Başarılı klarnet sanatçısı Cihangir Nuvasil: “Yurtdışı eğitiminin bir müzisyene en çok kazandırdığı artı, müzikal vizyondur”

Cihangir Nuvasil Edirne’de doğdu. Erken yaşlarda müzik dersleri alan genç sanatçı, Konservatuvar eğitimine 1993 yılında Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Oktay Bağırov’un klarinet sınıfında başladı. Lisans eğitimi için Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’ne kabul edilen Nuvasil, burada Vladimir Zverev ile çalışmalarını sürdürdü, sınıf atlayarak lisans eğitimini 3 yılda bitirdi. 2006 yılında Fransa Rouen Müzik ve Dans Konservatuarı’nın sınavlarına girmiş ve sınava girenler içerisinde D.E.M programına kabul edilen tek kişi oldu.

Birçok oda müziği topluluğunda yer alan sanatçı, yurtiçi ve yurtdışı bir çok konser vermiş ve oda müziği festivallerine katıldı. Bunun yanı sıra Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Trakya Festival Orkestrası, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Mersin D.O.B Orkestrası eşliklerinde solo konserler ve birçok ilde resitaller gerçekleştirdi.

2007’de Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın açmış olduğu sınavı kazanarak orkestranın daimi sanatçıları arasına girdi.

İ.T.Ü D.T.M. Konservatuvarı ve Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda klarinet dersleri verdi. Bunların yanı sıra İzmir Filarmoni Derneği yönetim kurulu üyesi olarak da görev alan Cihangir Nuvasil, halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası sanatçısı olarak görevini sürdürüyor; solo ve oda müziği konserlerine devam ediyor.

Cihangir Nuvasil’in yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladığı endüstriyel mekanlarda çağdaş bestecilerin eserlerini çalıp videolaştırmak gibi bir projesi de var. Bu çerçevede bir çelik işleme atölyesinde Franco Donatoni çalmak, yıkılmış bir ev enkazının önünde Edison Denisov yorumlamak gibi örneklerin izinden gidecek.

Merhaba Cihangir bey. Çok erken yaşlarda müzik derslerine başladınız. Ardından klarnete yöneldiniz. Müziğe ilginiz nasıl ortaya çıktı? Sizi o dönemde yakın çevrenizde gözlemleyenlerin anlatıları ne yönde?

Öncelikle merhabalar.  Küçük yaşlarda yeteneğimi gözlemleyip farkına varan ailem ve özellikle de annem oldu diye düşünüyorum. Evde oynamayı en sevdiğim oyuncağım yine müzisyen olan amcamın bana hediye ettiği minik elektrikli piyano idi. Sokaktaki arkadaşlarım top ya da diğer oyuncaklarıyla oynarken ben de onlara yabancı kanallarda izleyip duyduğum yabancı şarkıları o minik piyano ile çalardım. Evde her eşyayı bir ritm enstrümanına çevirmeye çalışırdım. Bu ilgimi fark eden annem, ilkokulun başlarında o yıllarda henüz Edirne küçük bir şehir ve imkanları daha kısıtlı olmasına karşın ne yapıp etti ve bana müzik dersleri aldırmaya başladı. Bu şekilde birkaç yıl geçmesinin ardından konservatuvar sınavlarına hazırlanarak profesyonel eğitimime başlamış oldum.

Lisans eğitiminizi üç yılda bitirdiniz. Bu da birçok açıdan sıradışı bir müzik yeteneğine karşılık geliyor. O dönemlerde bir şeyler başarmak nasıl hisler uyandırıyordu sizde? Hep“daha iyisini” arama isteği var mıydı örneğin?

Başlangıçtan en sona kadar eğitim aldığım klarinet eğitmenlerim konusunda kendimi çok çok şanslı hissediyorum. İlk klarinet eğitimimi veren Oktay Bagırov, ben ve pekçok öğrencisine çalışmanın değerini çok iyi öğretti. Bilkent Üniversitesi’nde eğitim gördüğüm dönemde çalıştığım Vladimir Zverev de özellikle müziğe ve sanatçı olmaya bakış açımın iyice oturmasını sağladı. Bu dönemde o kadar heyecan ve enerji doluydum ki yeni eserler öğrenip repertuvarımı genişletme isteğim  hiç bitmiyordu. Bu enerjimin verdiği güven ile son iki yılımın tüm derslerini ,resital ve sınav repertuvarlarını bir yıl içinde alıp üniversite eğitimimi bir yıl erken bitirmeyi başarabildim. Sanırım bu dönemdeki en büyük motivasyonum eğitimime zaman kaybetmeden yurt dışında devam etmekti.  Bu motivasyonu kazanmamda da hocam Vladimir Zverev’in yanı sıra ,konser ve sınavlarımda piyano eşliklerimi çalan Andre Sommer ve tam da o yıllarda tanıştığım ve vizyonumu genişletmeme çok yardımı olan klarinet sanatçısı Nusret İspir büyük etki sağlamıştı.

Klarnet eğitiminizi pekiştirmek için Fransa’ya rotanızı çevirdiniz daha sonra. Fransa’daki eğitimin artıları nelerdi? Sizin perspektifinize, çalış tarzınıza, müzisyenlik derinliğinize neler kattı?

Bunu yalnızca Fransa özelinde cevaplamam çok doğru olmaz diye düşünüyorum. Yurtdışı eğitiminin bir müzisyene en çok kazandırdığı artı, “müzikal vizyon”. Dünyanın geri kalanında nasıl bir eğitim sistemi ve icra stilinin olduğunu öğrenmek için en doğru yol yerinde tecrübe etmek. Bilindiği gibi dünyada farklı müzik ekolleri var. Bu ekolleri doğdukları coğrafyalarda ve kültürlerde imkanlar dahilinde deneyimleyip öğrenmeyi, eğitimin önemli gereksinimlerinden biri olarak görüyorum.Bir müzisyen ,yolculuğuna gerek Türkiye’de gerekse farklı bir Avrupa ülkesinde  başlamış olsa da, eğitim hayatı içinde farklı ustalar ve farklı ekoller ile çalışmalı. Bu, bir müzisyenin farklı bestecileri anlama ve yaratıcılıklarını idrak etme konusunda büyük bir bakış açısı kazanmasına yardım edecektir.

Peki imkanları dahilinde müzisyenlerin genç yaşta yurtdışında eğitim deneyimlemesi sizce hangi açılardan önemli Cihangir bey?

Şu an ülkemizde de çok değerli konservatuvarlar ve hocalar var. Ülkemizde eğitim alan genç müzisyenler kesinlikle bu değerli isimlerden faydalanmalı. Bundan birkaç on yıl öncesine kadar dünyada klasik müzik ne durumda ya da başka ülkelerde ne düzey ve stilde icracılar var gibi bilgilere, zorlukla ulaşılabilen kayıtlar dışında erişmek imkansız gibiydi. Ancak günümüzde sınırsız bir görsel ve işitsel internet veri bankası var. Genç müzisyenler artık farklı yorumlara ve ekollere dair bilgiye kolayca ulaşabiliyor. Ancak bana kalırsa yurtdışı eğitimi hiçbir zaman yalnızca bir müzik eğitimi değildir. Farklı diller konuşan ve farklı  bir kültürün içinde yaşayan insanların içinde olmak bana kalırsa daha iyi dinleyen bir kulak ve daha çeşitli düşünen bir zihin oluşturmayı sağlıyor. Böylece müzisyenler kendi stillerini daha özgün şekilde oluşturabilecektir. Tabii bunlar özellikle maddi imkanlar doğrultusunda gerçekleşebilecek fikirler. Ülkemizde burs imkanları yazık ki olması gerekenin çok uzağında. Ancak yine de genç müzisyenler hiç olmazsa usta isimlerin yurtdışındaki ustalık sınıflarına katılıp vizyonlarını genişletmeye gayret etmeli.

Türkiye’de özellikle son yıllarda oda müziği güç kazanmaya başladı. Peki sizin oda müziğine duyduğunuz ilgiyi biraz açar mısınız? Zor bir soru ama orkestra mı oda müziği orkestraları mı sizi daha çok motive ediyor, hislerinizi dinleyiciye aktarmanızda daha etkili bir araç oluyor?

Buna hızlıca cevap vermek benim için oldukça zor.  Bir senfoni orkestrası içinde çalmak çok güçlü hissettiriyor ve diğer onca enstrümanı da aynı anda dinliyor ve birlikte çalıyor olmak müziğin içinde yaşıyor olmayı sağlıyor. Solo çalarken çok özgürsünüz. Eseri dilediğiniz şekilde yorumlayabilir ,kendi işitsel dünyanızı yaratabilirsiniz. Oda müziği belki de bu ikisinin bir birleşim noktası gibi. Bir orkestranın ana elamanlarının farklı enstrümanlara dağıtılmış hali ve aynı zamanda her bir eleman solist durumunda. Bana kalırsa besteciler büyük senfoniler bestelerken yaratım yeteneklerinin sınırlarını, sonatlar ya da konçertolar bestelerken müzik ve icracılık zekalarını, oda müziği eserleri bestelediklerinde de gerçek naif iç dünyalarını sergiliyorlar.  Bunların da ötesinde oda müziği çalmanın beni en çok motive eden kısmı seyirciye yakın olmak. Son verdiğimiz oda müziği konserinde sanırım seyircilerle mesafem bir metreden azdı. Bu yakınlık müziği seyircinin enerjisi ile daha kolay ile birleştirip bir bütün olmayı sağlıyor.  Bu yüzden oda müziği benim ve inanıyorum ki birçok müzisyen için ayrı bir yerde duruyor. Dediğiniz gibi son yıllarda oda müziği seyircinin de desteğiyle oldukça güç kazandı. Ülkemizde Adana’dan Bursa’ya, Samsun’dan İzmir’e  harika oda müziği toplulukları var ve başarıları her geçen gün artıyor.

Peki oda müziğinde uyumu yakalamak orkestralarla kıyaslandığında daha mı zor?

Bir oda müziği topluluğunda olmak çok yakın bir arkadaş grubunda olmak gibi. Bir zaman sonra bir bakış ya da nefes ile karşıdaki arkadaşınızın ne yapacağını yada düşündüğünü anlıyorsunuz ve sanırım zihinleriniz senkronize oluyor. Bir orkestrada bu bütünlüğü büyük ölçüde sağlayan orkestra şefi iken oda müziğinde bire bir iletişim halindesiniz. Bu da uyumu daha kolay hale getiriyor.

Dünyada klarnet eğitiminde ağırlıklı olarak hangi ekol ön planda sizce?

Geçmiş yıllarda ekoller ile ilgili farklılık daha keskindi diye düşünüyorum. Rus, Alman,Fransız ve İtalyan ekolleri birbirinden çok ayırt edilir durumdaydı. Günümüzde de bunun bir şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz tabi ancak artık  dünyadaki farklı  kültürlerin iç içe girmesi bu keskinliği yumuşatmış gibi görünüyor.Mozart muhakkak böyle bir yorumla çalınır ,Beethoven illaki şöyle olmalıdır gibi söylemler geride kaldı gibi görünüyor. Yeni fikirler her zaman müziğin yaşamaya devam etmesini sağlıyor. Aksi halde herkes aynı stillerde çalar ve bu da bir süre sonra sıkıcı olurdu.  Eğitime gelecek olursak da kendi adıma eğitimin başlangıç dönemlerinin sağlam bir teknik altyapı oluşturması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de Rus ekolünün oldukça başarılı olduğu fikrindeyim. İleriki dönemlerde de diğer ekollerin üzerine durulmalı ve öğrenilmeli.

Malum klarnet piyano, viyolonsel gibi ağır olmadığı için nispeten yanınızda daha rahatlıkla taşıdığınız bir enstrüman. Şu ana kadar klarnet çaldığınız en ilginç, sıradışı yer / mekan neresi oldu? Bir dağ başı olabilir, veya deniz kıyısı, ya da hiç tahmin edemeyeceğimiz yerler…

Yaz aylarında deniz kenarında klarnet çalmak huzur verici oluyor, bunu sevdiğimi söyleyebilirim. Ve açık havada yalnızken çalmak kendinizi doğanın bir parçası gibi hissettiriyor. Herkese denemesini öneririm. Bunun yanısıra yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladığım endüstriyel mekanlarda çağdaş bestecilerin eserlerini çalıp videolaştırmak gibi bir projem var. Bir çelik işleme atölyesinde Franco Donatoni çalmak, yıkılmış bir ev enkazının önünde Edison Denisov yorumlamak bunlara örnek.      

2007’de Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın açmış olduğu sınavı kazanarak orkestranın daimi sanatçıları arasına girdiniz. Adana’nın klasik müzik dinleyicisini nasıl tanımlarsınız? Özellikle daha sonra görev aldığınız İzmir’deki dinleyici ile kıyaslamanızı da isterim.

Dürüst olmak gerekirse Adana’ya ilk geldiğimde nasıl bir seyirci potansiyelinin olacağına dair bir fikrim yoktu, ancak şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Aynı İzmir’de olduğu gibi ,Adana’da da kemik bir klasik müzik dinleyicisi var. Boş salonlara çaldığımız da oldu muhakkak ama parmakla sayılacak kadar az… Ancak son yıllarda Adana dinleyici portföyünün değiştiğini de görüyorum. Bunun nedeni ÇDSO yönetiminin klasik repertuvarların aksine popüler şarkıcı ve türkücülerin arkasında senfonik projelere fazlaca yer vermesi kanısındayım. Bu tür projeler gerçek klasik müzik dinleyicisini küstürebiliyor.  Aslına bakarsanız güzel ülkemizin her noktasında insanlarımız iyi olan herşeye değer veriyor. Keşke orkestralarımız ülkenin yalnızca birkaç  büyük şehrinde değil de, dört bucağında açılmış olsa ve tüm ülke bu kültürden faydalanabilse. Eminim orkestralardan mahrum diğer illerde de halk sanatı kucaklardı.

İzmir ve Adana’da gençlere de konservatuar düzeyinde dersler veriyorsunuz. Bir gencin klarnet konusunda çok yetenekli olduğunu anlamak için nasıl ipuçlarından yola çıkarsınız?

Öncelikle algılarının açık olması her şeyi çok daha kolay kılıyor. Zaman zaman çok yetenekli gençler ile karşılaşıyorsunuz. Klarnete yeni başlayan klarnet öğrencisinin günlerini alan teknik çalışmalar bazıları için saatler içinde öğrenilebiliyor.

Bir klarnet sanatçısı olarak sağlığınızda nelere dikkat edersiniz?

Enstrüman çalmak kas iskelet sistemini oldukça yoruyor. Farklı enstrümanlar icracılarda zamanla bir takım hasarlar bırakabiliyor. Bunların önüne geçmek için pilatesi kesinlikle herkese öneriyorum. Bunun dışında hayatımda dumansız yaşamı benimsemiş biriyim, hatta biraz fazla katı dahi olduğum söylenebilir. Özellikle nefesli enstrüman sanatçılarının buna çok dikkat etmesi gerek diye düşünüyorum.

Kariyerinizde şu ana kadar yaşadığınız en önemli “zirve noktası” hangisi oldu?

Yaşamımda benim için en önemli zirve noktası kızımı doğumunun ardından gördüğüm o ilk andı.  Kariyerimde ise öncesinde içimde tasarladığım müziği sergileyebilip bitiminde mutlu hissettiğim ve seyircinin de beğenisini gösterdiği her konser benim için zirve noktası. Ben sanatın her şeyden önce sanatçının kendisi için olduğuna inanıyorum. Eğer performansınızın ardından mutlu hissediyorsanız zirve bence budur.

Peki klarnet virtüözleri arasında en çok beğendikleriniz, kendinize referans aldıklarınız kimler?

90’lı yılların başlarında fazlaca plak ya da CD bulamadığımız için  dinleme şansı yakaladığımız hemen her müzisyeni çok beğeniyorduk. İlk satın aldığım klarnet cd’si Sabine Meyer’e aitti. Doğrusu hayran kalmıştım. Zamanla Paul Meyer, Alain Damiens dinlemeye ve bu isimlere karşı ilgi beslemeye başladım. Şu an yeni yetişen genç isimler var ve gerçekten harikalar.

Klarnetinizle sabahtan akşama dek çalsanız sıkılmayacağınız birkaç eser ismi de öğrenmek isterim.

Brahms klarnetli beşli çalmak dünyada yapılabilecek en güzel şeylerden bence. Carl Nielsen klarnet konçertosu ,Debussy Premiere Rhapsodie ve Schumann 3 Pieces de repertuvarın en üstlerinde benim için.

Klarnet sizce klasik müzik alanındaki kullanımıyla Türkiye’de yeterince tanınıyor mu ve tanınırlığını artırmak adına neler yapılmalı? Örneğin sosyal medyada son dönemde klarnet sanatçılarımızı daha aktif görüyoruz, böyle uygulamaların katkısına inanıyor musunuz?

Klarnet neredeyse tüm dünya müziklerinin içinde kendine yer bulmuş bir enstrüman. Klasik müzikle yakın ilişkisi bulunmayanlar mesleğimi duyunca zaman zaman ünlü birkaç yerli klarnet sanatçısına atıfta bulunuyorlar haliyle. Sosyal medya günümüzün gerçeği ve kesinlikle kullanılabilir olduğunu düşünüyorum. Artık baktığımızda çok ünlü Avrupa orkestraları dahi konserlerini sosyal medya üzerinden canlı yayınlıyor. Bu da tanıtım için bulunmaz bir nimet elbette.

Klarnetin yanına en çok yakıştırdığınız iki enstrüman hangisi Cihangir bey?

Çello ve piyano en çok uyum gösteren enstrümanlar bence. 

Son olarak yakın döneme dair plan ve hayallerinizi öğrenmek isterim. Yeniden yurtdışında yaşamak veya müziğinizi orada icra etmek gibi projeleriniz var mı?

Çalmak istediğim, çok beğendiğim salonlar var dünyada. Buralarda özellikle oda müziği konserleri vermek istiyorum. Yeniden yurtdışına dönme fikri son zamanlarda oldukça sık tekrarlanıyor kulağımda. Tek bir yere ait hissetmedim hiçbir zaman.  Bu nedenle kendimi yeni yolculuklara her zaman hazır hissediyorum.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s