ABD’de yıldızı giderek parlayan, Schumann tutkunu genç bir piyano yeteneği: Eda Seviniş

Yirmi yaşındaki piyanist Eda Seviniş, Avrupa ve Amerika’nın çeşitli şehirlerinde ve Türkiye’de konser mekanlarında, müzik festivallerinde ve ustalık sınıflarında solist ve oda müziği sanatçısı olarak sahne alan genç yeteneklerimizden biri. Kendisinin son performanslarından biri, Almanya’da Castle Concert Series 2021 için tarihi Neuenburg Kalesi’nde gerçekleşti. Seviniş, Ocak ayı başında Neuenburg Kalesi’nde tekrar konser vermek için Almanya’da olacak hatta.

Solist olarak, yakın zamanda 3 eleme etabının ardından International Robert Schumann Piano Competition Düsseldorf 2021‘in finalinde yer alarak Robert Schumann Saal, Düsseldorf’ta Asasello Quartet ile performans sergiledi ve yarışmada kendi kategorisinde birincilik ile ödüllendirildi. Daha önceden, Brüksel’de düzenlenen 1. International Piano Competition “Merci, Maestro!”’da finalde yer aldı ve 2. Vienna International Music Competition’da “Özel Seçkinlik Ödülü”’ne layık görüldü.

Aynı zamanda tutkulu bir oda müziği sanatçısı olan Seviniş, Lillian Fuchs Chamber Music Competition 2020, 1. Eğirdir Oda Müziği Yarışması‘nda birincilik, Mersin AKOB 3. Oda Müziği Yarışması’nda üçüncülük kazandı.

Seviniş, 5 yaşında değerli piyanist Kandemir Basmacıoğlu’nun da yönlendirmesiyle Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi “erken müzik eğitimi” programı kapsamında piyano öğrenimine başladı ve aynı okuldan 2019 yılında Doç. Dr. Zerin Rasul’un piyano stüdyosundan lise sınıf birincisi olarak mezun oldu. Şu anda ender görülen bir eğitim bursu ile kazandığı Manhattan School of Music’te, bölüm başkanı Dr. Marc Silverman ile lisans eğitimine New York’ta devam ediyor.

Eda Seviniş, Güher & Süher Pekinel rehberliğinde yürütülen “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” sisteminin bir bursiyer müzisyenidir. “Sayın Pekineller’e bu önemli sistemi kurdukları ve yürüttükleri için ne kadar teşekkür etsek azdır. Özellikle genç bir Türk olarak, burs desteği bizlerin yurt dışına atılma yolunda çok önemli rol oynuyor. Vizyon sahibi ve çok yönlü bir müzisyen olabilmek için yurtdışında çok fazla olanak var. Dilerim ki gelecekte benim de bir sonraki jenerasyona destek olacak, yol gösterecek imkanlarım olur” diyor Seviniş bu konudaki duygularını ifade ederken.

Kendisini daha yakından tanımanız adına, içinden bolca müzik ve bilhassa Schumann geçen çok hoş bir söyleşimiz oldu Eda hanımla. Kendisinin başarma azmi ve müzik tutkusu karşısında çok etkilendim ve gurur duydum. Sizinle de bu söyleşimizi paylaşmaktan mutluluk duyarız:

Merhaba Eda hanım. Son olarak Uluslararası Robert Schumann Piyano Yarışması Duesseldorf 2021’in final etabında Asasello Quartet ile sahne alarak Schumann’ın ‘mi bemol majör piyano beşlisini’ seslendirdiniz ve kendi kategorisinde birinciliği kazandınız. Çok tebrik ederim. Neler hissettiniz bu başarınız karşısında?

Çok teşekkür ederim! Schumann benim için gerçekten yeri özel olan, müziği yüreğime işleyen ve icra etmekten büyük keyif duyduğum bir besteci. Onun adını taşıyan bir yarışmada birincilik ile ödüllendirilmek benim için çok anlamlı. Bu yarışmaya başvururken içimde pozitif bir his vardı, sonuç ne olursa olsun bana pozitif getirileri olacağını düşünüyordum. Geçtiğimiz kasım ayında ön elemeleri geçtikten sonra, aralık ve şubat ayında olmak üzere iki canlı/online etap daha oldu. Repertuvar seçimimde hep çalışmaktan ve çalmaktan keyif alacağım eserler bulunduğu için bu süreç benim için faydalı ve keyifli geçti. Etapların arasına salgın yüzünden aylar girmesi, bana eserlerin daha derinlerine inebilecek süreyi sağladı. Performanslarımdan önce kendimi yarışma psikolojisinden uzaklaştırdım ve gerçekten çaldığım ne ise kendimi ve eserin hakkını vererek icra etmeye çalıştım. Schumann’ın müziği bana çok şey kattı, bu yüzden bu yarışmadaki performanslarımı bir nevi ona teşekkür olarak düşündüm diyebilirim. Genel olarak çok güzel geri dönüşler aldığım, özel bir deneyim oldu. Yaptığım ne ise, içtenlikle ve layıkıyla  yaptığımda karşılığını aldığımı bir kez daha gördüm.

En başa dönersek, müziğe olan ilginiz ve yeteneğinizin nasıl fark edildiğini öğrenmek isterim. Bilkent Üniversitesi’nde erken müzik eğitimi programına beş yaşında girecek kadar da öğrenmeye erken yaşta meraklı birisiniz.

Ailemde kimsenin müzisyen olmamasına rağmen özellikle klasik müzik bebekken, hatta anne karnındayken bile bana sık sık dinletilirmiş. Bu yüzden küçük yaşta şarkılar söyler, dans edermişim ve enstrümanlara ilgim başlamış. Bunu fark eden annem ve müzisyen arkadaşı, beni değerli piyanist Kandemir Basmacıoğlu ile tanıştırmışlar. Beraber piyano ile biraz vakit geçirdikten sonra kendisi anneme müzik kulağımın iyi olduğunu, Bilkent’teki erken müzik eğitimi programına kayıt olmamı önermiş. Böylelikle bu yolculuğum başlamış.

Peki bunun üzerine nasıl bir müzik eğitiminden geçtiniz? Ta ki ABD’de Manhattan Müzik Okulu’nda burslu okuyana kadar.

18 yaşıma kadar hayatımın büyük bir çoğunluğu, ikinci evim gibi gördüğüm Bilkent’te geçti diyebilirim. Erken müzik eğitiminden başlayan yolculuğum lise mezuniyetine kadar gitti. İlkokulda sevgili hocam Deren Eryılmaz ile başladığım piyano  eğitimime, daha sonra 8 yıl boyunca değerli hocam Doç. Dr. Zerin Rasul ile devam ettim. Bu süreçte hocalarım ve okulum bana çok yönlü bir gelişim ortamı sundu. Hem akademik derslere ve yabancı dile, hem de oda müziği, müzik tarihi, müzik teorisi gibi derslere önem veren ve bu konuda çok bilgili hocalara sahip olan bir okul. Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, bana gelişim sürecimde bilinçli bir sanatçı adayı olabilmem için birçok olanak sundu. Özgür düşünceye olanak sağlayan, öğrencisini sanatçı adayları olarak gören bir okuldan mezun oldum.

20 yaşına çok büyük başarıları sığdırmışsınız ve çabalarınız da son sürat devam ediyor. Sizce başarı ne demek Eda hanım?

Açıkçası başarıyı net bir şekilde tanımlamak ne kadar doğru olur bilmiyorum. Başarının ne olduğunu kafamızda belirli kalıplara sokmamanın, ve başarıyı birinci plana koymamanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bence başarı hayatta ana hedef, bir varış noktası olarak görülmemeli. Biz müzisyenler kendimizi devamlı geliştirdiğimiz, bitiş çizgisi olmayan bir yolda yürüyoruz. Kendini yaptığına adamış bir gönül, idealist bir mantalite ve dökülen emek terleri hak edileni er ya da geç getirecektir. Hırsla değil tutkuyla ilerlemek gerek.

Eğitim hayatınız boyunca hangi burslardan yararlandınız? Genç bir müzisyen açısından bursların önemi nedir Eda hanım?

Aldığım eğitim bursuna ek olarak, 2019 yılından beri değerli Güher & Süher Pekinel’in yürüttüğü “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” sisteminin bir bursiyeriyim. Kendileri benim gibi yurtdışında okuyan seçili genç müzisyenlere hem finansal açıdan hem de kariyerlerinde yol almaları konusunda destek oluyorlar. Sayın Pekineller’e bu önemli sistemi kurdukları ve yürüttükleri için ne kadar teşekkür etsek azdır. Özellikle genç bir Türk olarak, burs desteği bizlerin yurt dışına atılma yolunda çok önemli rol oynuyor. Vizyon sahibi ve çok yönlü bir müzisyen olabilmek için yurtdışında çok fazla olanak var. Dilerim ki gelecekte benim de bir sonraki jenerasyona destek olacak, yol gösterecek imkanlarım olur.

Peki şu andaki okulunuz ve eğitiminizi sürdürdüğünüz Dr. Marc Silverman hangi açılardan sizi bütünlüyor ve eğitiminizi pekiştiriyor?

Hocam gerçekten öznelliğe, öğrencilerinin karakterine önem veren, bunu iyi analiz eden birisi. Kendisi her zaman müzikte kendi sesimi bulmamda, beni ben yapan eserleri keşfetmemde bana destek oldu. Çok yönlü bir piyanist olması ve birikimlerini aşılama aşkı beni her zaman çok etkilemiştir. Onunla derslerimizden her zaman pozitif enerjiyle ayrılıyorum.

Silverman’ın size verdiği ve hiç unutmadığınız birkaç öğüdü burada paylaşmak ister misiniz?

Aklıma ilk gelen anı: yarı final performansımdan önce son dersimizde bütün repertuarı baştan sona çalmıştım ve kendimi çok kaptırdığım için son eserde ezber hatası olmuştu. Kendisi bitiminde bana sahneye iki şeyle çıkmamı söyledi; içimde paylaşılmaya değer özel bir şey olduğunun farkında ve insan olduğumun bilincinde olarak… 

Müziğe olan tutkunuzu nasıl tanımlarsınız Eda hanım?

Müzik ile ilişkime “iş” gözüyle bakmamaya çalışıyorum. Bu yolda hırstan çok, tutkuyla yürünmeli. Müzisyen olmanın karakterime kattıklarını ve müziğe olan bağlılığımı, hayatımda yol gösterici etkenler olarak görüyorum. Müzisyen olmak bazen psikolojik açıdan zorlu olabiliyor olsa da, hayatı daha özel ve güzel kılacak bir başka dal ile uğraştığımı düşünemiyorum. Müzisyenlikte keşfetmenin, gelişmenin sonu yok. Bu da müziğe olan tutkumu, ilgimi diri tutuyor.

Sık sık yenilense de repertuarınızın olmazsa olmaz bestecisi hangisidir?

Schumann diyebilirim. Müziğinin armonik derinliği, duygusal yoğunluğu, bazen anlaşılmasının güç oluşu beni çok etkiliyor. Bestelerinin elime oturma, belirli bir olgunluğa erişme süreci genelde hızlı gerçekleşiyor. Oda müziği ve vokal için yazdığı eserleri de bir ayrı seviyorum. Pandemiden önce gittiğim bir konserde, hayranı olduğum Ian Bostridge ve Brad Mehldau, Schumann’ın “Dichterliebe” şarkılarını seslendirmişti. Birçok unutulmaz konsere gittim ama bu konser, şimdiye kadar dinlerken gözyaşlarımı dakikalarca tutamadığım tek konser oldu 🙂 Schumann’ın müziği layıkıyla icra edildiği zaman bana bir ayrı dokunuyor.

Nasıl bir çalışma temponuz var? Bu kadar başarı, yeteneğin yanı sıra disiplinli bir çalışmanın ürünü olsa gerek.

Çalışmalar tabii ki günlük yaşantımın ayrılmaz bir parçası. Çalışma sırasında sakinliği ve odağı korumak çok önemli ve bazen zor olabiliyor. Bu yüzden uzun çalışmalar için sabah saatlerini tercih ediyorum. Piyano başında olamadığım zamanlarda kafamda eseri düşünerek, notayı inceleyerek çalışmalarımı pekiştiriyorum. Piyanodan uzakken yaptığım zihinsel çalışmanın çok faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Çalışırken en başından müzikal fikirlerin oluşmasına, müzikal duyulmasına özen gösteriyorum. Benim için “önce tekniği halledeyim, sonra müziği düşünürüm” gibi bir şey söz konusu olmuyor. Teknik elbet müziği kaliteli icra edebilmek için bir gereksinim ancak çalışırken daha çok müziğin felsefesine ve teorik yapısına odaklanılmalı diye düşünüyorum. Çoğu teknik zorluklar zamanla ele oturuyor.

Malum yarışmalar konusunda müzisyenler ikiye ayrılıyor. Siz yarışmalardan neler kazandınız ve size neler kattığını düşünüyorsunuz?

Şu ana kadar katıldığım yarışmalarda, odağımı repertuvarım dışındaki unsurlara olabildiğince az vermeye çalıştım. Çünkü yarışma psikolojisi çok stresli olabiliyor ve bazı durumlarda müzik yapmaktaki asıl amaçtan uzaklaştırabileceğini gözlemliyorum. Özellikle biz piyanistler için çok fazla iyi-kötü yarışma gerçekleşiyor. Kalitelisini ve seviyemize uygun olanı bulmak gerek. Sonuç ne olursa olsun yarışmaya hazırlanma sürecinin sağlıklı geçmesi önemli.

Kendinizi “tutkulu bir oda müziği sanatçısı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu alanda da çok ödül aldınız. Sizi oda müziğine tutkuyla bağlayan şeyler nedir?

Oda müziği çalışmaktan, müzisyenlerle prova yapmaktan ve sahnede beraber yer almaktan hep büyük keyif duyuyorum. Oda müziğinde enstrümanlar arasında büyülü bir sinerji oluşuyor. Eser üzerinde farklı müzikal görüşleri tartışmak çok vizyon genişletici oluyor. Yaylıların veya üflemeli çalgıların doğasına daha yakından şahit olmak, solo müzikte de tuşemizi zenginleştiriyor. Modern piyano, illüzyon ve imitasyon imkanları çok zengin olan bir enstrüman. Çoğu solo piyano eserinde de farklı enstrümanların diyaloglarını duyabilmek (mesela bir yaylı dörtlü, veya bir korno melodisi) yaratıcılığımızı destekliyor ve icra zenginliğini arttırıyor. Birbirimizden öğrenebileceğimiz çok şey var. Bu yüzden oda müziğine çok değer veriyorum.

ABD’deki klasik müzik dinleyicisini nasıl tanımlarsınız Türkiye’ye ve Avrupa’ya kıyasla?

Kıyaslama yapmadan buradaki dinleyici kitlesini tanımlayacak olursam, yeniliğe açık ve aktif derdim. Farklı, yenilikçi konseptler çok ilgi görüyor. İnsanlar konserlere eleştirmek için değil, keyif almak için geliyorlar. Kültürel çeşitlilik, alışılagelmedik konseptler, az seslendirilen besteciler veya çağdaş eserler buradaki çoğu dinleyicinin ilgisini çekebilir.

Türkiye’de son dönemde anlatımlı konserler revaçta. Avrupa’da ve ABD’de de benzer bir eğilim görüyor musunuz Eda hanım? Dinleyiciler açısından ve klasik müziği daha geniş kitlelere ulaştırmak açısından nasıl bir etki doğuruyor?

Anlatımlı konserler benim yıllardır çok takdir ettiğim bir konsept. Birkaç hafta önce bu konuyla ilgili bir ödevim de vardı. Çalacağımız bir eseri, önceden planladığımız bir metin ile 1-2 dakikada tanıtmamız istendi. En önemlisi her türden seyirci kitlesine hitap edebilecek, ilgi çekici ve akıcı bir tanıtım yapmak. Müzik tarihi ve teori bilgisi olmayan bir dinleyicinin de anlayabileceği ve eseri dinlerken belirli fikirlerin ve duyguların doğmasına yardımcı olacak bir ön tanıtım yapmak çok faydalı olacaktır. Seyirci ile olan bağı da güçlendiren bir etken.

Yakın döneme dair projelerinizi öğrenmek isterim son olarak.

Bugünlerde okulda solo ve oda müziği çalışmalarıma devam ediyorum. Ocak başında Neuenburg Kalesi’nde tekrar konser vermek için Almanya’da olacağım. Yaz için de güzel festival ve konser imkanlarını değerlendirmeyi umuyorum!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s