Genç piyanist Can Özükan: “Her daim üretmek bizleri iyiye, güzele götürecek olan tek gerçekliktir”

Gerek sanatta, gerek sporda, gerekse yaşamın diğer alanlarında karşılaşılan zorluklar, yaşanan aksaklıklar, geç kalmışlıklar ve bazen de engellerle başa çıkma stratejileri, aslında bu mücadelenin sonunda elde edilen başarının da bir nevi yapıtaşları oluyor. Kişi içindeki cevheri keşfetmişse, bu cevheri işleyecek araçları bulma sürecindeki çabaları, aslında sonuçta elde edeceği başarıyı hem kendi nezdinde hem de çevresi açısından daha da anlamlı kılar. “Herkesin hayata gözlerini açtığı andan itibaren bu dünya için yapacağı şeyler vardır. Her insan, her canlı, hatta bazen bir çiçek bile öğretmeni olur görmeyi bilen için” diyen genç piyanist Can Özükan’ın da 16 yaşına kadar karşısına çıkan zorlayıcı koşullara rağmen içinde bastırılamayan bir piyano çalma tutkusu, karşısına doğru kişinin çıkmasıyla birlikte mutlu sona ulaşmış, onun tabiriyle “hayat bizi her ne kadar zorlarsa zorlasın biz o süreci kendi adımıza faydalı geçirmek için karşı bir güç kullanmalıyız” öğüdünü kendi yaşamına yansıtmış. Bu, birçok açıdan ünlü yazar Paulo Coelho’nun o güzel sözünde olduğu gibi, “gideceğiniz yoldan eminseniz, engeller dinlenme noktanız olmaktan öteye gidemez”.

Piyano çalışmalarına görece geç bir yaşta başladıktan sonra çok yoğun, disiplinli ve bilinçli bir eğitim temposunun içinde kendini bulan Can’ın karşısına çıkan kilit isimler de bu yolda onun hevesini ve deneyimini artıran birer şans olmuş. Örneğin devlet sanatçımız piyanist Gülsin Onay ile tanışmasından sonra Onay’ın kendisini sahneye davet ederek ilk kez bir kuyruklu piyanoya dokunmasına aracı olması, bu yolculuğunda unutamayacağı anılardan biri olmuş. Can’ın karşısına iyi kalpli ve yardımcı insanlar çıkması da onun bu zorlayıcı sürecinde elini güçlendirip biraz daha güven kazanmasını sağlamış. Öyle ki, konservatuvar giriş sınavlarına hazırlandığı yıl, sınava son bir ay kala dijital piyanosu ani bir şekilde bozulunca tüm gün ağlamış ve çok yoğun bir çaresizliğe kapılmış. Bu esnada yine Gülsin Onay yardımına koşmuş ve kendisinin de yakın dostu olan değerli piyanist – yazar Gülfam Göknar İzmir’deki evini kendisine açmış; sınav zamanına kadar onun evinde, kuyruklu piyanosunda çalışma fırsatı bulmuş. Can Özükan her zaman minnetle ve sevgiyle andığı hocası Prof. Ece Sözer’in öğrencisi olarak İzmir DEÜ Devlet Konservatuvarı’nda piyano eğitimine devam ediyor.

Can’ın ismi ise, özellikle pandemi döneminde düzenlediği ve birçoğumuz için hem bir öğrenme hem de müzik açlığımızı gidermede aracı olan Müzisyen Sohbetleri projesi ile çok daha geniş kesim nezdinde duyuldu. Bu yenilikçi programa şu ana dek çok değerli müzisyenler katıldı.

Bu tutku dolu yolculuğuna geç başlamasından dolayı çevresinden yükselen eleştiriler ve zehirli oklar ise, Can’ın ruhuna hiç işlememiş. Benzer süreçleri yaşamış olan yaşıtlarına ve çocuk müzisyenlere bir öğüt veriyor bu noktada Can: “Eğer birşeyi gerçekten istiyorsanız yolunuzda sizin enerjinizi çekmek isteyen, içinizi korkuyla doldurmak isteyen insanlara karşı da güçlenmeyi öğrenmelisiniz. Bunu yaparken kulaklarınızı kötü olana kapatmayı öğreniyorsunuz. Siz, sadece hedefinize odaklanmalısınız. Yapabilirliklerinizi ve eksik yanlarınızı iyi tahlil etmeli ve bunu takiben iyi bir programla, durmadan ileriye gitmeye çabalamalısınız. Zaten o zaman bir kırılma anı yaşanıyor ve engeller kendiliğinden aşılıyor” diyor.

Maddi eşitsizlik konusu ise, bir süredir üstün yetenekli çocuk ve gençlerin geçmişlerinde ve günümüzde yaşadıkları zorluklarda karşıma çıkan çok önemli bir sorun. Gerek ustalık sınıflarına gerekse yurtdışı ve hatta yurtiçi yarışmalara katılım, müzisyenin ciddi bir birikimi olmasını veya ona sonuna kadar güvenen bir kurumun burs imkanından yararlanmasını gerektiriyor. Bu konuda yerel yönetimler ve vakıfların bursları ise ne yazık ki tüm üstün yetenekli kişilere ulaşabilecek kapasitede ve erişilebilirlikte değil. Herhangi bir kurumsal destekten yararlanmayan, ancak müziksever kişilerden özel destekler almış olan Can da aynı fikirde. “Günümüzde beni en çok rahatsız eden konulardan biri nice üstün kabiliyetli insanların maddi durumları iyi olan diğer müzisyenlerle eşit derecede fırsatlara sahip olamaması” diyor.

Can Özükan’ı tanımak, size sadece müzik değil kişisel gelişim ve yaşam felsefesi açısından da çok şey katacak. Aşağıda çok keyifli bir söyleşi sizi bekliyor:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz görece geç bir tarihte başladı. Muhtemelen arkasında ilginç bir hikaye ve yaşanmışlık vardır.

Ben Can Özükan, 2000 yılında İzmir Konak’ta dünyaya geldim. Eğitim hayatıma İzmir DEÜ Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Ece Sözer ile devam ediyorum. Öncelikle dünyamızın içinde bulunduğu bu zor dönemde genç müzisyenler için böyle önemli bir fırsat yarattığınız, fark edilmeye, bilgi aktarımına katkı sağladığınız için size teşekkür etmek isterim.

Benim sanat hayatım sizin tabiriniz ile gerçekten “ilginç” sayılabilecek bir hikayeye sahip olabilir. Müzik, hayatıma girdiğinde dönüm noktam olacağından emindim. Herkesin hayata gözlerini açtığı andan itibaren bu dünya için yapacağı şeyler vardır. Her insan, her canlı, hatta bazen bir çiçek bile öğretmeni olur görmeyi bilen için. Benim de sanırım içimdeki güç, sanat ile daha da artıyor.

Müzik eğitimim Güzel Sanatlar Lisesi sınavlarını kazanmam ile başlamış oldu. Okuduğum okulda ilk yıllarımda çok zorluklar çektim diyebilirim, okulumuzda piyano, anasanat dalı olarak seçilebiliyor olmasına rağmen tüm isteklerim karşısında parmaklarımın piyano çalmak için uygun olmadığı söylenmişti, iki yıl boyunca bu karar ile zorunlu bir gitar eğitimi sürecinden geçtim. Okuduğum iki yılın sonunda okul müdürümüz ve hocalarımın desteği ile benim için özel bir sınav açıldı ve son iki yılımda piyano öğrencisi olarak eğitimime devam ettim. Bence hayat bizi her ne kadar zorlarsa zorlasın biz o süreci kendi adımıza faydalı geçirmek için karşı bir güç kullanmalıyız, ben de öyle yaptım. Benim için açılan bu sınavı kazandıktan sonra aldığım eğitimin beni istediğim noktaya taşımayacağına karar vermiştim, bunun için piyano çalışmalarıma 16 yaşımda Öğr. Gör. Aycan Altungül ile başladım.

Piyano eğitimime 16 yaşımda başladığımı duyan herkesin yüz ifadesi hemen hemen aynı oluyor. Altungül ile çalışmalarımız çok hızlı başladı, her hafta en az altı – yedi etüt, teknik egzersizler, müzik tarihi, teori gibi yoğun çalışmalı bir dönem geçirdim. Aycan hocanın bana kattığı en önemli özelliklerden biri çok yönlü bir insan olarak yetişmenin önemi oldu. Çalışmalarımız sırasında her hafta bana farklı bir kitap getirir, onu okumamı ve üzerine tartışmalar yapmamızı isterdi. Çok zengin bir kütüphane sahibidir aynı zamanda. Böylece bu çok yönlülüğü müzikle nasıl sentezleyeceğimi de öğreniyordum.

Bu sırada bir diğer dönüm noktam Devlet Sanatçımız Piyanist Gülsin Onay ile tanışmam oldu. Onay ile İzmir’de vereceği bir konseri sırasında tanışık. Beni provasına davet etti ve ben onu pür dikkat izlerken çalışması sonunda sen de piyano çalıyorsun, ben de seni dinleyeceğim diyerek beni sahneye davet etti. Sanırım ilk kuyruklu piyanoya dokunuşum o gün olmuştu. Devasa Steinway’in başında o an ne biliyorsam çaldım hocama. Beni dikkatle dinledi, sorular sordu. O günden sonra bu güne kadar elimi hiç bırakmadı. Bana her zaman destek oldu.

Gülsin hanımın yönlendirmeleriyle konservatuvar sınavlarına girmeye karar verdim. O dönem hayatımın en büyük şanslarından biri olan hocam Prof. Ece Sözer ile yollarımız kesişti. Ece Sözer bana o kadar çok şey kazandırdı ki, saymakla bitiremeyeceğim kadar büyük emekleri var üzerimde. Hocama olan saygım ve sevgim her daim sonsuz. Aslında ben bu anlattıklarım ile ne ilk, ne sonuncu kişiyim. Ne yazık ki herkes eşit imkanlar ile doğmuyor ve kimi insanlar bir diğerine göre hayatının daha farklı bir zaman diliminde tanışıyor bazı şeylerle. Benim kendim için belirlediğim en önemli hedef insanlar için faydalı olabilmek, ileride iyi yerlerde olabilirsem kendim gibi genç müzisyenler için çok çaba sarfedeceğim.

Müzikle oldukça geç tanışmış, ama kariyerini de burada sağlamlaştırmış bir genç piyanist olarak bu işin sırrı nedir? Benzer durumda olan gençlere öğütleriniz nedir? Sizi bu hedefinizden caydırmak isteyenler oldu mu?

Müzik eğitiminde en önemli olan şeylerden biri doğru ve bilinçli bir eğitim diyebilirim. Benim en büyük şanslarımdan bir tanesi içimdeki büyük istek ve tutkuyu işleyebilecek, sahip çıkabilecek hocalarım olmasıydı. Başta bahsettiğim değerli hocalarım Aycan Altungül, Gülsin Onay ve şimdilerde profesyonel eğitim hayatımda dönüm noktam olacak, benim için her anlamda çaba sarfeden, her konuda yanımda olan çok kıymetli hocam Prof. Ece Sözer ile çalışmalarımız başladı.

Ece Sözer’e ilk gittiğimde 18 yaşındaydım, hocam beni inanılmaz bir programla çalıştırıyordu. Neredeyse her hafta bir J.S. Bach eserleri, sonatlar, romantik eserler, gam ve arpej çalışmaları gibi daha önce neredeyse hiç yapmadığım şeyler üzerinde çalışıyorduk. 18 yaşımda o kadar yabancıydım ki hocamın anlattığı şeylere. Bir tek teknik değil müziği de çok iyi öğretiyordu hocam, her ders tını, derinlik, piyanoda şarkılama, bilinçli jestler, sistematik parmak numaraları gibi çok detaylı konuları işliyorduk. Hocamla yaptığımız her ders benim dönüm noktam oldu ve oluyor. Umarım emeklerinin karşılıklarını layıkıyla yerine getirebilirim.

Müzikle geç tanıştığım için eksik olan tek yan piyano değildi tabii ki, armoni, müzik teorisi, müzik tarihi, piyano edebiyatı gibi çok önemli derslerinde sınavlarını verecektim. Bu noktada üzerimde emeği çok büyük olan, çok saygı duyduğum hocam, Öğr. Gör. Mehmet Girgin ile çok detaylı dersler yaptık. Bazen bir saat için gittiğim dersin altı saat sürdüğünü biliyorum. Mehmet Girgin her zaman çok fedakar, büyük yürekli bir eğitimcidir. Benim üzerimde emeği çoktur.

Anlattıklarımdan da anlaşılacağı gibi o kadar hızla ilerliyordu ki hayatımda her şey, beni isteklerimden ve hedefimden geri çevirecek insanları duymaya vaktim kalmıyordu. Eğer birşeyi gerçekten istiyorsanız yolunuzda sizin enerjinizi çekmek isteyen, içinizi korkuyla doldurmak isteyen insanlara karşı da güçlenmeyi öğrenmelisiniz. Bunu yaparken kulaklarınızı kötü olana kapatmayı öğreniyorsunuz. Siz, sadece hedefinize odaklanmalısınız. Yapabilirliklerinizi ve eksik yanlarınızı iyi tahlil etmeli ve bunu takiben iyi bir programla, durmadan ileriye gitmeye çabalamalısınız. Zaten o zaman bir kırılma anı yaşanıyor ve engeller kendiliğinden aşılıyor.

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi?

Aslında klasik müzik eğitimi alan öğrencilerin en önemli ihtiyaçlarından biridir iyi bir burs sahibi olmak. Burs, konforlu bir yaşamın ötesinde zihinsel bir rahatlık sağlar ve çalışmalarınıza tam anlamıyla odaklanabilirsiniz. Klasik müzik eğitimi çok uzun yıllar çalışma ve tecrübe gerektiren bir ustalaşma yolu. Biz bu işin başındaki genç müzisyenler olarak aktif bir öğrenme olanağına ihtiyaç duyuyoruz. Ustalık sınıfı çalışmaları, yurtdışında eğitim, iyi bir enstrümana sahip olabilmek gibi çok çeşitli konularda desteklere ihtiyacımız oluyor. Maddi eşitsizlik birçok şeyin önündeki en büyük engel diyebilirim. Günümüzde beni en çok rahatsız eden konulardan biri nice üstün kabiliyetli insanların maddi durumları iyi olan diğer müzisyenlerle eşit derecede fırsatlara sahip olamamasıdır. Ben henüz bir kurumsal destekten burs almıyorum, fakat klasik müziksever birçok büyüğümüzden özel destekler aldım. Bazen genç bir bireye alınan bir kitap bile çok büyük bir destek olabiliyor…

İlk sahneye çıktığınız günü anımsıyorsunuzdur. Sahneye çıkmadan önceki duygularınız neydi? Daha sonraki dönemde, sahnede heyecanınızı nasıl yönettiniz?

Sahne gerçekten bambaşka bir deneyim. İlk sahneye çıktığım gün hep hafızamda. İnsanlarla müziği paylaşmak, onların sizi dinlemek için özenerek gelmeleri, sizin sahneye çıkmadan önceki çalışma süreciniz… Hepsi çok kıymetli. Sahne bana göre tamamen bir ustalaşma konusu. Üstelik bir tek müzik için değil, performansa yönelik her alanda böyle. Sahneye çıkmadan önce çok verimli bir çalışma döneminden geçmiş olmak gerekiyor. Seslendireceğiniz eserler sizinle ne kadar bütünleşirse o kadar rahat müzik yapabilirsiniz. Eğer sahnede kötü deneyimler yaşıyorsanız öncelikle o hissin heyecan mı, korku mu duğuna bakmak gerekiyor. Heyecan sizin performansınızı olumlu yönde etkiler ve heyecanınız olmazsa bir sonraki adım için çaba sarfetme isteğinizde olmaz. Fakat içinizdeki korkuysa, bu tehlikeli. Korku insanın tüm hücrelerini sıkıştırır, kalp atışlarınızı kontrol edemezsiniz ve bu da performansınızı düşürebilir. Meditasyon yapmak, nefes farkındalığı çalışmaları yapmak ve en önemlisi sahneye çıkmadan önce kendinizden emin olmak bu yönde olumlu faydalar sağlayacaktır.

Piyano hayatınızda nasıl bir önceliğe sahip? Her gün kaç saat çalışırsınız?

Piyano benim hayatımın en önemli önceliği diyebilirim. Ustalaşmayı gerektiren mesleklerde özellikle de sanat gibi bir alansa konu disiplin gerçekten çok önemli. Bir sanatçının enstrümanı başında geçireceği süreyi hesaplaması bence çok doğru değil, ama bu sağlam ve disiplinli bir programa sahip olmayacağınız anlamına gelmiyor. Öncelikle çalışırken kendinizi çok iyi gözlemlemelisiniz. Dikkatinizi nelerin dağıttığını, odağınızı nelerin artırdığını, vücudunuzun hangi saatler arasında daha dinamik olduğu gibi detayları dikkatle keşfetmelisiniz. Örneğin ben çalışmalarıma sabah çok erken saatlerde başlarım, hayatta inandığım en önemli prensiplerden biri “erken kalkan yol alır” olmuştur. Bazen sabah 10:00’da birçok şey bitirmiş olursunuz ve gün içinde çok daha fazla şeye vakit bulabilirsiniz.

Sabah 05:30’da uyanırım. En önem verdiğim şeylerden biri sabah uzun bir süre kendimle baş başa kalmak ve iç düşüncelerimi incelemektir. Ardından her hafta değişen programıma uygun çalışmaya başlarım. Doğru ve etkin bir çalışma sistemi zamanla ve tecrübeyle oturan bir şey bence.

Konservatuvar sınavlarına hazırlandığım dönemde günde 14 saate yakın çalışıyordum. O dönem için bu kadar yoğun bir çalışmaya ihtiyacım vardı ve hiçbir zaman ne kadar saat olduğunu düşünmüyordum, ne yaptığımı ve ne yapmak istediğimi düşünüyordum.

Çalışmak kadar vücudu ve beyni dinlendirmek de çok önemli. İnsan vücudu hareket etmek üzere yaratılmış bir yapıya sahip, aralıksız çalışmak beyni, iskelet sistemini ciddi şekilde yıpratan bir şey. Ben her iki saatte bir aralar vererek çalışırım. Bu araları okuldaysam kampüste biraz yürüyüş yapmak, evdeysem temiz hava almak için balkona çıkmak gibişeylerle geçiririm.

Çalışmalarım sırasında dikkatimin dağılmaması en önem verdiğimşeylerden biridir. Telefonumun sesi hiçbir zaman açık olmaz, o sırada çalışmamdan daha önemli hiçbir şey yoktur. Bizler Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği olarak her daim, durmadan, yorulmadan üretmeli, çalışmalı, düşünmeli ve bizlere emanet edilen Cumhuriyetimize ve ilkelerimize uygun hareket etmeliyiz. Bizleri iyiye, güzele götürecek olan tek gerçek budur.

Sizce klasik müziğin başkenti neresi?

Klasik batı müziği tarihine baktığımızda eserleri günümüze kadar ulaşmış, müzik tarihine köklü miraslar bırakan büyük bestecilerimizin yaşadıkları ülkeler arasında Almanya, Avusturya, Fransa, Rusya ve daha pek çok ülke bulunmakta. Haliyle yaşadıkları yerlerle bütünleşen bu büyük müzisyenlerin enerjileri o sokaklarda, konser salonlarında çok daha farklı hissediliyor. Benim için müziğin herhangi bir başkenti yok. Müziği hissedemeyen bir kalp, çalışma isteği olmayan bir birey hangi başkentte olursa olsun yine de bunu hissedemez.

En beğendiğiniz Türk ve yabancı piyanistler kimlerdir?

Türk piyanistlerimizden Gülsin Onay, İdil Biret, Muhiddin Dürrüoğlu, Emre Şen, Emre Elivar sanırım en sevdiklerim. Yabancı piyanistlerdense András Schiff, Jean Claude Vanden Eynden, Wilhelm Kempff, Eduardo del Pueyo, André Laplante, Nikolai Lugansky, Alfred Brendel, Martha Argerich, Mauricio Vallina…

Pandemi sürecinde sosyal medya üzerinden Müzisyen Sohbetleri adlı bir program serisi başlattınız. Bu projeden bahsedebilir misiniz?

Müzisyen Sohbetleri projesi benim için gerçekten çok özel. Böylesine zorlayıcı bir dönemde, hepimiz evlerimizde sağlığımızı koruma mücadelesi verirken içime doğan bir fikirle başladı aslında. Fikrimi önce hocam Prof. Ece Sözer ile paylaştım. Beni en başından şu ana kadar her zaman yüreklendirdi ve destekledi. Ardından değerli arkadaşım harika müzisyen Nil Kocamangil ile başlayan programa çok önemli sanatçılarımız ve öğrenci arkadaşlarım katılım gösterdi.

Kocamangil, Doç. Gökhan Aybulus, Doç. Begüm Gökmen, Julia Tavit, Selva Erdener, Emre Yavuz, Selin Gürol, Can Okan, Tuna Bilgin, Çağatay Akyol, Prof. Cihat Aşkın, Prof. Cem Önertürk, Seher Karabiber, Serhan Bali, Prof. Ece Sözer, Aziz Baziki, Cansu Özdamar, Gülsin Onay, Cem Esen, Prof. Hande Dalkılıç, Demirhan Gökbudak projeme inanarak bana destek verdiler. Değerli konuklarımla çok önemli konularda sohbetler yaptık ve müziği paylaştık. Halkımızın ve dostlarımın desteğiyle yüzlerce kişiye ulaştı ve ulaşmaya devam ediyor Müzisyen Sohbetleri. Bu beni çok duygulandırıyor ve gururlandırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s