Genç obua virtüözü Gülin Ataklı: “Ben obuayı değil obua beni tercih etti”

Konservatuarda yetenek sınavı sonucunda obua sınıfına kabul edildikten sonra obua’da kendi kişiliğine dair pek çok özelliği keşfeden, adeta çalgısıyla bütünleşen genç müzisyen Gülin Ataklı, lisans eğitiminden beri Münih/Almanya’da müzik çalışmalarını sürdürüyor ve alanının en ünlü virtüözünün sınıfına kabul edilerek sanatını her geçen gün daha da geliştiriyor. Gülin, kendisini dinleyen devlet sanatçısı İdil Biret’in “müziği en derinden hisseden kız” olarak tanımladığı özel müzisyenlerden. Aynı zamanda Aşk Obuası, Korangle ve piyanoyu da çok güzel icra ediyor.

Sekiz yaşında TRT Çoksesli Çocuk Korosu’nda, 11 yaşında ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda obua eğitimine başladığından bu yana düşle uyanıklık arasındaki her anında obua var. Christian Schneider, Sandra Sinsch, Leyla Pınar, Albrecht Mayer, Nick Deutsch, Georg Fritz, Anatoly Lubimov, François Leleux, Christian Wetzel, Christian Schmitt, Giorgi Gvantseladze, Marie Lise Schüpbach, Heike Steinbrecher, David Walter gibi alanında birçok duayen ismin ustalık sınıflarına da katılan Gülin, eğitimini Hochschule für Musik und Theater Münih’te François Leleux ile Çağdaş Eğitim Vakfı’nın “Genç Yetenekler Projesi ”kapsamında sürdürüyor.

Obuayı “orkestranın incisi” olarak tanımlayan Gülin’e göre, müzik, insanlığın kendini ifade etme aracı. “Konuşmak ve diller bile müziktir. Her cümlenin bir tonlaması vardır, okurken bile bu tonlamayla okuyoruz. Yani bu yüzden müzik insanı özgürleştirir, insanı insan yapar, kendisini sözlerle ifade edemediğinde müziğe başvurur, ve hatta sığınır, ruha ahenk ve uyumu getirir” sözleri de kendisinin müziğe olan tutkusunun en lirik ifadelerinden.

Obua dendiğinde gözlerinin içi parlayan Gülin’in içinde hiç sönmeyen bir ateş var ve hayatında obua olmasaydı başka bir dünya bile hayal edemeyecek kadar bu tutkusuna dört elle sarılmış durumda. Müzisyen gençlere tavsiyesi ise, imkanları dahilinde kendilerini klasik müziğin ana vatanınlarından biri olan Almanya’da geliştirmeleri ve ilk elden deneyimleyip konserler dinlemeleri. “Bach’ın ülkesinde” herkesin obuayı çok iyi tanıyıp sevmesi de Gülin için çok güzel bir farkındalık ve toplumsal kabul ortamı sunuyor. Ama benzer şekilde Türkiye’de bir “obua severliğin” yaygın olmaması ise, içten içe düş kırıklığı yaratıyor Gülin’de. Oysa ki, diyor, “bize o kadar da uzak olmayan bu enstrümanın, yani Duduk ya da Zurna gibi çift kamışlı enstrümanlardan geliyor bu enstrüman”.

Aldığı birçok ödülün içinde İş Sanat Parlayan Yıldızlar Resital Serisi’ne hak kazanıp birinci olan Gülin’in hayatında bu resital bir dönüm noktası oldu; sonraki sezonda ise böylelikle solist olarak BİFO eşliğinde Gürer Aykal yönetiminde sahne aldı. Bu, Gülin’in sahnede parlayan yıldız olmaya başlamasının ilk büyük adımıydı. 46. İstanbul Müzik Festivali kapsamında “Yarının Kadın Yıldızları” Projesinin düzenlendiği ilk yılda yer almış olan Gülin için konserin Onur Konuğu İdil Biret’in konser sonunda kendisine dönüp “Siz çok belli ki müziği en derinden hissediyorsunuz. Çalışınızda bunu insan hemen duyuyor” demesi oldu.

Birçok Avrupa orkestrasından davet alan başarılı obua virtüözümüzü tanıyalım; hatta okurken bir yandan da onun müthiş performanslarını da YouTube üzerinden takip edelim.

https://www.youtube.com/channel/UCQ84gU9W-U8wCdf8vMo-hnQ

 Fotoğrafı çeken: Emre Hopa

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

Müziğe ilgim, 10 yaşında ilkokuldayken müzik öğretmenimin yeteneğimi keşfetmesi ve beni TRT İstanbul Çocuk Korosu seçmelerine kaydetmesiyle başladı, koroya seçildikten sonra orada deneyimlediğim güzel yeniliklerle ve müziği, notaları öğrendikçe, bir bütünün parçası olmak ne demek bunu anladıkça ilgim giderek arttı. Konservatuvara Mehmet Seyid Mas’ın Obua sınıfına kabul edildiğimde 11 yaşındaydım, kabul edildikten sonra bu enstrümanı tanıdım fakat öğretim sürecim boyunca onu giderek daha çok sevdim ve benimsedim.

Obua benim bir parçam. Liseden mezun olduğum yıl Münih’te Hochschule für Musik und Theater’da dünyaca ünlü virtüöz obuacı ve orkestra şefi François Leleux’nün sınıfına kabul edildim. En büyük hayalim gerçek oldu. Lisans eğitimimi burada gerçekleştirdim ve Aralık 2020’de başarıyla mezun oldum. Halen burada Master eğitimime devam ediyorum.

Neden obuayı tercih ettiniz? 

Ben obuayı değil, obua beni tercih etti. Konservatuvarda yetenek sınavına girdiğimde ve obua sınıfına kabul edildiğimde bu enstrümanı bilmiyordum bile. Yıllar içinde obuanın önemini ve işlevini çok iyi anladım ve en başından beri bu enstrümanda kendime dair pek çok şey keşfettim. Özellikle de aynı anda hem sabırlı hem de tez canlı ve enerjik bir insan olduğumu! Obua çalışırken ya da çalarken bu özelliklerimin çok faydasını görüyorum. Bazen çabuk çözümler üretmemi sağlıyor, fakat genellikle de çok zorlu bir tekniğin üstesinden gelip müzikalitenin kapılarını aralayana kadarki zorlu süreçte sabır ve sebatla ilerlememi.

Sizce obuaya en güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden? 

Obua orkestranın incisidir. Orkestra repertuvarında sayısız solosu, yani başka enstrümanlar tarafından eşlik edildiği durumlar vardır. Bence tek bir enstrümandan söz edemeyiz, çünkü bir uyumu yaratan zaten bestecinin ustalığı ve orkestrasyon becerisidir.

Obuanın en lirik kullanımlarını orkestra repertuvarında mesela Brahms, Beethoven, Mahler, Schubert, Dvorak, Mendelssohn, Mussorgsky, Tchaikovsky, Rachmaninov gibi bestecilerin senfonilerinde, konçertolarında, uvertürlerinde, Mozart senfoni ve operalarında, (operada da inanılmaz bir görevi vardır obuanın) daha başka sayısız bestecinin pek çok eserinde görürüz.

Obua – piyano repertuvarındaki uyum da şahanedir, nefesli beşlideki uyum da. Yani bu yüzden benim için herhangi spesifik bir enstrümanı örnek vermek çok zor. Tüm bu repertuvarları dinlediğinizde ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

Sizce müzik bir toplumda hangi işlevi yerine getirir? 

Müzik toplumun en küçük ve en temel yapısının, ailenin ve bireyin içinde bulunur. Müzik insanlığın kendini ifade etme biçimidir. Bir bebek doğduğunda kendini her şeyden önce seslerle, ağlayarak yani bir nevi müziksellikle ifade eder. Anne karnında bile bebek vücudun ritimlerini, annenin kalp atışını, nefes alışını dinler. Yani ritim ve müzik ayrıştırılamaz fiziki bir parçasıdır insanoğlunun. Konuşmak ve diller bile müziktir. Her cümlenin bir tonlaması vardır, okurken bile bu tonlamayla okuyoruz. Yani bu yüzden müzik insanı özgürleştirir, insanı insan yapar, kendisini sözlerle ifade edemediğinde müziğe başvurur, ve hatta sığınır, ruha ahenk ve uyumu getirir. Hangi ruh halinde olursanız olun, dinlediğiniz herhangi bir müzik bunu etkileyip değiştirecektir.

Müzik kültürleri içinde barındırır, kulaktan kulağa da olsa gelenekleri nesilden nesile aktarır, bir ailenin ya da toplumun bilgilerini içinde saklar ve sonunda yine iletişim aracı olur. Yani müzik insanın olmasza olmaz bir parçasıdır, böylelikle de toplumun.

Hayatınızda obua olmasaydı ne yapardınız? 

Bunu hayal etmek gerçekten zor. Ama şunu biliyorum ki, ilkokuldan beri yapmak istediğim sadece 3 meslek vardı: öğretmenlik, aktörlük ya da müzisyenlik. Tabii müzisyen olmayı seçince diğer 2 mesleği de bir nebze hayatıma davet etmiş oldum.

Obua olmasaydı ne yapacağımı pek hayal edemiyorum, fakat açıkça söylemek gerekirse müzisyen olmak ve bunu meslek olarak yapabilmek için insanın içinde hiç sönmeyen bir ateş ve başka bir şeyi hayal edemezcesine bir gözükaralılık gerekiyor.

Obua alanındaki çalışmalarınız için neden Almanya’yı tercih ettiniz? 

Almanya klasik müzik için Avrupa’nın ve dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Bence her müzisyen kendisini klasik müziğin ana vatanınlarından biri olan Almanya’da geliştirmeli ve ilk elden deneyimlemeli, konserler dinlemeli. Benim için en önemli sebeplerden biri de Profesörüm olan François Leleux’nün Münih’te eğitim veriyor olması.                                                                         

Katıldığınız ve sizde en çok iz bırakan yarışmalar ve oradan aldığınız derecelerden söz eder misiniz? 

Katıldığım yarışmalardan bende en çok iz bırakanları düşündüğümde aklıma Rusya, İş Sanat Parlayan Yıldızlar ve İKSV Yarının Kadın Yıldızları geliyor. Bunların dışında Bulgaristan’da 1.’lik, İtalya’da 1.lik ve Romantik Müzik Özel Ödülü, İngiltere’de 2.’lik ve Royal Albert Hall’a ödül töreni konserine bir davet kazanmıştım. St. Petersburg’daki yarışma ilk yarışmamdı ve ilk defa yurtdışına çıkmıştım. Çok maceralı bir seyahatti, her zorluğa rağmen finale kadar gelmiştim.

İş Sanat Parlayan Yıldızlar Resital Serisi’ni hayatımı değiştiren olaylardan biri olarak görüyorum. Seride yer almaya hak kazandım, hayatımda ilk defa 45 dakika uzunluğunda bir resital verecektim, ve tüm programımı ezber icra ettim. 1. oldum, Meriç Soylu ödülüne layık görüldüm, ve gelecek sezon açılışında solist olarak BİFO eşliğinde Gürer Aykal yönetiminde sahne aldım.

Bu süreçte de lise mezuniyeti ve Münih sınavlarım vardı. İKSV Yarının Kadın Yıldızları bir başka hayalimi, yani İstanbul Müzik Festivalinde yer alma hayalimi gerçekleştirdi. Bir İstanbul’lu olarak bu festivalin bendeki yeri çok başka. Projenin adından da anlaşıldığı gibi çok özel ve anlamlı bir vizyonu var. Böyle bir projenin ilk düzenlendiği yılda kazanmak benim için büyük bir onur. Özellikle de kalbime en çok dokunan an, konserimizde Onur Konuğu Sayın İdil Biret’in kendi performansından sonra bizleri dinlemesi ve konserden sonra bana “Siz çok belli ki müziği en derinden hissediyorsunuz. Çalışınızda bunu insan hemen duyuyor.” demesiydi. Böyle bir yorumu usta sanatçımızdan duymak benim için kesinlikle unutulmaz bir an.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Müzikte farklı insanların farklı görüşlerini almak her zaman çok geliştirici ve besleyici bir durumdur. Farklı müzisyenlerle çalışmak bir müzisyeni devamlı besler, çünkü olanaklarınızı genişletir. Aynı sayısız renk ve o renklerin sayısız tonu olduğu gibi, farklı müzikal bilgi ve fikirleri almak da bir müzisyenin renk kartelasını geliştirir. Sonrasında da insan her zaman kendi seçimlerini yapabilir. Seçenekleri bilen insan ise daha bilinçli seçer.

Unutamadığınız bir konserinizi sorsam, hangisini anlatmak isterdiniz? 

O kadar çok unutulmaz an var ki… fakat Daniel Barenboim yönetimindeki West-Eastern Divan Orkestrası ile 2018’de gerçekleştirdiğimiz Amerika Birleşik Devletleri turnesi her anlamda unutulmazdı. New York Carnegie Hall konserini hiç unutamıyorum, Tchaikovsky 5. Senfoni performansımız inanılmaz canlı ve hayat doluydu. 2019’daki Tsinandali Festivalinde Mahler 2. Senfoni performansımız da tüyleri diken diken eden anılarımdan biri. Bu senfoniyi Münih’te üniversitemin Filarmoni Gasteig’daki konserinde koroda söyleme şerefine de eriştim, fakat orkestrada 1. Obua olarak çalmak da bambaşkaydı. Lisans mezuniyet resitalimi de asla unutamam. İlk kez hem solist hem orkestra şefi olarak çıktım sahneye, pandemiden dolayı hiç seyircim yoktu sadece sınav jürisi, ama jüriden daha fazla arkadaşım sahnede bana eşlik ettiler Bach Konçertoda… onların varlığı ve o inanılmaz güzel müzik beni çok motive etti. 

Sizde “iz” bırakan obua sanatçıları kimler? 

Profesörüm François Leleux kesinlikle bende çok derin bir iz bıraktı ve bırakmaya devam ediyor. Onun öğrencisi olmadan önce, gece gündüz kayıtlarını dinlerken de etkiliyordu beni, fakat üniversiteye başladığımdan beri öğrencisi olarak ondan birebir öğrendiğim sınırsız bilgi ve bakış açısı vizyonumu çok genişletti. Üniversiteden önce tabii ki bana Obua’yı öğreten öğretmenim Seyid Mas da bende büyük bir iz bıraktı. Ortaokul ve lisede ondan Obua’yı öğrendim. Beni mesleğime ve üniversiteye hazırlayan kişidir. Kendi öğretmenlerimin yanı sıra Maurice Bourge, David Walter ve Diethelm Jonas diyebilirim.

Obua dışında başka hangi çalgıları çalıyorsunuz? 

Obua ailesindeki tüm enstrümanları özellikle de Aşk Obuası ve Korangleyi sıkça ve zevkle çalıyorum, ayrıca piyano çalmaktan da çok keyif alıyorum.

Sizce Türkiye’de yeni nesil obuaya ilgi duyuyor mu? Geçmişe nazaran bir değişim gözlemliyor musunuz, neden? 

Türkiye’de büyük bir değişim gözlemlediğimi söyleyemem. Aslında bize o kadar da uzak olmayan bu enstrümanın, yani Duduk ya da Zurna gibi çift kamışlı enstrümanlardan gelen bu batı klasik müziği enstrümanını tanıyan çok az kişi var. Konservatuvarlarda yetişen öğrenciler tabii ki her enstrümanı tanıyor ve öğreniyor, ancak ülkemizde ne yazık ki müzisyen olmayan insanlar keman, piyano ve çello dışında çoğu enstrümanı tanımıyor.

Obuayı bir duyguyla eşleştirmenizi istersem hangi duyguyu neden seçerdiniz? 

Mutluluk derdim. Her türlü zorluğuna ve pek çok şeyin ters gitme ihtimaline rağmen, obuayı çaldığım an içimi kaplayan kalbimi kucaklayan doygunluk ve huzur hissi, sanki çok uzun ve verimli bir günden sonra bir yaz akşamı bir parkta arkadaşlarınızla oturup dinlendiğiniz andakine benzeyen bir rahatlama, sakinlik, başarmışlık hissi, o mutluluk gibi bir şey.

Pandemide müzikal anlamda en çok neyi özlediniz? Örneğin rüyalarınızda alkışlar veya kalabalık konser salonları gördüğünüz oluyor mu? 

Pandemi her müzisyene kendisini sorgulattı eminim. Biz kendimiz için çalmıyoruz, müzikseverler, dinleyiciler, tüm insanlar yani herkes için çalıyoruz. Onlarla iletişim kuruyoruz sahnede. Ve bunu düzenli bir şekilde hayatımızın merkezinde yapıyoruz, öğrenciyken bile bu böyledir. Ne yazık ki bir yılı aşkın süredir bu bizden koparıldı. Sanki nefesimiz suyumuz kesilmiş gibi bir durum. Sanat ve müziğin önemini göz önünde bulundurarak hareket edilmesi şart. İnsanların sadece uçağa binmeye değil, konsere gitmeye de ihtiyacı var.

Konser salonu demişken, sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, unutamadığınız konser salonu hangisi oldu? 

Cem Mansur yönetimindeki Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’na katıldığım ilk yıl, Berlin Young Euro Classic festivali kapsamında Berlin Konzerthaus’daki konserimizi hiç unutamam. 17 yaşındayken ilk defa Berlin’de ve böyle önemli bir salonda, inanılmaz güzel bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir programda 1. Obua olarak görev aldım.

Avrupa’da çıktığım ilk turneydi ve Maestro Cem Mansur sayesinde daha sonraki yıllarda da pek çok turneler gerçekleştirebildik, Prag Smetana, Budapeşte Pesti Vigado salonları da beni en çok etkileyen salonlardandır. Maestro’dan genç yaşımda çok şey öğrendim, onun sayesinde orkestracılığa dair çok tecrübe kazandım. West-Eastern Divan Orkestrası ile turnemizin ilk durağı Chicago’ydu. Geldiğimiz hafta Chicago Senfoni Salonu’nda provalarımıza başladık. Salona geldiğim ilk an gerçekten büyülendim, provalar ve konser boyunca da orada olmaktan inanılmaz keyif aldım. Aynı salonda bir konser de izledim, fakat sahneden görünüm çok etkileyiciydi. Bir de Münih’teki Herkulessaal, Salzburg Stiftung Mozarteum ve Lucern’deki KKL hayal gibi güzel salonlardır. 

Pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz? 

Kendime daha çok döndüm. Öğrenmeye ve üretmeye devam ettim. Pek çok yeni adım da attım, en önemlisi de başarıyla mezun oldum! Mezuniyet çalışmalarım çok yoğun ve verimliydi, pandemiye rağmen. Birebir derslerimiz devam ettiği sürece farkı pek hissetmiyorum. Sadece neredeyse hiçbir konserin planlanamaması, planlananların devamlı iptal olması veya tehlikede olması gibi durumlar gerçekten yaralayıcı oluyor.

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Eğitimimde bana en büyük desteği Çev Sanat Genç Yetenekler projesi sağlıyor. Başta Sayın Berrin Yoleri olmak üzere Sanat Kurulundaki çok değerli müzisyenlerimiz Fazıl Say, Bülent Evcil, Cihat Aşkın gibi isimler yolumuza ışık oluyorlar. Bunun dışında İKSV Yarının Kadın Yıldızları, İş Sanat Parlayan Yıldızlar gibi projelerden kazandığım ödüller ve Münih’te bir akademik yıl boyunca layık görüldüğüm Wölfel Vakfı bursu da eğitimime büyük katkı sağladı. Türkiye’de eskiye nazaran daha fazla burs ve müzisyen destek fonları var. Bu gelişmeyi çok olumlu buluyorum.

Obua çaldığınız en sıradışı yer şimdiye kadar neresi oldu? 

Tsinandali Festivali’nde Eylül ayında 12 derecede açık havada verdiğimiz konserde, Berlioz Fantastik Senfoni’deki sahne arkası solosunu, sahnenin kenarındaki merdivende çalmıştım. Spot ışıkları sahneyi biraz olsun ısıtıyormuş, soloma kadar karanlıkta kalan merdivenler çok sıradışıydı.

Almanya’da pandemi döneminde sanatçılara verilen destek nasıldı? 

Almanya bu konuda en hızlı davranan ülkelerden oldu. Projeleri iptal olan müzisyenlere destek sağladılar, üniversitemde korona yardım fonları oluşturuldu. Pek çok diğer üniversitede de bu yardımlar söz konusuydu. Bu yardımlar gerçekten can alıcı noktalarda doğru desteği sağladı.              

Almanya’nın klasik müziğin kalbi olduğunu düşünüyor musunuz? 

Kesinlikle en önde gelen 3 ülkeden biri olduğuna inanıyorum, müzik tarihi de bunu kanıtlıyor.

Almanya’da obuaya olan ilgi, diğer Batılı ülkelere nazaran nasıl? 

Kesinlikle üst safhada. Obua kalplerinde ayrı bir yer tutuyor. Zaten Bach’ın ülkesinde obuayı tanımamak ya da sevmemek mümkün olamaz. Barok dönemde Bach Obua’yı (ayrıca Aşk Obuasını ve Obua caccia’yı) o kadar çok kullandı ki, keman ve flüt için yazdığı soloların toplamından daha fazla solo besteledi Obua’ya. Obua aslında Fransız bir enstürmandır, tarihte Obuanın yeri ve önemi Fransa’da o kadar büyüktü ki, ülkenin kültürüyle bütünleşmiş diyebiliriz. Tabii bu iki ülkenin yanı sıra Avusturya ve İspanya’da da Obuanın çok büyük bir yeri var. 

One comment

  1. Sevgili Gülin Ataklı’yı ilkokulda yeteneğini keşfeden ve onu müziğe yönlendiren müzik öğretmeniyim.Onunla gurur duyuyorum.Başarıları devam edecek .Allah yolunu açık etsin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s