Yunus Kaya: Brahms icracılığıyla Avrupa’da müzik çevrelerinden tam not alan genç piyanist

Fotoğraf: Victor Marin
  • Bu röportaj Andante dergisi Eylül 2021 sayısı için hazırlanmıştır.

1986 yılında Avusturya’nın en batısında Vorarlberg eyaletinin Schubertiade Festivali ile meşhur Hohenems kasabasında, gelecekte ülkenin seçkin piyanistlerinin arasına katılacak olan biri doğdu. Yunus Kaya, ülkesinden uzaktayken kültürel kökenlerine dört elle sarılma arzusunun da verdiği etkiyle Türk Sanat Müziği tutkunu bir ailenin oğlu olarak küçük yaştan itibaren müzikle iç içe geçen bir yaşantı sürdü. Altı yaşına geldiğinde ise, ailesinin yönlendirmesiyle piyano dersi almaya başladı. Avusturya’nın en küçük eyaleti olan Vorarlberg, sanayinin yoğun olduğu bir bölge, ama aynı zamanda bisiklet, doğa yürüyüşleri ve dağcılık gibi sportif faaliyetlerin yapıldığı tam bir doğa cenneti. Yunus Kaya, Bregenz Bodensee (Konstanz) gölünün kıyısında ailecek yaptıkları yürüyüşlerin yanı sıra çocukluğundan beri tam bir futbol tutkunuydu. Ancak piyano her zaman öncelikliydi onun için. Önce piyano çalışmalarını tamamlayıp ardından arkadaşlarının futbol antrenmanlarına katıldı tüm çocukluğu boyunca… Ne de olsa hayat, yaptığımız tercihlerimizin toplamı değil midir? 

Vorarlberg Devlet Konservatuarı’nda Ferenc Bognar ile lisans çalışmaları ve ardından Salzburg Mozarteum Üniversitesi’nde Imre Rohmann ile yüksek lisans çalışmalarını sürdüren Kaya, bu süreçte Avrupa’nın birçok ülkesinde konserler verdi. Yaşadığı bölgenin İsviçre’ye sınırdaş olmasından ötürü Avusturya’nın en pahalı bölgesi olması, eğitim hayatı boyunca her zaman farklı burslar alarak müziğe olan tutkusunu, doğru ve seçkin bir eğitimle sürdürmesini gerektirdi. Rus Filarmoni Orkestrası Klassika, Finlandiya’nın Jalas Oda Orkestrası, Vorarlberg Senfoni Orkestrası gibi orkestralarla solist olarak yer aldı. Kaya ayrıca, Internationaler Bodensee Festivali, Chopin Gesellschaft Vorarlberg ve Salzburger Kammermusikfestival gibi festivallerde de yer aldı. 

Vorarlberg’in küçük ama kültürel yaşamı zengin bir eyalet olması, klasik müzik konserlerinin sık sık düzenlenmesi, Schubertiade Festivali ve Bregenzer Meisterkonzerte’le birlikte dünyanın en seçkin müzisyenleri ve orkestralarının bu eyalette buluşması Kaya için elverişli bir atmosfer oluşturdu. Dünyaca meşhur bir festival olan ve Bregenz gölünün kıyısında gerçekleşen Bregenzer Festspiele’yi izleyen, her sene yaz aylarında gerçekleşen festivalde Viyana Senfoni Orkestrası’nın gelişini iple çeken Yunus Kaya’nın çocukluk ve gençlik dönemi idealleri de işte kültürel olarak bu denli canlı bir ortamda şekillendi, eyaletindeki kültürel yaşamla beslendi.  

2008 yılında Avusturya’nın Feldkirch şehrinde düzenlenen Bösendorfer yarışmasında birincilik ödülü kazanan Yunus Kaya Viyana’da düzenlenen törende Bösendorfer bursuna layık görüldü. 2011 yılında Salzburg’da piyano triosu ile Yehudi Menuhin Live Music Now bursunu kazanan genç sanatçı Avusturya, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde konserler verdi. Kaya’nın Brahms icracılığında dönüm noktası ise 14-15 yaşlarına denk geliyor. O dönemde Rhapsodie Op. 79 No. 1 çalışırken, öğretmeninin verdiği parçaların yanı sıra büyük bir hevesle başka parçaları da deşifre eden Kaya, böylelikle Brahms’ın 6 Klavierstücke (Piyano Parçaları) Op. 118’i öğrenmiş ve repertuarına katmış. Aynı zamanda bu eserlerin CD kayıtlarını da Julius Katchen ve Wilhelm Kempff’ten dinleyerek müzikalitesini geliştirmiş.  

Yunus Kaya 2013 yılından beri Vorarlberg Devlet Konservatuarı’nda (Vorarlberger Landeskonservatorium) öğretim görevliliği ve aktif konser yaşantısının yanı sıra Finlandiya, İtalya ve Türkiye’de ustalık dersleri veriyor. Ancak en büyük hayallerinden biri Türkiye ile bağlarını daha da pekiştirmek ve daha fazla genç müzisyene erişebilmek. Türkiye’de genç ve çocuk müzisyenlerin piyanoya olan ilgisi ve başarıları onu uzaktan çok fazla gururlandırıyor ve aynı süreçten geçmiş biri olarak onlara daha fazla destek olmak, yol göstermek istiyor. 

Brahms’ı gelmiş geçmiş en büyük bestecilerden biri olarak nitelendiren Kaya, 2021 yılında çıkardığı ve gençlik hayallerinden biri olan ilk solo albümü Brahms Piyano Parçaları Op. 116-119 ise, Avrupa’nın önde gelen müzik dergilerinde ve eleştirmenler tarafından övgüyle bahsediliyor. Almanya’nın Fono Forum dergisinin temmuz ayı baskısında Stern des Monats / – Ayın Yıldızı unvanına layık görüldü. Kaya’nın Brahms’ın son 20 piyano parçasını çaldığı albümü Ars Produktion etiketiyle yayınlandı. 

Andante olarak, Türkiye’de müzikseverlerin kendisini daha yakından tanıması ve Avrupa çapında yıldızı giderek parlayan bu Brahms icracısının geçtiği süreci öğrenmesi için Yunus Kaya ile bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Merhaba Yunus bey. Avusturya’nın en batısında, İsviçre ve Almanya sınırındaki Vorarlberg eyaletinde başladı sizin hikayeniz. Altı yaşında piyano dersi almaya başladınız. Ardından hemen konservatuar eğitimi geldi. Peki sizi müziğe yönelten ne oldu? Aİleniz sizdeki müzik ışığını nasıl fark etti?

Beni müziğe yönelten en büyük etken ailem oldu. Bilhassa babamın Türk Sanat Müziği’ne çok büyük bir ilgisi vardı. Geçmiş asırlara dayanan şarkıları bilirdi ve onların sözlerini not ederdi. Asıl mesleği terzi olsa da içinde sanat ruhu vardı. Bu küçüklükten gelen bir sevgiydi. Evimize piyano aldıktan sonra kendisi tek el, kulaktan duyma Türk Sanat Müziği melodileri çalar ve söylerdi. Küçükken de kendi biriktirdiği parasıyla almış olduğu mızıkasını çalarmış. Eskiden kalma sanat müziği kasetleri evimizde hala mevcut. 

Ailemin Klasik Batı Müziği bilgisi fazla olmasa da benim mutlaka o dalda piyano eğitimi almamı ve bunu meslek edinmemi istediler. Bu vesileyle 6 yaşımda piyano derslerine başladım. Babamı 2003 yılında maalesef kaybettikten sonra annem gerek Vorarlberg Devlet Konservatuarı’nda gerekse sonra Salzburg Mozarteum Üniversitesi’nde okuduğum süreçte bana destek oldu. Beni bu yola yönlendirdikleri ve her daim desteklerini esirgemedikleri için aileme bu yüzden büyük bir minnet besliyorum.

Doya doya yaşayabildiniz mi peki çocukluğunuzu? Yoksa piyano için özverilerde bulundunuz mu?

Ben de birçok piyanist gibi pek çok özveride bulundum. Örneğin çocukluğumdan beri futbol sevdalısıyım ve aynı zamanda eğitimimin yanı sıra futbol takımında oynamaya başladım. Arkadaşlarım beni futbol oynamaya çağrınca, onlara ilk önce piyano çalışmam gerektiğini söylerdim. Bu biraz da ailemden kaynaklanan bir prensipti. Çalışmam bittikten sonra yanlarına katılırdım. 

Ailemden gördüğüm disiplin ve düzen sayesinde futbol antrenmanlarımı ve piyano eğitimimi aksatmadan devam ettirdim. Her ikisini de çok severek yaptığım için, çocukluğumun güzel geçtiğini düşünüyorum.

Bu sene çıkardığınız ilk solo albümünüz olan “Brahms Piyano Parçaları Op. 116-119”, Avrupa’nın önde gelen müzik dergilerinde ve eleştirmenler tarafından övgüyle karşılandı; Almanya’nın “Fono Forum” dergisinin Temmuz ayı baskısında “Ayın Yıldızı” ünvanina layik görüldünüz. Bize biraz bu albüm fikrinin nasıl ortaya çıktığından ve içeriğinden söz eder misiniz?

Brahms’ın piyano eserleriyle ilk kez 14-15 yaşlarındayken tanıştım, ve o dönem Rhapsodie Op. 79 No. 1 çalışıyordum. O yaşlarda öğretmenimin verdiği parçaların yanı sıra büyük bir hevesle başka parçaları deşifre yapma merakım vardı. Bu sayede Brahms’ın 6 Klavierstücke (Piyano Parçaları) Op. 118 öğrendim ve repertuarıma kattım. Aynı zamanda bu eserlerin CD kayıtlarını Julius Katchen ve Wilhelm Kempff’ten dinliyordum. Bu yorumları her zaman çok etkileyici bulmuşumdur. Bu albüm fikri gençlik yıllarımdan beri hayallerimi süslemekteydi ve bu hayalimin şimdi gerçekleşmiş olması beni çok mutlu ediyor. 

CD’nin Avrupa’nın önde gelen klasik müzik dergilerinde tam not alması ve radyolarda övgüyle bahsedilmesi hayallerimin de ötesinde oldu. 

Brahms’ı bir besteci olarak sizin gözünüzde özel ve biricik kılan unsurları neler?

Benim için Brahms şüphesiz gelmiş geçmiş en büyük besteciler arasındadır. Henüz 18-20 yaşları arasında yazdığı 3 Piyano Sonatı (Op. 1, Op. 2 ve Op. 5) bestecinin erken yaşlardaki ustalığının ve olgunluğunun ispatıdır. Sonatlar bana göre adeta piyano için yazılmış senfonilerdir.

Beni okuduğumda hayretler içinde bırakan bir öyküsünü de paylaşmak isterim. Brahms yirmili yaşlarındayken zamanın ünlü kemancısı Rémenyi ile bir turneye çıkar. Programda Beethoven’in piyano ve keman için bestelediği 7. sonatı vardır. Bir konserde piyanonun detone olduğunu fark eden Brahms, parçayı anında transpoze edip, do minör yerine do diyez minörden çalar. Brahms eserleri sadece yorumlamıyor, onları tüm yönleriyle ve derinlikleriyle kavrıyordu.

Üstün yeteneğine rağmen daima mütevazi ve içine kapanık bir kişi olarak kalmıştır. Beethoven ve onun 9. Senfonisine duyduğu büyük saygıdan dolayı ilk senfonisini 12 yıl uğraşın ardından 43 yaşında tamamlamıştır. Brahms’a olan büyük hayranlığım aynı zamanda bu insani yönüne duyduğum saygıdır.

Brahms sadece piyano için harika eserler yazmadı, dehasını diğer enstrümanlar için bestelediği başyapıtlarda da kanıtladı. Gerek oda müziği, şarkılar gerekse senfoniler, konçertolar ve “Ein Deutsches Requiem” (Bir Alman Ağıtı), akla gelen her eseri kanımca bir şaheserdir. Brahms’ın bu çok yönlülüğü onun çok usta bir besteci olduğunun kanıtı…

Zaman tünelinden süzülüp gelse, karşınıza otursa, Brahms’a neler sorardınız? 

Öncelikle, piyano için yazdığı eserleri kendisinden duymayı çok isterdim ve bana çalmasını rica ederdim.

Bu konuyla ilgili kısa bir hikaye anlatmak istiyorum. Clara Schumann’ın öğrencisi Ilona Eibenschütz Brahms’ı 1892 ve 1893 yıllarında Avusturya’nın Bad Ischl köyünde ziyaret etmiş ve besteciden bizzat kendisi için çaldığı Op. 118 ve Op. 119 parçalarını dinlemiş. Eibenschütz’ün anlatımıyla Brahms, eserleri son derece serbest, sanki doğaçlarmış gibi çalarmış. Herhalde bu bizim Brahms’in müziğine olan genel bakış açımızı değiştirirdi çünkü şimdiki zamanda, kendi fikrimce Brahms’ı fazla akademik yorumlama eğilimi ağır basıyor. 

Zaman tünelinde biraz daha kalma şansım olsa, kendisiyle çıkardığım bu albüm hakkında sohbet edebilmek, yorumlarını duymak da isterdim. Haddim olmadan herkesin merak ettiği Clara Schumann ile ilgili gizemli ilişkilerine de değinirdim bu arada. Tabi Brahms beni ne kadar dikkate alıp konuyu açardı, orasını bilemem.

Brahms’ın klasik müziğe kazandırdıklarını kısaca anlatabilir misiniz?

Brahms’ı bir besteci olarak anlatmak hiç te kolay değil: kendisini asla bir romantik besteci değil de klasik devrin bir temsilcisi olarak gören, bu yüzden dönemin “Wagnercileri” tarafından “geleneksel” olarak dışlanmış bir bestecidir. Ölümünden nice sonra Arnold Schönberg “Brahms der Fortschrittliche” makalesinde Brahms’ın aslında ne kadar yenilikçi bir besteci olduğuna kanaat getirmiş. Schönberg’e göre, kendi değimiyle “entwickelnde Variation” (gelişen varyasyon) tekniğinin, yani küçücük motiflerden büyük tematik ahenkler yaratma yönteminin ustası Brahms, sonraki bestecilere yön veren öncü bir besteci oldu

Avrupa’nın birçok ülkesinde konserler verdiniz. Peki şu ana kadar sizde akustiği ve mimarisiyle en çok hayranlık uyandıran konser mekanı hangisi oldu? Okurlarımızı biraz o konser salonunda gezdirecek şekilde anlatır mısınız mekanı?

Ne ilginçtir ki, sözünü ettiğiniz her şeyi kayıtları yaptığımız Vorarlberg eyaletinde, Schubertiade Festivali’nin düzenlendiği Hohenems kasabasındaki konser salonunda buldum. O salonu gözünüzde şu şekilde canlandırmama izin verin. Sahnede çok kaliteli bir Steinway D piyanosu var. İçerideki çok güzel ve doğal bir akustiğe sahip salonun ahşap olması da bu ses kalitesine destek oluyor. Bir çok sanatçı gerek “Deutsche Grammophon” gerek “Sony” CD şirketleri için burada kayıt yapıyor. Onun dışında Salzburg’daki eski okulum Mozarteum’da birçok kez çaldığım “Wiener Saal” salonu da çok etkilemişti beni… 

Peki, piyanoda çaldığınız eserlerde “Yunus Kaya” imzasını nasıl atarsınız? Sizin piyano çalma tarzınızın belirgin, ayırt edici unsurları neler?

Açıkçası parçalara, nasıl imzamı atarım diye bir derdim yok. Zaten bir yorumcunun başlama noktası, nasıl farkındalık yaratırım diye olmamalı. Eseri en iyi şekilde analiz edip, bestecinin eseri hangi dönem ve şartlar altında yazdığını bilgi edinip, parçanın benden olan beklentilerini nasıl karşılarım? En önemlisi parçayı iç kulağınızla duyup, hayal ettiğiniz tınıyı piyanoya nasıl yansıtırsınız? Asıl bunlar beni ilgilendiren unsurlar…

Öğretmenlerim, hem Imre Rohmann hem de Ferenc Bognar, sadece piyano eserlerini değil, bestecilerin diğer yapıtlarını da dinlememi ve piyanoya orkestral ya da şarkı söyleten bir tınıyla renk katmamı isterlerdi. Öğretmenimin bana bir kere söylediği bir cümlesini hiç unutmam: “Çok fazla piyanist olarak çalıyorsun, Yunus. Burası bir yaylı kuartet’te ikinci keman’la viyolanın düeti.” Eserlere bu şekil yaklaşmak doğrudan piyano tekniğini, tuşeni ve yorumunu şekillendirir ve kişisel yorumun bu şekilde oluşur. 

Ayrıca eğitim hayatınıza yakından baktığımda, mutlaka önemli bir burstan yararlandığınızı görüyorum. Bize bu burs olanaklarından söz eder misiniz? Ve kendi deneyiminizden yola çıkarak sizce bir müzisyenin eğitimini burslu yürütmesi, ona nasıl kazanımlar getirir?

Ben eğitimim boyunca sürekli bir burstan gelen maddi destekle okumadım. Benim elde ettiğim burslar bana daha çok manevi değerler kazandırdı. Örneğin 2003 yılında Konservatuarın her sene bir öğrenciye verdiği “Üstün yetenekliler bursu”nu aldım. 2008 yılında Feldkirch’te düzenlenen “Bösendorfer” yarışmasında birincilik ödülünü kazanarak, Avusturya genelinde verilen Bösendorfer-Stipendium bursuna, Viyana’da düzenlenen ödül töreninde layık görüldüm. 2011 yılında Salzburg Mozarteum Üniversitesi’nde düzenlenen “Yehudi Menuhin Live Music Now” bursunu oda müziği dalında kazandık ve müzik topluluğumla Avusturya, Almanya ve İngiltere’de konserler verdik.

Ben babamı 18 yaşımda kaybettim ve okullarım bitene kadar Avusturya Devleti bana maddi yardımda bulundu. Avusturya’da anne veya baba veya ikisini de kaybettiğin zaman, devlet yetim kalan çocuklara “Waisenpension” (yetim maaşı) bağlıyor. Devletin bu desteğini 24 yaşıma kadar gördüm ve bana eğitim sürecinde maddi büyük yardımı dokundu.

Kuşkusuz, burslardan elde edilen maddi yardım, bilhassa yurt dışında okumak isteyen öğrenciler için, hele de bu devirde çok büyük bir destek. Diğer yandan, manevi anlamda da önemli kişilerle tanışmanıza vesile olup konser teklifleri almanızı sağlayabiliyor.

2013 yılından itibaren Vorarlberg Devlet Konservatuarı’nda (Vorarlberger Landeskonservatorium) öğretim görevliliği ve aktif konser yaşantınızın yanı sıra Finlandiya, İtalya ve Türkiye’de ustalık sınıfları düzenliyorsunuz. Yeni neslin piyanoya olan yatkınlığı, ilgi alanları nasıl? Ve güncel eğitim metotları ışığında nasıl yöntemler izliyorsunuz onları müzik dünyasına ısındırmak için?

Son yıllarda Türkiye’deki genç neslin klasik müziğe olan ilgisini arttığını fark ediyorum. Bu çok sevindirici. Türkiye’ye ustalık sınıfları düzenlemek için iki kere geldim ve gerek öğrencilerin seviyesi gerekse onların klasik müziğe olan merakı beni etkiledi. Burada elbette onları yetiştiren öğretmenlerinin ve onlardan desteğini esirgemeyen ailelerinin de önemli rolü var. 

Metotlardan ziyade bir öğretmenin müziği nasıl sevdirmesi, müziği nasıl anlatması, bazen derste çalıp ilham vermesi en büyük etkenler diye düşünüyorum. Bunun dışında sık sık konserlere gidilmesi, müzik sevgisinin ve çalışma motivasyonunun artmasını sağlayabilir. 

Piyano resitali vermekle orkestra bünyesinde çalmak arasında siz nasıl farklar hissettiniz? Ve hangisini daha çok tercih ederdiniz?

İkisi de farklı açılardan heyecan verici. Orkestrayla solist olarak çaldığımda kendimi oda müziği yaparmış gibi hissediyorum. Solo çaldığınız zaman ritim ve tempo konusunda kendinizi biraz daha özgür hissedip, eserleri daha spontane yorumlayabiliyorsunuz. Orkestrayla çalarken bu imkanlar biraz daha kısıtlı tabi. 

Avusturya’da konservatuardan mezun olan bir gencin iş bulma olanakları ile Türkiye’yi kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Türkiye’de hiç yaşamadığım için yine bir yorum yapamam o konuda. Orta Avrupa’da genellikle iş bulmak hiç te kolay değil. Bir kere rekabet çok fazla. Almanya, Avusturya ve İsviçre’nin önde gelen üniversitelerinden mezun olan, iş arayan sayısız müzisyen var. Bazen bir profesörlüğe yüzlerce kişi baş vuruyor. Yeri geldiği zaman çocukların ders gördüğü bir müzik okulu (Musikschule) için bile en üst seviyeli piyanistler baş vuruyor ve sonunda sadece bir kişi işi kapıyor. Ben o yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum.

Yunus bey, son olarak yakın geleceğe dair planlarınız ve hayallerinizi de öğrenmek isterim. Örneğin, Türkiye’de sizi daha fazla sahnede izleyebilecek miyiz? Bundan sonraki albüm hangi besteciye odaklanacak?

Elbette Türkiye ile daha fazla bağlantılarım olsun isterim. Dediğim gibi, şu ana kadar konser ve ustalık sınıfı vermeye sadece iki kez gelebildim, umarım ileride bu daha da sıklaşır. Eğitim dönemimde ve yarışmalarda tanıştığım birçok harika müzisyen arkadaşlarım şu an Türkiye’nin çeşitli yerlerinde aktif müzik yaşantılarını sürdürüyorlar. Bazılarıyla irtibatım devam etmekte. Arkadaşlarımın artmasını isterim.

İkinci albüm için aklımda bir proje var, ama henüz somut bir şekilde kesinleşmedi.  Bununla birlikte, Schubert’e dönük bir proje olma ihtimali yüksek. Salzburg’daki hocam Schubert’in bitmemiş piyano sonatlarını tamamladı. Öyle bir proje aklımdan geçiyor. Ama dediğim gibi, kesinleşmeden bir şey söylemeyi tercih etmiyorum. Netleştiğinde ilk olarak Andante okurlarıyla paylaşacağıma emin olabilirsiniz. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s