Çocuk piyanist Alya Talayman Eryüksel: “Mozart ile satranç oynamak, onunla hayat hakkında konuşmak isterdim”

Ekim 2008’de İstanbul’da doğan Alya Talayman Eryüksel, henüz 4,5 yaşındayken Tuzla Belediyesi Türk Sanat Müziği Çocuk Korosu’nda, TRT Türk Sanat Müziği sanatçısı Seda Gökkadar yönetiminde korist ve solist olarak çalışmaya başladı. İlk konseri yine aynı sene Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Ardından her sene yapılan iki konserle koro çalışmaları devam etti. Alya, koro çalışmalarının kendi müzik hayatında önemli bir dönemeç olduğunu şu ifadeleriyle belirtiyor: “Koroda tam bir bütünlük vardır. Bir kişi yanlış söyler ya da çalarsa tüm uyum bozulacağından, bir koroda yer almak bence bir müzisyene takım halinde müzik yapmayı, uyum içince çalışmayı öğretir. Aynı zamanda çalışırken sabırlı ve hoşgörülü olmayı öğretir. Bu bir müzisyen için önemli bir özelliktir.”

Alya bir yandan da birçok üstün yetenekli çocuk gibi müziğin yanı sıra satranç eğitiminde derinleşmeye yöneldi. İlkokul ikinci sınıfta Türkiye Satranç Federasyonu Resmi Hakemi Veysel Subaşı öğretmenliğinde okul satranç kulübüne girdi. 2017 yılında İstanbul Anadolu Yakası Okul Sporları Takım Turnuvası’nda 4 kız 4 erkekten oluşan takımları ile birinci oldular. 2018 yılında aynı turnuvada ikinciliği aldılar. Alya’ya göre, müzik, özellikle piyano, beynin iki tarafını da kullanmasını sağladığından satrançla bu noktada benzeşiyor. Satrançta da hep ilerisini görerek hamle yaptığı için ve sürekli değişen pozisyonları tahmin ettiğinden dolayı yine beynin iki tarafını da kullanıyor. Matematiksel zeka da ona göre müzikle ilintili.

İlkokul üçüncü sınıfta devletin üstün yetenekli çocukların eğitimine yönelik olarak açtığı Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) yetenek sınavlarını kazanarak, Resim ve Müzik bölümlerinde eğitim görmeye başlayan Alya, ilkokul dördüncü sınıftayken koro öğretmeni Seda Gökkadar’ın da yönlendirmesiyle konservatuvar sınavlarına girdi. Aynı sene İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümünü ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı flüt bölümünü birlikte kazandı. Yine aynı sene devletin açtığı Bilim ve Sanat Merkezi’nin (BİLSEM) üçüncü bölümü olan genel yetenek üstün zekalı özel sınavını geçerek bu bölümde de okumaya hak kazandı. Böylelikle, BİLSEM kurumlarında nadir olarak görülen “üç bölüme de giren” az sayıda çocuktan biri oldu. Ancak sene sonunda artık sadece piyanoya odaklanmaya karar verdi.

Alya, BİLSEM bünyesinde müzik çalışmalarına TRT Radyosu THM solisti ve koristi Nimet Bülbül ile devam ediyor. Bir yandan da Ali Nesin’in Matematik Köyü’ne katılmayı çok istiyor. “Piyano da varmış orada” diye muzip muzip gülümsüyor.

Halen, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Beril Özyazıcı’nın öğrencisi olarak dördüncü sınıf sertifika piyano bölümünde eğitimine devam eden Alya, tüm enerjisi ve konsantrasyonuyla tam zamanlı konservatuar sınavlarına hazırlanıyor. “Güzel çaldığımda annemin, babamın duygulandığını görmek, gözlerinin yaşardığını görmek beni şu an için başarılı hissettiriyor. Yüzlerce insana bunu geçirebildiğim anı düşünemiyorum” diyor en masum ifadeleriyle…

13. Pera Piyano Festivali ve yarışmasına katılımdan, Hisar Okulları 2. Uluslararası piyano yarışmasında ikincilik derecesine, Beril Özyazıcı Öğrencileri olarak Moda / All Saint Kilisesi’nde Bahar Konseri’ne, 14. Pera Piyano Festivali 9-10 yaş solo kategorisi piyano yarışmasına, Bilsem Tekirdağ “Genç Yetenekler Tekirdağ’da Buluşuyor” Ulusal Müzik Yarışması, konservatuvar branşı Türkiye piyano birinciliğine, Hisar Okulları 3. Uluslararası piyano yarışmasında dördüncülük derecesine dek birçok değerli platformda sahne alan Alya’yı tanımanızı ve bu yükselen yeteneğin geçtiği süreci gözlemlemenizi, onun ifadeleriyle çocuk dünyasına adım atmanızı çok istedim. O yüzden aşağıda kendisiyle yaptığım keyifli söyleşiyi sizlerle paylaşıyor, yetişmesinde katkısı olan sevgili ailesi ve öğretmeni Beril Özyazıcı’yı da çok tebrik ediyorum.

4,5 yaşındayken Tuzla Belediyesi Türk Sanat Müziği Çocuk Korosu’nda, TRT Türk Sanat Müziği sanatçısı Seda Gökkadar yönetiminde korist ve solist olarak çalışmaya başladın. Bu deneyim sana önümüzdeki seneler açısından neler kattı? Bir koroda yer almak neden bir müzisyen için önemli sence? 

Bir koroda yer almak, öncelikle grup çalışmasının ve uyumunun ne kadar önemli olduğunu bana gösterdi. Müzik açısından ilk defa deneyimlediğim bir şeydi; daha evvel hiçbir yerde şarkı söylememiştim ve gerçek bir enstrümana bu kadar yakın olmamıştım. Bize eşlik eden müzisyenleri hayretle izliyordum. Yaşım çok küçüktü ve aslına bakarsanız ne yaptığımı da çok bilmiyordum. Sadece Seda Gökkadar hocamızın bana verdiği destekle koroda bir yer edinmiştim. Önce beni maskot gibi düşündüler. Her konserde iki şarkım vardı solist olarak. Müziği, notaları sevdiğimi koro çalışmaları sırasında anladım. Zaten hocamın da dikkatini çektiğim anlar bu anlardı.

Koroda tam bir bütünlük vardır. Bir kişi yanlış söyler ya da çalarsa tüm uyum bozulacağından, bir koroda yer almak bence bir müzisyene takım halinde müzik yapmayı, uyum içince çalışmayı öğretir. Aynı zamanda çalışırken sabırlı ve hoşgörülü olmayı öğretir. Bu bir müzisyen için önemli bir özelliktir.

İlk konserini yine aynı yıl Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde verdin. Neler hissetmiştin, anımsıyor musun? 

Koroya devam ettiğim süre içinde senede iki konser veriyorduk ve bu iki konserde de hem solist hem korist olarak yer alıyordum. O zamanlardan hatırladığım şeyler küçük küçük anılar aslında. Tabii ki heyecanlanıyordum ama şimdi geriye dönüp baktığım zaman çok iyi durmuşum diyorum. Kendimi oraya ait hissettiğim belli. Şu an daha heyecanlıyım mesela. O zaman daha bir alışmış durumdaydım. Bu biraz benim, sürekli devam ettiğim rutinim gibi olmuştu. Sahneye çıkıyordum, şarkımı söylüyordum, iniyordum. Alkışları duyuyordum sonra. Videolarda eteğimi tuttuğumu görüyorum, ondan güç almışım belli ki.

İlkokul 2. sınıfta Türkiye Satranç Federasyonu Resmi Hakemi Veysel Subaşı öğretmenliğinde okul satranç kulübüne girdin ve ardından turnuvalarda dereceler almaya başladın. Peki sence satrançla müzik arasında nasıl bağlantılar var? 

Müzik, özellikle benim çaldığım enstrüman piyano, beynin iki tarafını da kullanmamı sağladığından satrançla bu noktada benzeşiyor. Satrançta da hep ilerisini görerek hamle yaptığımız için ve sürekli değişen pozisyonları tahmin ettiğimizden yine beynin iki tarafını da kullanmaktayız. Matematiksel zeka da bence müzikle ilintili. Ya da, müzisyenlerin, müzik yazanların matematiksel zekaları kuvvetli. Ali Nesin’in matematik köyüne katılmayı çok istiyorum. Piyano odası da varmış orada.

Bir yandan Bilsem’de okurken ve burada koro çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da Konservatuarın flüt ve piyano bölümünü birlikte kazandın. Bir süre sonra flüt eğitimini bırakmak zorunda kaldın, ama yine de büyük bir çalışma temposu içerisindesin halen. O dönemde zamanını nasıl planlıyordun? Bu süreçte iyi bir müzisyen olmak için nasıl özverilerde bulunuyorsun? 

O dönem ilkokuldaydım tabii benim için çok zor bir dönemdi çünkü daha yaşım küçüktü ve oyun çocuğuydum. Arkadaşlarım buluşup okul çıkışı parka, bahçeye veya evlerine eğlenmeye gittiklerinde biraz içerliyordum açıkçası ama daha sonra bu dönemi annemin de katkısıyla daha planlı olarak atlattık. Size bir günümü anlatayım, şöyle yapıyorduk: Sabah Tuzla’daki okuluma gidiyordum, okuldan öğlen yemeği saatinde izinli çıkıyorduk sonraki dersler için izinli sayılıyordum. Sonraki derslerin konularını ve ödevlerini  yanımıza alıyorduk. Tuzla’dan Beşiktaş’a Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarındaki flüt dersine yetişiyorduk. Tahmin edersiniz ki yol çok uzun sürüyordu, yaklaşık iki saatimizi alıyordu karşıya geçmek. Derse katılıyordum ardından  akşamüstü İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kadıköy’deki piyano dersime yetişiyordum ve gece 11 gibi eve dönüyorduk. Bütün bu gidiş ve geliş güzergahındaki bindiğimiz vapur, metro, otobüs gibi araçlarda ders çalışıyordum. Ertesi günün ödevlerini yapıp yazılısına hazırlanıyordum. Hafta içi üç günüm böyle geçiyordu. Hafta sonu da her cumartesi sabah sekizde kalkıp akşam altıya kadar kazandığım üç bölümüne devam etmek için Bilsem’e gidiyordum. Kartal’daki okulumda resim, müzik, seramik, fizik, kimya, matematik gibi dersler alıyordum. Sadece tek günüm vardı kendim için vakit ayırabileceğim, pazar günü. Bazen bir iki saat sabah geç kalkma lüksünü kullanıyordum ama genelde erken kalkıp çalışmam gereken dersleri, piyano, solfej, flüt ödevlerimi yapıyordum. Bunlara bir de arada haftasonu satranç turnuvaları ekleniyordu ki bu turnuvalar eleme usulü olur ve iki tam gün sürer. İşte böyle bir tempoda yavaş yavaş anladık ki bazı şeylerden vazgeçmem gerekiyor diğerlerine daha iyi konsantre olabilmem için. Müzisyen olmaktan vazgeçmeyi hiç düşünmedim bu zorlu süreçte. Evet uykum azdı, zamanım yoktu, arkadaşlarımın doğum günleri kaçıyordu ve ablamı çok az görüp bir şeyler paylaşabiliyordum ama müziği ve enstrümanımı da çok seviyordum.

Peki satrancı hayatında nasıl bir yere konumlandırdın? Şu anda önceliğin müzik mi satranç mı? 

Satranç turnuvalarına artık gitmiyorum zaten pandemi ile birlikte bu tip organizasyonlarda durma noktasına geldi. Ama uzaktan takip ediyorum, bazen arkadaşlarımla oynuyorum eski ekibimizdeki. Şu an sadece piyanoya odaklıyım diyebilirim.

Konservatuar eğitimi sana neler kazandırdı? 

Konservatuvara başladığımda aslında iki enstrümanı da çok bilerek seçmemiştim. Mimar Sinan’da zaten hocalar seçiyor. İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda da ana enstrüman olduğu için piyanoyu yazmıştık. Ama piyanoyu gerçekten çok severek çalıyorum. Başında sıfır bilgiyle girdiğim bu okul şimdilerde bana inanılmaz bir müzik aşkı kazandırdı, müzisyen arkadaşlarım ve hocalarım var. Müzik dili konuştuğumuz birçok insanla bir arada olmaktan çok keyif alıyorum ve onları hayatımda hep istiyorum. Başka başka enstrümanları deniyorum hatta bazen, şimdi kazandığım yarışmadan kalimba gelecek mesela, heyecanla bekliyorum.

Konservatuarda öğretmenin olan Sn. Beril Özyazıcı’nın sana söylediği ve piyano çalarken aklından hiç çıkmayan birkaç öğüdü paylaşır mısın?

Beril Hocam gerçekten çok iyi ve bilgili bir hocadır. Onun bana en çok söylediği şey galiba, “hızlısın”. Evet, her şeyi hep sabırsızca hızlı çalıyorum başlarda. Beril Hocam “yavaşla, metronomu indir” der ve “çok tekrar yap, ezberini bitirmeden notayı önünden kaldırıp yanlışa elini alıştırma ve en önemlisi bu zaten, senin yapacağın bir şey, sabırla tekrar et Alya” der ve “çalmaya başlamadan önce iç sesini ve ritmini bul, ellerin dizindeyken o anı yakalayıp öyle başla”. Onun hakkını ödeyemem güleryüzüyle  beni hep yüreklendirdi. En sıkışık olduğum anlarda destek verdi. Bu çok önemli öğretmenin öğrencisiyle ilişkisi. Sonuçta birebir alınan bir derstesiniz ve başka bir çok dersiniz daha var, bir yarı zamanlı olarak.

İlham aldığın çağdaş piyanistleri öğrenmek isterim.

Fazıl Say, Ahmet Adnan Saygun, İdil Biret, Lara Ömeroğlu, Yuja Wang, Khatia Buniatishvili.

Piyanoda çalmaktan en çok hoşlandığın eser hangisi ve neden?

Ahmet Adnan Saygun’un “Kocaman Bebek” adlı parçasını çalmayı çok sevmiştim. Anlık nüans değişimleri ve tonalitesi hoşuma gidiyor.

Sevdiğin bestecilerin hayatlarını okur musun? En çok hangisinden etkilendin?

Evet okurum, en çok ilgimi çeken Bach oldu. Ailesini küçük yaşta kaybederek kendini müzikle bulması, henüz 15 yaşındayken kiliseye soprano olarak girmesi, kendine birini idol alarak ilerlemesi. Annemle babam seneler evvel, henüz flört ederlerken, bir hafta boyunca devam eden Bach günlerine katılmışlar. Şimdi ben Bach çalarken, gözleri yaşarıyor ikisinin de, çok duygulanıyorlar.

Yurtdışında okuma hayallerin var mı? Varsa neresi ve neden?

Tabii ki var. İngiltere’de okumak isterdim, konuşabildiğim bir yabancı dilde müzik eğitimi almak ve ülke olarak ilgimi çektiğinden.

Müziğin bir rengi olsa ne olursu sence?

Müziğin rengi bence kan kırmızısı.

Üstün yetenekli olmak seni hangi açılardan mutlu ediyor? Zorlandığın oluyor mu arada?

Kendimi öyle hissetmiyorum, üstün yetenekli olma durumu biraz can sıkıcı açıkçası. Sadece sevdiği şeyleri aynı anda yapmaya çalışan 13 yaşında bir kızım. Bazen zorlanıyorum evet, aslında yapmayı istediğim çok şey var ve yetişmiyor. Bir de dışa karşı çok sessizim, çoğu zaman içe kapanık yaşıyorum; insanlar beni pek anlamıyor olabilir.

Bir piyano bestesini ilk kez çalarken zorlandığında nasıl bir çalışma temposu izlersin?

Her şeyi ölçü ölçü deşifre ederim. Hatta bazen ölçülerin yarısı şeklinde. Tüm parçanın deşifresini o şekilde bitirdikten sonra yavaş metronomdan hızlıya doğru parçayı çalışırım.

Katıldığın piyano yarışmaları ve festivallerden de kısaca söz etmek ister misin? Bunlar arasında seni en çok etkileyen, aklında kalan hangisi oldu?

Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın Adana’daki Uluslararası Rhapsody piyano festivali ve yarışmasına katılmaktan çok keyif almıştım. Yurtdışından katılımcılar vardı. Farklı ülkelerden piyanistlerle tanışma ve sohbet imkanı oldu. Farklı hissettim. Kampüs de çok güzeldi, yemyeşil, orman içindeydi. Üniversite bünyesinde bir yarışma olması da önemliydi benim için.

Bilsem’in öğrencilerinin yıl sonu konserlerine ve Tübitak 4006 projelerine katılmak, bütün arkadaşların yeteneklerini ve gelişimlerini görmek açısından çok iyi oluyor. Yanılmıyorsam beş kez katıldım Kartal Bilsem’in etkinliklerine. Tekirdağ Bilsem’in 2021 Genç Yetenekler Tekirdağ’da Buluşuyor isimli ulusal piyano yarışmasında, konservatuvar öğrencileri kategorisinde, katılımcılar arasında birinci olmaktan da çok gurur duydum.

Pera Güzel Sanatlar Lisesi ve Hisar Okulları’nın ikisi de uluslararası olan piyano yarışmalarına katıldım. Hisar Okulları’nda kendi yaş kategorimde ikincilik ve dördüncülük aldım. Hisar Okulları’nın sanata önem vermesi çok değerli. Büyükçe de bir konser salonları var.

Üç kez de Beril Özyazıcı hocamın öğrencilerinin konserlerinde çaldım. Bunlardan birisi Kadıköy Moda All Saints Kilisesi’nde oldu. Böyle tarihi bir mekanda çalmak çok keyifliydi benim için. İkisi de İ.Ü. Devlet Konservatuvarı’nın konser salonunda oldu. Yani okulumda çaldım, diğer arkadaşlarım ile birlikte. Biliyorsunuz, İ.Ü.D.K’nın da binası Kadıköy’de tarihi bir bina. Bu sene binamızdan çıkartılıyoruz ve hatta Kadıköy dışında bir yere taşınıyor okulumuz. Ben okulumu çok seviyordum mekan ve semt olarak. Keşke yine Kadıköy’de başka bir mekana taşınabilseydi konservatuvarımız.

Peki bir zaman tüneli olsa hangi besteciyle tanışmak ve ona ne sormak / söylemek isterdin?

Kesinlikle Mozart ile tanışmak isterdim. Onunla satranç oynamak, onun gibi bir deha ile hayat hakkında sohbet etmek, bakış açısını anlamak isterdim.

Başarının bir tanımını yapabilir misin bana?

Başarı asla kolay kolay açıklanabilecek bir şey değil diye düşünüyorum. Bir çok şeyi içinde barındırır; sabır, çalışmak, azim, imkanlar, yaptığın işi sevmek… Güzel çaldığımda annemin, babamın duygulandığını görmek, gözlerinin yaşardığını görmek beni şu an için başarılı hissettiriyor. Yüzlerce insana bunu geçirebildiğim anı düşünemiyorum.

Geleceğe dair nasıl hayaller kuruyorsun?

Eğitimimi konservatuvar ile devam ettirmek istiyorum. Gelecekte de müziğin, kendimi en iyi ifade etme şeklim olacağını düşünüyorum.

Klasik müzik ile alternatif müzik türlerini birleştirerek çalışmalar yapmayı hayal ediyorum.

Tuzla Belediyesi koro öğretmenim Seda Gökkadar’a, Bilsem müzik öğretmenim Nimet Bülbül’e, konservatuvar öğretmenlerim Aygül Günaltay Şahinalp’e ve Beril Özyazıcı’ya teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s