“İyilik Hareketi” konserleriyle müziği hayvanlarla dayanışma aracına dönüştüren müzisyen Mert Çınar: “Gerçekleştirmeyi planladığım daha çok sosyal sorumluluk projem var”

Mert ÇINAR, 1994 yılında  Ankara’da doğdu. 9 Yaşında Bora Öztekin ile piyano ve solfej dersleri alarak müzik eğitimime başladı.  2010 yılında Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı Yrd. Doç. Engin Babahan’ın kontrbas sınıfında eğitim almaya hak kazandı.

Lise eğitimini tamamladıktan sonra 2014 senesinde Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Doç. Refik Hacıbeyov’un kontrbas sınıfında lisans eğitim almaya hak hazandı. Lisans eğitiminin son iki senesi ADSO Kontrbas Grup Şefi Burak Karcı’nın kontrbas sınıfında enstrüman eğitimi ile birlikte solo kontrbas , oda müziği , orkestra repertuvarı çalışmalarına devam ederek 2018 yılında Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan birincilik ve onur belgesi ile mezun oldu. Öğrenimi boyunca birçok solo kontrbas ve oda müziği konserleri vererek aynı zamanda kontrbas , oda müziği ve çağdaş müzik masterclass ve konserlerine katıldı. 2018-2020 senelerinde Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nda orkestra üyesi olarak konserlerde yer aldı.

Prof. Dr. Atilla Kadri Şendil’den akademik eğitimi boyunca armoni ve 20.yüzyıl müziği derslerinin katkısı ile kompozisyon çalışmalarına başladı. 2014 senesinde Replik Sanat Eğitimleri Kurumu’nda çalışmaya başlayarak birçok müzikal, tiyatro ve kısa film müziklerini besteledi. aynı zamanda okullarda sanat günleri projesi kapsamında resital ve oda müziği konserleri vererek  kontrbas tarihçesini ve kontrabasın klasik ve diğer müzik türlerinde önemini öğrencilere tanıtan seminerler düzenledi. 2019 Senesinde Pedagojik Formasyon Sertifikası aldı ve Erken Yaş Müzik Eğitim Yöntemleri ile ilgili birçok eğitim ve seminere katıldı.

2019 yılında ‘’İyilik Hareketi Projesi’’ kapsamında keman sanatçısı Ece DOLU ile sokak hayvanlarına destek konserlerini başlattı. Konserde düzenlemelerini  çalan ikili birçok konser ve resital düzenleyerek sokak hayvanlarının zor yaşam şartlarına bu proje ile dikkat çektiler.

Hasan Mert Çınar halen Replik Sanat Eğitimleri Kurumu’nda Eğitmen olarak çalışmalarını sürdürüyor ve İyilik Hareketi Konserleri kapsamında Keman Sanatçısı Ece DOLU ile yeni konserlerine programlarına hazırlanıyorlar.

Bu ikiliden ilk önce Mert Çınar’ı tanımaya ne dersiniz?

Merhaba Mert bey. Öncelikle yürüttüğünüz o güzel projeden söz etmenizi isterim. “İyilik Hareketi” konserleri nedir, bu fikir nasıl doğdu ve bu projeden nasıl somut sonuçlar oluştu?

Merhabalar öncelikle yayınlarınızda bana da yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. ‘’İyilik Hareketi’’ konserleri fikri aslında çocukluğumdan beri dünyada yaşayan diğer canlıların dünyasına olan ilgimin yetişkin yaşlarda özellikle müzisyen olmanın verdiği bitmeyen sorgulamalar eşliğinde sokak hayvanlarının yaşadığı zorluklara karşı farkındalığımın artmasıyla tomurcuklandı. Bireysel olarak her zaman onlar için ne yapabilirim , daha fazlası ve yararlısı ne olur soruları her zaman beynimde dönüyordu ve elimden geldiğince gönüllü olarak beslemelere , sokak hayvanları sahiplendirmelerine başladım. Ancak her zaman olduğu gibi sadece gönüllü hayvanseverler olarak o şartlarda yaşayan binlerce sokak hayvanlarına yetemiyorduk. İnsanların bu konuda farkındalığını geliştirmek adına uzunca bir süre ne yapacağımı düşündükten sonra  dikkat çekebilmek için en uygun yolun kendi işimizi yaparak yani konserler vererek olacağına inandım. Bu noktada tek başınıza yola çıkmaktan ziyade sahne , sahne arkası ve organizasyon kısmı olarak birçok gönüllüye ihtiyacınız oluyor ve bu fikirden ilk uzun yıllardır arkadaşım aynı zamanda meslektaşım olan keman sanatçısı Ece Dolu’ya bahsettim. Ece’nin enerjisi ve bu proje için olan heyecanı sürecimizi hızlandırdı ve ilk konserimiz Replik Sanat Eğitimleri sponsorluğunda gerçekleşti. Bu konserde sokak hayvanlarının , özellikle gözümüzün görmediği bölgelerde yaşıyor olanların yaşadığı açlık , sağlık sorunları ve maalesef ki insanlar tarafından yaşadıkları zorbalıklardan bahsettik. Kısırlaştırmanın önemi , bu konuda kişisel olarak onlara nasıl el uzatabileceğimizi anlattıktan sonra seslendirdiğimiz bestecilerin hayatları ve çalınan eserler ile ilgili anlatımlı bir resital gerçekleşti.

Teşekkürleri kabul ederken herkese ilk gördüğü sokak hayvanına verilmesi üzerine birer poşet mama verdik ve katılımcılardan aldığımız dönüt doğrultusunda konserin ve bir poşet mamayı ilk karşılaştıkları sokak hayvanına vermenin onların hayatında çok büyük bir farkındalık kazandırdığını ilettiler. İsteğimiz tamamen bu doğrultudaydı ve bu hazzı aldıktan sonra o heyecanla hemen ikinci konser programımızı hazırlamaya başladık. 

Sizi tebrik ederim, çok incelikli bir davranış. Peki evinizde  beslediğiniz hayvanlarınız var mı? Bu hayvanlar sizin çalışma motivasyonunuza nasıl katkı sağlıyorlar?

Evet, Arthur adında bir oğlum var ve çok kısa bir süre sonra evimizin ikinci üyesi Edward ailemize dahil olacak. Arthur’un çevremde ki tüm canlılar ile daha iyi empati yapmama katkı sağlayan bir mucize olduğunu düşünüyorum.Zaten mesleğimizin temelinde empati yapmak var ve  bu sayede bugüne kadar müziğe katkıda bulunan müzik tarihine adını altın harflerle kazımış efsanelerin bizim kariyerimize ve üretimimize katkısı büyük oluyor. Biz Arthur ile Dünyada sadece bize ait olan bir dil geliştirdik kendi aramızda ve bu dil sadece ikimizin anladığı şekilde gelişmeye devam ediyor. Onunla sokakta dolaşırken yanımda Beethoven ile dolaşsam muhtemelen aynı tepkileri alıyor olurduk. Muhakkak ki iki kişiden biri bizi (yani Arthur’u) durduruyor ve bu sayede bizi tanıyanlar projelerimizi yakından takip ediyorlar ve kitlemiz gelişmiş oluyor. Arthur ‘da bu şekilde kendi familyasında kendi kadar şanslı olmayan arkadaşlarına bir şekilde yardım etmiş oluyor.

Mert bey, biraz sizi tanıyalım. Kontrbas eğitimine nasıl yöneldiniz? Hiçbir çocuk doğduğunda ben kontrbasçı olacağım demez, ama muhtemelen fiziksel özellikleriniz sebebiyle konservatuarda bu enstrümana yöneldiniz. İlk tanıştığınızda neler hissetmiştiniz, anımsıyor musunuz?

9 yaşımda piyano eğitimine başladığımda birlikte kursa gittiğim arkadaşlarımın çoğu keman çalıyordu ve bilirsiniz kemandan güzel ses elde edene kadar ki süreç çalan ve dinleyen için oldukça zordur. Yanımda bireysel çalışmasını yapan kemancı arkadaşlarımı dinledikçe hep bas seslerin boş arşe çekseniz nasıl bu kadar büyülü bir atmosfer yarattığını düşünüyordum. Hemen ardından öyle bir enerji yaymış olmalıyım ki kontrbasta bir dünya efsanesi olan Ludwig Streicher’in Türkiye’de yaşayan tek öğrencisi Yrd. Doç. Engin Babahan’ın ailemin uzun süredir taşınmak istediği Antalya’da bulunan Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarında görevine devam edeceğini duyduk ve apar topar ailem ile Antalya’ya geldik.  Giriş sınavlarımda solfej ve işitme sınavıma üç gün kala ağır bir grip enfeksiyonu ile sesim tamamen gitti. Üç gün boyunca mucizevi bir tedavi ile o sınava girdim ve daha önce sadece trt radyo kayıtlarını dinleyebildiğim Engin Babahan’ın kontrbas sınıfına girmeye hak kazanarak kontrbas ile yollarımı sınırları zorlayarakta olsa birleştirmiş oldum.

Peki nasıl bir eğitim sürecinden geçtiniz? Konservatuvardan birincilik ve onur derecesi ile mezun olduğunuza göre akademik başarıyı da oldukça önemsediniz ve enstrümanınızda yetkinleşmeye yöneldiniz.

Aslında lise dönemim boyunca sosyal çevresine eğitiminden daha düşkün ve bir odaya kapanıp enstrüman çalışmamak için türlü bahaneler uyduran bir öğrenciydim. Çocukluk ve ergenlik çağında bir öğrenciden tüm sosyal hayatını ve karakterini belirleyecek unsurları alıp onu tek bir yöne odakladığınızda bireyde ileriye yönelik hasarlar bırakacağını düşünüyorum. Bu dönemlerimi başarıyı çok önemseyen bir çocuk olarak geçirmemiş olmaktan memnuniyet duyuyorum. Akademik başarı ve içinden gelerek saatlerce çalışma , öğrenmeye olan ihtiyaç dönemim lisans devresine geçtikten sonra başladı. Hayatı , kendimi ve çevremi ergenliğin vermiş olduğu heyecan ve enerjiden daha uzak bir biçimde  algılamaya başladığımda kendi sınırlarımı görmek istedim ve yapabileceklerimi ve gerçekleştirmek istediklerime ne kadar yaklaşabileceğimi gördüm. Limitlerinizi zorlamayı denediğinizde başarı kaçınılmaz bir şekilde sizi buluyor. Bu arada bence başarıya ulaşma tanımı bir yarışmadan ödül ,çok önemli bir burs veya çok iyi bir okuldan kabul almak ile sınırlı değil. Benim için başarı çalışma odanızda aynanın karşısına geçtiğinizde kafanızda duyduğunuz müziği bugüne kadar aldığınız teknik donanımız ile kendinize sunabilmekte. Kendimi ikna etmek konusunda zorlanan biriyim , ben ikna olduğumda hocalarım , meslektaşlarımı ikna edebilmek daha kolay oluyor. Ancak kendimi ikna edene kadar ki süreç hiç kolay olmuyor. Yaptığımız iş bugüne kadar zirvede yapılmış bir geçmişe sahip  ve buna dinlediğiniz kayıtlardan, okuduğunuz kitaplardan şahit oluyorsunuz bir defa. Bu nedenle insanları kendime inandırmak yerine , kendime inanmak benim için her zaman ilk hedefti. Lisans dönemi benim için sahnede olmaktan keyif almak ve müziğimi kafamda duyduğum şekilde icra edebilmeyi öğrenmek ile geçti diyebilirim.

Kontrbası tanıtan etkinlikleri de 2014 yılından beri yürütüyorsunuz. Sizce toplumda bu enstrüman yeterince tanınıyor mu?

Kontrbas öğrencisi olduğumda çevremde herkesin etrafında olduğu gibi  gelecek hakkında planlarımı soran birçok kişi vardı. Okuduğum bölümden ve gelecek hayallerimden dış çevreye bahsettiğimde şaşkın bakan gözlerle erken zamanda tanıştım. Bulunduğumuz bölgede ne yazık ki kontrbas tanınan bir enstrüman değil. 10 kişiden belki 2’si tanıyor çoğu zaman. Bir süre sonra aktivist tarafınız size bu enstrümanı ve kültürünü tanıtmanız gerektiğini söylüyor. Bunu yapmanın en güzel yolu gelecek nesili bilgilendirmek ve elimden geldiğince okullara gidip gönüllü olan diğer arkadaşlarım ile birlikte yaylı çalgılar ailesini tanıtarak ama özellikle kontrbası ‘’kemanın dedesi, çellonun babası’’ sıfatlarından kurtarmak istedim.

Erken yaş müzik eğitiminde son dönemde nasıl bir trend hakim? Çocukların erken yaşta müziğe yeteneklerini ortaya çıkarıp doğru eğitime erişmede sizce yeterli bir eğitim sistemimiz söz konusu mu, başka neler yapılabilir?

Erken yaş müzik eğitimi ailede başlar. Bu yüzden erken yaş eğitimlerinde çocuğu herhangi bir okula yazdırıp , çok iyi bir eğitmenden özel dersler aldırmak yerine önce ailenin bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor. Aile içinde benimsenmemiş bir kültür , dinlenmeyen bir müzik tarzını çocuğa ne kadar aşılayabilirsiniz? Genellikle çocukları haftasonu kurslara bırakıp 1 veya 2 saat ders aldırarak haftanın geri kalanında bu kültüre ve alana dair hem hiçbir adım atmayıp hem de bu konuda ki tüm sorumluluğu çocuk ve öğretmeni üzerine yıkan bir kitle var. Ben bu konuda önce aileler ile çalışıyorum , tam olarak beklentilerini anlayarak birlikte bir yol haritası çıkarıp , bu eğitim sürecinin getirdiği sorumlulukları aile bireyleri-öğretmen-öğrenci sıralaması ile paylaşıyoruz. Bireysel çalışmalarımdan umutlu, sistemin yeterlilik düzeyine ulaşabilmesi konusunda endişeliyim.

Peki sizin müziğe yeteneğiniz çocuklukta nasıl fark edilmiş Mert bey?

Annemin müziğe olan tutkusu , üniversitede müzik bölümünü kazanıp dönemin şartlarından dolayı devam edemiyor olmasının etkisi olabilir. Evde annemin ufak bir klavyesi vardı ve duyduğum her türlü müziği o klavye üzerinde saatlerce deneme yanılma yolu ile kendi parmaklarımdan duymaya çalışıyordum. Hemen ardından bunun heyecanla farkedilmesi ile birlikte o yarım kalan müzik yolculuğuna oyuncu değişikliği ile ben devam ettim.

Müzik hayatınızda hiç “keşkeleriniz” var mı? Peki ya “iyi ki”leriniz?

Müzik eğitimim boyunca yurtdışında eğitimimi devam ettirmek adına birçok fırsatım oldu. Bu kültürün gerekliliği adına birçok eğitime katılmanız ve o tarihin kalıntılarına birçok farklı bölgede şahit olmanız gerekiyor. Tüm bunları süzgecimden geçirdikten sonra burada kalmak istedim. Her şartta kaldığım yeri güzelleştirmek ilk tercihimdir. Bu sebeple bulunduğumuz yerde de gerçekleştirebileceğiniz imkanlarımızın her zaman olduğunu , gerektiğinde kendimiz yaratmamız gerektiğini göstermek istedim. Bu yüzden bu konuda çoğu zaman ‘’keşke’’ değil ‘’iyi ki’’ diyorum.

Son olarak; Türkiye’de müzik yoluyla daha başka ne tür sosyal sorumluluk projeleri üretilebilir sizce? Müziğin bu anlamda toplumsal dayanışma rolü nedir?

Müziğin en büyük gücü birçok farklı kesimden, farklı yapıdan insanı bir araya toplayabilmek. Düşünebiliyor musunuz? Elinizde böyle kocaman ve büyülü bir güç var ve bununla birçok alanda farkındalık yaratabilme ihtimaliniz ne kadar yüksek. Geçtiğimiz zamanlarda üzgünüm ki kafamda sayamayacağım kadar durumu durdurmak adına geliştirmek istediğim sosyal sorumluluk projesi var. Bu projeleri gerçekleştiren insanlar olarak ne kadar çok sayımız çoğalır ve bu doğrultuda daha çok kişiye ulaşabilirsek o kadar çok noktaya birlikte değinebiliriz. Herkesin yapabileceği muhakkak çok basit olsa bile bir adım var. Bu basit gördüğümüz adımlar sonra koskoca bir yardım eline dönüşüyor!

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s