Genç kompozitör Akın Kilis: “Fikirlerin bitmesi, besteciliğin de bitmesidir. Benim süpergücüm istikrar ve sabır”

Fotoğraf: Ege Gür

Akın Kilis 13 haziran 1998 tarihinde Adana’da doğdu. 2009 yılında Çukurova Üniversitesi Devlet
Konservatuvarı piyano bölümüne birincilikle girdi ve burada çalışmalarını G. Can Çoker ile sürdürdü. 11. sınıfta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet konservatuvarı’na Birce Arslan Asman’ın piyano öğrencisi olarak kabul edildi. 2016 yılında, aynı okulun kompozisyon bölümüne hazırlık sınıfını atlayarak kabul edildi. 2017 ve 2018 yıllarında, İstanbul’da düzenlenen 10. ve 11. Sesin Yolculuğu: Genç Besteciler Festivali’nde eserleri icra edildi. 

2017’de Mersin Uluslararası Müzik Festivali Kompozisyon Yarışması’nda 2. lik ödülünü kazandı ve ardından “Polifolk” adlı geleneksel koro topluluğundan eser siparişi aldı. Bugüne kadar, Onur Türkmen, Tolga Yayalar, Mahir Cetiz, Yiğit Aydın, Eivind Buene, Pieter Snapper, Hanna Eimermacher, Stefan Lienenkamper, Ken Ueno, Helena Tulve, Kamran İnce gibi isimlerin kompozisyon seminerlerine; Mark Andre, Shih-Hui Chen, Hideki Kozakura, Michael Edward Edgerton, Samir Todeh-Tamimi, Pieter Snapper, Michael Ellison, Kamran İnce, Onur Türkmen, Yiğit Aydın, Mahir Cetiz, Ülkemin Akbaş gibi bestecilerlin ustalık sınıflarına katıldı.

2018’de Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen The Second Everlasting Hope: Gustav Mahler & Terezin Composers Festival’den aldığı davet ve eser siparişi kapsamında, “Stepwise to the Tenebrous Aura” adlı Pierrot Ensemble eserini yazdı ve 25 Nisan 2019’da ise bu eserinin Prömieri “Diskant Çağdaş Müzik Topluluğu” tarafından İstanbul’da Beyoğlu İtalyan Sinagogu’nda yapıldı. 2019 yılında Süleymanpaşa Belediyesi Bisanthe Gülsin Onay Piyano Beste Yarışması’nda Seyirci Özel Ödülü ve Mansiyon Ödülünü kazandı ve yine aynı Mersin Uluslararası Müzik Festivali Kompozisyon Yarışması’nda 3. lük ödülünü kazandı. 2019’da  University of Missouri-Kansas City Conservatory, Amerika’da bulunan Trio Tolia tarafından eser siparişi aldı ve “If We Had Not Get Divided… (… لا تصير غياب جمعتنا )” adlı triosunu yazdı.

2020’nin bahar döneminde Hochschule für Musik und Theater Hamburg/Almanya’ya Erasmus  programı kapsamında kabul edildi ve burada kompozisyon çalışmalarını Prof. Gordon Kampe ile sürdürdü, bir yandan da Alexander Schubert, Sebastian Sprenger, Roberta Vidic, Catarina Fourcassie gibi isimlerle çalıştı. 2020 yılında, Özkan Manav, Ahmet Altınel, Mehmet Nemutlu ve Hasan Uçarsu ile çalıştığı  Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kompozisyon  Bölümü’nden mezun oldu. 29 Nisan 2021’de İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgi Yeni Müzik Festivali kapsamında flüt, klarinet, çello ve piyano için yazdığı “Parodies of a Ballade” adlı müziği, Hollanda merkezli Ensemble Oerknal tarafından seslendirildi ve 26 Haziran 2021’de sosyal medya platformlarında yayınlandı.

27 Haziran 2021’de İtalya/Como’da final etabı gerçekleşen IV. International Composition Competition 2020 “Appasionato Ensemble” da “If We Had Not Get Divided… (… لا تصير غياب جمعتنا )” adlı flüt, keman ve çellodan oluşan triosu ile mansiyon ödülünü aldı. Şu an aynı okulda yüksek lisans eğitimini Özkan Manav ile sürdürmektedir. Bestecilik gelişimi ile ilgili elde ettiği tecrübenin fazla bir kısmını İstanbul Composers Collective ile olan ilişkisi sağladı. Bu kollektiften özellikle Mithatcan Öcal, Emre Dündar, Mehmetali Uzunselvi ve Uğurcan Öztekin ile yakın bir işbirliğini sürdürüyor. Besteci, arkadaşları ile yaptığı müzik sohbetleri ve paylaşımları doğrultusunda onları her zaman en değerli okulu ve yol arkadaşı olarak görüyor ve söyleşinin de birçok noktasında okuyacağınız gibi bestecilik serüvenine değer ve anlam kattıkları için arkadaşları Masis Taşı, Emircan Pehlivan ve Mithatcan Öcal’a teşekkür ediyor.

Son dönemde başarılarına sürekli yenilerini ekleyen, dolu dolu bir eğitim sürecinden geçtikten sonra kendini yenileyip yeni eserler hazırlamaya doyamayan genç bestecimiz Akın Kilis’i yakından tanımaya ne dersiniz?

2009 yılında Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümüne birincilikle girdiniz. Peki o güne kadar olan müzik yolculuğunuz nasıl gelişti? Müziğe olan ilgi ve yeteneğiniz nasıl ortaya çıktı?

Çevresini, bilhassa genç kuşağı sanata yönelten, bağlama çalan babam Ferit Kilis, evde şarkılar söyleyen annem Huriye Kilis ve küçükken mahalle şenliklerinde binlerce kişiye şarkılar söylediğimiz, sonrasında da güzel sanatlar lisesine giren ve beni müziğe yönelten ağabeyim Barış Kilis ile başladım müzik yolculuğuma. Ağabeyim, sesleri referanssız olarak verebildiğimi keşfetti ve güzel sanatlar lisesindeki hocası, benim de ilk hocam İsmail Soner Erdem ile ilkokul öncesi özel piyano dersi almamı sağladı. Bu zamanlarda, nota öğrenir öğrenmez küçük çaplı bir şeyler bestelemiştim. İlkokul sonrası Ç.Ü.’de G. Can Çoker ile piyano çalışmalarıma devam ettim. O da benim bir şeyler besteleme arzumu gördü ve beni bu doğrultuda son derece destekledi, akşamlara kadar bestelerimi beraber temize geçirdiğimizi hatırlarım.

11. sınıfta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’na Birce Arslan Asman’ın piyano öğrencisi olarak kabul edildiniz ve 2016 yılında, aynı okulun kompozisyon bölümüne hazırlık sınıfını atlayarak kabul edildiniz. Piyanodan kompozitörlüğe doğru sıçrayan bu merakınızı nasıl açıklardınız?

Hocam G. Can Çoker’in okuldan ayrılma ihtimalini öğrendiğimden beri, planım Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne geçip ilk iki sene piyano okuyup ardından kompozisyon bölümüne geçme yönündeydi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne 16 yaşında bir genç olarak geçtiğimde, öğrencisi olduğum ilk günden bu yana bana sadece hocalık değil ablalık da yapmış olan hocam Birce Arslan Asman ile bu isteğimi paylaştım ve sonrasında kompozisyon bölümüne girdim.

Hep merak edilen sorudur. İlham kaynağınız nedir?

Zamanın bu kümülatif birikimi içerisinde birçok müzik türü, hatta resim, tiyatro, heykel gibi farklı disiplinler de, çağdaş müzik çerçevesinde beselediğim müziklerim için ilham kaynağı olabilir. Yeter ki Anton Webern’in en çok önem verdiğim beste yapma kriterlerinden biri olan “iç tutarlılık” açısından uyumlu olsun. Bir de günlük hayatta dikkatimizden kaçan seslerin, insan jestleri ve diyaloglarının da ilhamımda payının olduğunu söyleyebilirim.

İyi ki besteci olmuşum, çünkü… Nasıl tamamlardınız bu cümleyi?

Sait Faik der ya “yazmasaydım deli olacaktım.”diye. Müzikle ilişkim de bu doğrultuda. Küçüklükten bu yana resim, müzik, şiir, tiyatro gibi alanlara ilgim vardı. Hepsi de benim için kendimi aktarmanın bir yoluydu. Ben bunu zamanla müzik üzerinde topladım çünkü bunu en çok bestecilikle yapmaktan keyif alıyordum.

Peki bir beste yaparken ortamda nelerin olmasına / olmamasına dikkat edersiniz?

Çok fazla konfor büyük zarar verebilir. Tabi sakin ve doğaya karşı bir mekanın rahatlığından bahsetmiyorum. Alışkanlıklarımıza kolay teslim olduğumuz ortamların konfor alanının sarhoş ediciliğinden bahsediyorum. Diğer yandan, bestecinin kendine düşünme payı da bırakabileceği bir hayatı olması lazım. Günümüz kompozisyon bölümleri sağ olsun, bestecilerin ödevlerle uğraşmaktan beste yapacak halleri kalmadığı olabiliyor. Hatta bizzat ben de, şimdiye kıyasla okul hayatım sırasında üretkenliğimden kısmak zorunda kaldım ne yazık ki. Besteleme sürecinde tıkandığımda ortam değiştirmem bana çok katkı sağlayabiliyor. Bir bestecinin, müzik yazma sürecinde kendisi gibi beste yapan ve bu sürecin acısını yaşayan dostları ile beraber olması bulunmaz bir nimet. Masis Taşı, Emircan Pehlivan ve Mithatcan Öcal ile bugüne kadar birçok kez yan yana çalıştık. Dostlukları bir yana, onlar benim en değerli okulum oldular.

Karşılıklı oturup dertleşmek isteyeceğiniz besteci (çağdaş veya geçmişten) kimdir ve neden?

György Ligeti derdim. Ligeti, müzik dünyasına kendine has kattıkları şeyler dışında, birçok ayrı tarzda müzik besteleyebilmiş bir insan çünkü. Bir de çok zor beğenen bir besteciymiş kendisi.

2017 ve 2018 yıllarında, İstanbul’da düzenlenen 10. ve 11. Sesin Yolculuğu: Genç Besteciler Festivali’nde eserleriniz icra edildi. Neler hissettiniz?

İlkinde kendi düzenlememi çalmıştım, ikincisinde ise dostum Doğa Yürümez, solo klarinet parçamı icra etmişti. Benim için yeni müziğe giriş aşamasındaki yıllarımdı diyebilirim.

Bir süredir eser siparişleri de alıyorsunuz. Bir eseri hazırlarken nelere dikkat edersiniz? İlhamınızı siparişin çerçevesine mi uydurursunuz, yoksa sınırsız bir alan mı talep edersiniz?

Sipariş denen şey aslında zaten genellikle birtakım sınırlar ile geliyor. En basitinden enstrümanlar/enstrüman sayıları. Tabiki de bestecinin talebiyle esnetmeler yapıldığı olabiliyor. Öte yandan, sipariş denen şey bestecinin en özgür hareket edebildiği yerdir. Bestecilerin, müziklerini duymak için yarışma, festival veya siparişleri kovalaması lazım. Elbette birilerini bulup da çaldırabilir fakat bu genelde icracıların yoğun(!) olmaları sebebiyle geri tepebiliyor. Tüm yarışmalar, bir miktarda kalıba sokar besteciyi. Ama söz konusu sipariş ise, bir yarışmanın jürisine vb. detaylarına göre oluşturulan stratejik kararlara muhtaç olmayabiliyoruz. Bu yüzden yarışma ve festivaller ile kendimizi duyurup sipariş almaya çalışmalıyız. Türkiyede aldığım eser siparişlerinin bazıları ne yazık ki iptal oldu, bazılarında paramı alamadığım da oldu. Bu başlıbaşına ayrı bir konu, sanırım henüz ülke olarak bunu çok alışık olmadığımız için böyle bu. Bir sipariş teklifi aldığım zaman öncelikle kendi kompozisyonel duruşumdan ödün vermemeye dikkat ederim, diğer türlü yastığa başımı rahat koyamam. Bunun karşı tarafı da memnun etmesini, kendimden ödün vermeden sağlamaya çalışırım. Biz besteciler emekçiyiz, profesyonel olarak bu işi yapıyoruz, ciddi bir mesai var ortada. Bu yüzden emeğimizin karşılığını almayı istememiz normal. İnsanlar bunu bazen unutuyor, bu yüzden gerektiğinde hayır demeyi de bilmemiz gerek. Sadece birileri hatırına beste yapma gibi bir talep ile karşılaştığımızda, beste yaparken gecemizi gündüzümüze kattığımız, uykumuzdan uyandığımız, kan ter içinde, depresyon içinde müziğin sonraki on saniyesini hayal etmeye çalıştığımız günleri düşünmeliyiz.

Bugüne dek katıldığınız kompozisyon seminerleri ve ustalık sınıfları size genel itibariyle neler kattı?

Birçok hoca tanıdım, onların bakış açısını deneyimledim. Fakat daha da önemlisi birçok arkadaş edindim. Müzik dünyasından, sanat dünyasından ne kadar çok insan tanırsanız o kadar iyi.

Yazdığınız eserlerden de bize biraz söz eder misiniz? Eserlerinizde kendi ruh haliniz veya o dönemin siyasi, sosyal koşulları da etkisini gösteriyor mu?

Müziklerim, benim karakterimle doğru orantılı diyebilirim. Çevremde gördüğüm bazı besteciler ve müzikleri arasındaki ilişkide de bu durum söz konusu. Mizahı seven, teatraliteye ilgili bir yapım var. Haliyle müziklerimde bunları yansıttığım oluyor ama hepsinde değil tabii. İçinden geçtiğim bazı dönemler, doğrudan müziğe yansıyabiliyor. Besteci olarak, gerekli teknik birikimlerimi oluşturmaya devam edip, planlamalarımı, analizlerimi ve araştırmalarımı yapmaya devam ediyorum fakat aslında çoğunlukla bunları sensual, hisse dayalı bir süzgeçten geçiriyorum. Sadece hesaplarımın içinde boğulup kendi öznelliğimle bir köşede sıkışıp kalmamaya çalışıyorum.

Şu ana kadar eserlerinizi icra ettiğiniz en etkileyici konser mekanı hangisi oldu ve neden?

İcra ettiğim değil de icra edildiği yerden bahsedeyim. İtalya Como’da Villa Olmo’da “If We Had Not Get Divided… (… تصير غياب جمعتنا لا )” adlı yarışma müziğim icra edildi, çok iyi bir mekandı.

Ben tam da bu müziğinizden söz edecektim. Bu eserden, içeriğinden ve aldığınız geri dönüşlerden biraz söz eder misiniz?

Bu sipariş için yazdığım parça, Covid-19 pandemisi nedeni ile sipariş edenler taradından henüz icra edilemedi fakat İtalya’da düzenlenen “IV. International Composition Competition 2020 “Appasionato Ensemble” yarışmasında finalist olarak yarışıp icra edildi. Ben dahil birinci dışındaki herkese mansiyon ödülü verildi. Osmanlı Türk Müziği makamlarından Uşşak, Rast, Neva ve yer yer Saba makamlarından faydalandığım bu müziği vefat eden babaannemin bir ağıdını ana materyal olarak kullanarak besteledim.

2020’nin bahar döneminde birçok müzisyenin hayallerini süsleyen Hochschule für Musik und Theater Hamburg/Almanya’ya Erasmus programı kapsamında kabul edildiniz ve burada kompozisyon çalışmalarınızı Prof. Gordon Kampe ile sürdürdünüz. Kampe’nin size verdiği ve hiç unutamadığınız birkaç öğüdü bizimle paylaşır mısınız?

Gordon Kampe’nin Wolfgang Rihm’den alıntıladığı bir cümle var aklımda: “Bir besteci müziğini bestelerken, içinde kullandığı tekniklerin, sanki düşmemesi için aşağıya serilmiş ağlar gibi bir görev görüp görmüyor oluşuna dikkat etmelidir.” demişti. Burada odaklanılması gereken konu, kullanılan çeşitli teknikler ile müziği kurtarmaya, açıkları kapatmaya çalışan bestecinin trajedisidir. En önemli olan müziğin temel kurgusal yapısıdır, güneş balçıkla sıvanmaz maalesef.

29 Nisan 2021’de İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgi Yeni Müzik Festivali kapsamında flüt, klarinet, çello ve piyano için yazdığınız “Parodies of a Ballade” adlı müziği, Hollanda merkezli Ensemble Oerknal tarafından seslendirildi ve 26 Haziran 2021’de sosyal medya platformlarında yayınlandı. Neler hissettiniz?

Eskiden gelen piyanistliğimin de getirisi ile, Chopin’in birinci Ballade’ı üzerine, parodi fikrinin işlendiği bir müzik oldu ve her bölümde bir şaka tipini ele aldım. Soundcloud linkinde bölümleri detaylı açıkladım. Bestecilerin, ülkeleri içindeki -ve tabi ki ülke dışındaki- bu tarz iyi seslendirme çağrılarını takip etmesini şiddetle tavsiye ederim.

Peki eserlerinizi yazmaktan en çok hoşlandığınız enstrüman ikilisi / üçlüsü hangisi?

Bunu hiç düşünmedim, sanırım bilmiyorum. Fakat özel olarak çello ve klarinet enstrümanlarının avantajları çok hoşuma gidiyor.

Istanbul Composers Collective’den biraz söz eder misiniz? Besteciliğiniz üzerinde nasıl bir etkileri / katkıları oldu?

Lisans yıllarımda elimden tutan kollektiftir. Bu yılların başında, kollektif üyeleri Mithatcan Öcal, Mehmetali Uzunselvi, Emre Dündar ve Uğurcan Öztekin ile tanıştım. Altı bestecinin kurduğu, bestecilerin birbirlerinin fikirlerinden ve projelerinden beslendiği, yeri geldiğinde beraberce projeler de ürettiği bir dayanışmadır aslında bu kolektif. Değerli arkadaşım Mithatcan Öcal’ın, “Yeni Müzik Hayvanı” adlı yazısında bu kollektifin oluşumu iyi bir şekilde anlatılmış, herkesin okumasını öneririm. Bilginin, bilgiye aç besteciler tarafından toplandığı ve beraberce tüketildiği bir oluşum. Bir besteci elbet kendi başına ve yalnız olmayı da tercih edebilir fakat bilgi, paylaştıkça artan bir şey. Özellikle bu yola yeni atılmış gençlerin bunu iyi idrak etmesi ve besteci dostları ile dayanışması lazım, sonuçta sırf bir dayanışma ilişkisi için herhangi bir sınava tabi tutulmaya gerek yok veya bir diploma gereksinimi de yok haliyle. Bu kolektif bana bu anlamda çok yardım etti. Besteciliğin esas gelişiminin, birbirine bilgi ve görüşlerini aktaran, aynı yolda kendi özgünlükleri ile ilerleyen bir besteci arkadaş ortamında gerçekleştiğini, bizzat böyle bir ortamın içinde yer alarak hissettim.

Bir bestecinin olmazsa olmaz özellikleri sizce nedir?

Hocaların hoca yetiştirdiği adeta sonsuzluğa uzanan bu zincire mecbur kalmayıp, amaçlarının en başına üretmeyi koymayı bilmek. Fikirlerini yenilemek ve çeşitlendirmek, pes etmemek. Fikirlerin bitmesi besteciliğin de bitmesidir.

Peki bir besteci olarak sizin “süper gücünüz” nedir?

İstikrar ve sabır. Ama tahammül değil.

Müzik tarihi boyunca hangi dönemde yaşamak isterdiniz ve neden?

Yaşadığım dönemden gayet memnunum, bulunmaz bir bilgi havuzu. Fakat illa bir örnek söylememi isterseniz, 1970 civarları iyi olabilir derdim.

Sizce Türkiye’de besteciler layık oldukları bir takdir görüyorlar mı? Onların daha fazla tanınması için neler yapılmalı?

Maalesef hayır. Bu konuda birkaç çok önemli önerim var. Besteciler, garantili bir yaşam ile bestecilik yolu arasında kalakalmış durumda. Bunun temel sebeplerine inilmesi lazım.

Türkiye’de de, ne yazık ki dünyada olduğu gibi bestecilik mafyaları var. (Ama dünya genelinde yine de illa ki kendinize uygun yarışma bulabilirsiniz, seçenek çok.) Genel bir müzik anlayışı çerçevesinde, artık saçma derecede kısıtlayıcı, reçete benzeri hazırlanmış şartnameler içeren yarışmalar için bestelenen müzikler sonrasında, büyük bir çoğunluğu ölü doğmak zorunda olan, kalanı ise dünyaya açılamayan besteler üretiliyor. Haliyle bu durum, bestecileri bocalamaya sürüklüyor. Bestecilerimizin, yurt dışı festival ve yarışmalarını kovalamaları çok iyi olur. Hiç değilse bu ülke dışında neler oluyor onu görmek lazım. Festival/yarışmalardan birkaçı tutunca zaten, sipariş ihtimallerine kapı açmış oluyoruz. Şu an dünyada adını duyuran birçok türk besteci var ve onlar ülke içinde bu kadar bilinmiyor… Kendi bestecilerine, istekli gençlere sipariş ve müzik icrası imkanları tanıyan bir ülke olduk da bizler mi beste yapmadık? İşte besteciler bu yüzden yurt dışına yöneliyor. Aslına bakarsanız bir de herkesin büyük heyecanla gittiği, bilindik senfonilerin ve konçertoların yer aldığı konserlerin ilk müziğini, bir tanecik çağdaş müzik eserine ayırsak, insanlar o her sene çalınan ve sevilen parçaların gelmesini beklerken bu çağdaş müziği de dinlemiş ve bu vesile ile deneyimlemiş olsa ne güzel olur değil mi? Ve bu bir türk bestecisi de olabilir. Sonrasında mesela bu çağdaş müzik sayısını birkaç yıl sonra birden ikiye çıkarırlar, bu plan aşağı yukarı bu doğrultuda ilerler ve seyirci ne yazık ki önyargılı bir şekilde “korku filmi müziği” etiketini yapıştırdığı bu müziği, gerçekten tanıma fırsatı elde eder. Buradan tüm konser organize eden kişilere önerimdir! Bir başka önerim de burs veren kurumlara. Bir sanatçının tanınması için desteğe ihtiyaç olduğu aşikar. Fakat bu desteğin büyük oranda icracılara verildiğini görüyoruz, burs almak için girilen sınavlar, daha çok icracıya yönelik. Bestecileri buna dahil etmeleri sonucunda, bestecilerin yurt dışında güzel okullarda okumasına, güzel festivallere katılmasına ve bu sayede tanınırlıklarının artmasına çok büyük katkı vereceklerdir.

Bir beste yaparken hislerinizi karşı tarafa ulaştırmak için izlediğiniz özel bir yöntem var mı?

Müziklerimi besteleme sürecimde ve bitirmem sonrasında, bunun eğitimini almış/almamış insanlara dinletmeyi severim. Sonuçta işimizi insanlara yapıyoruz. Ben şahsen, kendi müziğimin arkasında, kendime güvenerek, dürüstçe durabiliyorsam, karşı tarafa zaten bir şeylerin ulaşacağını düşünürüm.

Bestelerinizin çalınmasını istediğiniz en özel / sıradışı mekan neresi?

Bir tane söyleyemem fakat her besteci büyük ve bilindik konser mekanlarında müziğini duymayı ister.

Yakın döneme dair hayallerinizi ve projelerinizi de öğrenmek isterim son olarak.

Kafamda hedeflediğim birkaç yarışma var ve şu anda o yarışmaların jürilerine ve önceki dereceye giren finalistlerine dair araştırmalar yapıyorum. Katıldığım bazı yarışmalardan sonuç bekliyorum. Şu an bir solo piyano müziği besteliyorum. Yakında yeni bir orkestra ve bir ensemble müziğine başlamaya niyetliyim. Ülke içinden/ülke dışından gelebilecek herhangi bir sipariş için çalışmalarıma devam etmekteyim ve hazırda beklemekteyim. Yurt dışında

besteciliğime katkı sunmak ve daha aktif bir müzikal çevre içerisinde yer almak için de birkaç okul belirledim, onlara başvurmak için çeşitli burs imkanları araştırıyorum. Okurlar bu yazıyı okurken muhtemelen o gün yazdığım 10 saniye hakkında Emircan Pehlivan ve Mithatcan Öcal ile konuşuyor olacağım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s