Avrupa’dan başarılı kemancımız Gözde Sevdir: “Keşkeler yerine “şu anda neleri daha iyi yapabilirim” sorusuna odaklanmaya çalışıyorum”

Fotoğraf: Erbay Ersan

Değerli orkestra şefimiz Hikmet Şimşek’in zamanında ailesini konservatuar sınavlarına yönlendirmesiyle birlikte hayatında önemli bir dönemeçten geçmiş olan Gözde Sevdir müzik eğitimine 1996 yılında, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Müzik Hazırlık İlkögretim okulunun keman bölümü sınavlarını kazanarak başladı. 

On iki yıl boyunca çalışmalarına Elif Enacar ve Prof. Server Ganiev ile devam ederken, birçok konser ve resital verdi. Aynı zamanda Alexander Vinitski, Mincho Minchev, Lucas David ve Bohuslav Matoushek gibi ünlü kemancıların masterclasslarına aktif olarak katılma şansını yakaladı. 

2008 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nden “yüksek onur” derecesiyle mezun olduktan sonra, bir yıl boyunca Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ve Antalya Devlet Opera ve Balesi’nde sözleşmeli sanatçı olarak çalısmaya hak kazanırken, aynı zamanda keman çalışmalarını Detmold’de Lucas David ile sürdürdü.

2009 yılında Belçika’da Mons Kraliyet Konservatuarı’nın master sınavını kazanarak çalışmalarına Daniel Rubenstein ile devam eden Sevdir, eğitim süresi boyunca ünlü kemancılar Olivier Charlier, Augustin Dumay ve Hagai Shaham ile solo ve oda müziği olarak birçok kez çalışma fırsatı buldu.

2012 yılında master derecesini “distinction” (başarı) ile tamamladıktan sonra, ikinci master çalışmalarına Maastricht Konservatuarı’nda (Hollanda) Robert Szreder ve Piotr Jasurawski ile devam eden başarılı genç kemancı, bir yıl sonra ise Varna Müzik akademisine katılarak Mincho Minchev ile çalıştı.

2013 yılında Antwerp merkezli Dephilarmonie’nin (Royal Flemish Orkestrası) sınavını kazanarak, Martin Brabins şefliğinde orkestra akademisinde yer almaya hak kazanan Sevdir, aynı yıl Maastricht konservatuarında ikinci masterini bitirip Mons Kraliyet Konservatuarında öğretmenlik üstüne üçüncü master programına başladı.

2014 yılında ünlü kemancı Augustin Dumay’ in masterclassı sonrası seçmeleri kazanarak bir konserde 1991 Queen Elisabeth Piano Yarışması birincisi Frank Braley ile Beethoven’in “İlkbahar” adlı 5.nci keman ve piyano sonatını seslendirme şansını elde ederken, aynı yıl, Brucellencis orkestrası ile solist olarak Mozart’in Adagio’sunu seslendirdi. Fransız piyanist Braley ile çalmayı kariyerinin zirve noktalarından biri olarak görüyor Sevdir.

2015 ve 2017 yıllarında Brussels Philharmonie ve Gürer Aykal’ın şefliğini yaptığı “Yıldızlar Orkestrası”nda çaldı ve bu yıllar içerisinde birçok kez BOZAR’da ve Brüksel Kraliyet Konservatuarı’nın salonunda solo, oda müziği ve Balkan Trafik festivalinde çalma şansını yakaladı.

2018 yılında ise Antwerp Kraliyet konservatuarında “Suzuki Methodu” post graduation çalışmalarına başladı. 2020 yılında ilk post-graduation diplomasını ve 2021 yılında da level-4 Suzuki öğretmenlik diplomasını alan Gözde Sevdir, çalışmalarına halen Antwerp konservatuarında devam etmekte olup, aynı zamanda Brüksel’de kurduğu keman sınıfında öğretmenliğe, solo ve oda müziği konserleri vermeyi sürdürüyor.

Sevdir’in hayatında “keşke”lere yer yok. Daha ziyade şu anda “neleri daha iyi yapabilir”e odaklanmaya çalışıyor. Gerek akademik gerekse müzikal anlamda oldukça başarılı ve seçkin bir genç müzisyen olan Sevdir, insanın her geçen gün kendini tanıması, geliştirmesi, değiştirebileceklerini görmesi ve bunun için çabalaması ve değiştiremeyeceklerini kabul etmesini bir “başarı” olarak görüyor… Aynı şekilde Sevdir’e göre, önemli olan günde kaç saat çalıştığın değil, olan zamanı ne kadar iyi değerlendirdiğin ve kesinlikle değişimin adım adım olduğu…

Yurtdışında gerek kendisini gerekse Türkiye’yi harika bir şekilde temsil eden, gurur duymamız gereken bu başarılı keman sanatçımızı tanımanız için sizinle keyifli bir söyleşi paylaşmak istiyorum:

Merhaba Gözde hanım. Müzik eğitiminize ilkokuldan başladınız. Peki bu yeteneğiniz nasıl fark edildi en başta? Ve üzerine nasıl bir eğitim eklemlediniz?

Merhaba Menekşe hanım. Öncelikle böyle bir röportaj serisinde bana da yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim dönemimde konservatuara ilkokuldan alınılmadığı için, ben ortaokulda konservatuar eğitimine başladım. Onun öncesinde 4 yıl özel piyano dersleri aldım. Aynı zamanda TRT Ankara Çocuk Korosunda 5 yıl ve Bilkent Üniversitesi Erken Müzik Eğitiminde bir yıllık keman eğitimi aldım.

Ailemde hiç müzisyen olmamasına rağmen, ben bebeklikten itibaren müzik dinlemeye ve şarkı söylemeye çok ilgiliymişim. Ailem de bunu fark edince aslında “hobi” amaçlı olarak beni küçük yaşta müziğin farklı dallarıyla tanıştırdılar. Ancak bir konser sonrasında koro şefimiz Hikmet Simsek, aileme konservatuar sınavına girmemi önerdi.

Hatta Bilkent konservatuarının sınav başvuru tarihini kaçırmamıza rağmen, çok ısrarım sonrasında okula gidip rica minnet sınava alınmıştım. O dönemin dekanı Ersin Onay sınav sonrasında kulağımın çok iyi olduğunu ve mutlaka müzikle uğraşmam gerektiğini söylemişti. Böylelikle benim yolculuğum da başlamış oldu.

Çok değerli keman ustalarıyla çalıştınız. Sizde iz bırakan, hiç unutamadığınız öğütlerini bizimle de paylaşır mısınız?

Agustin Dumay yaptığımız bir derste bana su soruyu sordu; “Her gün eline kemanı aldığında değiştirmeye – geliştirmeye çalıştığın bir şey var mı?”

Ben de cevap olarak; “Evet her şeyi değiştirmeye çalışıyorum. Daha temiz çalmaya, daha müzikal olmaya, daha bu daha şu…’’

Dumay bana bir kez daha sordu; “Hayır parçadaki değil ama genel bir problemi alıp onun için adım adım bir yol uyguluyor musun?  Belki 2 dakika ya da 5 dakikalık çalışmalar?”

O an tam olarak cevaplayamadım. Sonradan üstüne düşündüğümde gelişim için aslında farklı şekillerde çalışmalar yapmak gerektiğini kavradım. Önemli olan günde kaç saat çalıştığın değil, olan zamanı ne kadar iyi değerlendirdiğin ve kesinlikle değişimin adım adım olduğuydu…

Katıldığınız ustalık sınıflarının geneline bakıldığında, tekniğiniz, kemancılığınız üzerine nasıl bir etki doğurdular ve size neler kazandırdılar?

Ustalık sınıfları bence kendi sınırlarımızı zorladığımız bir yer. Eminim ki aktif katılımcılar oraya geldiğinde, eğer bir aksilik çıkmazsa en iyi hallerini gösteriyorlar. Bunun üzerine bazen sizi hiç dinlememiş olan bir keman ustası bazen hiç farkında olmadığınız bir şeyi gün yüzüne çıkartabiliyor ya da sınırlarımızı daha da zorlayabiliyor. Bazen doğru bazen yanlış bizi hiç dinlememiş bir insanın gözünden gelen bir eleştiri “yapıcı” olduğu takdirde çok kıymetli! Bunu aktif değil ama pasif olarak yaşayan müzisyen içinse çok eğitici.

Bir yıl senfoni orkestrası deneyiminiz var. Prestijli bir orkestrada yer almak bir kemancıya nasıl katkılar sağlar Gözde hanım?

Öncelikle büyük bir grupla müzik yapmanın zevkini tadıyorsunuz. Her hafta yeni bir programın olması sizi formda tutan bir şey. Yanınızdaki, arkanızdaki, önünüzdeki insanları daha çok dinlemeye, başka enstrümanların partilerini daha çok fark etmeye başlıyorsunuz. Sanki şehir içinde araba kullanmak gibi; kendiniz direksiyon başındayken sizinle aynı yöne gidenlerle aynı şeyleri yapıyorsunuz ve ayrı yollara girenlerin ve çıkanların farkındasınız. Bazen öncelik sizin, bazen yol veriyorsunuz. Bunu da organize eden aynı şefler gibi trafik ışıkları, trafik kuralları var.

Fotoğraf: Erbay Ersan

Kemancılıkta seçkin konservatuarlara ev sahipliği yapan Belçika’da ve Hollanda’da eğitiminizi sürdürdünüz. Bu iki şehirdeki müzik eğitimini nasıl değerlendirirsiniz?

Ben Belçika’da hem Wallon bölgesinde (Mons) hem de Flaman bölgesinde (Antwerp) okuma şansını bulduğum için bu iki bölgenin her anlamda farkını daha iyi anlayabildim. Maastricht’de de Flaman bölgesine yakın bir eğitim verilmekte. Mons’ta ders içerikleri gerçekten zengindi, ancak programları açısından köşeli bir sistemleri vardı. Maastricht ve Antwerp’te yazılı ödevlere, yazılı projelere çok fazla önem vermelerine rağmen, biraz daha açık bir hava sezdim. Örnek olarak master bitirme resitalinizi (45 dakika-1saat) istediğiniz şekilde şekillendirebiliyorsunuz. İsterseniz tüm süreyi komple bir konçertoyla veya oda müziği eserleriyle ya da tamamen çağdaş müzikle tamamlayabiliyorsunuz. Bu da ilgi duyduğunuz ya da ya da yöneldiğiniz veya ilerde yönelmek istediğiniz alanda kendinizi göstermenize yardımcı oluyor.

Eğitiminiz dışında konserlere de gider miydiniz Avrupa’da? Konser dinleyicilerini nasıl tanımlardınız?

Covid öncesi sıklıkla Brüksel’de konserlere gittim. Burada insanlar konserlere çok “özenli” geliyorlar. Sadece dış görünüş değil aynı zamanda dinleyecekleri eserler hakkında bilgi sahibi olmak açısından da.

Peki imkanları dahilinde müzisyen gençlerin yurtdışı deneyimleri onlara neler kazandırır?

Türkiye’de bizler çok küçük yaşlarda konservatuarlara girip, o sisteme alışıp aynı sistemin devamı olan ya devlet orkestralarına giriyoruz ya da konservatuvarlarına hoca oluyoruz. Yurtdışına çıktığımız zaman da konfor alanımızın tamamen dışına çıkmış oluyoruz. Farklı ülkelerden müzisyenlerle tanışmak, çalışmak bence kısa sureli bile olsa bir insana her anlamda çok şey kazandırır. Öncelikle bakış açımızı değiştirir, farklılıklar bizi geliştirir, aynılıklar ise bizi güçlendirir.

Biraz da Royal Flemish Orkestrası’ndaki başarınızı bize anlatır mısınız? Bu orkestra, size neler kattı?

Belçika’ da maalesef Almanya’daki gibi orkestra akademileri çok olmuyor. Ben de ilanı görünce denemek istedim. Çok güzel ve eğitici bir programdı. Programın sonunda grup şefinden yazılı olarak yapıcı bir geri bildirim almak ise benim gelişimim açısından çok yararlıydı.

Sadece yurtiçinde değil yurtdışında da hayli başarılı bir kariyeriniz olduğunu görüyorum. Örneğin, 1991 Queen Elisabeth Piano Yarışması birincisi Frank Braley ile Beethoven’in “İlkbahar” adlı 5.nci keman ve piano sonatını seslendirme şansını elde ettiniz, BOZAR’da ve Brüksel Kraliyet Konservatuarının salonunda çaldınız ve daha niceleri… Peki sizce “başarı” ne demek? Bana kendi “başarı” tanımınızı nasıl yapardınız?

Benim için “başarının” tek ve basit bir tanımı yok. Bence insanın her geçen gün kendini tanıması, geliştirmesi bir “başarı”, değiştirebileceklerini görmesi ve bunun için çabalaması bir “başarı”,değiştiremeyeceklerini kabul etmesi de bir “başarı”… Bunları sadece keman için değil her anlamda söylüyorum. Çünkü kendi gelişimimizin, hayata bakış açımızın yaptığımız işle çok bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

BOZAR’da konser yapabilmek ya da Frank Braley ile çalabilmek bana göre sadece bir “sonuç”…

Asıl “başarı” bunu hayal edip gerçekleştirmeye çalışmak, her anlamda kendi sınırlarını ve nyapabileceklerini zorlamak… Bu sonuç olmasaydı da ben gerçekten elimden geldiğinin en iyisi yapmaya çalışmışsam eğer; aslında yine “başarılı” olacaktım.

Kariyerinizin halen en başlarındasınız ama şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz ve “zirve noktalarınızdan” biri olarak gördüğünüz başarınız hangisiydi?

Sanırım Frank Braley’le çalmak benim çok hayalini kurduğum bir şeydi. Hatta sahneye çıkmadan önce kendime “belki bu şans bir daha gelmez, o yüzden ne olursa olsun o anın tadını çıkarmaya bak” demiştim.

Solo keman için yazılmış konçertolar arasında sizi en çok etkileyen, duygulandıran, neşelendiren hangileri?

Bu sorunun cevabı biraz o günkü modumla çok bağlantılı! Birçok keman konçertosunun benim için yeri ayrı ama Beethoven’in keman konçertosu ve Glazunov’un keman konçertosunu uzun sureli periyotlarda sıklıkla çok dinlediğim olmuştur.

En çok beğendiğiniz çağdaş keman virtüözlerini de öğrenmek isterim.

Hillary Hahn ve Janine Jansen’i çok beğeniyorum.

Gürer Aykal şefliğinde “Yıldızlar Orkestrası”nda çalmak nasıl bir duyguydu? Maestrodan neler öğrendiniz o dönemde?

Gürer Aykal ile daha önceden de çalışma fırsatını Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası’nda ve Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nda yakalamıştım. Ama böyle bir projede 2 yıl üst üste yer almak beni ve tüm müzisyen arkadaşlarımı çok geliştirdiğini düşünüyorum. Gürer Bey’in müzikal anlayışı, disiplini, prova içi ve dışı karakteri bize iyi bir sanatçının nasıl olması gerektiğine dair çok güzel bir örnekti.

Suzuki metodu üzerinde de çalışıyorsunuz. Keman eğitmenliği gibi bir projeniz var mı gelecek dönem için?

Suzuki metodunu uyguladığım çok küçük yaşlarda öğrencilerim var. Aynı zamanda Suzuki hocalarımdan aldığım eğitimler vesilesiyle Brüksel Başkonsolosluğu ile beraber müzikle tanışma, ritim ve müzik, keman enstrümanı tanıtımı gibi burada yaşayan çocuklara özel çeşitli etkinlikler ve konserler yapıyoruz.

Eğitiminiz boyunca ne tür burs ve desteklerden yararlandınız Gözde hanım?

Sadece Maastricht ve Mons’ta kendi okulumun verdiği burslardan yararlandım.

Çok seçkin konser mekanlarında kemanınızla dinleyicilere büyülü anlar yaşattınız. Peki sizin açınızdan bakıldığında, mimarisi ve akustiğiyle sizi en çok etkileyen konser mekanları hangileri oldu?

Hiç kuskusuz BOZAR’ın ve Brüksel Kraliyet Konservatuarının salonunun mimarisi ve akustiği.

“Benim süper gücüm”… Bu cümleyi nasıl tanımlardınız?

Eksisiyle artısıyla beni ben yapan her şey benim süper gücüm…

Kemanda başarılı olmak için ne tür fedakarlıklarda bulundunuz peki?

Hayatımın bazı dönemlerinde çok çalıştığım oldu ancak bunu fedakârlık olarak değil istediğim şeye ulaşmak için yapılan bir tercih olarak gördüm. Hissiyat olarak “fedakârlık” kelimesinin anlamını negatif bulmuşumdur. Evet, bir şeylere ulaşmak için bir şeylerden feragat edersiniz. Ancak seçimi siz yaptığınızda yol sizin doğru yolunuz olur.

Sağlığınızda nelere dikkat edersiniz?

Uzun bir süredir düzenli olarak pilates yapıyorum. Düzgün bir postüre sahip olabilmek ve kasları esnetmek açısından çok faydasını gördüm. Keşke 10’lu, 20’li yaşlarda hayatıma katsaymışım.

Çocuk ve genç kemancılara, o süreci yaşamış biri olarak altın değerinde tek bir tavsiyede bulunmanızı istesem ne söylerdiniz?

Belli bir rutinde çalışmak geliştirir ancak doğru, farkında olarak, kendini dinleyerek o rutinde çalışmak gelişimi daha da hızlandırır. Tabi ki gelişim aslında sadece çalışarak değil, gözlemleyerek, okuyarak, dinleyerek, kendini farklı alanlarda geliştirerek, bilgi sahibi olarak da olur.

Peki kariyerinizin başına ışınlanacak olursanız, bir “keşke”niz var mı?

Genel olarak çok “keşke” dememeye çalışıyorum. Biraz bu kelimenin anlamını negatif buluyorum. Tabii ki her zaman her şeyin daha iyisi ya da daha farklısı vardır. Ancak geçmişe baktığımda o şekilde olmuş, şartlar bu kadarını sağlamıştır diye düşünüyorum. O yüzden “keşke ”den çok şu anda “neleri daha iyi yapabilirim”e odaklanmaya çalışıyorum. Bunda da dürüst olmak gerekirse her zaman başarılı olduğumu söyleyemem 🙂

Son olarak, yakın dönem projelerinizi öğrenmek isterim.

Covid sonrası konserlerimize kaldığımız yerden devam etmek istiyorum. Ayrıca Brüksel’deki çocuklarımıza yönelik etkinliklerimiz de devam edecek.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler. Güzel Belçika’ya da çok sevgilerimi iletin lütfen…

Ben  teşekkür ederim. İyi çalışmalar. Sevgiler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s