Avusturya’daki başarılı genç piyanistlerimizden Burcu Gündoğdu: “Çocukluk hayalimin peşinden gittim ve Viyana’da eğitimimi sürdürüyorum”

Begüm Tosun

Burcu Gündoğdu eğitimini Viyana’da sürdüren genç bir Türk piyanist. Müzik; dünyanın dört bir köşesinden insanı bir araya getirebilen, ortak paydada buluşturabilen çok özel bir evrensel dil. Burcu bu dilin birleştirici gücüne inanıyor ve bu amaçta bir temsilci olmayı hedefliyor.

Burcu çocukluk döneminde ailesinin mesleği sebebiyle birçok farklı şehirde yaşama ve okuma deneyimi edindi. İki dayısı da müzik öğretmeni olan Burcu, ilk müzikle tanışmasını bu şekilde gerçekleştirmiş oldu. Sırasıyla Kocaeli Belediye Konservatuvarı ve Diyarbakır’da ise Tan Sağtürk Bale Okulu’nda aldığı piyano derslerinden sonra Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın giriş sınavlarını kazanarak profesyonel piyano eğitimi almaya hak kazandı. Hayallerinin ona öncülük etmesi, onu şu anda eğitim aldığı şehir olan Viyana’ya sürükledi. Şehre ilk adımını 2018 yılında Erasmus öğrencisi olarak attı. Sonrasında devamlı lisans öğrencisi olarak Musik und Kunst Privatuniversität der Stadt Wien’de (MUK) eğitim almaya hak kazandı. Türkiye ve Viyana’da çok sayıda solo ve oda müziği konserleri veriyor. Oda müziği çalışmalarında farklı müzisyenler, farklı gruplar, farklı enstrümanlarla çalışmak onun için bir tutku. Birlikte müzik yapmak için buluştuğu her yeni renk, ona müzikal yaklaşımında farklı bakış açıları kazandırıyor.

Burcu 2021 yılında, 49. İstanbul Müzik festivali tarafından TSKB işbirliğiyle düzenlenen Yarının Kadın Yıldızları Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu kapsamında 13 kadın müzisyenin destek almaya hak kazandığı bu projede yer aldı, festivalde konser kayıtları yaptı. 2017 yılında katıldığı Edelweiss Piyano Yarışması’nda 1. lik, Grand Prize Virtuoso Competition’da ise 2.lik ödülüne layık görüldü. İdil Biret, Robert Levin, Denys Proshayev, Gökhan Aybulus, Başarcan Kıvrak, Henri Sigfridsson, Andrzej Pikul, Hisako Kawamura gibi çok değerli piyanistlerin masterclass çalışmalarına aktif olarak katıldı. 16 yaşında katıldığı Genç Yetenekler solist seçmelerini kazanarak Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile birlikte Mendelssohn’un 1. Piyano Konçertosunu seslendirmeye hak kazandı. İlk profesyonel piyano çalışmalarına Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Menekşe Akar ile başladı.

Burcu eğitimine halihazırda Musik und Kunst Privatuniversität der Stadt Wien’de Klaus Sticken ile devam ediyor. “Dünyanın her köşesinden çok kaliteli müzisyenlerin bir araya geldiği bir şehirdeyim. Bu büyük bir şans. Bu sosyo-kültürel çeşitlilik gündelik yaşamdan tutun, karşınıza çıkan imkanlara kadar her şeyi etkiliyor, zenginleştiriyor. Müzik, sanat kelimenin tam anlamıyla her yerde” diye tanıtıyor bulunduğu ortamı.

Onu yetiştiren öğretmenlerin de üzerindeki emeğini tüm samimiyetiyle anıyor Burcu. Hatta Hacettep Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’ndaki sevgili öğretmeni Menekşe Akar’ın “İşinizi iyi yapmak istiyorsanız, önce iyi insan olmak zorundasınız. Bu her şeyden önemli” öğüdünü ne kadar güzel bir şekilde içselleştirdiğini de bizlere kanıtlıyor.

Ben de başarılarını hayranlıkla izlediğim bu genç yeteneğimizi sizlerle buluşturmaktan onur duyuyorum:

Sevgili Burcu hanım, Viyana’da hem kendinizi ve ailenizi, hem de Türkiye’yi çok güzel temsil eden bir müzisyensiniz. Öncelikle sizi can-ı gönülden tebrik ederim. Müzik hayatınız nasıl başladı? Sanırım ailenizdeki müzik öğretmenleri bu işi biraz kolaylaştırdı sizin için. Çocukluktan itibaren müziğe olan ilginizin nasıl geliştiğini kısaca anlatır mısınız?

Sevgili Menekşe hanım, öncelikle çok teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için. Ne mutlu bana. Müzikle tanışmadan önce aslında küçük yaşta çok farklı branşları denemişliğim var. Hatırlıyorum; 6-7 yaşlarındayken buz pateni kursuna gidiyordum. Sonrasında tiyatroya da yazıldım. Ama bu maceralarım çok uzun sürmedi. Voleybol oynamayı çok severdim, Hala da çok ilgimi çeker. Ama şu an piyano çaldığım için herhangi bir sakatlık riski almak istemedim ve maalesef voleybolu bıraktım.

Benim iki dayım da müzik öğretmenidir. Annem müzisyen değil ama ben küçükken evde hep çok güzel şarkı söylerdi. Korolara da katıldığını hatırlıyorum. Konserlerini izlemeye giderdik. Büyükbabam da müzisyen değildir ama çok güzel saz çalar ve kimse ona hiçbir şey öğretmemiştir. Kendi kendine enstrümanı keşfedip, istediği parçaları çalar. Aslında bu şekilde müziğe aşinalığım oluşmaya başladı diyebilirim. Onun sonrasında özel piyano dersleri almaya başladım. İlk olarak Kocaeli Belediye Konservatuvarı’nda ardından Diyarbakır’da Tan Sağtürk Bale Okulu’nda.  Yolculuğum o şekilde devam etti.

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı eğitimi size neler kattı? Profesyonel piyano eğitiminizde burasının önemli bir eşik olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle. Aslında her şey resmi olarak bu noktadan sonra başladı. Hacettepe’de dokuz yıllık dolu dolu bir eğitim dönemi geçirdim. Orada kendime kattığım ne varsa burada yurtdışında yaptığım her şeyin temelini oluşturdu.

Yurtdışında eğitim hep hayalleriniz arasında var mıydı? Viyana hedefi nasıl doğdu?

Evet, yurtdışı hayalim hep vardı. Hatta Viyana’da eğitim hayali sevgili arkadaşım Denizsu Polat ile birlikte Beşevler’deki konservatuvar binamızın bahçesinde, biz daha 13 yaşındayken kuruldu. Sonrasında zaman içinde ikimiz de bir şekilde hayallerimizi gerçekleştirmek için adımlar attık.

İçimdeki merak ve keşfetme duygusu yurtdışında okuma arzusunu hep tetikliyordu .O yüzden üniversite öğrencileri için harika bir imkan olan Erasmus programına başvurdum. Yurtdışındaki birçok okuldan kabul aldım. Ama en son olarak “Viyana çok özel bir şehir” diyerek, küçüklüğümde kurduğum hayalden şaşmadım ve buraya geldim.

Begüm Tosun

Peki Avusturya ile Türkiye arasında müzik eğitimi açısından nasıl kıyaslamalar yapmak mümkün? Eğitimde sanırım sınavların ağırlığı az, ama sahne deneyimi ve konserlere katılım, müzik çevrelerine erişim daha kolay ve çeşitli. Ne dersiniz, doğru mu düşünüyorum?

Haklısınız Menekşe hanım. Ben de sizin gibi düşünüyorum. Burada imkan çeşitliliği çok fazla gerçekten. Ben bunun kültürel çeşitlilikle de bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Dünyanın her köşesinden çok kaliteli müzisyenlerin bir araya geldiği bir şehirdeyim. Bu büyük bir şans. Bu sosyo-kültürel çeşitlilik gündelik yaşamdan tutun, karşınıza çıkan imkanlara kadar her şeyi etkiliyor, zenginleştiriyor. Müzik, sanat kelimenin tam anlamıyla her yerde.

Evet, burada sınavlar az, çalma imkanları çok diyebilirim. Lisans eğitiminde çalgınız üzerine toplamda iki sınava giriyorsunuz. Verdiğiniz konser sayısı sizin hızınıza ve kontaktlarınıza göre değişkenlik gösteriyor. O konuda kaptan sizsiniz.

İlk solo konserinizi anımsıyor musunuz? Nasıl anılar kaldı o günden?

Hatırladığım en eski konser Tan Sağtürk Bale Okulu’nda sene sonu verdiğimiz konserdi. 11 yaşındaydım. Çok heyecanlıydım ve meraklıydım. Uzun mavi bir elbise giymiştim, sırf o konser için ilkokul öğretmenimin eşi dikmişti elbisemi. Tan Sağtürk konserimize gelmişti. Neşe Erberk de oradaydı. İkisiyle de fotoğraf çektirmiştik.

İzleyici veya solist olarak gittiğiniz konser mekanları arasından akustiği, mimarisi ve geçmişiyle sizi en çok büyüleyen hangisi oldu?

Viyana Konzerthaus. Hayranı olduğum Martha Argerich’i ilk kez canlı olarak burada dinleme imkanı bulmuştum. Benim için yeri apayrıdır. Berlin Filarmoni Orkestrası’nın konser salonunu da çok beğenmiştim. Ankara’da yeni yapılan CSO binasını ve konser salonunu da çok çok beğendiğimi söylemeliyim.

Avrupa’da çağdaş konser piyanistleri arasından kimleri beğeniyorsunuz?

Ben büyük bir Grigory Sokolov hayranıyım. Altı sene önce Salzburg’da dinlediğim canlı performansı, her hatırladığımda beni derinden etkiler. Ingolf Wunder’i çok beğeniyorum. Müziğe yaklaşımı, yenilikçi eğitim arayışı, olağanüstü piyanistliği, Türkiye ve İdil Biret ile olan ilişkilerini de büyük ilgiyle takip ediyorum. Daniil Trifonov, Angela Hewitt, Yuja Wang çok sevdiğim piyanistlerden.

Piyano ve müzikle ilgilenmediğiniz zamanlarda uğraşlarınızdan da biraz söz eder misiniz?

Fırsat buldukça yoga yapmaya çalışıyorum. Beden ve zihin rahatlığına etkisi büyük gerçekten. Bana çok iyi geliyor. Yürüyüş ve doğada zaman geçirmeyi, amatör olarak fotoğraf çekmeyi seviyorum. Psikoloji alanı çok ilgimi çekiyor. Bu alanda bol bol okuyup bazen de yazılar yazıyorum.

Oda müziği söz konusu olduğunda piyanonun yanına en çok yakıştırdığınız eşlikçi enstrüman hangisi?

Ben her zaman viyolonsel ve viyolanın sesini çok beğenmişimdir. Sanırım piyano çalmasam bu iki enstrümandan birini çalmak isterdim. Bir de arp. Bu enstrümanları piyanonun yanına çok yakıştırıyorum.

Biraz da katıldığınız yarışmalardan ve derecelerden söz eder misiniz Burcu hanım?

2017 yılında Viyana’da düzenlenen Edelweiss Piyano Yarışması’nda 1. lik ödülü almıştım. Viyana’ya ilk gelişim de bu yarışma vesilesiyle olmuştu.

Sonrasında katıldığım online Grand Prize Virtuoso Competition’da tüm enstrüman gruplarından katılımcıların yer aldığı yarışmada 2. lik ödülü kazanmıştım.

Kariyerinizde, yetişmenizde kuşkusuz tüm öğretmenlerinizin ayrı bir yeri var. Peki birkaçının sizin üzerinizde bıraktığı izlerden, deneyim aktarımlarından söz eder misiniz?

Tabii ki, kıymetli öğretmenlerimizin yeri çok ayrı, iyi ki varlar. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki dokuz yıllık eğitimim boyunca hep yanımda olan sevgili hocam Menekşe Akar’ın (adaşınız) üstümde çok emeği vardır. Müzikaliteye ve severek çalmaya çok önem veren bir hocadır. Dersleri hep renkli geçerdi. Çalışma düzenlerinden, planlamalara kadar her aşamada hep yanımda olmuştur. Bende iz bırakan en kıymetli öğütlerden bir tanesi ise “İşinizi iyi yapmak istiyorsanız, önce iyi insan olmak zorundasınız. Bu her şeyden önemli.” sözleridir. Ne kadar da haklı.

Şu anda Viyana’da Musik und Kunst Privatuniversität der Stadt Wien okulumda çalıştığım sevgili hocam Klaus Sticken de bu birikimimin üstüne çok güzel yenilikler, farkındalıklar katıyor. Fikirlerimi artısıyla eksisiyle tartıyor, beni birey olarak en iyi şekilde tanımaya çalışıyor, kendi bilgi birikimiyle harmanlıyor ve objektif bir şekilde yoluma hep ışık tutuyor.

Begüm Tosun

Müzik tarihinde sizi en çok cezbeden dönem hangisi ve neden?

Dinlemeyi ve çalmayı en çok sevdiğim dönem Romantik Dönem. Kendimi hep romantik döneme yakın hissederim. O devirde de bizzat yaşamış olmak isterdim aslında. Empresyonist eserler çalmayı da çok severim. Kendimi piyano başında bir ressam gibi hissederim. Çok keyiflidir.

İleride sizin gibi değerli piyanistleri yetiştirmek gibi bir hedefiniz var mı?

Öğretmenlik yapmayı gerçekten istiyorum. Yeni nesillere kendimden, birikimimden bir şeyler katmak, hayat yolunda geleceklerini inşa ederken onlara kaliteli bir altyapı sunacak, hayatlarında hem müzikal anlamda hem de psikolojik – pedagojik açıdan destek sunacak bilgi birikime erişmek benim için önemli bir hedef şu anda.

Son olarak yakın dönem projelerinizden söz eder misiniz?

Önümüzdeki güz döneminden itibaren pedagoji alanda da eğitim almayı planlıyorum. Solist program ve pedagojik eğitimi bir arada devam ettirmeyi düşünüyorum. Bunun yanı sıra solo ve oda müziği konserlerini yurt içi ve yurt dışında sürdürmek istiyorum.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. Müzikle kalın.

Ne güzel ki, biz genç müzisyenlerin sesi oluyorsunuz. Ben çok teşekkür ederim Menekşe hanım, ilginiz ve emekleriniz için.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s