İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin, 300 yıllık İtalyan yapımı kemanıyla harikalar yaratan kemancısı Tolga Kulak: “Hayatta başarılı olmak için üşenme, erteleme, vazgeçme”

1986 yılında İzmir’de doğan Tolga Kulak, 1997 yılında ilk keman çalışmalarına İzmir Devlet Senfoni Orkestrası baş kemancısı Kartal Akıncı ile Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladı. Eğitimi süresince birçok solo ve oda müziği konserini İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ve Dokuz Eylül Senfoni Orkestrası eşliğinde veren genç kemancı, 2000 yılında Lions Rotary Kulübü ve Yamaha Yaylı Çalgılar Yarışmalarında 2.lik Ödülleri aldı.

2000 senesinde İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği ustalık kursuna kabul edilen Tolga Kulak, dünyaca ünlü kemancı Igor Oistrach ile çalıştı. 2006 yılında Prof. Jerrold Rubenstein ile çalışmalarına devam eden genç kemancı, Borusan Filarmoni Orkestrası ve Oda Orkestralarında 1. Kemancı olarak olarak çalıştı. Bu yıllardan itibaren birçok solo ve oda müziği ustalık sınıflarında Lucas David, Ellen Jewett, Joshua Epstein, Ruşen Güneş, Çiğdem İyicil, Esen Kıvrak ve Özcan Ulucan ile çalıştı.

2007 yılında Yaşar Üniversitesi Müzik Bölümünde keman hocalığı ve Yaşar Oda Orkestrası’nda 2. Keman grup şefliği yapmaya başlayan Tolga Kulak, ardından Hollanda’ya taşındı ve Conservatorium van Amsterdam’da ünlü kemancı Ilya Grubert ile master diploması ve Ligety Academy’de yeni müzik diploması aldı. Bu dönemde Hollandalı şefler Otto Tausk ve Ivan Meylemans direktörlüğünde CVA Senfoni Orkestrası baş kemancısı olarak ve kendi kurduğu yaylı kuartet ile başarılı konserler verdi. Concertgebouw Orkestrası Grup şefleri; Başkemancı Liviu Prunaru, 2. Keman grup şefleri Caroline Strumphler ve Henk Rubingh’den özel dersler aldı.

Tolga Kulak solo ve oda müziği kariyeri boyunca Hollanda, İsviçre, Almanya, İspanya, Singapur, Çin ve Türkiye’de konserler verdi. 2014 yazında ise birçok müzisyenin hayallerini süsleyen bir başarıya imza atarak Verbier Festival Orkestrası’na davet edilen genç kemancı burada Martha Argerich, Mischa Maisky, Pinchas Zukerman, Renaud Capuçon gibi dünyaca ünlü solistlerle birlikte çalma fırsatı buldu.

Kendisi son olarak Ağustos ayının son haftası İzmir Senfoni Orkestrası’yla Astor Piazzolla’nın solo keman ve Yaylı orkestra için düzenlenen Mevsimler eserini Efes Antik Kenti’nde Celsus Kütüphanesi’nde seslendirdi.

Aşağıda kendisiyle gerçekleştirdiğim keyifli bir söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Merhaba Tolga bey. Solist olarak yer alacağınız konserinizden hemen önce yoğun bir döneminizde röportaj ricamı kırmadığınız için çok teşekkürler öncelikle. İlk keman çalışmalarınıza 11 yaşında başlamışsınız. Peki bundan önce müzikle tanışıklığınız, ilginiz nasıl gelişti? Aileniz bu yeteneğinizi nasıl fark etti ve hangi sebeplerle, motivasyonlarla kemana yöneldiniz?

Müzikle tanışmam çok küçük yaşlarda başladı. Ailemde küçük abimin sanatçı olması tabii ki bu durumu daha zenginleştirdi ama daha o zamanlardan müziği duyduğumda farklı duygular hissettiğimi hatırlıyorum. Ailemde farklı müzikler dinlenirdi. Rahmetli babamın harika bir sesi vardı. İki abimin farklı müzik zevkleri olması çok küçük yaşlarda klasik müzikten sanat müziğine uzanan birçok müziği evimize getirirdi. Büyük abimin aldığı iki oktavlık küçük org müzik yeteneğimi keşfetmeme yardım etti ve daha 4-5 yaşlarında televizyondan duyduğum reklam müziklerini orgda çalmaya başlamıştım. Hal böyle olunca annem beni çocuk korolarına götürmeye başladı ve çok sesli müzik ile iyice iç içeydim. Hatta ilk sahneye çıkışım da ilkokul yıllarında Puccini’nin ünlü operası La Boheme eserinde çocuk korosunda söyleyerek gerçekleşti. Şimdi ayni kurum olan İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde Başkemancı olmak bu anlamda bana ayrı bir mutluluk veriyor.

Peki bu dönemden sonra günümüze dek nasıl bir eğitimden geçtiniz?

Hiçbir zaman kendimi geliştirmeyi bırakmadım. Okul yıllarında mümkün olduğunca çok masterclass’lara katildim. Bir yandan gelişirken bir yandan da farklı stiller aracılığıyla en uygun ve kendimi daha iyi ifade ettiğim bir performans arayışındaydım. Bu her zaman böyleydi ve halen böyle devam ediyor. Sanatçı olmanın zor ve güzel yanlarından birisi sürekli kendini yenileme ihtiyacıdır. Ben de bu anlamda çalıcılığımı güncel tutmaya çalışıyorum. Üniversitedeyken aktif çalan bir keman hocam vardı. Onun dışında yurtdışına gidip gelen büyüklerimden her zaman bir şeyler öğrenme pesindeydim. Lise yıllarımda Prof. Igor Oistrach’in İzmir’de düzenlendiği masterclass’ına aktif kemancı olarak seçildiğime oldukça heyecanlanmıştım. Kendisinin kemancılık seviyemi beğenmesi bana ayrı bir itici güç olmuştu o zamanlar. Ardından üniversite eğitimimin son iki yılında okulumuza hoca olarak gelen Prof. Jerrold Rubenstein’in öğrencisi oldum. Belçika ekolünü derinlemesine tecrübe etmem ve öğrenmem açısından benim için büyük bir şanstı. Lisans sonrası Yasar Üniversitesi’nde iki yıllık hocalık deneyiminden sonra Hollanda’da yüksek lisans eğitimime başladım. Burada harika eğitimler alıp harika hocalar ile tanışma fırsatım oldu. Esas keman profesörüm Tchaikovski birincisi ve efsane Leonid Kogan’ın öğrencisi İlya Grubert idi. Bunun yanı sıra Asko-Schonberg Ensemble’in müzisyenlerinin kurduğu Ligety Academy’de yeni müzik eğitimi aldım. Ayrıca okulda hoca olan Vera Bets ve Peter Brunt ile çalışma fırsatım oldu. Barok kemani Sophie Gent ile çalıştım. Okul Orkestrası’nda başkemancılık ve kendi kuartetim ile Hollanda’nın farklı şehirlerinde birçok konser verdik. Son olarak da Concertgebouw Orkestrasi’nin Başkemancısı Liviu Prunaru ve 2. Keman grup şefleri Henk Rubingh ve Caroline Strumphler ile orkestra ve keman çalışmalarım oldu. Verimli bir üç yıldan sonra yüksek lisansımı alıp yurda geri döndüm. Benim için unutulmaz yıllardı. Şu anda da halen Liviu Prunaru ile çalışmalarım devam ediyor.

İlk keman eğitiminizi İzmir Devlet Senfoni Orkestrası baş kemancısı Kartal Akıncı’dan aldınız. Bu çok büyük bir şans sanırım. Peki kendisinin sizin sonraki yıllardaki keman sanatçılığınız açısından etkileri nasıl oldu? Hangi öğütleri sizin gelecekteki yeteneklerinizi belirledi?

Evet benim için büyük bir şanstı. Hem aktif olarak çalıyor olması hem de iyi bir müzisyen olması başlangıç için bana güzel bir örnek oldu. Kartal hocam disiplinliydi ve zorlamayı severdi, o açıdan hiç kolay değildi. Ama geriye dönüp baktığımda bana faydasının çok olduğunu görüyorum. Sadece iyi çalmayı değil iyi bir insan olmayı da öğretti. Onun benimsettiği “üşenme, erteleme, vazgeçme” mottosunu ve hayatta başarılı olmak için her zaman kendini geliştirmem gerektiğini bugün halen hayatımda uygulamaya devam ediyorum. Ondan sonra da değerli hocalarım oldu ama başlangıç için keman kariyerimde kendisinin bana kattıkları için minnettarım.

Keman repertuarının başlıca eserlerini bu zamana dek önemli orkestralar eşliğinde solist olarak seslendirdiniz. Peki şu ana kadar aklınızdan çıkmayan bir konser anınızı aktarır mısınız bize?

Solistlik yapmak başlı başına keyifli ve bir o kadar da zorlayıcı bir durum. Bugüne kadar verdiğim tüm konserlerin benim için anlamı büyük ve hepsi ayrı ayrı özel hatıralara sahipler. Mesela ilk profesyonel orkestra ile konserim öğrencilik yıllarımda olmuştu. İlk deneyimin heyecanı ile orkestra sefine hiç bakmadan gözlerimi kapatıp Bach Keman Konçertosunu çalmıştım. Kendimi olmak istediğim yerde hayal ediyordum sanırım. Halbuki zaten olmak istediğim yerdeydim sahnede solist olarak… Bölüm aralarında gözlerimi açıyordum fakat bu sefer spot ışıkları fazla geldiği için pek bir şey göremiyordum. Konser güzel geçmiş, güzel dilekler ve tebrikler almıştım. Benim için unutulmaz olan başka bir konser de Ahmed Adnan Saygun Salonunda, Alexander Rudin yönetimindeki Yaşar Üniversitesi Senfoni Orkestrası ile Beethoven Konçertoyu seslendirmem oldu. Harika bir orkestra, şef ve salonda konser vermek oldukça keyif almama sebep olmuştu. Saygun’daki ilk konserim olması ve Beethoven’i ilk kez seslendirmem benim için ayrı bir heyecan unsuruydu. Ayrıca Beethoven Konçerto’nun yaylı orkestra versiyonunun Türkiye prömiyeriydi. Çellist arkadaşım Hakan Hürkan Sahin eseri o kadar güzel düzenledi ki nefeslilerin ve vurmalı sazların eksikliği hiç hissedilmedi. Yine yurtdışında verdiğim konserlerin her biri seyirci profiline göre başka duygular hissettiriyor. Dinleyiciler ile yaşanan o sihirli bağı yaratmak, müziğin evrensel dilini konuşmak ve karşıya geçtiğini görebilmek bu isi halen aşkla yapmama sebep olan en büyük etkenlerden biri olmuştur.

Yarışmalara gelirsek, hangi yarışmalara katıldınız ve nasıl ödüllerle döndünüz?

Yarışmalar ile lise yıllarımda tanıştım. Solistlik kariyer yapmak için yarışmalar oldukça faydalı. Ödül aldığınızda uluslararası konser salonlarında konser vermeniz ve sponsorlar aracılığıyla albüm çıkartmanız kolaylaşıyor. Repertuar yapmak, kondisyon edinmek, sahne tecrübesi ve çalıcılığa belli bir standart getirmek adına faydalı olduğunu düşünüyorum. Kazandığınız takdirde özgüven getiren de bir durum ama tersi olduğunda bir o kadar da psikolojik olarak yorucu ve güven kırıcı olabiliyor. Bu açıdan güçlü olabilmek bence ilk şart yarışmalarda. Özellikle genç yaslarda bu durum daha zor olabiliyor. Ben lise yıllarımda Lions Kulüp ve Yamaha Keman Yarışmalarında ikincilik elde ettim. Daha sonra oda müziği alanında Eğridir Oda Müziği yarışmasında birinciliğim oldu. Güzel deneyimlerdi benim için ama ben daha çok kendimle yarışmayı seven biriyim. Yine de yarışmalara girmenin o duyguyu yaşamanın bir müzisyen için önemli olduğunu düşünüyorum.

Peki bir yarışmaya hazırlanırken nasıl bir çalışma yöntemi izlersiniz?

Müzisyenlik sporcu olmak gibidir. Düzenli egzersiz, çalışma, sahneye çıkma gerektirir. Bunların üstüne kendinize bir çalışma planı yapıp o plana sadık kalmanız ve bu arada vücudunuza da iyi bakmanız düzenli yaşamanız gerekiyor. İlk deneyimlerde bu süre 1 yıl kadarken yaptığınız repertuara göre 3 aylık bir kamp sürecine kadar inebiliyor. Bu süreçler orkestralı solo konserler, resitaller için de geçerli. Tecrübe ve eserleri ne kadar tanıdığınızla orantılı değişkenler üzerinden bir plan yapıp uygulanmasını tavsiye edebilirim.

Keman sizin hayatınızda nasıl bir yere, önceliğe sahip Tolga bey?

Tabii ki benim için önemi ve yeri çok büyük. 11 yaşımdan beri keman çalıyorum. Şimdiden hayatımın 3/2’lik kısmını birlikte geçirdik ve bu şekilde devam etmeyi hedefliyorum. Çok keyif alarak çaldığım, yaratıcılığımı, estetik kaygılarımı, duygularımı, sanatçılığımı ortaya koyduğum, kendimi özgürce ifade edebildiğim ve tüm bunları evrensel bir şekilde insanlarla paylaşabildiğim bir enstrüman. Meslek demek hoşuma gitmiyor çünkü bir araç olarak görmüyorum kemancılığı. Her şeyde olduğu gibi severek yapılan işler güzel duygularla yapıldığı zaman mutlaka fark yaratıyor. Ben de sevdiğim enstrümanı çaldığım için kendimi şanslı hissediyorum. Yoğun bir programım var ve provam ya da konserim olmadığı zamanlar bir sporcu gibi günde en az 3-4 saat keman çalışıyorum ve böyle olmasından mutluyum ama tabii ki hayattan keyif almayı, ailem ve arkadaşlarımla zaman geçirmeyi, spor yapmayı, bazı zamanlar da kendimle bas başa kalmayı da ihmal etmiyorum. Elimden geldiğince hayatımdaki her şeyi dengeli yaşamaya çalışıyorum ve buna önem veriyorum. Hepsinin birbirini desteklediğini ve beslediğine inanıyorum…

Birçok önemli oda orkestrasında ve Borusan Filarmoni Orkestrası’nda birinci kemancılık yaptınız. Şimdi de İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nda başkemancısınız. Peki orkestra düzenini bilmeyenler için, birinci kemancılığın ve baş kemancılığın önemi ve sorumlulukları nelerdir?

Orkestra düzeninde 1. Kemanlar daha çok eserin melodisini çalan kemanlardır. 2. Kemanlar ise eserin polifonik ve ritmik yapısını zenginleştiren önemli başka bir öğedir. Başkemancılık ise orkestra şefinden sonra gelen kişi olarak kabul edilir. Çalınan eserin birlikteliği açısından tüm orkestraya yardımcı olan kişidir. Yazılan senfonik eserlerde 1.Kemanlar genel olarak ana temayı işlediğinden en başta oturan kemancıyı orkestranın lideri olarak kabul etmişler ve bu gelenek günümüze kadar ulaşmıştır. Bu sebepten sorumlulukları ve görevleri diğer müzisyenlerden daha fazladır. Enstrümana hakimiyet, liderlik vasfı, çalınan esere hakimiyet gerektirir ve bunlara ek olarak orkestranın huzurlu ve verimli çalışmasından sorumludur. Kısacası kolay bir görev değil fakat orkestraya faydalı olduğumu hissetmek, yapılan isin kalitesini arttırmak, düzeni sağlamak, daha detaylı ve özenli bir performansı orkestra arkadaşlarımla paylaşabilmek bana ayrı bir haz ve mutluluk veriyor.

Bir yandan da keman eğitmenliği yapıyorsunuz. Kemana başlayan gençlerde nasıl bir eğitim yöntemi izliyorsunuz? Onların teknikalitenin yanı sıra müzik tarihi, entelektüel gelişim konularında da derinleşmesini önemli buluyor musunuz?

Tabii ki çok önemli. Sadece enstrümanınızı çalmak notaları sese çevirmek yeterli değildir. Her müzik kendi alanında belirli duygular ve stiller barındırır. En önce bu his ve duyguları algılayabilmek gerekir. Daha sonrasında müziğin dönemini, bestecinin hangi ekolden geldiğini, eseri hangi duygu ve düşüncelerde yazdığını araştırmak gerekir. Klasik müzik olarak yaklaşırsak tüm bu ögelerin getirdiği skolastik düşünce saatçiyi bir kalıba sokmak istese de eserin duygusal olarak ele alınması sonucu yine ortaya farklı, kendine has bir yorum çıkmalıdır. Ayrıca artık günümüzde ulaşılması çok kolay olan farklı eser kayıtları dinleyip, tüm bu unsurları bir araya getirip finalde sanatçının kendi yaratıcılığı doğrultusunda fark yaratacak bir yorum ortaya koyması gerektiğine inanıyorum. Öğrencilerime onların hayatlarını kolaylaştıracak yollar ve yöntemler öğretip mümkün olduğunca özgür olmalarını, araştırmalarını ve kendilerini en iyi ifade ettikleri bir performans ortaya koymalarını sağlamaya çalışıyorum.

Son dönemde çocuk müzisyenlerin piyano ve kemana yoğunlaştığını kendi kişisel gözlemlerimden fark ediyorum. Peki sizin jenerasyonunuzla bu yeni neslin müzikten beklentilerini kıyaslarsanız ne tür farklılıklar gözünüze çarpıyor?

Açıkçası benim dönemimde ve benden önceki dönemlerde de piyano ve keman popülerdi ve repertuvar zenginliği açısından hep öyle kalacağını düşünüyorum. Bunun yanında bir senfoni orkestrasındaki tüm enstrümanlar da popüler olmalıdır. Ben aldığım eğitim açısından uzun yıllar oturmuş ve alışılmış bir düzenin son sanatçılarındanım. İçinde bulunduğumuz donem bir değişim surecidir ve zamana ihtiyaç duymaktadır. Sanatçıların hayatlarını idame ettirmeleri açısından ise ne yazık ki çok uzun yıllardan bu yana gittikçe azalan devlet desteğini gözlemliyoruz. Özel şirketler ve kurumlar bu açığı kapatmaya çalışıyorlar fakat sürdürebilirlik acısından ne kadar uzun ömürlü olurlar bunları görerek yasayacağız. Bunun   dışında dünyaya bakarsak teknolojinin gelişmesiyle klasik müzik dünyasındaki değişimin hızı da artmaya başladı. Geleneklerle yeniliklerin harika sentezlendiği heyecan verici bir sanat anlayışı insanlığı manevi açıdan zenginleştirmeye ve klasik müziğin evrenselliğini taze tutmaya devam ediyor. Ayrıca erişilebilirlik açısından şimdiki jenerasyonun çok daha şanslı olduğunu düşünüyorum, dolayısıyla seviyenin de gittikçe arttığını görebiliyorum. Örnek verirsek yurtdışında eğitim almanın faydalı olduğunu düşünüyorum ama günümüzde artık online dersler popüler hale gelmeye başladı ve artık evinizden dünyanın her yerine ulaşabiliyorsunuz. Yine de pandemi ile gelişen bu süreç çok yeni ve oturması için biraz zamana ihtiyaç var.  Dileğim hem eğitimde hem de sanatsal faaliyetlerde dünya ile daha iç içe ve sanatın daha çok değer gördüğü zamanlar yaşamaktır…

Ayrıca yurtdışında da senfoni orkestralarında kemancılık deneyiminiz var. Biraz da ondan söz eder misiniz? Hollanda bağlantısını nasıl kurdunuz?

Hollanda’da yüksek lisans yapmam sonucu okulda yapılan birkaç projede yer aldım. Bir tanesinde başkemancılık görevi yaptım. Onun dışında oda orkestraları ve oda müziği konserlerine katildim. Okuduğum okulda sosyal olmak ve insanlarla iletişim içinde bulunmak ön plandaydı. Ders programınızdan vereceğiniz konserlere kadar her şeyi kendiniz ayarlıyordunuz. Dolayısıyla okulda herkesin dahil olduğu sağlam bir network ve yardımlaşma hakimdi. Bu açıdan da hem müzisyenlik hem de organizasyon acısından kendimi geliştirme imkânım oldu. Herkes gibi ben de bu durumun avantajlarından yararlandım ve birçok konser verdim.

Bu zamana kadar konser verdiğiniz ve akustiği ve mimarisiyle sizi en çok büyüleyen konser salonu hangisi oldu?

Şanslıyım ki İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezimiz var. Harika bir salon. Orada verdiğim her konserde kendimi çok rahat hissediyorum. Bunun dışında Berlin Konzerthouse, Amsterdam Konservatuarı’nın konser salonları, Amsterdam Musikgebouw çalma sansı yakaladığım harika akustikleri olan salonlardı. Tabii ki sadece salonlar değil orada verilen konserlerin de o büyülü atmosfere verdiği katkının büyük olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan Amsterdam Concertgebouw salonunun benim için yeri ayrıdır diyebilirim. Hem tarihi önemi hem de muhteşem konserler dinlediğim o salonda keman çalmak benim için çok özeldi.

Peki kemanınızı alıp çok “çılgın” bir yerde, çok küçük bir dinleyici topluluğuna çalmanızı önersem nereyi tercih ederdiniz ve neden?

Sanırım bu sorunuza doğada diye cevap verebilirim. Sık ağaçların olduğu bir ormanda mesela. Kendimi her zaman huzurlu hissettiğim yer olduğu ve müziğin doğduğu yer olduğu için hem dinleyiciler hem benim için güzel bir konser alanı olacağını düşünüyorum.

Verbier Festival Orkestrası’na davet edilen bir sanatçısınız. Bu orkestranın müzik dünyası açısından önemi nedir?

Verbier Festivali dünyaca ünlü tüm solist ve şeflerin en az bir kere bulunduğu, İsviçre Alplerinin muhteşem doğası eşliğinde gerçeklesen ve günümüz Klasik Müziğin zirve isimleriyle yapılan çok önemli bir festivaldir. Her yıl gerçekleşen festivalde yaklaşık iki hafta boyunca aralıksız orkestra, oda müziği, solo resitaller yer almaktadır. Her yıl tüm dünyadan seçilen en iyi genç müzisyenlerin yer aldığı bir festival orkestrası kurulmaktadır. Ben de iki yıl boyunca bu orkestrada çalan bir kaç Türk müzisyenden biri olduğum ve ülkemi bu önemli festivalde temsil ettiğim için ayrı bir mutluluk duyuyorum. Benim için çok önemli bir deneyim oldu.

Dünyaca ünlü Valery Gergiev, Zubin Metha, James Levine, Ivan Fischer, Charles Dutoit, Jaap van Zweden, Daniel Harding gibi şeflerle çalışma imkanı buldunuz. Örneğin Zubin Metha veya başka bir şef ile ilginç bir anınızı paylaşır mısınız?

Gerçekten hepsi ile ayrı ayrı harika müzikler çaldım ve çok şey öğrendiğim provalar gerçekleştirdim. Hayran olduğum Gergiev ile çalışmak benim için çok özeldi. Müziğe yaklaşımı, orkestrayı çalıştırma sekli oldukça farklıydı ama esas etkiyi konser anında harika şefliği ile bizlere aktarabilen bir müzik adamı olmasıyla yaratmıştı. Tabii ki her prova çok yoğun ve verimli geçiyordu. Tchaikovski’nin 6. Senfonisini onunla çalmak çok özeldi.

Bunun dışında Jaap van Zweden çok sertti provalarda adeta canimizi okudu. Onunla Bruckner 8. Senfoniyi çaldık. Sürekli tremolo yaptığımız ikinci bölümde hep bizden daha fazla ses bekliyordu. Yaylılar olarak konser sonu baya yorulduğumuzu hatırlıyorum. Her şeye rağmen ortaya çıkan sonuç beni çok etkilemişti. 

Zubin Metha ise gördüğüm en pozitif şef olabilir. İlk provaya geç gelmişti. Gerekçe olarak da helikopterle biraz Alpleri gezdim demişti. Müzisyene özgürlük veren ve orkestra balansı ayarlamak konusunda gördüğüm en iyisiydi. Gerçekten hepsinden ayrı ayrı çok şey öğrendim. Kendimi şanslı saydığım nadir olaylardandır Verbier Festivali…

Şu anda çaldığınız kemanın özellikleri nelerdir?

Şu an yaklaşık 300 yaşında İtalyan yapımı bir kemanla çalıyorum. Bildiğiniz gibi yaylı enstrümanlar eskidikçe değerli hale geliyor ve sesi güzelleşiyor. Kemanımla yaklaşık 3 yıldır beraberim ve çok mutluyum. Belki de yıllardır beklediğim kemana kavuştum diyebilirim. Aradığınız enstrümanı bulmak hiç kolay bir iş değil. Birçok etkenin bir araya gelmesi gerekiyor. Bu açıdan da kendimi şanslı hissediyorum. Uzun yıllar boyunca birlikte olacağımıza inanıyorum. Ağaç enstrümanların halen canlı olduklarına inanıyorum. Birlikte zaman geçirdikçe hakimiyetiniz ve nasıl daha iyi sonuç alacağınızı daha iyi anlıyorsunuz. Bence bu süreç en az on yıl olmalı. Bu sürecin sonunda gerçekten sizin bir parçanız oluyor. İyi bir müzisyen olmak için iyi bir enstrüman olmazsa olmaz diye düşünüyorum… Gerçekten yapabildikleriniz ve konforunuz artıyor ve yaratıcılığınıza katkısı çok büyük.

Bir kemancı ne kadar sıklıkla kemanını değiştirmelidir? Bu konuda sizce yeterli maddi destek imkanları var mı, neler yapılmalı?

Bir kemancı mümkün olduğunca erken iyi bir keman edinmeli. Bu sebeple az değiştirmesi en iyisi. Bilindiği gibi değerli kemanlar milyonlarca Euro değerinde olabiliyor ve iyi bir müzisyenin böyle bir imkana sahip olması ebetteki çok zor. Dünyada da bu değerli kemanlar özel dernekler tarafından kiraya veriliyor ya da iyi çalıcılara belirli surelerle çalınması için -çalındıkça performansı artıyor- emanet ediliyor. Bu konuda özel şirketlerin kiralama konusuna önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Sponsorluklar artmalıdır. Hem dinleyici hem çalıcı acısından gerçekten önemli ve fark yaratan bir unsur dolayısıyla herkes için iyi sonuç verecek, kaliteyi yükseltecek, sanatı geliştirecek üzerine düşülmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Kariyerinizde ilham aldığınız keman virtüözleri kimler peki?

Birçok isim var. Hepsi başka renkler başka lezzetler. Yeni isimler, yeni bakış açıları tanımak görmek her zaman faydalı. Yeni isimlerden Vilde Frang, Kerson Leong’u beğeniyorum. Tabii ki ustalar Frank Peter Zimmermann, Leonidas Kavakos, Isabel Faust dinlemekten keyif alıyorum. Çocukluk kahramanlarım ise Maxim Vengerov, Itzhak Perlman, Michael Rabin, David Oistrach ve tüm zamanların ve kemanın God Father’i Jascha Heifetz. Tedi Papavrami ve Svetlin Roussev harika müzisyenler. Gidon Kremer yeni müzik ve tango müziğinde muhteşem. Gerçekten sayamadığım daha çok isim var; liste böyle uzayıp gidiyor… Kısaca karakteristik ve duyguları iyi yansıtan tüm müzisyenleri beğeniyorum.

“Başarılı bir keman sanatçısıyım”, çünkü… Bu cümleyi, tüm alçakgönüllülüğünüzü bir yana bırakarak, nasıl tamamlarsınız?

Başarılıyım çünkü işimi severek yapıyorum, çok çalışıyorum, çok araştırıyorum. Kendimi her zaman daha iyi bir kemancı olmak için geliştiriyorum. Yeni eserler çıkartıyorum ve kendimi formda tutuyorum. Yaratıcı olmak, bir sanatçı olarak kendi beğenilerimi ve sanata bakış açımı insanlarla paylaşmak, onların beğenilerini kazanmak, üzerlerinde güzel ve iyi duygular bırakmayı hedeflerim arasında… Müzisyen olarak sadece yeteneklerimle değil çalışkanlığımla ve üretkenliğimle tam bir sanatçı olmaya çalışıyorum.

Peki sizin “başarı” tanımınız nedir?

İnanç, süreklilik, çalışkanlık, değişen ve yenilenen dünyayı takip etmek…

Bir keman sanatçısı olarak sağlığınızda nelere dikkat edersiniz? Nelerden kaçınırsınız, nelere öncelik verirsiniz?

Sadece keman sanatçısı olarak değil normal yaşantımda da sağlıklı ve düzenli yaşamaya çalışıyorum. Düzenli uyku uyuyorum ve egzersiz yapıyorum. Sağlıklı ve düzenli beslenmeye çalışıyorum. Bisiklet sürmekten ve yürüyüş yapmaktan keyif alıyorum. Meslek hastalıklarından kaçınmak için de kemancı olarak sırt ve omuz kaslarımı güçlü tutmaya özen gösteriyorum. Esnekliğime özen gösteriyorum. Yüzmekten keyif alıyorum. Kısacası vücudumu aktif tutacak her şeyi yapmaya çalışıyorum.

Repertuarınızda sizi en çok mutlu eden üç keman bestesini sorsam hangileri aklınıza ilk gelenler?

Repertuvarımdaki eserler arasında ayrım yapabilmem çok zor. Repertuvar edinirken de kendi sevdiğim eserlere yöneliyorum; o yüzden hepsi benim için çok değerli ve keyifli. 

Peki son olarak yakın döneme dair planlarınız, projeleriniz, hayallerinizi anlatır mısınız biraz?

Ağustos ayının son haftası İzmir Senfoni Orkestrası’yla Astor Piazzolla’nın solo keman ve Yaylı orkestra için düzenlenen Mevsimler eserini Efes Antik Kenti’nde Celsus Kütüphanesi’nin büyülü atmosferinde seslendirdim.

Ekim ayında Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’yla Max Bruch Keman Konçertosunu, Şubat ayında da Başkent Oda Orkestrası’yla Beethoven Keman Konçertosu çalacağım. Olabildiğince repertuvarımdaki ve yeni çıkaracağım eserleri orkestra eşliğinde çalmayı hedefliyorum. Ayrıca hayallerimin arasında bir oda orkestrası kurup şefsiz konserler vermek var.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s