Başarılı genç çellistlerden Dorukhan Doruk: “Çellom benim iç sesimi ve her istediğimi ifade etmenin yegane aracı. Benim ses telim gibi…”

X. Witold Lutoslawski Uluslararası Viyolonsel Yarışması’nın da aralarında bulunduğu birçok uluslararası yarışmada ödüller kazanan genç çellist Dorukhan Doruk, genç yaşına rağmen Wiener Konzerthaus, Zürih Tonhalle, Cenevre Victoria Hall, gibi Avrupa’nın en önemli salonlarında solo ve oda müziği konserleri vermiş, 42. İstanbul Müzik Festivali’nin açılışını yapmış olmasının yanısıra, Verbier Festivali, Schleswig-Holstein Müzik Festivali, Bodensee Festivali, Ozawa-Matsumoto Festivali gibi saygın festivallerde solist olarak sahne almış bir genç yetenek…

1991 yılında İstanbul’da doğan Doruk, 2000 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Dilbağ Tokay ile başladığı viyolonsel eğitimini Hochschule für Musik und Tanz Köln’de Claus Kanngiesser ve Norveç Müzik Akademisi’nde Truls Mørk ile pekiştirdi.

Polonya’da X. Witold Lutoslawski Uluslararası Viyolonsel Yarışması’nda 2.lik ve 2 özel ödül, Belçika’da “Lions Avrupa Müzik Yarışması’nda” 1.lik, Hırvatistan’da “8. Antonio Janigro Viyolonsel Yarışması’nda” 1.lik ödülüne ek olarak 5 ayrı özel ödül, Avusturya’da “Liezen Viyolonsel Yarışması’nda” 1.lik, Almanya’da “Bodensee Musikwettbewerb” yarışmasında 3.lük, Mersin’de “1. Ulusal Viyolonsel Yarışması’nda” 1.lik ve “En iyi Türk Bestecisi Yorumu” ödülü, İtalya’da  “17. Citta di Barletta Uluslararası Genç Müzisyenler Yarışması’nda” 1.lik ve Bulgaristan’da  “7. Uluslararası Alman ve Avusturya Müziği Yarışması’nda” 1.lik ödüllerine, ayrıca 2011 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde “Yılın Çıkış Yapan Genç Müzisyeni” ödülüne layık görüldü.

​Orkestra ile ilk konserini 13 yaşında veren sanatçı Varşova Filarmoni, Zagreb Solistleri, Württembergisches Kammerorchester, Budapeşte Yaylı Sazlar Orkestrası, Kurpfälzisches Kammerorchester, Junge Philharmonie Köln, Les Symphonistes Européens, Seongnam Filarmoni Orkestrası , Slovak Sinfonietta Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, Bursa Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Senfoni Orkestrası Filarmonia İstanbul, Orkestra Akademik Başkent gibi orkestralar eşliğinde viyolonsel repertuvarının zorlu eserlerini seslendirmiş olmasının yanısıra Fazıl Say ile kendisinin “Dört Şehir” Sonatını seslendirdikleri bir Türkiye turnesi gerçekleştirmiş, Avusturya ve İsviçre’de resitaller verdi.

Yo-Yo Ma, Gary Hoffman, David Geringas, Steven Isserlis, Ralph Kirshbaum, Jens Peter Maintz, Torleif Thédeen, Antonio Meneses gibi dünyaca ünlü çellistlerle çeşitli uzmanlık kurslarında çalıştı.

​Almanya’daki 4 yıllık öğrenimi boyunca DAAD bursuna layık görülen sanatçı, 2013 yılında Seiji Ozawa Uluslararası Akademisi’ne katılmış, 2016-2018 yılları arasında Mariss Jansons yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası’nda çaldı. 2010-2017 yılları arasında Güher&Süher Pekinel “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesi çerçevesinde enstrüman ve yaşam bursuyla desteklenmiş olan Dorukhan Doruk, eğitimine Universität der Künste Berlin’de Prof. Jens Peter Maintz’in sınıfında Konzertexamen(doktora) öğrencisi olarak devam ediyor ve kendisine Deutsche Stiftung Musikleben Vakfının enstrüman fonundan temin edilen Paolo Antonio Testore yapımı bir çelloyla çalıyor.

Kendisini size tanıtmak ve bu müthiş söyleşiyi sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum:

Merhaba Dorukhan bey. Bir süredir genç çellistler arasında isminiz ön planda yer alıyor. Öncelikle tebrik ederim. Viyolonselle tanışma hikayenizi sizden de dinlemek isterim. Bu dostluk nasıl başladı, nasıl devam ediyor? 

Çok teşekkür ederim! Viyolonsele başlamam aslında biraz tesadüf eseri oldu. Ailem çok küçüklüğümden beri müziğe ilgim olduğunu söylerdi. 6 yaşında önce özel piyano dersleri almaya başladım. Ardından öğretmenimin yönlendirmesiyle 9 yaşında konservatuvar sınavlarına girdim. Ellerime bakıp bana çellonun uygun olduğunu söylediklerinde ilk başta çok üzülmüştüm, halbuki ben piyano çalmak istiyordum! Ancak kısa süre sonra çelloyla aramızda bir bağ oluştu ve zaman içinde vazgeçilmez bir parçam haline geldi.

Avrupa’nın en önemli salonlarında konserler verdiniz. Peki sizin için en unutulmaz konseriniz ve en büyüleyici konser salonları hangileriydi? 

Avrupa’da çok sayıda iyi konser salonu var ancak bir salonun hem mimari estetik olarak etkileyici olup, hem harika akustiğe sahip olmasına daha nadir rastlanıyor. Sahnede sanatçının hissettiği akustik ve seyirciye giden ses her salonda aynı olmayabiliyor. Bu bağlamda görsel etkileyiciğin yanısıra, hem seyirciye hemde sanatçıya muazzam keyif verecek bir akustiğe sahip salonlardan biri Zürih’teki Tonhalle. Sadece akustik olarak değerlendirecek olursak Polonya’daki yeni yapılan salonlar (örneğin Wroclaw veya Katowice) doğal akustiğiyle sese harika bir form verebiliyor. Benim için oldukça etkileyici deneyimlerden biri de Fazıl Say’la çello sonatını seslendirdiğimiz Viyana Konzerthaus’un büyük salonuydu. Hem sesin etkileyiciliği hem de salonun görkemi sahnede tüylerinizi ürpertiyor.

Sahneye çıkmadan önce nasıl bir rutininiz vardır? Size uğur getiren objeleriniz veya alışkanlıklarınız olur mu? 

Aslında çaldığım formata (solo, oda müziği) göre rutinlerim değişir. Oda Müziği çalıyorsak diğer insanlarla karşılıklı iletişim ve enerji alışverişi benim için önemlidir, dolayısıyla o enerjiyi almak ve bendekini yansıtabilmek için iletişim halinde olmaya çalışırım. Solist olarak konserlerde ise sahneye çıkmadan önce kendi başıma ve sessiz bir ortamda bulunmak isterim. Konsantrasyonumu maksimuma çıkartmaya çabalayarak hayalimdeki performansı gözümün önüne getirmeye çalışırım. Dikkat ettiğim diğer bir unsur da konserden önce iyi dinlenmektir. Konser günleri kısa bir öğlen uykusu akşama daha enerjik olmamı sağlar, bir de doğru saatte yemek ve ne yediğine dikkat etmek önemli. Konserlerden önce hafif ve enerji verecek yiyecekler yemeye özen gösteririm.

Alanının en önemli isimlerinden biri olan Dilbağ Tokay ile viyolonsel çalışmalarına başladınız. Size, tekniğinize, müzikal becerilerinize nasıl katkılar sundu Dilbağ hanım? Ve unutamadığınız öğütleri var mı? 

Bugüne kadar elde ettiğim başarıların büyük çoğunluğunu Dilbağ Hoca ile çalışmış olmama borçluyum. Müzikal olarak bana dışa dönük olmayı, insanlara müzikle dokunabilmek için risk almayı, kendimi olduğum gibi dışa vurabilmeyi ondan aldığım  ilhamlarla öğrendim. Onun gibi öğrencileriyle öz evladıymışçasına özveriyle ilgilenen hoca çok nadir bulunuyor. Dilbağ Hocanın sevdiğim diğer bir yönü de açık görüşlülüğüydü. Bir çoğu hocanın aksine bizleri konservatuvar ortamından çıkarıp dışarıdaki müzik dünyasını tanımamız ve oradan daha fazla bilgi edinip, ilham almamız için çok uğraştı. İstanbul’a her gelen ünlü çellistin konserine bizi götürür ve sonrasında çellistle bir masterclass ayarlardı. Yurtdışında da bizi sürekli yarışmalara ve masterclasslara yollayarak ufkumuzun erken yaşlarda açılmasını sağladı.

Köln ve Norveç’te aldığınız müzik eğitiminden de biraz söz eder misiniz? Yurtdışı deneyimi size nasıl bir perspektif kazandırdı? 

Yurtdışı serüvenim oldukça genç yaşta başladı. Almanya’ya ilk geldiğimde 16 yaşındaydım. Üniversiteye başladığım Köln’de uluslararası düzeyde oldukça yüksek seviyenin olduğu bir ortamda bulunmak beni çok ileri taşıdı. Köln’deki profesörüm Claus Kanngiesser bana iyi bir stil anlayışı ve temel kazandırdı. Norveç yılları ise benim için hayallerimi gerçekleştirdiğim yıllardı. Truls Mørk çocukluğumdan beri idol olarak benimsediğim çellistti. İdolü ile bizzat beraber çalışmak herkese nasip olmayan bir şans. Onunla her ders benim gerek müzik yapışıma gerekse tekniğime bambaşka boyutlarda bir ilham verdi ve çalışımı ayrı bir noktaya taşıdı.

Peki bu eğitim sürecinde ne tür burslardan yararlandınız? Zira oldukça maliyetli bir süreç, gerek eğitim ve katıldığınız festivaller, gerekse enstrüman bakımı açısından…

Eğitim sürecim boyunca çok sayıda destek aldım. İlk Almanya’ya gidişim DAAD bursuyla gerçekleşti. 4 yıl boyunca bu destek devam etti, ardından Güher&Süher Pekinel’in Tüpraş sponsorluğundaki “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesine dahil oldum. 7 yıl boyunca desteklendiğim bu proje kapsamında bana çok değerli bir “Lupot” Viyolonsel temin edildi ve yaşam bursu sağlandı. Ayrıca Borusan Kocabıyık Vakfı ve yurtdışındaki başka vakıflar tarafından da desteklendim.

Biraz da ödüllerinizden bahseder misiniz? En İyi Türk Bestecisi Yorumu’ndan Avusturya’da birinciliğe, Bulgaristan’da birincilikten Donizetti ödüllerinde Yılın Çıkış Yapan Genç Müzisyeni ödülüne dek… Bu yarışmalar ve dereceleriniz sizi nasıl olgunlaştırdı ve özgüven kazandırdı? 

Küçük yaşımdan itibaren hocamın yönlendirmesiyle birçok yarışmaya katıldım. Ne kadar yarışma atmosferinden hoşlanmasam ve subjektif bir olgu olan kişisel müzikal düşüncelerin karşılaştırılmasını doğru bulmasam da, kabul etmem gerekir ki katıldığım yarışmaların bana birçok yönden faydası oldu. Öncelikle özellikle genç yaşta bir hedef belirlemek ve o hedef doğrultusunda çalışmak önemli bir itici güç oluyor. Ayrıca yarışmalar sayesinde repertuvarımı da oldukça hızlı bir şekilde genişletme şansını bulduğumu söyleyebilirim. Bana kariyerimde en büyük katkı sağlayan, büyük çello yarışmalarından sayılan Polonya’daki Lutoslawski yarışmasında aldığım 2.lik ödülü oldu. Ayrıca Antonio Janigro yarışmasında kazandığım ödül de bana birçok konser imkanı sağlamıştı.

Yo-Yo Ma, Gary Hoffman, David Geringas, Steven Isserlis, Ralph Kirshbaum, Jens Peter Maintz, Torleif Thédeen, Antonio Meneses gibi dünyaca ünlü çellistlerle ustalık sınıflarına katıldınız. Bunların geneline baktığınızda şu anda viyolonselinize “Dorukhan Doruk imzası”nı atmanızda söz konusu eğitimler nasıl bir katkı sağladı? 

Bir genç müzisyen için olabildiğince farklı fikirleri, görüşleri, ekolleri tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı eğitmenler tutucu bir yaklaşımla öğrencilerinin farklı yönlere gitmemesini sadece kendi öğretisinde ve stilinde kalmasını isterler. Halbuki bir sanatçının en önemli özelliği, karakteriyle bütünleşen kişisel ifadesidir ve bunun bastırılmadan zenginleştirilmesinin gerekli olduğunu, dışarıdan gelecek her bir ilhamın bir renk ve zenginlik katacağını düşünüyorum. Bu bağlamda benim için erken yaşta bunca muhteşem çellisti tanımış olmak bazen müziğe bambaşka bir gözlükle bakmama bazen ise kendimi daha fazla sorgulayarak ifademde arayışlar içine girerek zenginleştirmeme, yeni katmanlar oluşturmama olanak tanıdı.

Peki kendinize örnek aldığınız, vazgeçilmeziniz olan çellist kimdir? 

Truls Mørk küçüklüğümden beri beni en çok etkileyen çellist olmuştur. İfade gücü, kendine özgü kişiliği ve yarattığı renklerle enstrümanından çıkardığı ses ile dinleyenlere çok derinden ulaştığını düşünüyorum. Kendisiyle çalışma şansına erişeceğimi öğrendiğimde havalara uçmuştum. Öğrencisi olduktan sonra çalışının çok fazla etkisinde kalıp kendi karakterimi kaybetmemek adına kayıtlarını dinlemeyi bıraktım. Ama bana her daim ilham vermeye devam etti. 

Normalde biz enstrümentalistlere doğal cümleleyebilmek için “Şarkı söyleyecek olsan nasıl söylersin, öyle çal!” ya da “Şancı gibi düşün!” denir. Hiç unutmam, Norveç’te okurken bir şan öğrencisi bana demişti ki; “Bize hocalarımız doğal cümlelemeyi anlatmak için, Truls’un çalışı gibi söyle derler” demişti. Sanırım onun müzisyenliği bundan daha iyi ifade edilemez.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Son dönemde birçok müzisyenin geniş kesimlere ulaşmasında sosyal medya itici bir güç haline geldi. Ancak bir yandan da enstrümanın aşırı popülerleşmesi, birçok kesimde “büyüsü mü bozuluyor acaba” endişesi doğuruyor. 

Açıkçası sosyal medya da çok aktif olduğumu söyleyemem. Suni ve insanların kendini gerçekdışı ifade ettiği, çok da samimi olmayan bir ortam olduğunu düşünüyorum. Instagram hesabım var, ancak kullanmıyorum. Facebook kullanıyorum, ancak daha ziyade konser duyurusu amaçlı. Elbette ki sanatçıların kariyerlerinde günümüzde azami düzeyde rol oynuyor sosyal medya, ben de konserlerimden haberdar olmak isteyen insanları buradan bilgilendirmeyi güzel birşey olarak görüyorum. Ancak kişisel hayatımdan çok paylaşımda bulunmuyorum.

Biraz da viyolonselinizden söz eder misiniz? Paolo Antonio Testore yapımı olduğunu duymuştum. Özellikleri nedir? 

Uzun süre sayın Pekineller’in desteği ile çok değerli bir Lupot enstrümanla çaldım.

 Projeden ayrıldıktan sonra Almanya’nın en büyük müzik enstrüman vakfı tarafından düzenlenen elemelere katılarak Paolo Antonio Testore yapımı bir enstrüman ile çalmaya hak kazandım. Kendine özgü sesi olan, güçlü ve büyük salonda çok daha özgün bir ses ortaya çıkaran çok değerli bir enstrüman.

Çellonuzla aranızda nasıl bir bağ var? 

Sanırım her müzisyen bir hayatının bir evresinde bu soruyu yanıtlamıştır. Bugün artık hissettiğim; Çellom benim iç sesimi ve her istediğimi ifade etmenin yegane aracı. Kendi sesim pek güzel değildir, dolayısıyla çellom benim için bir ses telim gibi. Konuştuğumu, şiir okuduğumu, şarkı söylediğimi ancak çellom olduğunda gerçek anlamda hissediyorum.

Seyahatlere kendi çellonuzla çıkıyorsunuz diye tahmin ediyorum. Lojistik anlamda nasıl sorunlar oluyor? Ne tür taşıma kolaylıkları geliştirdiniz yıllar içerisinde?

Ah bu konu bütün çellistlerin kanayan yarası. Arabada taşımak için yöntemler var, o sorun olmuyor, trende de genelde pek sıkıntı değil, en azından Avrupa’da öyle. Ancak otobüs ve hele uçak tam bir kabus. Uçakta çellomuzu kabine almak zorundayız çünkü bagaj olarak aşağıya verdiğinizde %90 ihtimalle hasar görmüş olarak geri alacağınız tecrübeyle sabit. Kabine almak için de ekstra koltuk satın almamız isteniyor. Yani her uçağa binişimizde çifte bilet ödüyoruz. Bu da yetmezmiş gibi, ekstra koltuğu alabilmek için ya bizzat satış ofisine gitmeniz gerekiyor ki satış ofisi her şehirde olmayabiliyor, ya da bir bilet almak için saatlerce havayolunun telefon hattında bekliyorsunuz – Tek bir bilet almak için 6 saat boyunca evden çıkamayıp telefonda uğraştığımı hatırlarım. Bütün bunların üstüne son zamanlarda bir de Türk Hava Yolları’nın yakın zamanda çıkardığı ekstra koltuk ile alakalı akıl almaz yeni düzenleme geldi. Çellistler olarak Türk Hava Yolları ile uluslararası uçuş yapamaz hale geldik. Çeşitli yazarlar vasıtasıyla bunu duyurmaya çalıştım ancak bir sonuca ulaşamadım.

Zor bir soru belki ama sizin görüşünüze göre viyolonsel için yazılmış gelmiş geçmiş en büyüleyici konçerto hangisi? 

Evet gerçekten zor bir soru ve tek bir isim vererek yanıtlayabileceğimi düşünmüyorum. Schumann Çello konçertosunun özel bir yeri vardır bende, çok derin, içten, ve insanın belkide kendine sakladığı iç dünyasının ifadesi olabilecek bir eser. Prokofiev’in Senfonik Konçertant’ını ve Dvorak Çello Konçertosunu da ayrıca çok severim.

Çellist olarak fiziksel sağlığınızı da korumanız önemli bir detay. Peki siz bunun için neler yapıyorsunuz ve bir çellist performansını korumak için sağlığında nelere dikkat etmeli? 

Çok önemli bir soru bu aslında. Çünkü müzisyen sağlığı yeterince üzerinde konuşulan bir konu değil. Genç yaşta insanın vücudunun limitlerinin sonsuz olduğu hissine kapılması ve ona acımasızca davranması çok büyük bir yanlış. Kişisel fiziksel limitlerimizin farkında olmak ve kaslarımızı yıpratmadan verimli kullanmak çok önemli, daha da önemlisi bunların kendini sakatlamadan önce farkında olabilmek! Çalışmadan önce ısınma egzersizleri, çellistler için boyun ve omuzları açmak, ters bir hareketi, pozisyonu çok uzun süre tekrarlamamak, daha ziyade düşünce gücüyle istediğini elde etmeye çalışmak, çalışma sırasında yeterince mola yapmak ve kasları dinlendirmek önemli faktörler. Ayrıca çalışma sonunda, özellikle yoğun çalışılan dönemlerde, gerinme(stretch) egzersizleri yapmak kasları tekrar gevşetmek gerekiyor. Aksi takdirde kaslar sürekli gergin kaldığı durumda sakatlanmalara yol açabiliyor.

Son olarak yakın döneme dair projeleriniz ve hayallerinizi öğrenmek isterim. 

Şu anda Berlin’de kariyerime devam ediyorum. Ne kadar Covid birçok projeye set vurmuş olsa da önümde çeşitli planlar var. Yakında, umuyorum önümüzdeki yıl için bir cd projem var. Ayrıca şu anda önümüzdeki yıl yayınlanacak bir Urtext edisyonu üzerinde çalışıyorum. Daha ileri aşamalarında daha fazla detay paylaşacağım!

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler. 

Dorukhan Doruk’un websitesini takip etmek isterseniz: https://www.dorukhandoruk.com/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s