Genç viyolonsel sanatçısı Ece Dikbıyık: “Viyolonselin yokluğu orkestrada hemen hissedilir”

Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda lise eğitimini okul birincisi olarak tamamladıktan sonra, aynı üniversitede Musa Eren İşkodralı ile sürdüren Ece, Türkiye’nin Edirne Kent Müzesi, Devecihan Kültür Merkezi gibi birçok yerinde çok özel mekanlarda sahne almış genç bir müzisyen. 2019 yılında Balkan Senfoni Orkestrası eşliğinde sahne almış ve ardından aynı sene Benyamin Sönmez Klasik Müzik Festivali kapsamında Babadağ zirvesinde viyolonsel çalma gibi bir rüyasını gerçekleştirmiş.

Klasik dönemin bestecisi ve çellistlerinden Boccherini’nin eserleri ise kalbinde ve parmaklarının ucunda ayrı bir yere sahip. Ece bir yandan da kendisinin izinden gelerek konservatuarda okuyan kardeşi Ege ile birlikte ikili olarak çello çalıyorlar ve sosyal medya hesapları üzerinden de bu projelerini “duoloncello” ismiyle paylaşıyorlar.

Kendisinden ilham almak isteyen çocuk ve genç müzisyenlere ise, konservatuvar eğitiminin öneminden bahseden Ece, burada verilen eğitimin sadece müzik ile ilgili olduğunu düşünmüyor. “Bizim eğitimimiz kendi hocamızla aramızda küçüklükten beri başladığı ve usta-çırak ilişkisi gibi olduğu için tamamiyle bireysel bir eğitim. Zamana dayalı bir gelişme sürecine sahip olduğumuz için de bu eğitim sürecimiz aslında bize sabırlı olmayı öğretiyor. Bunun yanı sıra okuldaki derslerimiz, iletişimde olduğumuz hocalar ve bölüm büyüklerimizle olan ilişkilerimizde de nezaketi, adabı öğreniyor ve uyguluyoruz” diye açıklıyor bu öğrenim ve sosyalleşme sürecini.

Ece’ye göre viyolonselin en güzel eşlikçileri arasında arp ve gitar var. Hauser’in son dönemde viyolonseli popülerleştiren girişimlerinin ise, enstrümana olan ilgiyi ve merakı artırdığını düşünüyor. Doğaya baktığında viyolonsel sesini çoğunlukla insan sesine / tenöre benzetenlerin aksine Ece’ye göre aslında hava ile bağdaşıyor bu ses. “Mesela Vocalise (Rachmaninoff) veya Kuğu (Saint-Saens) icra edilirken hafif, tatlı bir melteme benzerken hepimizin bildiği Brahms Op.38 mi minör sonatın ilk bölümünde viyolonsel benim için yağmurlu bir günü andırıyor. Haydn konçertolar icra edilirken genel olarak ılık ve güneşli bir bahar havasını aklıma getiriyor. Beethoven sonatlar icra edilirken belli nüans değişiklikleri ise yıldırımı andırıyor” diyor bu benzetmesini besteler ve besteciler üzerinden gözümüzde canlandırmamız için.

Tüm sadeliği ve zerafetiyle konser salonlarında enstrümanını ortaya koyan, “viyolonselsiz bir orkestra çok çiğ durur” diyen bu parlak genç müzisyeni tanımanız için aşağıda kendisiyle söyleşimizi paylaşmak istiyorum:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

Ben Ankara’da, müzisyen olmayan,ancak müziği çok seven ve ilgilenen bir ailede doğdum. Küçüklüğümden beri müziğe ilgim vardı, 3 yaşımda bile orgla rastgele tuşlara basıp bir şeyler söylemeye çalışırdım. 6 yaşımdayken çok istediğim için piyano dersleri almaya başladım.

Kısa sürede hızlıca ilerlediğimi gören annem, ben 10 yaşımdayken yarı zamanlı olarak ciddi bir eğitim almam için konservatuvarı araştırmaya başladı. Bu esnada Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda eğitim vermekte olan bir öğretim görevlisi ile iletişime geçmesi sonucu o yıl değişen eğitim sistemi sayesinde buraya tam zamanlı da girebileceğimi öğrendim ve 3 ay süresince aldığım özel derslerden sonra bu okulda okumaya hak kazandım. Burada 4 sene Kerem Aykal’ın sınıfında yer aldıktan sonra lisede Edirne’ye taşındım ve Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda, Musa Eren İşkodralı’nın sınıfına kabul edildim. Şu anda da halen burada eğitimimi sürdürmekteyim.

Neden viyolonseli tercih ettiniz? 

Konservatuvara hazırlanırken halihazırda piyano çaldığım için piyano üzerine bir eğitim almak istemiştim, ancak el ve vücut yapımdan dolayı hocalarım bana viyolonseli uygun gördü. İyi ki de öyle olmuş, çünkü bu enstrüman ve onun için yazılan eserlerin inceliklerini anlamaya başladığımda kendimi buldum ve hep olmak istediğim yerde olduğumu anladım.

Özellikle lisede iken bilgi birikimim ve kafamdaki fikirler misliyle arttı. Şu an bile geçen seneki düşüncelerim ve bu seneki düşüncelerim birbirinden farklı.

“Duoloncello” projenizden söz etmek ister misiniz? 

Kardeşim Ege de biz Edirne’ye taşındıktan 2 sene sonra müziğe yöneldi ve Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda okumaya hak kazandı. Şu an o da 3 senedir Musa Eren İşkodralı’nın sınıfında yer almakta.

Duoloncello ise ikimizin beraber belli eserleri ya da popüler şarkıları eğlence için kaydedip paylaşacağımız bir sosyal medya hesabı olarak ortaya çıktı. Birkaç video attıktan sonra bu hesabı bazı gelişmelerden ve yoğunlaşan çalışmalarımızdan dolayı ihmal ettik. Vakit bulduğumuzda tekrardan ele almayı çok isteriz…

Bir müzisyen için konservatuar eğitimi hangi açılardan önemli? 

Konservatuvarlarda verilen eğitimin sadece müzik ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bizim eğitimimiz kendi hocamızla aramızda küçüklükten beri başladığı ve usta-çırak ilişkisi gibi olduğu için tamamiyle bireysel bir eğitim. Zamana dayalı bir gelişme sürecine sahip olduğumuz için de bu eğitim sürecimiz aslında bize sabırlı olmayı öğretiyor. Bunun yanı sıra okuldaki derslerimiz, iletişimde olduğumuz hocalar ve bölüm büyüklerimizle olan ilişkilerimizde de nezaketi, adabı öğreniyor ve uyguluyoruz.

Oda müziği, orkestra gibi birden çok kişi ile gerçekleşen ders veya etkinliklerde ise birlikte hareket etmeyi, bencil olmamayı öğreniyoruz aslında, çünkü herkes kendi istediğine ve düşüncesine göre çalmaya çalışırsa sonuç bir bütünden ziyade bir arada oturan müzisyenler olacaktır.

Kendi çaldığımız eserler veya başka konular hakkındaki fikirlerimizi ve ideolojilerimizi ister istemez gerek okul çevresinde, gerek hocalarımızla sohbet çerçevesinde tartışarak birey olmayı öğreniyoruz. Bunun yanı sıra diğer tecrübeleri de dinleyerek olgunlaşıyoruz.

Son olarak sınavlarımız, konserlerimiz ve provalarımızda farkında olmadan hazırlıklı olmayı ve zaman yönetimini öğreniyor, son dakika olabilecek gelişmeleri yaşayarak kriz yönetimini de tecrübe etmiş oluyoruz. Sonuçta sahnede her şey olabilir…

Sizce viyolonsele en güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden? 

Aslında eserin niteliğine göre değişir. Daha birkaç gün önce Schubert’in Arpeggione sonatının viyolonsel ve gitar şeklinde aranje edilmiş bir versiyonunu dinledim, daha önce dinlemiş olsam da ilk defa dinlemiş gibi çok etkilendim. Arp da aynı şekilde, tınısı ve farklılığından dolayı sahnede dikkat çekiyor. Viyolonsel ile birleştiklerinde bu iki enstrüman da seyirci açısından büyüleyici oluyor, ancak Beethoven, Brahms ve Schumann gibi bestecilerin eserlerinde piyanonun verdiği o güven ve keyif kesinlikle yadsınamaz.

Viyolonsel sesini doğada hangi sese benzetirsiniz? 

Viyolonsel genelde hep insan sesine benzetilir, özellikle de tenora.

Doğaya baktığımda ben aslında hava ile bağdaştırıyorum viyolonseli. Mesela Vocalise (Rachmaninoff) veya Kuğu (Saint-Saens) icra edilirken hafif, tatlı bir melteme benzerken hepimizin bildiği Brahms Op.38 mi minör sonatın ilk bölümünde viyolonsel benim için yağmurlu bir günü andırıyor. Haydn konçertolar icra edilirken genel olarak ılık ve güneşli bir bahar havasını aklıma getiriyor. Beethoven sonatlar icra edilirken belli nüans değişiklikleri ise yıldırımı andırıyor…

Keşke sadece viyolonsel için de eserler yazmış olsaydı dediğiniz kompozitör hangisi? 

Keman için yazılan çoğu esere imrenirim. Wieniawski ve Sarasate olurdu bu kesinlikle. İkisinin de eserlerini dinlerken gerçekten çok keyif alıyorum, hatta belli başlı eserlerinin viyolonsel ile icra edilmiş versiyonları da çok hoşuma gidiyor. Bunun haricinde Poulenc ve Franck’ın da viyolonsel için daha fazla eser yazmasını dilerdim.

Peki, “vazgeçilmez” olarak adlandıracağınız viyolonsel sanatçıları (Türk ve yabancı) kimler? 

Yabancı olarak Fournier, Gendron ve Tortelier’i dinlemeyi çok seviyorum, çok keyif veriyor. Birkaç sene önce Davidov’un eserlerini çalışmaya başladığımda Marina Tarasova da tam anlamıyla vazgeçilmezim oldu.

Türk viyolonselciler olarak da Benyamin Sönmez’i, Nil Kocamangil’i ve Poyraz Baltacıgil’i sıklıkla dinliyorum.

Hauser’le birlikte enstrümanınızın popülerlik kazandığını düşünüyor musunuz? 

Evet,düşünüyorum. Hauser’in Two Cellos’dan kaynaklı olan bir kitlesi halihazırda vardı, bunun yanı sıra kendi bireysel videolarındaki manzara/tema farklılıkları, çaldığı popüler eserler ve bazı zamanlarda arkadaşlarıyla yaptığı düetler gerçekten bu kitlenin misliyle artmasına neden oldu. Bazen biraz fazla görkemli olsa da, sonuçta insanlar onu seviyor ve sayesinde viyolonsel daha çok tanınıyor…

Sizce klasik müzik bir toplumda hangi işlevi yerine getirir? 

Klasik müzik, bence birleştirici bir işlevi yerine getirir. Çoğu müzik türünden farklı olarak klasik müzik icra edilirken herhangi bir teknolojik imkandan ziyade doğrudan icracının kendisi müziği aktarır.

Değerli dinleyiciler ise, gerek konser salonlarında, gerek açık hava mekanlarında, gerek pandemi dolayısıyla online bir platformda bu müziği dinleyebilmek için toplanıyor. Hepsi farklı insanlar ve farklı hayatlar olsa da aynı saatte, aynı yerde saygı çerçevesi içerisinde tek bir amaç için toplanıyorlar. Bu bence çok büyüleyici bir olay.

Hayatınızda bu enstrüman olmasaydı ne yapardınız? 

Konservatuvarı kazanmadan önce matematiğe çok ilgili ve başarılıydım, sanıyorum bunun üzerine gider ve okul seçimimi de bunun üzerine yapardım. Piyanoyu da hobi olarak çalmaya devam ederdim.. 

Viyolonsel çalmadığınız zamanlarda nelerle uğraşırsınız? 

Vaktim olduğu zamanlarda defterimi açıp hikaye yazmayı çok severim. Bu pandemiden dolayı evde kaldığımız döneminde örgü örmeyi öğrendim, akşamları dizi veya film izlerken elimde bir uğraş olması bana terapi gibi geliyor. Bunların yanı sıra belli eserleri Sibelius programı aracılığıyla belli enstrümanlara aranje etmek de hoşuma gidiyor.

Peki bu zamana değin sahneye çıktığınız ve akustiği, mimarisiyle, seyirci kalitesiyle sizi çok etkileyen konser salonu veya mekan hangisi oldu? 

2018 yılında hocam ve arkadaşlarımla 3. Akdeniz Viyolonsel Buluşmaları kapsamında İtalya’nın Parma şehrine gittik. Burada Conservatorio di Arrigo Boito’da gerçekleştirilen masterclassların sonucunda kapanış konserimizi o okulun konser salonunda verdik. Kökü 19.yy sonlarına dayanan bu okulun konser salonu tarihi bir kilise ile bütünleştirildiği için hem akustik, hem de mimari açıdan gerçekten beni çok etkilemişti. Aynı tarihler içerisinde bir Bach maratonu konserine de tanık olduğum için ayrı bir büyülenmiştim. Seyirci çok sabırlıydı, konseri ilgiyle, sonuna kadar saygılı bir biçimde ve sıkılmadan dinlemişti. 

Katıldığınız ve sizde en çok iz bırakan yarışmalar ve oradan aldığınız derecelerden söz eder misiniz? 

2018’de Edirne’de düzenlenmiş bulunulan 20.Uluslararası Genç Müzisyenler Oda Müziği Yarışması’na trio olarak katılmıştık. Bu yarışmaya hazırlanma sürecimiz, çaldığımız eser, yarışma esnasındaki heyecanımız, kazandığımız Mansiyon ödülü ile beraber jüriden aldığımız olumlu yorumlar hem grup olarak bize, hem de bireysel olarak bana çok şey kattı.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Özellikle son 4 senede katıldığım çok fazla masterclass oldu. Bu masterclasslarda hocalarımın belli eserler hakkındaki düşüncelerini öğrenmek, bunların yanı sıra sahne psikolojisi hakkındaki deneyimlerini dinleme şansını bulmak, benim geleceğim ve kendi hakkımdaki birçok fikrimin değişmesini sağladı. Bunların haricinde masterclasslar esnasında tanıştığım ve benim gibi öğrenci olan diğer çellistler ile iletişim kurmak ve bilgi alışverişi yapmak da hem repertuvar, hem de algısal açıdan ufkumun epey genişlemesini sağladı.

Viyolonsel sizce bir orkestrada ne tür bir rol üstlenir? Viyolonsel olmasa bir orkestra hangi açılardan eksik kalır? 

Bir orkestranın yaylı çalgılar bakımından altyapısı, viyolonsel ve kontrabastır. Viyolonselin olmaması durumunda kontrabas ve viyola arasındaki ses köprüsü kesinlikle kurulamayacak ve orkestra kulağa çiğ gelecektir. Ses haricinde görsel olarak da bakmak gerekirse de viyolonsel göz dolduran bir enstrümandır, yokluğu hemen hissedilecektir.

Pandemide müzikal anlamda en çok neyi özlediniz? 

Bir arada çalmayı… İster ders, ister konser, isterse bir orkestra provası olsun, sosyalleşmenin bu kadar kısıtlı olduğu bir dönem sebebiyle birlikte herhangi bir eseri icra edememek ya da sadece ekranlar aracılığıyla ders yapabilmek beni gerçekten üzüyor.

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Bu sene başvurmuş bulunduğum KYK burs kredimin yanı sıra iki senedir Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden burs almaktayım, ancak genel olarak ülkemizde ne yazık ki burs imkanları, özellikle klasik müzik için ayrılan burs imkanları yeterli değil. Genel olarak müzisyenler ve müzisyen adayları için gerekli olan materyallerimiz ve ihtiyaçlarımızın karşılığı güncel döviz kuruna göre sürekli artmakta. Bunun yanı sıra kariyeri için yurt dışına gitmek isteyen çoğu öğrenci arkadaşım, gitmek istediği okulu kazanmasına rağmen maddi imkanlar sebebiyle ya çok zorlanıyor, ya da gidemiyor. Bu konu gerçekten kanayan bir yara…

Viyolonsel çaldığınız en sıradışı yer şimdiye kadar neresi oldu? 

2019 yılında Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Viyolonsel Topluluğu ile davet edildiğimiz Benyamin Sönmez Klasik Müzik Festivali kapsamında Babadağ’ın zirvesinde çalma imkanımız oldu. Kesinlikle en sıradışı yer orasıydı.

Kariyeriniz için yurtdışı planlarınız var mı? 

Pandemiden dolayı yurtdışı planlarımı erteledim. Sağlıklı güzel günleri göreceğimize inancım tam.

Sizce gençler ve çocuklar arasında viyolonsel merakı yaygın mı? Bu enstrümanda uzmanlaşmak isteyen, bununla ilgilenen çocuklara ne tür önerileriniz olurdu? 

Viyolonsel merakı son zamanlarda gerçekten yaygınlaştı ve yaş sınırı da genişledi. Bu branşta uzmanlaşmak isteyen kişilere verebileceğim tavsiye eğer gerçekten bu enstrümanı seviyor ve istiyorlarsa sabırlı ve araştırmacı olmaları. Kişiden kişiye gelişim sürecinin gidişatı ve yolu değişir, bundan dolayı kendilerini kötü hissetmemeli ve asla pes etmemeliler. Çalışmalar önünde sonunda sonuç verecektir….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s