen konser salonu veya mekan hangisi oldu? 

Cem Mansur yönetimindeki Türkiye Gençlik Senfoni Orkestrası’na katıldığım ilk yıl ve Avrupa’da yer aldığım ilk turneydi. 2016 yılında Berlin Young Euro Classic festivali kapsamında gerçekleşen Berlin Konzerthaus’daki konserimiz benim için en özel ve büyüleyici konser anı diyebilirim. 

Daha sonraki yıllarda ise gerçekleşen Avrupa turnelerimizde ise mimarisi ve akustiğiyle beni en etkileyen Prag Smetana Hall ve Budapeşte Pesti Vigado salonları olmuştur.

Katıldığınız ve sizde en çok iz bırakan yarışmalar ve oradan aldığınız derecelerden söz eder misiniz? 

Katıldığım her yarışma ve sınav süreci benim için çok heyecanlı, özel ve keyifliydi. Bir amaç için çalışmak ve onu gerçekten çok istemek en güzel duygu. 

2015-2016 yılında benim için yeri her zaman özel kalacak ve gerçekleştirmek istediğim hedeflerimin ilki olan Doğuş Çocuk Senfoni Orkestra’sını kazandığımı öğrendiğimdeki o mutluluğumu tarif etmem mümkün değil. Değerli orkestra şefi Rengim Gökmen ve çok değerli yardımcı şeflerimiz Oğuzhan Kavruk, Tolga Taviş ve Hasan Niyazi Tura’dan orkestracılığa dair çok şey öğrendim..Orkestrada çalmayı, disiplini, orkestranın bir üyesi olmanın büyük sorumluluk getirdiğini, birbirimizi her zaman dinleyerek müzik yapmayı ve hatta ilk arkadaşlıklarımı orada edindim diyebilirim. 

Daha sonra değerli orkestra şefi Cem Mansur yönetimindeki Türkiye Gençlik Senfoni Orkestrası’nı kazandığım ilk yılki heyecanım.. Hayatımda ilk defa büyük bir orkestra kadrosuyla Avrupa turnesine çıkacak olmak ve çok değerli, önemli salonlarda konser verecek olmanın düşüncesi beni olukça heyecanlandırmıştı..

2018 yılında, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Ulusal Genç Yetenekler Yarışması’nda Birincilik mansiyon ödülüne layık görüldüm ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile birlikte Solist olarak çalma şansına sahip oldum. 

2019 yılında, ‘’İş Sanat Parlayan Yıldızlar Serisi’’nde resital verme hakkına sahip oldum ve Meriç Soylu İkincilik ödülüne layık görüldüm.

Yine 2019 yılında, İKSV Yarının Kadın Yıldızları projesinin bir parçası olmaya hak kazanıp proje kapsamında dünyaca ünlü Fagot sanatçısı Matthias Racz’ın İsviçre’de bir haftalık ustalık sınıfına katılma şansı yakaladım. 

2019 yılında, Pan-Caucasian Gençlik Orkestrası’nın Fagot üyesi olmaya hak kazandım. Aynı yıl, Neue Philharmonie München seçmelerinde başarı göstererek, orkestranın tek Türk Fagot üyesi olmaya hak kazandım. Bu orkestrada sadece 2 Türk olarak çalıyor olmak benim için büyük gurur. Ve son olarak dünyaca ünlü olan Avrupa’nın en iyi gençlik orkestrası Gustav Mahler Jugendorchester yedek listesine girmeye hak kazandım.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Ustalık sınıflarına katılmak oldukça önemli. Maalesef Türkiye’de Fagot açısından büyük eksiklik olduğunu düşündüğüm bir konu bu ustalık sınıfları.. Nadir gerçekleşse de bu güne kadar her ustalık sınıfına katıldığımı söyleyebilirim. Benim için en unutulmaz ve büyük hayranı olduğum Sergio Azzolini’nin, Avrupa’da ilk katıldığım Matthias Racz’ın ve Türkiye’de keyifle çalıştığım Selim Aykal’ın ustalık sınıfları benim için oldukça değerliydi. 

Ustalık sınıfları sayesinde önemli müzisyenlerle tanışma ve onlara çalma fırsatı yakalıyorsunuz, bu harika bir imkan. Bir çevre ediniyorsunuz, kendi meslektaşlarınızla tanışıyor ve insanlarla bağlantı kuruyorsunuz. Çaldığınız eserler hakkında yeni fikirler ve farklı teknikler öğreniyorsunuz, en önemlisi icra ettiğiniz eserler hakkında geri dönüşler alıyorsunuz. 

Pandemide müzikal anlamda en çok neyi özlediniz? 

En çok orkestrada çalmayı, meslektaşlarımla birlikte müzik yapmayı, sahneyi, konser vermeyi, alkışı, seyirciyi.. Yaşadığımı ve nereye ait olduğumu hissetmeyi özledim.. 

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiyede bu imkanlar yeterli mi? 

Hayır. Ailem dışında herhangi bir kurumsal destek veya burstan yararlanmadım. Annemin ve babamın desteğiyle bu günlere kadar geldim.

Sadece, İstanbul Kültür Sanat Vakfı ‘’Yarının Kadın Yıldızları’’ projesinin desteğiyle İsviçre’de gerçekleşen bir haftalık Matthias Racz ustalık sınıfına katılma şansı yakaladım. 

Türkiye’de bu imkanların yetersiz olduğunu düşünüyorum. Var olan imkanlardan ise maalesef eşit bir şekilde yararlanılamadığını düşünüyorum. Türk lirasının ülkemizde değerini kaybetmesiyle beraber Almanya’da Master eğitimimi bir destek fonundan yararlanamadan devam ettirmeyi düşünmek bile beni şimdiden oldukça korkutuyor.. Özellikle yurtdışı planları olup maalesef maddi konulardan dolayı bu gelecek planlardından vazgeçmiş bir sürü genç yetenekli arkadaşlarımın örnekleri var ve ben hayallerimden vazgeçmek istemiyorum. Dilerim sanat ve sanatçısına daha çok sahip çıkan, değer veren bir ülke olmayı başarabiliriz.. 

Kariyeriniz için yurtdışı planlarınız var mı

Kariyerim için hedeflediğim planlarımdan birisini şu an Almanya’da gerçekleştiriyorum. Seneye ise Master eğitimime yine Almanya’da devam etmeyi düşünüyorum.

Sizce gençler ve çocuklar arasında Fagot merakı yaygın mı? Bu enstrümanda uzmanlaşmak isteyen, bununla ilgilenen çocuklara ne tür önerileriniz olurdu? 

Fagot, çocuklar arasında keman veya piyano kadar yaygın bilinen bir enstruman değil. Bu yüzden Fagota karşı bir merakın olduğunu söyleyemem. Bir dönem Eskişehir’de Tepebaşı Çocuk Senfoni Orkestrası’nda Fagot eğitmenliği yaptım. Konservatuvar okumayan fakat orkestrada Fagot çalan öğrencilerim vardı ve bir kaç öğrencimin fagota merakının oldukça fazla olduğunu görmüştüm. Fagotu tanıyıp, o büyülü ses rengini duyduktan sonra gençlerin fagota karşı meraklarının arttığını söyleyebilirim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s