Genç piyanist Deniz Kocaman, “Pianoffice.com” uygulamasıyla müzik ile teknolojiyi harmanlıyor

Bağlamayla başlayan müzik sevgisi ve ilgisi, 2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’ne başlamasıyla piyanoya doğru kayan Deniz Kocaman, burada Prof.Dr.Nergiz Şakirzade Sarı ile piyano çalıştı. Aynı zamanda Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde (YUSEM) Payam Gül Susanni ile piyano ve Özge Gülbey Usta ile kompozisyon çalışıp bu süreçte şan, enstrüman ve koro eşlikleri yaptı, konserlerinde piyanist olarak görev aldı.

2014 yılında Yaşar Üniversitesi Kompozisyon Bölümü yüksek lisans programına tam puan ile kabul edilen Kocaman, 2017 yılında Yaşar Üniversitesi Kompozisyon Ana Sanat Dalı’nda yüksek lisans öğrenimi tamamladı ve bu dönemde Özge Gülbey Usta ile kompozisyon, Füsun Köksal ile armoni, kontrpuan ve form analizi çalıştı. Pier Francesco Forlenza’nın piyano,Vincenzo Palermo, Onur Türkmen, Massimo Leonardi’nin kompozisyon, Ani Schnarch, Alexander Rudin, Ruşen Güneş ve Suzhou Trio’nun oda müziği masterclass’larına katıldı.

2016 yılında İKSEV 9. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nda finalist olarak yarışan Kocaman, Çellist Hakan Hürkan Şahin ile Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konserler verdi ve önümüzdeki dönemde kendisiyle ortak bir albüm projesine hız vermeye kararlı.

Kurucularından olduğu Senza Trio ile oda müziği konserleri gerçekleştiren genç piyanist, 2015 yılından itibaren solfej, teori, piyano ve kompozisyon eğitmenliği yaptığı Yusem’de (Yaşar Üniversitesi Sanat Eğitim Merkezi) korrepetitörlük yapmaya devam ediyor. 2018 yılında Yaşar Üniversitesi Müzik Bölümü’nde korrepetitör ve yardımcı piyano eğitmeni olarak da görev yapan Kocaman, derslerinde aynı eseri farklı yorumlarla seslendiren piyanistleri dinletmeyi ve yorumlarının altındaki mantığı öğrencileriyle birlikte kavramayı önemsiyor. “Bu sayede “bu eser böyle çalınır”dan çok eserlere yaklaşımdaki mantığı görüp, o mantık ve düşünme şeklinden yola çıkarak yeni yorumlar getirilebilir mi, nasıl olur? gibi soruların cevaplarını kendi çıkarımları bağlamında öğrencilerime buldururum” diye açıklıyor bu tercihini.

Son dönemde oda müziği alanındaki girişimleri ise şu şekilde yorumluyor başarılı müzisyen: “Günümüzde kalabalık orkestraları toplamak maddi açıdan çok güç. O yüzden besteciler daha çok küçük gruplar için müzik yazma yoluna gidiyor, performe edilmesi açısından. Buradan bakınca artan eser sayısı belki insanları oda müziği grupları kurmaya yönlendirmiş olabilir.”

Deniz Kocaman, ayrıca, 2020 yılında arkadaşı ve öğrencisi olan Kaan Turan ile birlikte http://www.PianOffice.com’u kurdu. Eylül – Ekim ayları içerisinde piyasaya çıkacak olan bu uygulama ile her müzisyenin cebine bir korrepetitör koymayı amaçlıyorlar. “Halen genişleyen bir eşlik dağarcığımız var kayıtlar yapıyoruz. Müzisyenler bu uygulama sayesinde çaldıkları parçanın piyano eşliğini istedikleri tempo ve ton ayarlaması yapma imkanı ile birlikte kullanabilecekler. Böylece sınava, konsere bir hafta kala korrepetitör ile çalışma devri sona erecek diye umuyoruz. İsteyen, istediği zaman telefonundan veya web sayfası üzerinden eşlik partisine ulaşıp, korrepetisyon ile çalışabilecek” diyor.

Kocaman, halen oda müziği ve solo olarak konserler veriyor; koro, oda müziği, şan ve enstrüman konserlerinde korrepetitör olarak görev alıyor. Bir diğer ifadeyle, müziksiz bir saniyesi bile geçmiyor ve yaptığı her işte büyük bir inovasyon ve sevgiyle fark yaratıyor.

Aşağıda kendisiyle gerçekleştirdiğim keyifli bir söyleşi sizleri bekliyor:

Merhaba Deniz Bey. Müziğe altı yaşında büyük bir şevk ve tutkuyla adım atmışsınız. Peki sizdeki bu yetenek ve ilgi nasıl ortaya çıktı, nasıl fark edildi? Ve üzerine nasıl bir eğitim eklemlediniz?

Müzikle tanışmam bağlama ile oldu. Babam gençliğinde İstanbul’da bağlama dersleri almış, ben doğduktan sonra da (eski fotoğraflardan bildiğim kadarıyla) her akşam karşıma geçip bağlama çalarmış. 6 yaşımdayken sen de çalmak ister misin diye sordu ailem, ben de olur diye yanıt verdim fakat çok büyük bir şevk ve tutkudan söz edemeyiz. Sadece sıradan bir olur şeklinde geçiştirmeydi aslında. Ders almaya başladıktan sonra yapabildiğimi gördükçe ve insanların bana olan ilgilerinin artması ile birlikte enstrümana daha sıkı sarıldım. Zaman içerisinde tutkuya dönüştü aslında. Orta okul bittiğinde birçok yerel radyoda ve televizyonda programlara katılmıştım. “Tanınan” bir bağlamacı bile sayılırdım aslında. Güzel sanatlar lisesi sınavlarına hazırlanırken tanıştım piyanoyla ve çok büyülü bir şeyle karşılaştığımı düşünüyordum çünkü, iki el ve iki ayak birbirinden bağımsız hareket ediyordu ve birbiriyle “alakasız” görünen bir çok ses aynı anda tınladığında ortaya çıkan renk ve uyum bende bir kıvılcım yakmıştı. Okula girdikten sonra bağlamayı bir kenara bırakıp piyano çalışmaya başladım. Çalıştıkça, her yazılan sesin neden yazıldığı da büyük bir merak uyandırmaya başlamıştı bende. Kendi kendime armoni öğrenmeye çalışmıştım fakat pek başarılı olduğum söylenemezdi.

Üniversiteye girdiğimde ise çok yoğun bir piyano çalışma dönemi de başlamış oldu benim için. Kendimi adadığım dönem diyebilirim bu dönem için ve hala o kadar yoğun çalışabilmenin özlemini çekiyorum. Üniversite 3. Sınıftayken aynı zamanda Yaşar Üniversitesi’ne de gitmeye başladım. Hem piyano hem de bestecilik dersleri aldım. Yüksek lisansımı Yaşar üniversitesi’nde kompozisyon bölümü üzerine tamamladım.

2016 yılında İKSEV 9. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nda, orkestra ve bariton için olan eserim finale kaldı ve İzmir Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde, İzmir senfoni orkestrası ve Dresden operası solistlerinden Doğukan KURAN tarafından seslendirildi. 2018 yılında Duo Reditus tarafından bir eser siparişi aldım. Dört el piyano için yazdığım bu eser Antalya Piyano Festivali’nde seslendirildi. Yüksek lisans yaptığım süre içerisinde yerli ve yabancı çok değerli piyanist ve bestecilerle çalışma fırsatım oldu. Halen daha Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde piyano, solfej, teori ve kompozisyon öğretmenliği yapıyorum.

Neden başka bir enstrüman değil de piyano? Sizi kendisine çeken neydi?

Özel bir sebebi yoktu aslında. Bağlamadan sonra çok sesli bir enstrüman ve çıkan seslerin ahengi beni çekmişti.

Piyanodan sonra giderek kompozisyon alanına yöneldiniz. İlk bestenizi anımsıyor musunuz? Hikayesi neydi?

Evet ilk bestem diyebileceğim eserim bir Concerto Grosso. Piyano ve Keman için yazdığım bir eser. Bu eserin ilk temasını lisede okurken yazmıştım fakat eğitim almadan devamını getiremezdim. Kompozisyon eğitimi almaya başlayınca dönüp bir incelemiştim ve temalar hoşuma gittiği için bitirmiştim. İtalya’dan gelen kompozitörler çok beğenmişlerdi bu eserimi.

Peki bir beste yaparken ortamın nasıl olması gerekiyor? Olmazsa olmazlarınız nedir?

Aslında günlük hayatta karşılaştığımız sıkıntıları ve zorlukları dışarda bırakabildiğim her zaman beste yapmak için gereken konsantrasyonu yakalayabiliyorum. Çok özel ortam arayışlarım yok ama gece ve loş ışık fena olmaz.

İlham kaynaklarınız neye göre şekillenir?

Ben ilhama çok inanan birisi değilim. Elinizdeki materyali, tematik malzemeyi vs. nasıl geliştireceğinizi, o malzemenin nerelere gidebileceğini, potansiyelini vb. kavrayabilecek ve onu işleyebilecek bilgi birikime sahipseniz ilham beklemenize gerek kalmaz.

Çok değerli ustalık sınıflarında yer aldınız. Bunların geneline bakıldığında piyano, oda müziği ve kompozisyon alanındaki beceri ve yetkinliklerinize nasıl katkılarda bulundular?

Teknik alandan ziyade eserleri ele alış biçimi ve bakış açısı kazanmamda yardımcı olduklarını söyleyebilirim. Ustalık sınıfları, herhangi bir dönem müziğinin ya da herhangi bir bestecinin esnetilemez ve kati suretle tek bir çalınma şekli olduğu görüşünün (ki ben de bu görüşün saçma olduğunu düşünürdüm) pek ciddiye alınmaması gerektiğini ve mantıki bir çerçevede yorumculuğun esnek ve kişisel bir şey olduğunu derinlemesine kavramamda yardımcı oldu.

Örneğin Can Çakmur’un Hamamatsu yarışmasında birinci olduğu yıl jüride yer alan Jan Jiracek von Arnim, gerçekleştirdiğimiz bir ustalık sınıfında katılımcılara “burada söyleyeceklerim benim kendi fikirlerim, beğenmezseniz yapmak zorunda değilsiniz” demişti.

Peki eğitim hayatınız boyunca nasıl burslardan ve kurumsal desteklerden yararlandınız?

Herhangi bir burs ve kurumsal destekten yararlanmadım.

Piyanonun yanına en çok yakıştırdığınız eşlikçi enstrüman hangisi? Sanırım çello ile çok fazla konseriniz oldu.

Evet çelloyu çok yakıştırıyorum ama ikinci seçeneğim de flüttür. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çellistlerinden arkadaşım Hakan Hürkan Şahin ile uzun yıllardır birlikte müzik yapıyoruz, konserler veriyoruz. Pandemi olmasaydı “kolay dinlenebilir” eserlerden seçki bir albüm yapmak istiyorduk fakat henüz gerçekleştiremedik.

Şu anda bir yandan da eğitmenliğe devam ediyorsunuz. Bir müzisyen çocuğu yetiştirirken nelere dikkat edersiniz? Hangi yönlerini güçlendirirsiniz?

Teknik çalışmalar tabii ki olmazsa olmaz fakat öğrencilerde müziğe karşı bir yaklaşım geliştirmek gerektiğini düşünüyorum. Derslerimde aynı eseri farklı yorumlarla seslendiren piyanistleri dinletir ve yorumlarının altındaki mantığı birlikte kavramaya çalışırım. Bu sayede “bu eser böyle çalınır”dan çok eserlere yaklaşımdaki mantığı görüp, o mantık ve düşünme şeklinden yola çıkarak yeni yorumlar getirilebilir mi, nasıl olur? gibi soruların cevaplarını kendi çıkarımları bağlamında öğrencilerime buldururum. Tabii ki teknik kapasiteleri ve seviyeleri arttıkça yaptıkları çıkarımlar ve yorumlar da daha ilgi çekici ve yaratıcı bir hal alıyor.

Peki yeni nesil piyanist çocukların sayısındaki artışı neye bağlarsınız? Gelecekte bu çocukların büyük kısmını istihdam edecek bir sistem söz konusu mu? Neler yapılmalı bu açıdan?

Öncelikle istihdam edilebilecekleri bir sistem kesinlikle yok. Hemen hemen her çocuk konservatuara ben büyük piyanist olacağım diyerek, bu motivasyonla girip mezun oluyor. Bazıları gerçekten çok emek harcıyor ama çok ünlü birer piyanist olamayabiliyorlar. Akademilerde iş bulamıyorlar. Birçok konservatuar mezunu özel sanat merkezlerinde ders veriyor ve bunun için mi okuduk diyerek bunalıma sürüklenebiliyorlar. Çözüm için belki bu kadar çok üniversite konservatuar açılmamalıydı diye düşünüyorum zaman zaman. Artış konusunda da artık tek yönlü ve belli bir alanda özelleşmiş bir uzmanlığı olan insan tipolojisi pek geçerli değil. Onun yerine çok yönlü, hobileri vs olan insanlar daha kabul görür durumda. Bu yüzden insanlar çocuklarını enstrüman çalmaya vs yönlendiriyor olabilir. Tabii yarışmaların ve bunlara ulaşma imkanlarının artmasının (internet vs. ile), popüler küçük piyanistlerin reklamlarının bu işe olan eğilimi arttırmış olabileceğini düşünüyorum.

Kaan Turan ile geçen sene bir proje gerçekleştirdiniz. Bundan biraz söz eder misiniz?

Kaan benim hem öğrencim hem de çok yakın dostum. Birlikte hem ulusal hem de uluslararası bir çok piyano ve kompozisyon yarışmalarında çok sayıda birincilikler ve çeşitli ödüller aldık, çalışmaya da devam ediyoruz tabii ama aramızda artık öğretmen öğrenci ilişkisinin kaldığı pek söylenemez.

Eylül – Ekim ayları içerisinde piyasaya çıkacak olan bir uygulama geliştirdik. Pianoffice.com. Bu uygulama ile her müzisyenin cebine bir korrepetitör koymayı amaçlıyoruz. Hala genişleyen bir eşlik dağarcığımız var kayıtlar yapıyoruz. Müzisyenler bu uygulama sayesinde çaldıkları parçanın piyano eşliğini istedikleri tempo ve ton ayarlaması yapma imkanı ile birlikte kullanabilecekler. Böylece sınava, konsere  bir hafta kala korrepetitör ile çalışma devri sona erecek diye umuyoruz. İsteyen, istediği zaman telefonundan veya web sayfası üzerinden eşlik partisine ulaşıp, korrepetisyon ile çalışabilecek.

Size en çok ilham veren kompozitörler hangileri? Peki içlerinden hangisi hayatı, mücadeleleri ve eserleriyle sizde en çok etkiyi bıraktı?

Sevdiğim, aşık olduğum çok besteci var. Her geçen gün yenilerini keşfedip aşık oluyorum fakat benim müziğe bakışımı değiştiren ve derinden etkileyen iki besteci sayabilirim. Birincisi Stravinsky, diğeri ise Gorecki (dinlemeyen varsa 3. Senfonisi muhteşemdir).

Oda müziği alanında son dönemde çok fazla girişim söz konusu. Bunu neye bağlarsınız?

Besteciler açısından yorum yapabilirim. Günümüzde kalabalık orkestraları toplamak maddi açıdan çok güç. O yüzden besteciler daha çok küçük gruplar için müzik yazma yoluna gidiyor, performe edilmesi açısından. Buradan bakınca artan eser sayısı belki insanları oda müziği grupları kurmaya yönlendirmiş olabilir.

Müzik tarihi boyunca yaşamayı en çok arzu ettiğiniz dönem hangisi ve neden?

Üniversite yıllarımdan beri hep Barok dönemde yaşamayı çok istemişimdir. Filmlerde o dönemle alakalı bize yansıtılan kasvetli hava beni çekiyor sanırım.

Başarılı bir kompozitörün üç temel özelliği ne olmalı?

Sabit bir referans noktası olmadan düşünme, Analiz yeteneği ve Çalışkanlık.

Bugün sizi Müzikten sorumlu Bakan yapsalar müzik dünyasında ve sektörde değiştirmeyi, düzeltmeyi en çok istediğiniz şeyler nelerdir?

Yapabilseydim konservatuarlardaki öğretmenlerin arasındaki çekişmeyi bitirmek ve bu çekişme yüzünden arada kalan öğrencileri kurtarabilmek isterdim.

Repertuarınızda olmasından en çok hoşlandığınız beste hangisi ve neden?

Rachmaninoff 2. Piyano sonatı kesinlikle. Dinlerken bile ellerim ve ayaklarım kasılıyor. Piyanoya çok uygun, çok gösterişli ve çok derin bir müzik olduğunu düşünüyorum.

Şu ana kadar en ilginç konser deneyiminiz hangisi oldu?

Lisedeyken bir müzik grubumuz vardı. Bir gençlik festivali tarzı bir şeyde sahne almıştık. Sahneye çıkmaya yarım saat kadar kala solistimizin gelemeyeceğini öğrendik. Ne olduysa o sırada oldu zaten. Ben söylerim diyerek atladım ortaya. Sahneye çıktık ilk parçada ilk satırı söyledim ve mikrofona gülmeye başladım. Ben güldükçe seyirciler de gülüyordu, asla kendimi durduramıyordum. Bütün konser enstrümantal devam etti. Halen çok utanıyorum.

Peki ütopik, sıradışı bir yerde konser verme hakkınız olsa dünya üzerinde nereyi seçerdiniz ve neden?

Yapabilsem ve bize bir şey olmayacak olsa, bir yanardağ patlarken hemen yanında bir orkestra eserimin seslendirilmesini isterdim. Çok epik bir his olurdu tahminimce.

Müzik sizce bir toplumda nasıl bir boşluğu doldurur?

Müzik hayatımızın vazgeçilmezi. Sıkıntılarımızı, mutluluklarımızı vs. ilişki kurabildiğimiz müzik türleriyle paylaşarak yaşıyoruz. Çoğu zaman da hangi ruh hali içerisindeysek onu biraz daha kötüleştirebiliyor ya da iyileştirebiliyor. Bu bağlamda deşarj mekaniği görevi gördüğünü söyleyebiliriz belki.

Peki Türkiye’de sizce klasik müzik halen elitist bir ilgi alanı olarak mı görülüyor?

Aslında son dönemde artan piyanistler ile birlikte bu algının kırılmaya başladığını düşünüyorum fakat maalesef halen elitist bir müzik olarak bakılıyor.

Yakın geleceğe dair projelerinizden söz eder misiniz?

Kaan Turan ile olan projemizle ilgili çok yoğun çalışıyoruz başka bir şeye pek vakit kalmıyor açıkçası. Ama yakın zamanda doğaçlama piyano albümlerimin ikincisi çıkacak merak edenler Spotify ve Youtube üzerinden inceleyebilirler. Çellist dostum Hakan Hürkan Şahin ile olan projemiz hala beklemede, şimdilik bunlar var.

Denizleme isimli doğaçlama piyano albümünden bir parça

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s