Yeni çağın dijital yalnızları

Zeynep İşcan’ın Milliyet Gazetesi için benimle yaptığı röportaj – 11 Ekim 2026

Yeni çağın dijital yalnızları

Ekranın önünde bir tuşla yüzlerce kişiyle sohbet edip oyun oynayan, paylaşım yaparak beğeni yağmuruna tutulan ama gerçek hayata döndüklerinde yapayalnız bir nesille karşı karşıyayız

Teknoloji, avantajlarının yanı sıra dezavantajlarıyla da her geçen gün daha çok yer kaplıyor yaşamımızda. Neredeyse fiziksel sosyalleşmenin yerini, dijital sosyallik aldı. Yüz yüze, göz göze iletişimin yerini, sosyal medya aldı. Kocaman kalabalıkların içinde yalnızlaştık. Bundan en büyük payı da çocuklar alıyor. Çocuk hakları alanında çalışan Yazar Menekşe Tokyay İletişim yayınların’dan çıkan son kitabı, “Yeni Yalnızlar Dijital Çağın Çocukları’nda”  dijital yalnızlık kavramını ele alıyor. Tokyay, “Çocuğun ekranla kurduğu ilişkiye tepeden inme sınırlar koymaya çalışıyoruz, devletler tarafından bir dizi regülasyon yapılıyor ama temelde o ekranın arkasındaki psikolojik ve bilişsel ilişki açlığını göremiyoruz. Dışlanan, dinlenmeyen, oyun oynayacak alan bulamayan çocuk, dijital dünyaya yalnızca eğlenmek için gitmiyor. Kendisine bir sığınak bulmak için gidiyor. Orada kabul görmeye, bir grubun parçası olmaya, kendini değerli hissetmeye, takdir edilme hissini gidermeye çabalıyor” diyor.

Haberin Devamı

Yeni çağın dijital yalnızları

■ Dijital bağımlılıktan uzun yıllardır çokça söz edildi ancak siz dijital bağımlılığın kök sebeplerinin başında dijital yalnızlığın geldiğini söylüyorsunuz. Nedir bu dijital yalnızlık?

Dijital yalnızlık, çocuğun sürekli bağlantıda olduğu hâlde kendisini görülmüş, duyulmuş ve anlaşılmış hissetmemesi. Telefonunda onlarca bildirim olması ama canı yandığında konuşabileceği bir insan bulamaması… Bir bilgisayar oyununda kalabalık bir takımın parçası olması ama bilgisayarı kapattığında odada ve evde tek başına kalması… Dolayısıyla dijital yalnızlığı, ekran karşısında geçirilen saatleri toplayarak ifade etmek yerine, o saatlerin içinde ne yaşandığına, çocuğun hangi ihtiyacını orada karşılamaya çalıştığına ve ekranın hayatında neyin yerini aldığına ve alamadığına bakarak bir tanım yapıyorum. “Telefonu bırak” demek yetmiyor. “Bu çocuk telefona neden bu kadar tutunuyor?” Sorusunu da sormamız ve bu soruya samimi yanıtlar vererek harekete geçmemiz gerekiyor.

■ Dijital yalnızlık gençlerde ne gibi sorunlara sebep oluyor?

Çocuk sürekli başkalarının seçilmiş, filtrelenmiş hayatlarına bakarken kendi gündelik hayatını yetersiz bulabiliyor. Görünürlüğünü değerinin ölçüsü sanmaya başlıyor. Paylaşımına beklediği karşılığı alamadığında bunu yalnızca bir gönderinin başarısızlığı olarak yaşamıyor; kendisinin sevilmediğine dair bir işaret olarak okuyabiliyor. Gece boyunca süren mesajlaşma ve içerik akışı uykuyu da bozduğunda, duygusal yük daha ağır hâle geliyor. Bunun, özellikle yapay zekâ sohbet robotlarının yanlış yönlendirmesi sonucu özkıyıma kadar gittiği vakalar var. Bazen yetişkinin “hırçınlık” diye gördüğü şey, kırılgan bireyin anlatamadığı bir yalnızlığın dışarı taşmasıdır.

Güvenli sosyal bağlar

■ Dijital yalnızlığın panzehiri nedir?

Güvenli, anlamlı ve sürekliliği olan sosyal bağlar. Çocuğun, birinin hayatında önemli olduğunu hissetmesi. Sözünün kesilmeden dinlenmesi, birlikte oyun kurabileceği arkadaşlarının olması, hata yaptığında ilişkiden kovulmayacağını bilmesi. Annesiyle konuşurken annesinin bir yandan gözünün cep telefonundaki içerik akışına gitmeden tüm dikkatini çocuğuna verebilmesi. Bazen tek bir güvenilir arkadaş, tek bir ilgili öğretmen, çocuğun dünyasında çok şey değiştirebilir. Oyun da bu bağların kurulabildiği en güçlü alanlardan biri. Çocuk oyun sırasında sırasını beklemeyi, anlaşmazlık yaşamayı, barışmayı, empatiyi, ortak bir şey üretmeyi öğreniyor. Bu yüzden dijital yalnızlıkla mücadele ederken çocukların serbest oyun zamanını ve alanını geri kazanmasını önemsiyorum. Bunun için de kitapta dünyadaki iyi şehircilik örneklerinden, çocuk-dostu üçüncü mekânlardan söz ettim. Ekranı azaltmak bu sürecin bir parçası olabilir. Ama ekranın bıraktığı boşluğa hayatın girebilmesi gerekir.

■ Çocuklar ile yan yanayken de ekran üzerinden oyun oynuyor, mesajlaşıyor, emoji kullanıyor. Bu durumu değiştirmek mümkün mü?

Mümkün. Ancak önce yetişkinlerin de bu hikâyenin içinde olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Çocuğuna “Yüzüme bak” derken kendi telefonu titrediğinde konuşmayı yarıda bırakan ve çocuğa birçok açıdan “rol model” olan bir yetişkinin verdiği mesaj aslında çok anlamlı. Hatta buna isim de vermişler: sosyotelizm. Birlikte dijital oyun oynamak, mesajlaşmak veya emoji kullanmak, tek başına ilişkisizlik göstergesi değil. Bunlar arkadaşlığı destekleyebilir, bir çocuğun duygusunu ifade etmesini kolaylaştırabilir. Benim üzerinde durduğum nokta, iletişimin giderek tek bir kanala sıkışması. Çocuğun karşısındaki insanın sesini, yüzünü, tereddüdünü fark edebileceği deneyimlerin azalması. Bunu değiştirmek için günlük hayatın içinde diyaloğu, dertleşmeyi koruyacak alanlar açabiliriz. Yemek masasında telefonların kaldırılması, arkadaş buluşmalarında birlikte yapılacak bir iş bulunması, ailece yürüyüşe çıkılması gibi küçük düzenlemeler, tam da böyle dijital detokslara gidilmesi işe yarayabilir. Kuralların yetişkinler için de geçerli olması önemli!

Yeni çağın dijital yalnızları

Dünya nasıl mücadele ediyor?

■ Dünyadan çözüm için uygulanan birkaç örnek verebilir misiniz?

Birleşik Krallık’taki Smartphone Free Childhood hareketi, ailelerin akıllı telefona ve sosyal medyaya geçişi birlikte ertelemesini teşvik ediyor. Bence değerli tarafı, ebeveyni yalnız bırakmaması. Bir sınıfta aileler ortak hareket edebildiğinde, “Herkeste var, bir bende yok” baskısının azaltılması hedefleniyor.

Finlandiya’daki medya eğitimi yaklaşımı, erken çocukluktan itibaren medya okuryazarlığını, dijital becerileri ve üretimi destekliyor. Çocuğun yalnızca tüketici olarak kalmaması, karşısındaki içeriği sorgulayabilmesi ve kendisinin de üretebilmesi açısından önemli.

Barselona’nın Superblock yaklaşımı ise bu devasa sorunun kentsel boyutunu gösteriyor. Araçların egemenliğini azaltarak ortak yaşam ve oyun için alan açıyor. Çocukların ekran dışında karşılaşabileceği bir hayat kurmanın, kent planlamasıyla doğrudan ilişkili olduğunu hatırlatıyor.

Çözüm ne olabilir?

■ Bu işin tüm paydaşlarına bir çözüm paketi önerecek olsanız neler söylerdiniz?

Ebeveynlere, ekran süresinin yanında çocuğun dijital deneyimini de konuşmalarını öneririm: “Bugün internette seni ne güldürdü, ne üzdü, kiminle oynadın, yeni birileriyle tanıştın mı?” Çocuğun başına bir şey geldiğinde cezalandırılmaktan korkmadan yardım isteyebilmesi çok önemli; çünkü bu alanda UNICEF’in yaptığı araştırmalara göre, dijital zorbalığa ve siber uşaklaştırmaya maruz kalan çocuklar bunu yetkililere ve yakın çevrelerine bildirmekte zorlanıyor.

Okullarda aidiyeti ve akran ilişkilerini güçlendirmek, zorbalığa zamanında müdahale etmek, rehberlik hizmetlerini erişilebilir hâle getirmek gerekiyor. Dijital okuryazarlık da; algoritmaların, reklamların, mahremiyetin ve çevrimiçi baskının konuşulduğu bir kamusal eğitim olmalı.

Yerel yönetimlerin ücretsiz oyun, spor, kültür ve buluşma alanları yaratması, bunlara güvenli ulaşımı sağlamasını diyebilirim. Çocuğun evinden çıkıp erişebileceği bir yer yoksa ekran dışı hayat tavsiyesi ütopik kalıyor.

Platformlardan ise çocukların yararını tasarımın merkezine koymalarını beklerim. Yüksek mahremiyet, kolay çalışan şikâyet mekanizmaları, zararlı temaslara karşı koruma ve çocuğu sürekli içeride tutan özelliklerin sınırlandırılması gerekiyor. Bu sorumluluk yalnızca ebeveyn denetimi ayarlarına devredilemez. Kamu otoriteleri de bütün bunları bütçesi, hedefleri ve düzenli değerlendirmesi olan bir çocuk politikası içinde birleştirmeli. Süreçte çocuk katılımı ve çocukların görüşleri dikkate alınmalı.

Yeni çağın dijital yalnızları

■ Bir dijital yalnızlık endeksinden söz ediyorsunuz. Biraz açar mısınız? Bugün çocukların kaç saat internet kullandığını konuşuyoruz. Ama kaçının kendisini dışlanmış hissettiğini, kaçının zorlandığında konuşabileceği bir yetişkini olduğunu, kaçının düzenli olarak arkadaşlarıyla oyun oynayabildiğini aynı bütünlük içinde izlemiyoruz. Dijital Yalnızlık Endeksi önerim, bu eksikliği gidermeye yönelik. Dünyada da örnekleri var, neden bizde olmasın?

Böyle bir ölçümde çocuğun yalnızlık ve aidiyet duygusu, aile ve akran desteği, dijital kullanımının amacı ve kontrol edilebilirliği, çevrimiçi zorbalık deneyimleri, uyku ve oyun imkânları birlikte değerlendirilmeli. Ekran süresi, bu tablonun yalnızca bir parçası olur.

Yaşa uygun, Türkçe geçerliği ve güvenirliği gösterilmiş ölçüm araçlarıyla çalışılması, önerilen endeksin de bilimsel olarak sınanması gerekir. Üniversitelerin, ruh sağlığı uzmanlarının, eğitimcilerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının yanında çocuklar da sürece katılmalı.

Burada amaç çocuklara birer risk puanı verip onları etiketlemek değil. Hangi koşullarda desteğe ihtiyaç duyduklarını görmek ve kaynakları buna göre yönlendirmek. Veriler mahremiyeti koruyarak; yaş, bölge, sosyoekonomik durum ve engellilik gibi farklılıkları görünür kılmalı. Uygulanan politikaların işe yarayıp yaramadığını da zaman içinde izlemeliyiz.

Bir Cevap Yazın