Besteci Zeyno Karadağlı: “Başarı, hedeflerimizi gerçekleştirdiğimizin kanıtıdır”

Zeyno Karadağlı 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri Teksas eyaletinin Houston şehrinde doğdu. İlk piyano derslerini dört yaşında almaya başladı. 2012-2016 yıllarında Bikent Üniversitesi Müzik ve Bale İlköğretim Okulu’nda, burslu olarak, önce Prof Hande Dalkılıç ve daha sonra Prof Gülnara Aziz’in öğrencisi oldu.

2020 yılında Destina isimli kısa filmin bütün müziklerini daha sonra uluslararası festival ve yarışmalarda da yer alan “Tahir Bey – Mr Non Existent” isimli filmin tema müziğini besteledi. Bu bestesiyle Engelsiz Yaşam Vakfı tarafından “Vakıf Özel Ödülü”ne layık görüldü. Bora Severcan’ın yazıp yönettiği, içinde Erhan Yazıcıoğlu, Tamer Karadağlı, Volkan Severcan ve Okan Bayülgen gibi değerli sanatçı isimlerin olduğu “Tahir Bey”, Cannes ve New York Kısa Film Festivali gibi önemli birçok festivale dahil oldu. Yaşadığı olaylardan, dostlarından, ailesinden, geçmişten, kısacası herşeyden ilham alabilen Zeyno, beste yaparken çok sessiz bir ortam tercih ediyor ve eserinin oluşma sürecine tamamen konsantre olması gerekiyor.

Bir yandan da “Piyano benim en iyi arkadaşım. İçimde tuttuklarımı tuşlarla tanıştırdığım eşsiz bir boyut. Yani yaşadığım bir durumu, gördüğüm bir olayı bir arkadaşına anlatırmışçasına piyanoyla buluşturma düşüncesi bile büyük bir ilham kaynağı olabilir benim için” diyerek piyano ile arasındaki organik ve güçlü bağı da özellikle vurguluyor.

2019 yılında Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın düzenlediği Rapsodi 1. Uluslararası Piyano Festivali ve Yarışması’na katılarak Mansiyon Ödülü aldı. 2018 yılında Hırvatistan’ın Split kentinde gerçekleştirilen 23.Daleki Akordi Genç Sanatçılar Uluslararası Müzik Yarışması’nda ikinci oldu. Aynı sene Amerika’da Philadelphia Uluslararası Müzik Festivali’ne katıldı ve Yu Xi Wang (Curtis Institute of Music-Philadelphia)’dan Ustalık Dersleri aldı.

Zeyno Karadağlı 2016 yılından bu yana Sanem Berkalp’ın öğrencisi olarak Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı öğrencisi. Kendisinden meslek sırlarından birkaçını paylaşmasını istedim. Yanıtı çok çarpıcı oldu: “Benim klasik müzik bestelerimi sadece klasik müzik sevenler dinlememeli, ya da caz bestelerimle sadece caz müzisyenleri ilgilenmemeli. Bütün kitlelere hitap edebileceğim marjinal bir parça olmalı. Ben bir rock eserini klasik müzik enstrümanlarıyla yazabilmeliyim. Veya caz müzik kurallarıyla doğu müziği elde edebilmeliyim. Tıpkı bir dünya, bir kültür gezisi gibi olmalı benim müziğim. Farklı insanlar, farklı duygular, derin yaşanmışlıklar ve enteresan hikayeler barındırmalı. Birbirinden çok çok farklı iki insan bir araya geldiğinde ortaya çok yoğun ve güzel şeyler çıkıyorsa birbirinden çok farklı iki müzik türü, birbirinden çok uzak enstrümanlar birleştiğinde en kötü ne olabilir ki!”

Üniversitede müzik eğitimine yurtdışında devam etmek isteyen Zeyno, kendi yazdığı bir dizinin/filmin yönetmenliğini ve müziklerini yapmayı da hayal ediyor. “Kafamda kurduğum şeyleri birebir hayata geçirmek istiyorum” diyor. Bunun için de üniversitede piyano bölümünden mezun olup yüksek lisansını film müzikleri dalında yapacak ve bu sırada yönetmenlik eğitimi alacak. Bu müthiş eğitim temeliyle bu hayallerini en güzel şekilde gerçekleştireceğine ben tüm yüreğimle inanıyorum.

Kendisini bu zamana dek tanımamış iseniz çok şey kaçırmışsınız. A’dan Z’ye birçok konuyu ele aldığımız, çok keyifli ve beni çok bilgilendiren bir söyleşiyi sizlerle de paylaşmak isterim. Zeyno’ya da bu akıl, kalp ve mantık dolu müzik yolculuğunda sonsuz başarılar dilerim.

Merhaba Zeyno. İlk piyano derslerini dört yaşında almaya başlamışsın. Peki müziğe olan ilgin, yeteneğin nasıl ortaya çıktı? Bunun üzerine nasıl bir eğitim gördün?

Annemin eski piyanosunda televizyondaki dizilerin müziklerini, piyanoya dair hiçbir şey bilmememe rağmen, kulaktan çalabilmemle başladı diyebilirim. Ailem, bu alanda geliştirebileceğim bir yeteneğim olduğunu bu vesileyle keşfedince 6 yaşıma kadar piyano dersi aldırdılar ve piyano nedir ilk o dönemlerde öğrendim. İlkokula başlayacağım sıralar ailem benim bu yeteneğimin değerlendirilmesi adına, çok daha profesyonel bir eğitim görmem konusunda karar kıldılar ve beni ilkokul için Bilkent Üniversitesi Müzik ve Bale İlköğretim Okulu’nun sınavına soktular. Orayı burslu olarak kazanıp 4 yıl boyunca piyano bölümünde Hande Dalkılıç, Zarema Rasul ve Gülnara Azizova gibi değerli hocalarla çalıştım ve Bilkent Müzik ve Bale İlköğretim Okulu’ndan mezun oldum. Daha sonra şu an okuduğum okul olan Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın sınavını kazanarak ortaokulu orada okumak için hak kazandım ve hala eğitimimi okulun lisesinde Sanem Berkalp’in öğrencisi olarak sürdürmekteyim.

14 yaşında bir kısa filmin tüm müziklerini, ardından uluslararası festivallerde gösterilen başka bir filmin tema müziğini besteledin. Bu müthiş bir yetenek. Bu fırsatlar nasıl ortaya çıktı ve film müziği bestelemeye nasıl karar verdin?

Dürüst olmam gerekirse bu konudaki en büyük referansım ailemdi. Bu sektörün içinde oldukları için bu gibi fırsatlar çok uzak değildim sanırım. Tüm müziklerini yaptığım kısa film olan “Destina” ile hikayemiz Çocuklar Duymasın dizisinden hatırladığımız genç yıldız ve sevgili arkadaşım Alp Eren Khamis’in bana “böyle böyle bir projemiz var, müzikler konusunda seninle çalışmak istiyoruz” demesiyle başladı. Benim için çok büyük bir tecrübeydi. Hem besteci yanımı, hem de film müziklerine olan ilgimi özgürce gösterebileceğim bir fırsattı. Bana güzel kapılar açtı. Açtığı kapılardan en önemli olanı ise ikinci kısa filmim olan “Tahir Bey” oldu. Bora Severcan’ın yazıp yönettiği, içinde Erhan Yazıcıoğlu, Tamer Karadağlı, Volkan Severcan ve Okan Bayülgen gibi değerli sanatçı isimlerin olduğu “Tahir Bey”, Cannes ve New York Kısa Film Festivali gibi önemli birçok festivale dahil oldu. Şu anda da Los Angeles Kısa Film Festivali’nde final kategorisinde yarışıyor.

Bu süreçte çok prestijli ödüllerin de sahibi oldun küçük yaşta. Onlardan da biraz söz etmek ister misin?

Bu yaşıma kadar piyano dalında da güzel ödüllerim oldu ama bunlardan en prestijli olanı; “Tahir Bey”e yaptığım tema müziği için Engelsiz Yaşam Vakfı’nın bana ve müziğime layık gördüğü “Vakıf Özel Ödülü” oldu.

Beste yaparken nasıl bir ortamda çalışırsın, nelere dikkat edersin?

Açıkçası kendime yarattığım öyle özel bir alanım yok. Uçakta yazdığım da oldu, tarih dersinin ortasında yazdığım da. Sadece etrafımdaki insanları tembihlerim. O esnada bana soru sormaz, bir şey söylemezler. Dikkatimi dağıtacak hareketler yapmaktan kaçınırlar, odaklanmamı engelleyecek etkenlerden beni olabildiğince uzak tutmaya çalışırlar. Çünkü en ufak bir sese karşı dahi ne kadar takıntılı ve hassas olduğumu bilirler.

Aldığın ustalık dersleri senin müzik kabiliyetin üzerinde nasıl bir etki doğurdu?

Ustalık derslerinin bana kattığı en büyük şey tabii ki tecrübe. Kalıpların dışında düşünebilme yetisi kazandırdı onlar bana. Hangi eser nasıl yorumlanmalı, hangi pasajda nasıl bir teknik kullanılmalı, hangi besteci nasıl çalınmalı. Bunlar gördüğüm ustalık dersleri ve okuduğum okullardaki kıymetli hocalarımdan öğrendiğim ve öğrenmekte olduğum önemli noktalar.

2016 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı öğrencisisin. Konservatuar sana neler katıyor?

Ankara Devlet Konservatuarı’nda okumaya başladığım günden bu yana orada en çok aile olmayı sevdim. Büyüklerimle, küçüklerimle daima bir arada olmak, birbirimizin konser, sınav gibi özel günlerinde yanında durmak, birinin dersi kötü geçtiğinde, öğretmeni kızdığında en güçlüsünden empati kurmak, yaş farklarına takılmadan birbirinin çalışına fikirler vermek, öğrettikçe öğrenmek, öğrendikçe öğretmek.. Bu bana o kadar muazzam geliyor ki…

Kendini gelecekte bir besteci olarak mı piyanist olarak mı hayal ediyorsun?

Kendimi gelecekte ikisiyle de görüyorum ya da ikisiyle de görmüyorum diyebilirim. Bu sektörde geleceğe dair daha farklı planlarım var, bu sebeple şu an kendimi şöyle görüyorum gibi spesifik ve kesin bir söz söyleyemem.

Müzik tarihinde hangi döneme ışınlanmak ve o dönemde neler yapmak isterdin?

Barok dönemden Romantik döneme, Klasik dönemden Çağdaş döneme dek.. Bunların hepsini teker teker yaşamak, görmek isterdim. Müziğin dönemden döneme tıpkı duygular gibi nasıl evrildiğini, zaman geçtikçe, devir değiştikçe nasıl renk değiştirdiğini en küçük detayına kadar bizzat gözlemlemek isterdim.

Sana ilham kaynağı olan besteciler kimler?

Elbette her bestecinin bana ilham veren eserleri, bazı eserlerde de diğerlerine nazaran bana daha çok dokunan kısımları var, yani buna hiç düşünmeden bir isim söyleyemem, fakat kendime en yakın bulduğum besteci olan Chopin bu soruya uygun bir cevap olabilir.

Müzik hayatında nasıl bir boşluğu dolduruyor Zeyno?

Müzik olmadan ne yapardık dünya olarak bilmiyorum. Şahsen müziksiz bir hayat düşünemiyorum. Hani insan vücudunun 3/4 ü sudur ya, işte müziğin benim hayatımdaki yeri de böyle.

Beste yaparken ilham kaynakların neler oluyor?

Öyle kesin bir ilham kaynağım yok. O gün duyduğum bir melodi, gördüğüm bir kuş, okuduğum bir kitap, hatta tanıştığım bir insan bile benim için ilham kaynağı olabilir. Yaşadığım olaylar, çocukluğum, dostlarım… Bunları kâğıda ve tuşlara anlatmak çok güzel bir şey. Piyano benim en iyi arkadaşım. İçimde tuttuklarımı tuşlarla tanıştırdığım eşsiz bir boyut. Yani yaşadığım bir durumu, gördüğüm bir olayı bir arkadaşına anlatırmışçasına piyanoyla buluşturma düşüncesi bile büyük bir ilham kaynağı olabilir benim için.

Bir bestecinin olmazsa olmaz özellikleri nedir sence?

Bence olmazsa olmaz özellik hitap edebilmek. Kendi tarzından şaşmayarak insanların zevkini anlayan şeyler yansıtabilmek. Belli kurallar çerçevesinde sınırları elinden geldiğince zorlamak ve tüm güçlerini birleştirip çıkan en parlak sonucu ortaya koymak. Umarım bir gün bu söylediklerime örnek yapıtlar sergileyebilirim.

Senin hayatında en çok etkisi olmuş, en çok beğendiğin klasik müzik bestesi hangisi?

Buna karar vermem çok zor tabii. Sonuçta her eserin ve bestecinin hayatımda, zihnimde, kalbimde ayrı yerleri ve etkileri var. Eğer soru ‘Zeyno bir eser olsaydı ne olurdu?’ olsaydı, kesinlikle Chopin Ballade Op.47 No:3 olurdu.

Bestendeki duyguyu dinleyiciye aktarmak için neler yaparsın? Bu açıdan “meslek sırların” neler?

Benim klasik müzik bestelerimi sadece klasik müzik sevenler dinlememeli, ya da caz bestelerimle sadece caz müzisyenleri ilgilenmemeli. Bütün kitlelere hitap edebileceğim marjinal bir parça olmalı. Ben bir rock eserini klasik müzik enstrümanlarıyla yazabilmeliyim. Veya caz müzik kurallarıyla doğu müziği elde edebilmeliyim. Tıpkı bir dünya, bir kültür gezisi gibi olmalı benim müziğim. Farklı insanlar, farklı duygular, derin yaşanmışlıklar ve enteresan hikayeler barındırmalı. Birbirinden çok çok farklı iki insan bir araya geldiğinde ortaya çok yoğun ve güzel şeyler çıkıyorsa birbirinden çok farklı iki müzik türü, birbirinden çok uzak enstrümanlar birleştiğinde en kötü ne olabilir ki.

Şu ana kadar kaç besten oldu? Elbette seçmek zordur ama içlerinden senin açından en “özel” olanı hangisi?

Saymak çok zor, notaya döktüklerimden var biraz ama notaya dökmediklerim sayısız. Hepsinin benim için ayrı bir hikayesi var, yine de notaya döktüklerimden en beğendiğim, benimsediğim viyola, flüt ve piyanonun oluşturduğu bir trio. O eserim her zaman bana üç farklı kişiliğin küçük tatlı diyalogları gibi gelmiştir. O eser hakkındaki hedefim eseri birbirinden çok farklı kişiliklere sahip üç kişinin icra etmesi. Tıpkı eserde kullanılan, yine birbirlerinden çok farklı enstrümanlar olan viyola, flüt ve piyano gibi.

Sence “başarı” ne demek? Kendi başarı tanımını yapar mısın bana?

Bana kalırsa kafamızda hedef olarak sınıflandırdığımız şeylere ‘oldu’ dediğimiz her an başarmış sayılırız. Benim için de başarmak tek bir hayalle sınırlı değil. Bir eseri deşifre etmek, onu konsere yetiştirmek, o eseri yarışmaya taşımak hatta kazanmak, bunların hepsi başardım denilebilecek olaylar bence. Demek istediğim her başarı hedeflediğimiz şeye bağlı. Siz zorlu ve iyi bir okulda okumaya hak kazandığınızda mı başarmış olursunuz, yoksa okuldan mezun olduğunuzda mı? O okuldan mezun olup iş yapmadığınızda mı başarılı olursunuz, yoksa mezun olmayıp iş yaptığınızda mı? Bu bahsettiğim de başarı kavramının ne kadar göreceli olduğunu gösteriyor bize. Kimisi bir su satıp “başardım!” der, kimisi biriyle evlenip “başardım” der, kimisi boşandığında. Yani bence A’dan Z’ye hedeflerimizi gerçekleştirdiğimizin kanıtıdır başarı.

Peki geleceğe dair hayallerin, hedeflerin neler? Yurtdışında okumak istiyor musun? hangi alana yoğunlaşmayı hedefliyorsun?

Benim de herkes gibi yurtdışı planlarım var elbette. Liseyi de burada bitirdikten sonra piyano eğitimime yurtdışında devam etmeyi hedefliyorum. Benim bu alanlardaki asıl hayalim kendi yazdığım dizinin/filmin yönetmenliğini ve müziklerini yapmak. Kafamda kurduğum şeyleri bire bir hayata geçirmek. Bunun için de eğitimim hakkında şimdilik şöyle bir planlama oluşturduk; üniversitede piyano bölümünden mezun olup master’ımı film müzikleri dalında yapacağım ve bu sırada yönetmenlik eğitimi alacağım. Kendimi hazır hissettiğim zaman da bu hedefi başarmak için ilk adımı atacağım. Umarım bütün bunları başarabilir ve hayallerime ulaşabilirim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s