Genç kemancı Buse Kademli: “Çocukları ve gençleri erken yaşta sanata yönlendirebilecek projeleri çok önemsiyorum”

Fotoğraf: Sevinç Yusifova

14 yaşından beri İstanbul’da yaşayan, Tekirdağ doğumlu genç bir kemancı Buse Kademli. Keman eğitimini ilerletmek adına ailesinin desteği ile tek başına İstanbul’a gelecek kadar da özgüvenli ve hedefine adeta “kilitlenmiş” bir müzisyen. Lise ve Üniversite eğitimi boyunca 5 sene yatılı yurtlarda, zor koşullarda keman çalışmalarına devam edip hedefi olan Konservatuvarı kazanan Kademli’nin profesyonel keman eğitimi ise konservatuvara girdiğinde yani 17 yaşında başladı. “Bu süreçte kendimi geliştirmek için katılabildiğim orkestra, oda müziği, solo keman konserlerine, Masterclasslara ve resitallere katıldım” diyor.

Sabırlı ve azimli bir yapısı göze çarpan, hedeflerini çok erken yaşta belirleyip onlara yönelik istikrarla çalışan Kademli’nin müziğe dair bütünlükçü bakış açısı da oldukça değerli: “Bir müzisyenin odada çalışması kadar oda dışında yaşadığı , gözlemlediği ve deneyimlediği hayatın da çok önemli olduğunu düşünüyorum” diyor.

Üniversite yıllarında  Moda Güzel Sanatlar Akademisi’nde keman, armoni ve müzik teorisi dersleri vererek Öğretmenlik yapan, çoğunlukla çocuk yaşta konservatuvar  öğrencileri ile çalışan Kademli, özellikle Doğu illerindeki çocukları ve gençleri müziğe, sanata erken yaşta yönlendirebilecek projeleri yapmayı ve böyle projeler içerisinde bulunmayı hedefliyor.

“Sahnedeyken insanlarla  enstrümanım aracılığıyla müziği paylaşabilmek en büyük tutkum” diyen Kademli, farklı Orkestra konserlerinde Baş Kemancı, 1.keman ve 2.kemanda yer alma ve deneyimleme fırsatı buldu, maestro Cem Mansur yönetiminde TUGFO 2021’de yer aldı: “Hepsinin beni ilerletici farklı tecrübeler kattığını  düşünüyorum. Orkestrada sadece partiyi çalmanın değil bütüncül ve uyumlu olmasınında önemli olduğunu düşünüyorum ve buna yönelik orkestra tecrübelerinde yer almaya özen gösteriyorum” diyor genç kemancı. Hayatıyla onu en çok etkileyen sanatçı ise, müzisyen kimliği, karakteri, bu yolda yürürken, ilk kemanını ona aldığı günden beri ona gösterdiği desteği ve yaklaşımından dolayı babası…

İdeallerinin peşinde realist adımlarla ilerleyen bu değerli genç kemancımızı tanımaya ne dersiniz? İşte her satırından keman sevgisi fışkıran bir söyleşi daha sizlerle beraber:

Merhaba Buse hanım. Keman eğitiminiz için küçük yaşlardan beri zorlu koşullarda mücadele vererek çok hoş bir azim örneği sergiliyorsunuz. Bize biraz o süreçten bahseder misiniz? İçinizdeki o yoğun “keman sevgisi” nasıl fark edildi ve Tekirdağ’dan İstanbul’da yatılı okula dek devam eden serüven ve sonrası nasıl gelişti?

Merhabalar, öncelikle ülkemizdeki genç sanatçılarımızın yazılarda ve röportajlarla desteklenmesini  görmek ayrıca bir mutluluk benim için. Teklifiniz için teşekkür ederim.

Sorumuza gelirsek, içi müzik enstrümanları ile dolu bir eve doğdum. Babam müzik öğretmeniydi. Bir enstrümanla tanışmam ilk olarak babamın gitar derslerine misafir olarak girmem ile başladı. Onu ve öğrencilerini dikkatle inceliyordum. Küçüklükten beri eğitimin içindeyim aslında. Babamın öğrencilerle iletişimi çok iyiydi. Eğitmen kimliğim de oradan geliyor. Her öğrencinin ilgisini derste kazanabiliyordu. Evdeki pembe gitarımla da bir yandan ben de çalışıp  deniyordum merak edip. Bir enstrümanı çalma adına atılan ilk adımlarım bu şekilde oldu. Keman ile ilk tanışmam ise üç-dört yaşlarımda büyük dedemin kemanı ile oldu, ama tam farkında değildim o zamanlar ve sonradan satıldı o keman.

Bir gün, babam ve müzik öğretmeni arkadaşları, bizim evde birlikte müzik yaparken yanlarındaydım. Gitar keman ve piyano  arasından en çok keman ilgimi çekmişti, pür dikkat kemana odaklandığımı hatırlıyorum. Hayranlıkla izlemiştim ve sonrasında babama tek bir cümle kurdum: ‘Ben keman çalmak istiyorum.’

Ertesi gün bir müzik evinde soluğu aldık. Şanslıydım ki babam müzikle ilgili olduğu için sıradan bir heves olmadığını ve çocukların küçük yaşta ilgilerine yönelik enstrümanla tanışmaları konusunda beni teşvik eden bir hareketle bu isteğime olumlu yanıt vermişti. 7-8 yaşlarımda ilk kemanım artık benimleydi.

Türkiye‘de bu şekilde desteklenmesi gereken çok çocuk ve genç var. Özellikle Doğu bölgelerimizde de ilgi ve merakı olup da enstrümanı olmayan ya da yeteri kadar müzik eğitim kurumu olmadığı için bu durumdan mahrum kalan gençler ve çocuklar var.  İleride bu konuda çalışmalarda da bulunmak istiyorum.

Keman sevgim liseye  kadar hobi olarak devam etmişti. Ama bir yandan da ilerlemeyi çok istiyordum. Her hafta derslere gidiyordum. Ara ara dernek , koro ve okul kutlamalarında kemanımla dinletilerde yer alıyordum fakat bu profesyonel sayılmazdı, ufak deneyimler olarak bana tecrübe kattılar.

Mesleki olarak ilerlemeye karar verdiğimde Tekirdağ’dan gitmem gerekliydi. Çünkü buradaki imkanlar kısıtlıydı. İstanbul ‘a gelmeye o yüzden karar verdim. Yaşıtlarım ve benim aramda fazlaca seviye farkı vardı. Çünkü onlar çocuk yaştan itibaren sistemli ve teknikli  eğitimin yanında profesyonel bir eğitmenle keman çalışmalarını sürdürmüşlerdi.

Spor ve Sanat bu konuda çok benzer. Sporcu olmak zordur. Sistemli çalışma, beceri, bolca disiplin ve başarı gerektirir. Sporu ise belli oranda istenildiğinde herkes hayatına dahil edebilir.  

Bu sebeple  Spor yapmakla , sporcu olmak arasındaki fark büyüktür. Keman çalmakla sanatçı olmak arasındaki fark gibi. Belli bir birikim gerektirir ve çalışma temposu, sorumlulukları daha farklıdır.

Benim amacım artık sanatçı olmaktı; keman çalmaktan daha ilerisini kendime hedef edinmiştim.

İstanbul serüvenime gelecek olursak; Tekirdağ’daki keman hocam Görkem Tekin aynı zamanda  hayranlıkla izlediğim ve içimdeki keman sevgisini keşfetmemi sağlayan ilk kişidir. Bana küçüklükten itibaren kemanı sevdiren  ve ilgilenen insan odur. Lise ikinci sınıfta hocamın teşviki ve öngörüsü ile İstanbul’daki konservatuvarları araştırmaya başladım.

Değerlendirilebilecek profesyonel eğitimim 14 yaşında  İstanbul’a geldiğimde başladı. Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’ne yatay geçişle gelmiştim. Oradaki Öğretmenim Namık Kemal Yıldırım’dı. Bana kemanda farklı bir bakış açısı kazandırdı. Okulda sürekli Keman Bayramı Etkinliği adı altında konserler düzenlerdi ve bizi her fırsatta sahneye çıkarırdı. Konservatuvar eğitimi almak istediğimi bildiği için onun aracılığı ile Özlem Merdinli Kurt yani Üniversitedeki hocam ile iletişime geçmiştim. Çalışmalara hemen başladık.

Lise okurken aynı zamanda dışarıdan bir hoca ile çalışmak durumundaydım .Çünkü  hedeflerim arasında Sanat okuluna girmek vardı, yani konservatuvara..

Liseyi yatılı okuduğum için sabah dersler başlamadan önce kısıtlı bir vaktim vardı ve bunu keman , solfej ,armoni çalışmaları yaparak değerlendiriyordum. Okula girebilmem için sadece kemanı iyi derecede ve yeterli şekilde çalmamın yanı sıra seviyeli bir solfej ve armoni sınavından da geçmem gerekiyordu. Okul dışında solfej ve armoni dersleri de alıyordum hedefime ulaşabilmek için. Bunların sonucu olarak  da okula girme başarısı  gelmişti nihayet. Fakat her şey daha yeni başlıyordu bu daha başlangıçtı sanatçı olma yolumdaki ilerleyişimde.

Konservatuvar eğitimim  de 17 yaşımda başladı sınavı kazanmamla birlikte…  Bir sanatçıya göre 17 yaş konservatuvar girişi için geç gibi gözükse de, Azim, İstek ve Çalışma üçlüsüne güvenip, hedeflerimden vazgeçmedim.

Fotoğraf: Sevinç Yusifova

Peki konservatuvarı hangi koşullarda kazandınız? Ve konservatuar eğitiminden beklentileriniz nelerdi?

Lise sondayken okul yurdumuz bazı sebeplerden kapandığı için Kadıköy Lisesi yurduna gönderildik. Gerektiğinde harçlık çıkarmak için sokakta müzik yapıp para kazandığım zamanlar da olmuştu. Çünkü ailem aldığım özel dersleri karşılamakta bazı zamanlar  zorlanıyordu . Ablamla ikimiz  farklı şehirlerde okuduğumuz için masraflarımız da fazla oluyordu gelirimize göre.

Eski yurdumuz okulun içinde olduğu için genellikle  müzik bölümü çalışma odalarında çalışabiliyorduk. Dolu olduğunda farklı çözümler üretip merdiven altı, Tuvalet ve boşluk kısımlarda çalışabiliyorduk.

Kadıköy Lisesi’nde biz çalıştığımızda çıkan ses sebebiyle diğer kızlar çalışmalarını yapamıyorlardı. Bizim de çalışmamız gerektiği için kullanılmayan kuytu köşe odalara çalışmaya gidiyorduk bazen susturucu ile çalışıyorduk. Susturuculu çalışmak aslında çok da verimli olmuyordu. Zorunda kalmadıkça normal çalışmayı tercih ediyorduk.

Bu süreçte çok fazla resitale, yarışmaya, ustalık sınıfına da katıldınız. Onlardan mesleki gelişiminiz adına edindiğiniz deneyimler nelerdi?

Her deneyim bize farklı tecrübeler katıyor. Olabildiğince bulduğum her sahneye çıkıp performans sergilemeye çalıştım, çalışıyorum. Tiyatrolarda, orkestralarda , resital konserlerimde, oda müziği festivallerinde, stüdyo kayıt çalışmalarında vb.

Aynı zamanda çevre bakımından yeni insanları tanımanın yanı sıra, çalışmalarda sanatçı hocalarımızla  tanışmak bizim hayatımıza çok şey katıyor diye düşünüyorum. Tecrübe ve bilgi aktarımı her zaman benim için önemli olmuştur. 

Sizin bu eğitim ve mücadele sürecinize baktığımda sabırlı ve azimli yapınız gözüme çarpıyor. Peki sizce bir müzisyen, kemancı olsun piyanist olsun veya arpist olsun, başarılı olmak istiyorsa nasıl özelliklerini ön plana çıkarmalı veya nelere dikkat etmeli?

Çalışmalarında azimli bir duruş sergilemeliler. Başarısızlık ve yanlışlara da açık olunmalı. Denenmeli ve pes edilmemeli. Müzik dışında da hobileri olmalı ve çalışma aralarında kendini motive edebilecek alan yaratmalı diye düşünüyorum. Ben spor üzerinde böyle bir alan yarattım kendime.

Ama  hayatının sosyal kısmı da aşırı kısıtlanmamalı. Sanatçının doğadan, dünyadan, insanlardan, hayvanlardan, çevreden haberi olmalı bence, hatta yakından ilgili olması gerektiği yönündeyim. Bazen de çalışmalarımız adına odalara kapanıp saatlerce çalışıp o şekilde de ilerlememiz gerekebiliyor sanat hayatımızda. Okula hazırlandığım zamanda bu şekildeydi benim hayatım mesela. Her şey dozunda ve gerektiği kadar ayarlanmalı diye düşünüyorum duruma ve hedeflere göre.

Siz eğitiminiz boyunca bir yandan da öğrenci yetiştirdiniz. O süreçten de söz eder misiniz? Çocuk yaştaki konservatuar öğrencilerinin belki de sizin daha önce geçtiğiniz zorluklardan geçtiğini gördüğünüzde nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Ben çocuklarla iletişim kurmayı çok seviyorum. Annem anasınıfı öğretmeni. Çocuklara ilgim biraz da oradan geliyor. Deneyime açık ve cesaretli oluyorlar. İnsan büyüdükçe bazı şeyleri denemekten ve cesaret göstermekten kaçınıyor.

Öğretmenlik duygusu çok farklı bir şeymiş. Bazı öğrenciler ilk başta çekingen olabiliyor. Onların zamanla geliştiğini ilerlediğini görmek hayatta yaşadığım en güzel hislerden biri. Hayatlarında güzel izler bırakmaya çalıştım hep her konuda. Sadece kemanda değil her açıdan desteklemeye özen gösteririm.

Onların stresli ve zorlayıcı sınav dönemlerinde farklı bir bakış açısı katarak desteklediğimi düşünüyorum. Kendimde yaşadığım ve gördüğüm tecrübelerden yola çıkarak deneyimlerimi paylaşıyorum. Benim de onlardan öğrendiğim çok şey oluyor.

Çocukları müziğe, sanatın diğer kollarına erken yaşta yönlendirmenin öneminden bahsediyorsunuz. Peki bu yönde aklınıza gelen projeler var mı? Bu açıdan hayallerinizden söz eder misiniz?

Her insanın doğduğunda çevresindeki koşullar farklı oluyor. Ülkemizin her bölgesinde , sanata yönelmek isteyen ya da bu konuda ilgili  olan çocukları tespit etmeye yönelik enstrüman tanıtım festivalleri, sergileri, konserleri vb etkinliklerin bulunduğu bu tarz projeler var aklımda. Doğru yönlendirme ve eğitim ile ülkemizden daha da fazla iyi sanatçı çıkabileceği yönündeyim. Kabiliyet ve yaratıcılık konusunda yeni jenerasyonu destekleyici nitelikte çalışmalar yapılmalı diye düşünüyorum.

Birçok orkestrada baş kemancı, birinci keman ve ikinci keman olarak yer aldınız. Bu deneyimlerinizden de söz etmenizi rica edeceğim. Bunlardan nasıl kazanımlar elde ettiniz?

Hepsinin kazanımları benim açımdan birbirini destekleyici nitelikte oldu.

Her birinin farklı yönden zorlukları var ve bolca çalmakla tecrübe edildiği yönündeyim. Hepsinin deneyim ve kazanımları farklı. Bir orkestrada çalarken bütünlük ve beraberlik en başlarda gelir. Önümüzdeki notayı çalmak değildir amacımız; aynı zamanda bütünlüğü ve beraberliği de yakalayabilmektir . Çalarken üflemeli çalgıları dinlememiz , şef ile birlikte hareket edebilmemiz, kemanlar arasında uyumu ve ses gürlüğünü ayarlamamız gibi  incelikleri vardır. Bunları tecrübe ederek geliştirip zamanla ilerleme kaydediyoruz.

TUGFO 2021 nasıl bir deneyimdi? Maestro Cem Mansur’la çalışma ayrıcalığı çok özel olmalı.

TUGFO 2021 pandemi sonrası ilk defa çoklu bir ortamda tekrar müzik yapmamıza vesile oldu. Çok özlemle geçen bir dönem sonrası ilaç gibi geldi hepimize diyebilirim. Bunun yanı sıra farklı konser deneyimleri ve arkadaşlıklar da kazandık. Benim açımdan çok keyifli ve öğreticiydi TUGFO 2021. Cem Mansur önderliğinde seminer çalışmaları ve sohbetler de gerçekleştirdik orkestra çalışmaları dışında. Biz gençlere olumlu yönde farklı bir bakış açısı kattığını fazlasıyla düşünüyorum. Provalarda da bizimle olan iletişimi ve verdiği bilgiler bizim için çok değerliydi. Yakından tanıma fırsatım olduğu için kendimi şanslı hissediyorum.

TUGFO’21

Peki oda müziğiyle aranız nasıl Buse hanım? Oda müziği orkestralarında yer almayı senfoni orkestralarıyla kıyaslarsanız keman ve kemancı açısından nasıl bir farklılık veya benzerlik ortaya çıkıyor?

Oda müziği çalışmalarından çok keyif alıyorum. Farklı enstrümanlar ile bir araya  gelip küçük bir kadro ile müziği icra etmek ayrı bir keyifli oluyor bence.

Senfoni Orkestralarının da hep birlikte kalabalık bir enstrüman topluluğu olarak ortaya çıkardığı coşku ve ihtişam da benim için ayrı güzellikte. İkisinin de yeri ayrı benim için.

Keman ve kemancılık yönünden de oda müziğinde daha çok bireysel duyuluş barınmakta her enstrümandan sayılı bulunduğu için, orkestrada da beraberlik, uyum ve çoklu çalım özellikleri ağır basmakta.

Spor ve doğa ile iç içe büyümüşsünüz. Peki şu ana kadar keman çaldığınız en sıradışı yer neresiydi? Örneğin doğanın ortasında keman çaldınız mı kendinize veya sevdiklerinize?

Genelde nereye gitsem kemanım  benimle birlikte geliyor , değişik doğal mekanlarda çalma maceralarım oldu evet.

Arkadaşlarımla Heybeliada’ya gittiğimizde yanımdaydı kemanım ve yüksek bir tepede çalmıştım. Farklı bir his oluyor doğa ile iç içeyken enstrüman çalmak.

Sevdiklerimle  müziğimi paylaşmayı severim eğer koşullar elverişli ise her ortamda müziğimi icra ederim. Farklı deneyimlere de bu konuda açık olduğumu düşünüyorum.

Yazarlık olsun müzisyenlik olsun ressamlık olsun beyinsel üretimle ilgili birçok meslekte “kendine ait bir oda” metaforunun önemi ortaya çıkıyor. Peki sizce bir kemancının “kendine ait odasında” fiziksel veya zihinsel olarak neler olmalı?

Bir enstrümancı için koşullar her zaman çok iyi denk gelmeyebiliyor. Önemli olan içte kendini ait hissettiğin bir alan yaratabilmek bence. Enstrümanı elime aldığım zaman bana bu his her koşulda geliyor. Zamanla kendimde bu özelliği geliştirdim.

Fiziksel olarak alanın kısıtlanmaması gerekir, çalarken hareketlerimizi sınırlandırmamalı bulunduğumuz ortam.

Peki şu ana kadar yer aldığınız projeler arasında sizi en çok heyecanlandıran, kendinizi en başarılı hissettiğiniz hangisi veya hangileriydi?

Lütfi Kırdar Konser Salonu’nda gerçekleşen Boğaziçi Filarmoni Orkestrası’nın  Symphonic 2020  Konseri… Respighi Piyano Konçertosu Türkiye Prömiyeri’ydi aynı zamanda. Bu konserde Baş Kemancı olarak yer almam bana güzel bir tecrübe olmuştu.

Ayrıca yurt dışında Lions Klübü aracılığı ile düzenlenen Keman Resitali’nde Türk eserleri de barındıran programım ile insanlara Türk ezgilerini dinletmek benim için ülkemi temsil eden güzel bir başarı tecrübesiydi.

Kemanınızla sabahtan akşama kadar çalmaktan bıkmayacağınız üç eseri merak ediyorum ayrıca.

Eduard Lalo Keman Konçertosu kesinlikle!

Yeri bende farklı bir eserdir çok severek çalışıp çaldığım bir eser. Her kısmı , pasajı renkli ve heyecanlı bir eser… Dinlenildiğinde nefes kesen eserler arasında bence.

Ayrıca, Johannes Brahms Scherzo in C minör… Enerjisi bitmeyen ve kendi içindeki armonik uyumu fazlasıyla beğendiğim favori eserlerimden.

Bir de Henry Wienawski – Legende var. Bu eserin de kendi içindeki dinginliği ve ara sıra yükselişleri ile olan bütünlüğü çok hoşuma gidiyor.

Kendinize örnek aldığınız kadın keman virtüözleri var mı?

Çocukken Suna Kan’ın bir konserine gittiğimde çok etkilenip kendime örnek olarak benimsemiştim. Şu an da benimseyip örnek aldığım kadın keman virtüözleri var. Janine Jansen, Anne Sophie Mutter, Hilary Hahn bunlardan bazıları…

Peki hayatıyla sizi çok etkileyen bir müzisyeni sorsam ilk kimden söz edersiniz?

En başta müzisyen kimliği, karakteri, bu yolda yürürken bana olan desteği ve yaklaşımından dolayı babam derim.

Zor bir hayat yaşamasına rağmen müziğe sıkı sarılmış çok iyi bir örnek benim gözümde. Zorluklara bu kadar cesaretli yaklaşmamda etkisi olduğunu düşünüyorum.

Şu ana kadar yer aldığınız projelerden kendinizi en başarılı hissettiğiniz hangileri oldu?

Lütfü Kırdar Konser Salonu’nda gerçekleşen Boğaziçi Filarmoni Orkestrası’nın  Symphonic 2020 Konseri kesinlikle! Respighi Piyano Konçertosu Türkiye Prömiyeri idi aynı zamanda. Bu konserde Baş Kemancı olarak yer almam bana güzel bir tecrübe olmuştu.

Yurtdışında Lions Klübü aracılığı ile düzenlediğim keman resitalimde Türk eserleri de barındıran programım ile insanlara Türk ezgilerini dinletmek benim için ülkemi temsil eden bir diğer güzel bir başarı tecrübesiydi.

Benzer süreçlerden geçen çocuk ve gençlere örnek olması adına; kendi hayat tecrübeleriniz ışığında müzik yolculuğunuzda sizi en çok zorlayan engel hangisiydi ve bunu nasıl aştınız?

İstanbul  gibi bir büyükşehirde, maddi manevi, eğitimde psikolojik ve sosyal olarak ayakta ve  hayatta kalabilmek  , hedef ve hayallerimi keman üzerinde gerçekleştirirken karşıma çıkan  zorlukların ,beni geliştirdiğini ve şu anki ben yaptığını düşünüyorum.

Önemli olan zor koşullarda bir şeyler yapıp ilerleyebilmek ve çalışmaktan vazgeçmemek.

Önerim bu yönde olabilir. Şu anki ortamları koşulları iyi olmasa da farklı tecrübeler müzisyenlikte de onlara katkı sağlıyor.

Türkiye’de müzik eğitimini, enstrüman bilgisini ve klasik müzik sevgisini okul sıralarında geliştirmek ve derinleştirmek adına sizden üç öneri vermenizi isteseler yetkililere nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?

Daha fazla klasik müzikleri de barındıran konser etkinliği yapılmalı okullarda  ve medyada. Çağımız teknoloji çağı; gençler, çocuklar her konuya internet aracılığıyla hakim olup erişim sağlayabiliyor bu dönemde. Ayrıca öğrencilere enstrüman alınması desteklenmeli ve kabiliyetli olan öğrencilerin daha iyi yönlendirilmesi gerekiyor.

Okullardaki  müzik  odalarında yeterince müzik aleti bulundurulmalı ve prova, etkinlik gibi durumlara elverişli olmalı…

Klasik müziği dinleme ve tanıma etkinlikleri kapsamında, konservatuvar öğrencilerine sahneler açılabilir mesela. Böylece etkileşim ile birlikte okullarda yayılım daha fazla olur diye düşünüyorum.

Sizce Türkiye’de sanat kurumlarının fiziksel kapasitesi yeterli mi? Sizce klasik müzik konserleri halen “elitist” uğraşlar olarak mı görülüyor ve içeriğinden, kalitesinden ödün vermeksizin genele yaymak için daha neler yapılmalı?

Evet bence biraz elitist görülüyor ve sahneler bu konuda çoğunlukla yetersiz. Arttırılabilir bence… Sanata yönelik yatırım ve yenileme şart.

Klasik müziği yaymaya yönelik daha sık konser projeleri yapılabilir.

Operalar ve orkestralar çoğaltılsa bu konuda ilerleme sağlanır diye düşünüyorum.

Sanat kurumları açısından yeterli bir alan olmalı; yenilikçi olmalı ve son teknoloji ile medya da aktif konser duyuru ve haberlerini yapabilmeli. Değişik projeler oluşturmalı insanları meraklandıracak şekilde. Çalışanlarını motive edici sosyal faaliyetler yapabilmeli zaman zaman. Süreklilik olmalı; plana ve düzenli olunmaya özen gösterilmeli.

Peki hayatta en çok zorlandığınız şey nedir?

İstanbul  gibi bir büyükşehirde, maddi ve manevi boyutlarının aynı anda zorlayıcı olduğu eğitim sürecimde psikolojik ve sosyal olarak ayakta ve  hayatta kalabilmek… Ama hedef ve hayallerimi keman üzerinde gerçekleştirirken karşıma çıkan zorlukların beni geliştirdiğini ve şu anki ben yaptığını düşünüyorum. 

Önemli olan zor koşullarda bir şeyler yapıp ilerleyebilmek ve çalışmaktan vazgeçmemek sanırım…

Son olarak yakın döneme dair hayallerinizden, projelerinizden söz ederseniz çok sevinirim.

Müziğimi insanlara ulaştırmak en büyük amacım, ve üretebilmek… Üzerinde çalıştığım proje ve  müzikler var.

Temelde bolca sahnede kalarak insanlara sahnede veya farklı imkan ve alanlarda sanatsal bir aktarım yapmak hayallerim ve hedeflerim arasında ..

Bu keyifli söyleşi için teşekkürler…

Ben teşekkür ederim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s