Genç piyanist ve öğretim görevlisi Işıl Giray Uysal: “Konu piyano olunca benim için akan sular duruyor”

Processed with Focos

1989 yılında İzmir’de doğan Işıl Giray Uysal, ilk müzik eğitimine İzmir Devlet Senfoni Orkestrası kurucularından keman sanatçısı dedesi Cezmi Giray ile başladı. 1999 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın açtığı sınavları kazanarak kursiyer statüsünde Doç. Aslı Tuncay ile piyano Prof. Ebru Güner Canbey ile solfej ve teori çalışmalarına başladı. 2003 yılında aynı okulun lise devresi sınavlarını kazandı ve asil öğrenci olarak eğitimine devam etmeye hak kazandı. Tam da bu sene 14 yaşında solo olarak verdiği ilk resitalinin Işıl Giray-Uysal için yeri çok ayrı… 2007 yılında lisans eğitimi sınavlarını en yüksek not ile kazandı genç piyanist.

Işıl Giray Uysal, 2009 yılında Lisans 2. sınıfta konservatuvarda bir masterclass gerçekleştiren Prof. Dalia Ouziel ile çalıştı ve kendisinin daveti ile 2009 yılı temmuz ayında Belçika’nın Dinant şehrinde International Music Academy ‘de Prof. Dalia Ouziel ve Prof. Nadine Delsaux ile çalıştı. Eylül ayında Belçika Conservatoire Royal de Mons’da girdiği sınav ile sınıf atlayarak lisans son sınıfta eğitim görmeye hak kazandı ve Prof. Dalia Ouziel ile çalıştı. 2010 yılında lisans devresinden üstünlük derecesi ile mezun oldu ve Yüksek lisans eğitimine başladı.

2013 yılı Haziran ayında yüksek lisans eğitimini başarı ile tamamlayan Giray-Uysal, mezuniyet resitalinin yanı sıra Atatürk’ün Türkiye’de klasik batı müziğini geliştirme çalışmaları hakkındaki  yüksek lisans tez çalışması ile de Belçika’lı-Fransız hocalarının beğeni ve ilgilerini kazandı. 2013 yılı Eylül ayından itibaren Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı Piyano Anasanat dalında Öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdüren Işıl Giray Uysal, 2021 yılında, “Türkiye’nin önemli piyanistlerinden biri olmasının yanında uçsuz bucaksız bilgi birikimi  ve deneyimi ile çok kıymetli bir eğitmen” olarak nitelendirdiği Prof. Metin Ülkü ile sanatta yeterlik çalışmalarını başarıyla tamamladı.

Beethoven’in piyano sonatlarını hem çalmaktan hem de öğretmekten asla bıkmayan, piyanoyu ruhunun bir parçası olarak gören, “benim süper gücüm çocukluğumdan beri hiç azalmayan heyecanım. 10 yaşında ilk sahneye çıktığımda hissettiğim heyecanı halen her sahneye çıkışımda hissediyorum” diyen değerli piyanist-öğretim üyesini tanımanız için çok güzel bir fırsat bekliyor sizi aşağıdaki söyleşiyle:

Merhaba Işıl hanım. Keman sanatçısı bir dedenin genetik mirası ve pratik yönlendirmeleriyle müzik dünyamızın kazandığı değerli sanatçılardan birisiniz. Sizin müzikle tanışma, yeteneğinizi ortaya çıkarma öykünüzü kendi ağzınızdan dinlemek isterim. Müzik yeteneğinizi ilk kim fark etti?

Merhaba Menekşe hanım. Aslında kendimi bildim bileli müzikle iç içeyim diyebilirim. Dedemin keman sanatçısı olmasının dışında babam da büyük bir müzik tutkunu ve çok iyi bir dinleyicidir. Bu yüzden evimizde, arabamızda daima bir müzik sesi olurdu. Yeteneğimi farkeden kişi ise dedem Cezmi Giray oldu. Kendisi ilkokul için alınan blok flütü elimden düşürmediğimi, duyduğum melodileri kendi kendime çalmaya başladığımı ve yeteneğim olduğunu farkedince ailem ile verdikleri ortak kararla ilk temel müzik çalışmalarına  başladık.

Peki bunun üzerine nasıl bir eğitimden geçtiniz? Piyanoya nasıl yöneldiniz?

Bir süre teori ve kulak çalışmalarına devam ettikten sonra dedem fiziksel olarak piyano için uygun olabileceğimi düşünüp fikrini almak üzere beni elimden tutup Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuvarı’nın o dönemki hocalarından biri olan Prof. Aykut Yafe’nin yanına götürdü. İlk kez bir kuyruklu piyanonun tuşlarına dokunma fırsatını bulduğum o görüşmeden çok etkilendiğimi iyi hatırlıyorum. O günden sonra yaşım çok küçük olmasına rağmen konservatuvarda eğitim almak, iyi bir piyanist olmak en büyük hayalim oldu, başka hiç bir meslek yapmayı düşünmedim.

Ardından Aykut hocanın yönlendirmesiyle sevgili hocam Doç. Aslı Tuncay ile Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuvarı’nda profesyonel piyano eğitimime başladım ve lisans 2. sınıfta Belçika Kraliyet Konservatuvarı’nı kazanana kadar da kendisiyle çalışmaya devam ettim, bendeki emeği büyüktür.

2009 yılında piyanistlik kariyerinizde önemli bir yurtdışı deneyimi başlamış ve Belçika’da Mons Kraliyet Konservatuarı’na dek uzanan bir eğitimden geçmişsiniz. Hatta yüksek lisans teziniz de oldukça ilgi görmüş. Peki bu deneyim size nasıl bir perspektif kazandırdı? İyi ki diyor musunuz?

Belçika’daki eğitimim benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Hocam Prof. Dalia Ouziel hem müzikal hem de teknik anlamda çok talepkar bir hocaydı. Bu da beni daha da özenli ve titiz çalışmaya yönlendirdi. Bunun yanı sıra o zamana kadar ancak cd lerini dinleyebildiğim müzisyenleri ve orkestraları canlı dinleyebilmek ufkumu çok geliştirdi. Her zaman da iyiki bu yola çıkmışım diyorum.

Piyano alanında birçok değerli müzisyenin yetişmesinde büyük emeği olan Prof. Metin Ülkü ile sanatta yeterlik çalışmalarınızı başarıyla tamamladınız. Metin beyin size bu süreçte verdiği ve aklınızdan çıkmayan birkaç öğüdünü bizimle de paylaşır mısınız?

Prof. Metin Ülkü bence Türkiye’nin önemli piyanistlerinden biri olmasının yanında uçsuz bucaksız bilgi birikimi  ve deneyimi ile çok kıymetli bir eğitmen. Sanatta yeterlik gibi önemli ve ciddi bir aşamada kendisiyle çalıştığım için şanslı olduğumu düşünüyorum. Bu aşamada hem çalıştığım piyano repertuarına hemde tezime çok büyük katkıları oldu. Ayrıca bir süre asistanlığını yaptığım ve diğer öğrencilerinin derslerine girme fırstım olduğu için eğitmenlik açısından da önemli kazanımlar edindiğimi düşünüyorum.  Metin hoca ile yaptığımız piyano derslerinden ve tez çalışmalarından  çıkarılacak çok öğüt var aslında. En çok etkilendiğim şeylerden birisi sanata, müziğe, enstrumana bakışı ve geniş vizyonudur. Bunun yanı sıra bir eseri çalışırken tuşe ve müzikalite anlamında mükemmelin arayışında olmayı, kendini iyi dinleyebilmenin önemini  kendisiyle çalışmalarımızda tam anlamıyla içselleştirme fırsatı bulduğumu düşünüyorum.

Bir yandan da MSGSÜ Piyanı anasanat dalında öğretim görevlisisiniz. Yeni nesil piyanistlerde nasıl bir yönelim fark ediyorsunuz? Sizin yetiştiğiniz dönemden hangi açılardan farklı? Teknolojiye erişimlerini müziklerini besleyecek şekilde kullanıyorlar mı?

Evet, çocuklarla ve gençlerle çalışmaktan çok keyif alıyorum. Benim yetiştiğim dönemle en büyük fark bilgiye, notaya ve dinlemek istedikleri kayıtlara, konserlere çok daha kolay ulaşabiliyor olmaları. Ki bu bence büyük bir avantaj. Öğrencilerde teknolojiye erişimlerinin bu denli kolay olmasını iki uç noktada kullandıklarını gözlemliyorum. Bir taraf tüm imkanları sonuna kadar kendisini beslemek için kullanırken, diğer taraf tamamen keyif amaçlı enstruman için hiç bir faydası olmayan bir şekilde vaktini geçiriyor. Örneğin öğrencilere bir eseri çalışacağımızı söylediğim zaman biri bir sonraki derse internet üzerinden eserin bestecisini, bestelendiği dönemi araştırıp farklı kayıtları dinlemiş olarak gelirken, diğeri ne çalacağını merak edip dinlemiş bile olmuyor. Bu bir eğitmen olarak baktığımda üzücü bir durum çünkü bence ikinci gruptaki vizyonla bir sanatçı olarak kendinizi kanıtlama şansınız ne yazık ki yok. Çünkü merak, bilgiye açlık ve her zaman daha iyisine olan arayışın bir müzisyeni besleyen temel şeyler olduğunu düşünüyorum.

Peki konservatuar jürisinde olduğunuzda bir çocuğun piyanoya yatkın olduğunu anlamada kullandığınız kriterler nelerdir? Örneğin piyanoya yatkın olup arp çalmaya daha çok hevesli olan veya viyola çalmak isteyip aslında piyanoya fiziksel olarak daha uygun olan çocukları nasıl yönlendirirsiniz?

Konservatuvara girmek için öğrencilerin iki aşamalı bir sınavdan geçmeleri gerekiyor. Bunların ilki duyuş sınavı. Bu sınavı geçtiğinde ise ikinci önemli aşama fiziksel uygunluk sınavıdır. Bu aşamada elbette her öğrenci ve velinin gönlünde yatan bir enstruman oluyor ancak bir öğrencinin seçileceği enstrumanın kararını en doğru şekilde ancak o alanda uzman hocalar verebilir diye düşünüyorum. Malesef bu anlamda duygusal davranma şansımız yok çünkü duyuş yeteneği kadar fiziksel uygunluk da enstrumandaki başarının önemli bir parçası.

Ustalık sınıfları sizce müzisyenlerin yetenekleri, enstrümanlarıyla ilişkileri ve yetkinleşmelerinde nasıl etkiler doğurur?

Klasik müziği yorumlarken tek bir doğru olmadığını ve farklı bakış açılarının müzisyenin ufkunu genişleteceğini düşünüyorum. Bu noktada bence doğru seçilen ustalık sınıfları çok büyük bir önem taşıyor. Bir eseri çalışırken teknik ve yorum bakımından birbirinden farklı yaklaşımları deneyimledikçe eser üzerinde daha da derinleşme ve içselleştirme fırstatı bulunabiliyor. Ustalık sınıflarına ben de sanat hayatım boyunca çok katıldım ve pek çok kazanımlar elde ettiğimi düşünüyorum. Şimdi de öğrencilerimi onlar için faydalı olacağını düşündüğüm ustalık sınıflarına sıkça yönlendirmeye çalışıyorum.   

Uzun yıllar Ayvalık’ta AİMA bünyesinde yer almışsınız. 30 yıldır Ayvalık’ta yaşayan biri olarak özellikle ilgimi çekti. AİMA’nın müzisyen yetiştirme ve ufuk açma konusunda artık gelenekselleşmiş katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aima’da katıldığım ustalık sınıflarının benim müzik eğitimimde çok önemli bir yeri var. Bu çalışmalara benim katıldığım yıllarda özgeçmişinizi ve repertuarınızı gönderip başvuru yapan pek çok öğrenci arasından seçiliyordunuz. İlk başvurumu gönderdiğim sene katılımcı olacağımı ve çocukluğumdan beri benim için bir idol olan İdil Biret ile çalışabileceğimi öğrendiğim e-mail’i aldığımda sevinçten havalara uçtuğumu çok iyi hatırlıyorum. Aima’da  İdil hanım ile aynı evde geçirdiğiniz bir hafta, onunla düzenli dersler yapabilmek, uzun sohbetler edebilmek ve sonunda aynı sahneyi paylaşabilmek genç bir piyanisti inanılmaz geliştiren bir deneyim. Tabiki Aima’nın kurucusu Prof. Filiz Ali’nin de bu masterclass’ların gerçekleşmesinde verdiği emek, sağladığı ciddiyet ve disiplin ortamı da çok önemli bir unsur.

4-8 el piyano oda müziği projesi kapsamında 2012 yılında Belçika’da yer aldınız. Bu deneyiminizden biraz söz eder misiniz? Repertuarınız nasıldı? Kimlerle çaldınız?

Bu proje o dönem beni heyecanlandıran, çok keyif aldığım ve hatta imkan olsa bugün de içinde severek yer almak isteyeceğim bir projeydi. F.Poulenc, C. Saint Saens’in 4 el ve iki piyano için eserlerini, L. van Beethoven ve J. Haydn’ın senfonilerinden 2 piyano – 8 el için uyarlamalarını piyano hocam Prof. Dalia Ouziel’in sınıfından benim gibi o dönem öğrenci olan Türk arkadaşlarımla çalmıştık.

Piyanonun yanına en çok yakıştırdığınız eşlikçi enstrümanı öğrenmek isterim.

Birlikte müzik yapmak, farklı fikirleri veya ortak noktaları paylaşmak bana çok keyif veriyor. Çok fazla enstruman ile birlikte duo-trio olarak çalıştığım için bu soruyu yanıtlamak zor. Ancak piyano ile birlikte repertuarının genişliği  sebebiyle keman diyebilirim.

Şu ana kadar verdiğiniz resitaller arasında – belki seçim biraz zor ama- sizi en çok etkileyen hangisiydi Işıl hanım?

Hem Türkiye hem de yurtdışında salon, akustik, dinleyici bakımından çalarken çok mutlu ve müzikle bütünleştiğimi hissettiğim pek çok konserim oldu. Ama 14 yaşında solo olarak verdiğim ilk resitalimin benim için yeri çok ayrıdır.

Türkiye’de yetiştirilen çok fazla sayıda piyanist genç ve çocuğun önümüzdeki dönemde istihdam edilmesi, bu insan sermayemizin daha efektif hale gelmesi için sizce neler yapılabilir?

Dediğiniz gibi özellikle son yıllarda ülkemizde pek çok yetenekli ve başarılı piyanist yetişiyor. Piyanistlerin özelinde konuşursak bence konservatuvarlar istihdam konusunda en önemli kurumlardan birisi. Çünkü çalgı derslerinin dışında her bölümün korrepetisyon ve yardımcı piyano dersleri var ve bu ciddi bir piyanist ihtiyacını beraberinde getiriyor. Bunun dışında malesef ülkemizde bir sahne problemi var. Çok büyük isimler elbetteki bi böyle bir sorun yaşamıyor ancak gençlere ne yazık ki kapılar okadar kolay açılmıyor. Zaten az olan sahnelerde açıldığı zaman da çoğunluklukla yüksek salon kiraları ya da ücretsiz sadece konser yapabilmek adına verilen salonlar karşımıza çıkıyor. Halbuki bir müzisyen bu mesleği yapabilmek için tam zamanlı konservatuvar öncesi ve lisansüstü eğitimi saymazsak en az 12 yıl bu işe gece gündüz emek veriyor. Bu açıdan bakarsak ülkemiz için en büyük dileğim daha çok konser salonları açılması ve konservatuvar mezunu gençlerin eğitmenlik, korrepetitörlük veya orkestralarda yer almak gibi önemli alanlar dışında konseler yaparak ta istihtam edilebilmesinin sağlanması.

Piyanoyla günlerce çalsam bıkmam dediğiniz eser hangisi?

Tek bir eser değil ama Beethoven’in piyano sonatlarını hem çalmak hem de çalıştırmaktan asla bıkmam herhalde.

Peki sizin için vazgeçilmez kompozitör ve en çok beğendiğiniz üç çağdaş piyanist kimler?

Müziği ile tanıştığımdan beri L. Van Beethoven’in yeri benim için ayrıdır. Eserlerini çalmaktan gerek öğrencilik, gerekse  profesyonel yaşantımda her zaman büyük keyif duydum. Tabii ki Türk ve yabancı piyanistlerden severek dinlediğim pek çok isim var ancak en çok beğendiğim piyanistlerin başında tartışmasız hem sanatçılığı hem de insanı kendisine hayran bırakacak karakteri ile çok kıymetli hocam İdil Biret’i söyleyebilirim. Yine diğer bir önemli değerimiz Gülsin Onay’ın konserlerini mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Kendisinin piyanistliği dışında enerjisi, gençlere verdiği destekler ve şehir, salon ayırt etmeden müziğini dinleyiciyle paylaşıyor olması bana genç bir piyanist olarak çok ilham veriyor. Onun dışında şu sıralar İzlandalı piyanist Vikingur Olafsson’un özellikle Bach yorumlarını çok beğeniyorum.

Müzik tarihi içinde sizi en çok meraklandıran, keşfe zorlayan dönemi ve sebebini de merak ediyorum.

Çalmayı en sevdiğim dönem Klasik dönem. Özellikle Mozart ve Beethoven’in eserlerini keşfetmeyi  hatta çaldığım eserleri birkaç yıl sonra tekrar ele almayı çok seviyorum. Klasik dönemin yalınlığının içindeki yoğun müzikaliteyi yakalamak ve bunu doğru yorumlamaya çalışmak zor ve önemli bir nokta. Karakter olarak ta kendimi bu döneme daha yakın hissediyorum. Ancak geçtiğimiz dönem mezun olduğum sanatta yeterlik çalışmamda bu yakınlığımın dışına çıkarak Metin hocamın da önerisiyle Romantik dönemin önemli bestecilerinden R. Schumann’ın op.11 no.1 Piyano sonatını hem eser hem de tez konusu olarak çalıştım. Bu eser her bir noktasında gerçekten beni düşündüren, keşfe zorlayan, üzerine çok okuduğum, araştırdığım ve dinlediğim bir eser oldu.

Piyano olmasaydı hayatınızda, nasıl bir hayat olurdu? Neler yapardınız?

Bu soruyu ben de kendime zaman zaman sorarım, ancak cevaplaması gerçekten güç.

Ben 8 yaşımdan beri, yaklaşık 24 senedir piyano çalıyorum. Bir enstruman çalmaya küçük yaşta başladığınız ve böylesine içselleştirdiğiniz zaman sanıyorum artık sadece bir meslek ya da  bir enstruman olmaktan çıkıp hayatınızın, ruhunuzun bir parçası, bir uzvunuz gibi oluyor. Bu yüzden piyanosuz bir hayat pek düşünemiyorum.

Peki bir öğretim görevlisi ve kadın piyanist olarak sizin süpergücünüz nedir?

Benim süper gücüm çocukluğumdan beri hiç azalmayan heyecanım. 10 yaşında ilk sahneye çıktığımda hissettiğim heyecanı halen her sahneye çıkışımda hissediyorum. Bu heyecanla çalışıyor, öğrencilerimi yetiştiriyorum ve onları sahnede dinlerken de aynı duyguları yaşıyorum. Örneğin çok uzun ve yorucu bir günün ardından  bir provam ya da çalışmam gereken bir repertuarım olduğunda bile aynı heyecanla piyanonun başında saatlerce vakit geçirebiliyorum.

Kısacası konu piyano olunca benim için akan sular duruyor.

Önümüzdeki dönem projeleriniz, varsa konser / resital hedefleriniz nelerdir?

Pandemiyle birlikte kesintiye uğrayan konserlerimiz yavaş yavaş tekrar başladı. Bende bu uzun ara sonrası ilk konserimi bir keman-piyano resitali olarak 23 Ekim tarihinde Moda All Saints kilisesinde gerçekleştirdim. Alabindeki konserimiz ise 19 Kasım’da İzmir Mozart PSM’de oldu. Bu süreçte biz sanatçılar uzak kaldığımız sahneleri çok özledik. Bu sebeple ben de her fırsatta gerek solo gerek oda müziği projeleriyle sıkça sahnede olmayı planlıyorum.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler.

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s