Genç viyolacı Damla Çakar: “‘Her zaman üzerine ekleyecek şeylerin olacak, yaptıklarını göstermekten çekinme’ öğüdünün izinden gidiyorum”

Opera sanatçılığı, çello, viyola ve orkestra şefliğinin odak noktasında olduğu, notalarla, güzel müzikle dolu bir yuvada, müzisyen bir aile içinde büyüyen ve bu sayede de kulağı çok küçük yaştan gelişen Damla Çakar, 2006 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Betil Başeğmezler ile başladığı viyola eğitimine, 2011-17 yılları arasında Yrd. Doç Feza Gökmen ile devam etti. Haziran 2017 yılında lisans döneminden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldu.

Orkestra, oda müziği ve viyola alanlarında ulusal ve uluslararası masterclass ve kamplara katıldı. Pek çok konserde görev alıp, önemli yerli ve yabancı şeflerle çalışma fırsatı buldu. Tatjana Masurenko, Marco Misciagna, Cavid Cafer, Atilla Aldemir gibi önemli viyola sanatçıları ile çalışmalara katıldı. Hem solo hem de oda müziği ve orkestra üyesi olarak yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda konserde yer aldı. DÇSO’dan Bilkent’e, Hacettepe’ye, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’na, CSO’ya, Antalya Senfoni Orkestrası’na dek çok geniş bir yelpazede orkestra deneyimleri bulunuyor genç müzisyenin.

Eğitimine, Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Performans Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisi olarak “ileride birilerinin hayatına onun gibi dokunabilmeyi umuyorum” diye nitelendirdiği Doç. Ali Başeğmezler ile devam eden genç sanatçı, “İş ahlakına sahip olmak, kültürlü çalan bir enstrümancı olmak ve stil bilmek her zaman için kendime katmak istediğim değerler olmuştur. Titizlikle çalışmak bizim alanımızda en önem arz eden şeylerden. Çalışmalarımız sonucu yakaladığımız ufak detaylar, büyük başarıları doğuruyor ve yarattığımız fark bu ufak detaylarda kendisini gösteriyor” diyor.

Damla Çakar’ın geçmişi, hedefleri, projeleri ve müziğe dair algısını mercek altına aldığımız bu değerli söyleşiyi sizinle de paylaşmak isterim:

Merhaba Damla Hanım. Müzisyen bir ailede büyüdünüz ve viyola alanında çok seçkin bir eğitim eşliğinde bu alanda önde gelen müzisyenlerden biri oldunuz. Peki, müziğe olan ilginiz, yeteneğiniz nasıl fark edildi? O dönemde yakın çevrenizdekilerin anlatılarından biraz kendinizi tanıtır mısınız? 

Ailemde müzikle hep iç içe yaşadım. Annemin çalıştığı kurum olan Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde egzersizleri, provaları, temsilleri defalarca izledim. Bir eserin sahnede sergilenene kadarki sürecini küçük yaşta görme şansım oldu ve tanık olduğum her aşamasından büyük keyif aldım. Çocukluğum operada geçti diyebilirim. Bu yüzden opera ortamı bana hep sıcak gelir, aile sıcaklığını anımsatır.

Babam Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Bölümü’nde öğretim görevlisi. Onunla birlikte konservatuvar sınavlarına hazırlanan öğrencilerinin çalışmaları hep ilgimi çekiyordu. Şu anda Ondokuz Mayıs Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olan viyolonsel sanatçısı ablamın konservatuvar hazırlık sürecinden itibaren bu çalışmalar ilgimi çekmişti.  Babamın benden yaşça büyük öğrencilerinin, konservatuvar sınavı için çalışmalarını dinler, ben de onlarla sınava girecekmişim gibi eşlik ederdim. Konservatuvara girmeyi, müzik eğitimi almayı hep istedim.

Peki neden başka bir enstrüman değil de viyola? Çocukluk hayallerinizde nasıl bir enstrüman vardı? 

Ailemde iki viyola sanatçısı kuzenim daha var. Birisi Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nda, diğeri Antalya Devlet Opera ve Balesi’nde çalışıyor. Konservatuvara ilk girdikleri zamandan beri onları izleyerek ve dinleyerek viyolaya duyduğum ilgiyi göstermişim. Henüz ilkokuldayken kuzenlerimin viyolalarını tutar, pozlar verirmişim. Viyolanın tınısı hep hoşuma gitmiş ve ailemin bana tanıttığı başka enstrümanlar ilgimi çekmemiş. Viyolayı tercih etmiş ve çalmak istemişim. Böylece, 11yaşında Prof. Betil Başeğmezler ile viyola eğitimime başladım. Hocamın da etkisi ile viyolaya olan ilgim gitgide artan bir sevgiyle sürdü.

İlk resitalinizi verdiğiniz günü anımsıyor musunuz? Heyecanlanmış mıydınız? Ne çalmıştınız? 

Tabii ki hatırlıyorum. O zamanki heyecanım halen aklımda. Prof. Betil Başeğmezler’in sınıf konserinde çalan en küçük öğrencilerindendim. J. S. Bach sol majör minuet çalmıştım. Bu eser daha önce piyanoda da çaldığım ilk parçalardan olduğu için benim için yeri ayrı olmuştur.

Birçok müzisyenin geçmişinde Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası büyük yer tutuyor. Sizde hem DÇSO hem de Bilkent’ten Hacettepe’ye, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’na, CSO’ya, Antalya Senfoni Orkestrası’na dek çok geniş bir yelpazede orkestra deneyimleri var. Peki, sizce Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nda edindiğiniz deneyimin sonraki yıllarda orkestralardaki performansınız açısından nasıl bir katkısı olmuştu? 

Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, bu alanda kendini geliştirmek isteyen bir çocuğun deneyim edinebileceği, camiadan yeni insanlar tanıyarak sosyal çevresini genişletebileceği en önemli yerlerden diye düşünüyorum. Orkestracılığı deneyimlediğimiz, eser tanıyıp öğrendiğimiz, repertuvar edindiğimiz çok değerli bir kuruluş. Orada batonu altında çalıştığımız şeflerin bize büyük katkısı oldu. DÇSO daha sonraki çalışmalarımda bana çok önemli bir alt yapı oluşturdu.

Solo konserler mi orkestra içindeki performanslar mı sizi daha çok heyecanlandırır? Sizce bir müzisyen bu ikisi arasında bir tercihte bulunmalı mı? Ve bu tercih kariyerini nasıl şekillendirir?

Açıkçası ben sanırım enstrümanımın da getirisiyle tamamlayıcı parça olmayı, bir arada müzik yapmayı hep sevmişimdir. Solo çalmak önemli bir deneyim ve bir enstrümancının çalıcılığını geliştirmesi açısından kesinlikle gerekli. Bu konuda yapacağımız tercih, daha ileriki süreçte kariyerimiz şekillenirken kendisini gösteriyor ve sevdiğimiz yönde ilerliyoruz.

Katıldığınız ustalık sınıflarından da biraz bahseder misiniz? Sizin viyola sanatçılığınıza nasıl katkıları oldu bu eğitimlerin? 

Çalıştığım her viyola sanatçısından farklı kazanımlar edindim. Ama Feza Gökmen hayatımda önemli bir dönüm noktası olmuş, büyümemi sağlamıştır. Sadece enstrümancılığımda değil birçok yönde gelişmemde bana destek olmuştur.

Şu ana kadar viyola çaldığınız en sıra dışı mekan neresi oldu? 

Deniz üzerine salda inanılmaz bir deneyim yaşadım. Oda orkestrası olarak muhteşem bir manzara eşliğinde ve doğa ile iç içe çalmıştık. O atmosfer insanda büyülü hisler uyandırıyor ve bu durum performansa da yansıyor. 

Peki, şu ana kadar konser verdiğiniz ve sizi çok etkileyen konser mekanı hangisidir? 

Berlin Konzerthaus şu ana kadar çalarken en heyecanlandığım konser salonu olmuştu. Akustik ve atmosfer beni çok etkilemişti. Bunun yanı sıra seyirci kalitesi de şaşırtmıştı. Yaptığımız işin değer ve takdir görmesi gerçekten apayrı ve ne yazık ki ülkemizde özlem duyduğumuz bir şey.

Katıldığınız yarışmalardan ve derecelerinizden biraz söz eder misiniz? 

Yakın zamanda oda müziği grubumuz ile katıldığımız Akdeniz Opera ve Bale Kulübü (AKOB) Ulusal Oda Müziği Yarışması’ndan ve seslendirdiğimiz eserin bestecisi Şükrü Ege Gür’den bahsetmek isterim. Art quartet ile, A Bouquet of Dreams adlı yaylı dörtlüyü çalarak teşvik ödülü aldığımız yarışmada, Türk eseri ile katılan tek grup olduk. Bunun yanı sıra çaldığımız eserin ülkemizdeki ilk seslendirilişini yaparak heyecan verici bir deneyim yaşadık. Ülkemizde çok sayıda kendini geliştiren ve önemli çalışmalara imza atan besteci var. Tanınırlığını artırmak adına bu bestecilerin eserlerini seslendirmek, repertuvarımıza katmak bizim sahip çıkmamız gereken ulusal değerler. Kendi yüksek lisans tezimde de özellikle bir Türk besteciye yer vermek istedim ve bu konuda çok güzel geri dönüşler aldım.

Viyola alanında önemli sanatçılarla çalıştınız, çalışıyorsunuz. Size verdikleri ve hiç aklınızdan çıkmayan bir öğüdü paylaşabilir misiniz? 

Viyola kutumda yazılı olarak hep gözümün önünde bulunmasını istediğim, benim için önemli birkaç öğüt var tabii. Ama değerli Cavid Cafer hocamın söylediği ‘’her zaman üzerine ekleyecek şeylerin olacak, yaptıklarını göstermekten çekinme’’ öğüdü benim viyola serüvenimde önemli bir yer edinmiştir.

Türkiye’de viyolanın tanınırlığı ve kemandan ayırt edilebilmesi için siz olsanız nasıl bir “farkındalık” kampanyası düzenlerdiniz? 

Viyola; artık tanınırlığı artmış, repertuvarı oldukça genişlemiş bir enstrüman konumunda. Üzerine yapılan araştırmalar ve çalışmaların da getirisiyle bu konumun güçlenmekte olduğunu düşünüyorum. Yüksek lisans tez konumu da enstrümanımın günümüzdeki konumu ve literatürü evreninde tutarak, viyolanın ülkemizdeki konumunun bilinirliğini artırmayı hedefliyorum.  

Bir viyola sanatçısı sizce kendi tarzını nasıl yakalar? Başkalarından farklılaşmak için ne yapmalıdır? 

İş ahlakına sahip olmak, kültürlü çalan bir enstrümancı olmak ve stil bilmek her zaman için kendime katmak istediğim değerler olmuştur. Titizlikle çalışmak bizim alanımızda en önem arz eden şeylerden. Çalışmalarımız sonucu yakaladığımız ufak detaylar, büyük başarıları doğuruyor ve yarattığımız fark bu ufak detaylarda kendisini gösteriyor. 

Viyola repertuarınızın vazgeçilmezi üç eseri öğrenmek isterim. 

Her viyolacının çalmasının, tanıyıp öğrenmesinin gerektiğini düşündüğüm eserlerden, repertuvarımızda önemli yeri olan iki büyük konçerto var. Bunlar; Bela Bartok ve William Turner Walton viyola konçertoları. Benim repertuvarımdaki bir diğer vazgeçilmez eser ise; kendisi de viyolacı olan Rebecca Clarke’ın viyola sonatı. Enstrümanın tüm inceliklerini barındıran oldukça zengin bir eser.

Hiç unutamadığınız bir sahne anınız hangisidir? Biraz anlatır mısınız? 

Benim de sınıfında bulunduğum; Türkiye’nin ilk viyola hocası olan Prof. Betil Başeğmezler’in emekliliğinde bir veda konseri düzenlemiştik. Bu konserde hocamın eski mezunlarından değerli birçok viyola sanatçısıyla aynı sahnede olmanın heyecanını yaşamıştım. Konserin atmosferinde Türkiye’nin dört bir yanını çevrelemiş kocaman bir aile olduğumuzu hissetmiş ve çok keyifli bir konser gerçekleştirmiştik. Daha sonra beni sınıfına alan Feza Gökmen ve şu anda yüksek lisans öğrenimimi sürdürdüğüm Ali Başeğmezler ile de ilk defa burada bir araya gelmiştim. Bu konserin sonrasında onların sınıfında yer alarak birlikte birçok konsere daha imza attık.

Şu anda kullandığınız viyoladan söz eder misiniz? Özellikleri nedir? 

11 yıllık konservatuvar eğitimi sürecim boyunca okulun sazları ile çalıştım. Farklı estrümanlarda çalışmalar yapıp gelişme fırsatı yaşamış olsam da kendime ait bir enstrümanım olduğundaki heyecanım çok ayrıydı. Bir enstrümancının enstrümanı en büyük şansı oluyor. Mezun olduktan sonra aldığım sazım, özellikle viyola alanında kendisini çok geliştirmiş ve uluslararası yarışmalarda başarı elde etmiş  Gençer Cerit’e ait. Yapım aşamasında da sonrasındaki her ihtiyacımda da her zaman ilgili olan çok değerli bir lüthiye. Her enstrümancının dileği olan; sazımla bütünleşmek için ne kadar özverili çalışıyor olsam da buna ulaşabilmemde Gençer Cerit’in etkisi büyük.

Yakın döneme dair projeleriniz ve uzun vadeli hayalleriniz hangisidir? 

Yüksek lisans sürecimi repertuvarımı genişleterek, çalışma fırsatı bulamadığım eserleri öğrenerek geçiriyorum. Bu süreçte her gün kendime bir şeyler katmak ve gelişmek beni heyecanlandırıyor. Farklı orkestralarda deneyim edindiğim bir dönemdeyim. Aktif olarak çalmayı çok sevsem de bir yandan akademik kariyerimi de sürdürmeyi istiyorum. Şu anki akademik sürecimde bana sayısız öğüt veren, algımı açan, kendimi, çalışımı tanımamı sağlayan hocam Doç. Ali Başeğmezler’in yeri çok büyük. İleride birilerinin hayatına onun gibi dokunabilmeyi umuyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s