Keman sanatçısı Simge Acunaz Eytemiz: “Kemanla buzda yürüyormuş hissini vermek bile mümkün”

İzmirli Zeynep Simge Acunaz Eytemiz, tüm içtenliği, şen şakraklığıyla, müthiş bir keman sanatçısı. Kendisiyle yollarımız, dünyanın gerçekten küçük ve tatlı sürprizlerle dolu olduğunu kanıtlarcasına kesişti. İki buçuk yaşındayken müziğe yatkın bir kulağı olduğu fark edilen, daha konservatuarın anlamını bilmezken ileride orada okuyacağını söyleyen ufacık kız çocuğu, çocuk korolarıyla başlayan müzikle yakınlaşma sürecinde konservatuar eğitimiyle birlikte bu emelini taçlandırmış. Bu süreçte, Cem Mansur yönetimindeki Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası başkemancısı olarak Bursa, İstanbul ve Berlin konserlerinde yer alması ve Mansur’un yaz kamplarına katılması müzik tarihine ve felsefesine dair çok farklı bir boyuta da hakim olmasını sağlamış.

Ünlü bir piyano eğitmeni ve akademisyen olan kayınvalidesi Demet Eytemiz’le Tchaikovsky-Valse Sentimentale, Dvorak-Two Waltzes, Rachmaninov-Vocalise gibi eserleri çalarak piyano-keman ikilisine hayat veren Zeynep Simge Acunaz Eytemiz, aynı zamanda eşi Can Eytemiz ve müzik eleştirmeni Serhan Bali ile birlikte düzenli olarak müzik podcastleri hazırlayarak müziğin yeni nesil dinleyicilere erişiminde önemli bir aracılık işlevi görüyor.

Acunaz-Eytemiz, pandemi sürecini kişisel olarak verimli geçiren, kendi içine dönen ve hayatın hızından dolayı zaman zaman yeterince ilgilenemediğinden dolayı kendisine darılan enstrümanının “gönlünü alan” müzisyenlerden. “Karantinanın ilk haftalarından bu yana kemanımla ayrı bir aşk yaşadığımı söylemek isterim. Çünkü son yıllarda hep yetiştirmem gereken eserler vardı ve bir telaş içinde çalışıyordum. Fakat karantina döneminde kemanım beni, ben onu dinledim. İnce detaylarda buluştuk ve mesleğime ne kadar aşık olduğumu bir kez daha anladım” diye ifade ediyor bu duygu dolu süreci. Acunaz-Eytemiz’in müzik tarihinde yaşamayı en çok arzu ettiği dönem ise Romantik Dönem.

Klasik müziğin toplumumuzda statü belirleyici bir unsur olarak da kullanıldığına, ona gerçekten gönül vermişlerin sayısının ise az olmadığına dikkat çeken Acunaz-Eytemiz, “Sanat eseri, bir defaya mahsus yaşanan estetik bir deneyimdir. Bu keyfi bilenler için klasik müzik elbette vazgeçilmezdir” diyor ve Türkiye’de oda müziğinin gelişememesini kişisel çatışmalara bağlıyor. “Bunu sağlamanın tek yolu daha müzik kısmına gelmeden evvel, yapıcı, uzlaşmacı ve saygılı olmayı öğrenebilmek. Önce kişisel sorunlarımızı çözersek müzik akıp gidecek bence” diye açıklıyor.

2020 Şubat’ından beri Sanatta Yeterlik eğitimini tamamladığı D.E.Ü. Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı keman bölümünde öğretim görevlisi olan Acunaz-Eytemiz, “Öğrencilerimi yetiştirirken, her şeyden önce insani değerlere önem veriyorum. Donanıma önem veriyorum. Gerçek sanatçılar yetiştirmeyi hedefliyorum” diyor.

Bu başarılı genç kemancımızı tanımak için sabırsızlandığınıza eminim. Aşağıda çok şey öğrendiğim, çok keyifli bir söyleşi sizleri bekliyor:

Öncelikle bir İzmirli hemşerim müzisyenle ve ilkokul ve ortaokuldan çok eski bir arkadaşımın eşiyle röportaj yapmak hem çok keyifli hem de dünya gerçekten çok küçük dedirtiyor. Müzikle tanışmanızı ve bu serüveninizin nasıl devam ettiğini bize biraz anlatır mısınız? 

Bu tatlı tesadüf bence de çok hoş ve bu röportaj beni de çok heyecanlandırdı 😊

Müzikle tanışmam ben doğmadan ailem tarafından planlanmıştı; annem hamileliğinden itibaren bana klasik müzik dinlettiğinden bahseder hep. Sebebi babamın büyük bir tutkuyla benim sanatçı olmamı istemesiydi. 2,5 yaşımdayken babamın opera sanatçısı olan kuzeninin kulağım olduğunu söylemesinin üzerine, ailem kariyerimle ilgili nihai kararı vermiş olmalı ki, dört yaşımdayken anlamını bilmememe rağmen: ’Büyüyünce hangi okula gideceksin?’ sorusuna :’Konservatuvar’ cevabını veriyordum fakat içimden :’Orası neresi acaba?’ diye düşündüğümü hatırlıyorum 😊)). Annem ve babam mühendis oldukları ve babam konservatuvara gidemediği için benim sanatçı olmamı arzu etmişlerdi. 3 yaşında sanatla hemen haşır neşir olmam için resim kursuna gitmeye başladım; 8 yaşıma kadar süren bu serüven, İZDOB Çocuk Korosu, TRT Çocuk Korosu ile müziğe evrildi ve DEÜ Devlet Konservatuvarı’nın kursiyerlik sınavlarını kazanmamla, ailece istediğimiz bir noktaya geldi.

Peki, kayınvalidenizin de çok değerli bir piyanist olması nasıl bir duygu? Piyanosuna kemanınızla sık sık eşlik eder misiniz? Beraber hangi besteleri çalmaktan daha çok hoşlanırsınız? 

Kayınvalidemle gurur duyuyorum; çok değerli bir piyanist olmasının yanı sıra, harika bir eğitimci, harika bir anne ve çok güçlü, akıllı bir kadın. Aynı dili konuşabiliyor olmak çok değerli. Yaz aylarında birlikte daha çok vakit geçirme imkanımız oluyor ve onu bazen saatlerce keyifle dinliyorum. Bazen de dediğiniz gibi, ben de kemanımı alıp yanına gidiyorum ve birlikte zamanın nasıl aktığını anlamıyoruz. Tchaikovsky- Valse Sentimentale, Dvorak- Two Waltzes, Rachmaninov- Vocalise aklıma ilk gelen birlikte çaldığımız eserler. Romantik Dönem eserlerini çalmayı ve ailemize de minik konserler vermeyi çok seviyoruz.

Cem Mansur yönetimindeki Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası başkemancısı olarak Bursa, İstanbul ve Berlin konserlerinde yer aldınız. Cem Mansur, sizin müzikal gelişiminizde nasıl bir etkiye sahip, nasıl ilham verdi? 

UGSO’nun yaz aylarındaki kamp sürecinin bendeki anlamı büyüktür. Cem Mansur bize mümkün olan her akşam Mahler senfoniler dinletir, öncesinde uzun uzun hikayelerini anlatır ve müziğe dair bambaşka bir pencere açardı önümüzde. O yıllarda, çaldığımız ve dinlediğimiz eserleri iyice anlamak ve özümsemek için ciddi bir müzik tarihi birikimine sahip olmamız gerektiğini daha da iyi anladım ve bu hayat felsefelerimden biri haline geldi. Bunun dışında, zamansız bir çalışma ortamı olurdu bu kamp sürecinde. Gece geç saatlere kadar oda müziği çalışırdık kimsenin bizi zorlamamasına rağmen ve ayrıca Tayfun hocanın da (Tayfun Bozok) üstümüzde emeği çok büyüktür. Beni defalarca sololarıma çalıştırmış, bir başkemancının nasıl olması gerektiğine dair uzun ve çok yararlı konuşmalar yapmış ve provalar esnasında hepimize çok destek olmuştur. 

Avrupa’nın birçok şehrinde konserler verdiniz. Sizi en çok büyüleyen konser salonu hangisi oldu ve şu ana kadar müzikle en çok ilgili gördüğünüz seyirci kitlesini hangi şehirde / ülkede gözlemlediniz? 

Beni en çok büyüleyen konser salonundan ziyade, konser salonları var aslında 😊 Viyana Konzerthaus, Mozarteum Grosser Saal, Berlin Konzerthaus ve Prag Smetana Hall bende büyük etki bırakmış konser salonlarıdır. Şu ana kadar müzikle en çok ilgili gördüğüm seyirci kitlesi Davos’taydı! Yaş ortalaması çok yüksek olmasına rağmen, oradaki müzik festivalinde bazen günde 2-3 kez gerçekleşen onca farklı konserin hepsine gelen inanılmaz ilgili, bilgili ve sanata büyük saygı duyan harika insanlar tanıdım. Thomas Mann’ın ‘Büyülü Dağ’ı benim için de büyülü ve ayrı bir yerdedir bu sebeple.

Peki sahnede yaşadığınız en komik veya ilginç deneyim hangisi oldu? Bu olayı nasıl yönettiniz? 

Sahneye çıktığım her an benim için ilginç ve çok değerlidir fakat Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası’nın Didim’deki açık hava konserinde elektrikler kesilmişti ve biz hiç sorun yokmuşçasına Köçekçe’yi çalmaya devam etmiştik. Seyirci de inanılmaz coşkulu bir alkışla karşılık vermişti bize.

İzmir’deki klasik müzik seyircisini nasıl tanımlarsınız? 

İzmirli dinleyiciler gerçekten çok ilgililer ve bu açıdan şanslıyız. Konser salonlarımız genelde hep doludur ve hiçbir konseri kaçırmayan izleyicilerimizin sayısı az değildir. Ayrıca bizleri de ilgiyle takip eder ve sanatçıların dünyasında  neler olup bittiğine de oldukça ilgi duyarlar. 

Pandemi dönemini nasıl geçirdiniz? Kemanınıza daha fazla odaklandınız mı? 

Pandemi dönemini çalışarak ve üreterek geçirdim. O kadar yoğun bir ders ve çalışma programım vardı ki, bu süreçte hiç sıkılacak vaktim olmadı. Olmaması için de, daha da çok çalışarak ve yeni bir üniversite eğitimine de başlayarak tüm boş saatlerimi doldurdum 😊 Acı kayıplara şahitlik ettiğimiz, buhranlı bir dönem. Herkesin bu süreci yürütme şekli elbette farklılık gösterecektir ama kendi adıma, karantinanın ilk haftalarından bu yana kemanımla ayrı bir aşk yaşadığımı söylemek isterim. Çünkü son yıllarda hep yetiştirmem gereken eserler vardı ve bir telaş içinde çalışıyordum. Fakat karantina döneminde kemanım beni, ben onu dinledim. İnce detaylarda buluştuk ve mesleğime ne kadar aşık olduğumu bir kez daha anladım.

Pandemi biter bitmez yapacağınız ilk şey ne olacak müzik alanında? 

Pandemi biter bitmez en kıymetlisi izleyicilerimizle buluşmak olacak şüphesiz ki. Çünkü konser kayıtları, online konserler vs şeklinde devam eden aktif bir sürecin içinde olmamıza rağmen, kayıtların sonunda kendi kendimizi alkışlar bir haldeyiz. 😊 Bu arada, bence kendi kendimizi alkışlamak da çok değerli; çünkü birbirimizi durmaksızın ve bazen de maalesef haksız yere, çirkince eleştirmektense, bu kenetlenmeye ihtiyacımız var. Ayrıca izleyicilerimizi de alkış makinesi olarak gördüğüm algısını yaratmak istemem. Konserdeyken onlarla göz göze gelmek, güzel enerjilerini hissetmek çok özel bir duygudur. Sanat paylaştıkça güzelleşir.

Klasik müzik sizce bir toplumda nasıl bir boşluğu doldurur? 

Bu aslında toplumdan topluma, dönemden döneme değişecek bir soru fakat ben günümüzde bu konuda biraz karamsarım. Klasik müzik toplumumuzda statü belirleyici bir unsur olarak da kullanılıyor, ona gerçekten gönül vermişlerin sayısı da az değil. Sanat eseri, bir defaya mahsus yaşanan estetik bir deneyimdir. Bu keyfi bilenler için klasik müzik elbette vazgeçilmezdir.

En çok beğendiğiniz keman virtüözleri hangileri? 

En çok beğendiğim keman virtüözleri David Oistrakh, Itzhak Perlman, Henryk Szeryng, Ayla Erduran, Leonid Kogan, Yehudi Menuhin, Ginette Neveu

En çok beğendiğiniz kompozitörler kimler? 

En çok beğendiğim kompozitörler Robert Schumann, Clara Schumann, Brahms, Tchaikosky, Bach, Mozart, Schostakovich, Satie, Barber, Wagner, Mahler, Chopin

Oda müziği sizce Türkiye’de yeterince gelişmiş mi? Neler yapılmalı bu doğrultuda? 

Oda müziği bence Türkiye’de kişisel çatışmalar yüzünden ilerlemesi gerektiği kadar ilerleyemiyor. Bunu sağlamanın tek yolu daha müzik kısmına gelmeden evvel, yapıcı, uzlaşmacı ve saygılı olmayı öğrenebilmek. Önce kişisel sorunlarımızı çözersek müzik akıp gidecek bence.

Keman sizce doğada en çok hangi sese benzer? 

Vivaldi’ye katılıyorum! Bence de kuşa çok benziyor ama Vivaldi’ye yine katılıyorum çünkü keman aslında yeri geldiğinde kuş, yeri geldiğinde fırtına, yeri geldiğinde yağmur damlası ve bazen güneşin doğuşunu bile sıcak tınılarında hissetmek mümkün, ya da dondurucu soğuğu, buzda yürüyormuş hissini vermek bile mümkündür kemanla!

İlk kemanınızı saklıyor musunuz? Peki hayalinizdeki kemanı tarif eder misiniz? 

İlk kemanımı saklıyorum ve benim için çok özel. Guarneri keman istiyorum. 😊

Müzik tarihinde yaşamayı en çok arzu ettiğiniz dönem hangisi, neden? 

Müzik tarihinde yaşamayı en çok arzu ettiğim dönem, Romantik Dönem! Dolu dizgin yaşanan duygular, harika entelektüel ortamlar, sanatçılar arası inanılmaz bir etkileşim, sınırsız bir keşfetme arzusu ve tüm bunların yanında, en sevdiğim besteci ve yazarların dönemi!

Keman bir orkestrada nasıl bir yeri doldurur, neden “vazgeçilmez”dir? 

Keman, orkestranın temelini oluşturduğu için vazgeçilmezdir.

Keşke solo keman için beste yapsaydı dediğiniz kompozitörler hangileri? 

Wagner ve Chopin’in solo keman için beste yapmalarını isterdim.

Çalmaktan en çok hoşlandığınız parça hangisi? 

Bir parçayla sınırlandırmak çok zor! 😊 Schumann Sonata for Violin and Piano no:1, Brahms Sonatas for Violin and Piano ve Barber Concerto for Violin and Orchestra çok severek çaldığım eserler arasındadır.

Kemanınızı bu zamana değin çaldığınız / veya çalmayı hayal ettiğiniz en sıradışı yer hangisi? 

Carnegie Hall’de konser vermek istiyorum derdim fakat bu hafta şunu deneyimledim ki, sevdiğiniz ve sanatına değer verdiğiniz arkadaşlarınızla nerede çalarsanız çalın, orası en sıra dışı ve değerli yerdir. Bu hafta benim için o yer çok sevdiğim arkadaşım İbrahim Yazıcı’nın eviydi. Pandemi, zihnimizdeki sınırları ve mekânsal algıları kırdı ve bize yeni bir boyut armağan etti.

Bir yandan da, 2020 Şubat’ından beri Sanatta Yeterlik eğitimini tamamladığınız D.E.Ü. Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı keman bölümünde öğretim görevlisisiniz. Keman hemen ses çıkarması zor olan, dolayısıyla birçok çocuk için de ilk başta demotive edici bir enstrüman olabiliyor. Öğrencilerinizi yetiştirirken onlara kemana dair nasıl tavsiyelerde bulunursunuz? 

Öğrencilerimi yetiştirirken, her şeyden önce insani değerlere önem veriyorum. Donanıma önem veriyorum. Gerçek sanatçılar yetiştirmeyi hedefliyorum. Kemana başlarlarken, belirttiğiniz sebeplerden ötürü, gerçekten sevmek ve gerçekten keman çalmayı istemek çok önemli. Öğrencilerime, keman sanatçısı olmak istiyorlarsa, kemanı öncelikleri haline getirmeleri gerektiğini ve içi boş sanatçılar olmamaları için de hep okumayı, araştırmayı, ne çaldıklarını, kimin eserini çaldıklarını derinlemesine öğrenmelerini öğütlüyorüm ve bu doğrultuda bazı ödevler veriyorum. Schubert çalıyorsa, Schubert’in liedlerini dinliyor, hikayelerini anlatıyor öğrencilerim. Bence derinlemesine müzik öğrenmek bu şekilde mümkün.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s