Genç fagot sanatçısı Berkay Okay: “Sınavlar veya konserler çalışma motivasyonumuzu sağlayan ana faktörler olmamalı”

1995 yılında Niğde’de doğan Berkay Okay, müzik eğitimine 2007 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Fagot Bölümü’nde başladı ve ondan sonra “enstrümanımı çalışmamın ana hedefi ne?” sorusunun izinden gitti.

2016 yılında Hochschule für Musik Karlsruhe  (Karlsruhe Müzik Yüksekokulu) bünyesinde Prof. David Tomas REALP’in fagot sınıfına katıldı. Deutsche Oper Berlin (Alman Operası Berlin) solo fagotçusu Selim Aykal, Orchestra de la Suiss Romande (Batı İsviçre Senfoni Orkestrası) solo fagotçusu Afonso Venturieri ve Vorarlberger Landeskonservatorium (Vorarlberg Eyaleti Konservatuvarı) fagot profesörü Allen Smith gibi ünlü sanatçıların ustalık sınıflarına katılan Okay, Barenboim-Said Akademi’de eğitim veren ünlü klarnet sanatçısı Shirley Brill’in oda müziği çalıştayına da katıldı.

Alman ve Türk gençlik filarmoni orkestraları ile birçok Avrupa ülkesinde konserlerde yer alırken, Türkiye’nin önemli müzik kurumlarından Bilkent Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda da görev aldı.

Okay, 2020 yılı Ocak ayından bu yana Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın daimi fagot sanatçısı olarak profesyonel müzik yaşamını sürdürüyor. Bunun dışında Anadolu Üniversitesi bünyesinde fagotun gelişim sürecinde repertuvarının oluşumunu incelemeyi esas alan yüksek lisans çalışmalarını ve fagot kamışı yapımı alanındaki eğitimini uluslararası düzeyde ün kazanmış Doç. Emre Hopa ile gerçekleştiriyor. Fagot kamışının kullanım süresi 20-30 gün ile sınırlı. Okay, birkaç senedir Türkiye’de yetişen kargıları kullanıyor fagotu için ve oldukça da memnun olduğunu ifade ediyor.

Fagot repertuvarı içerisinde G. Rossini’nin Si bemol Majör Konçertosu’nu “çalmasını ve çalışmasını en çok sevdiğim eser” olarak tanımlayan Okay’a göre, “Bir çalgı çalmada başarılı olmak istiyorsak uzun vadede işimize yarayacak bir plan yapmalıyız.  Sınavlar veya konserler çalışma motivasyonumuzu sağlayan ana faktörler olmamalı.”

Türkiye’de olduğu gibi dünyada da az bilinen, ancak orkestranın önemli bir saçayağı konumundaki fagot çalmaya yüreğini koymuş bir genç sanatçı olarak Berkay Okay’ı tanımaya ne dersiniz?

Merhaba Berkay Bey. Müziğe başlama hikayenizi sizden de duymak isteriz.

Merhabalar, öncelikle herkese sağlıklı günler dilerim. Benim müzik serüvenim, ilkokul yıllarındayken gitar çalma hevesim ile başladı diyebilirim. Eskişehir’de uzun yıllardır gitar ve solfej eğitimi veren değerli Sezgin Atila hocam ile bu hevesimi gerçeğe dönüştürdüm. Daha sonra onun yönlendirmesiyle girdiğim konservatuvar sınavında başarılı olarak hikayem devam etmiş oldu.

Peki fagot ile aranızda nasıl bir bağ var? Neden başka bir enstrüman değil de fagota yöneldiniz?

Belki birçok kişi gibi benim de fagota yönelmem kendi açımdan rastlantısal oldu. Konservatuvara girdiğimde hocalarımızın yönlendirmesiyle öğrenmeye başladığım fagotun, daha öncesinde nasıl bir çalgı olduğu ile ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Belki de bu sebeple fagotu keşfetmeye dair içimde büyük bir istek oluştu. Zamanla aramızdaki bağ güçlenerek devam etti.

2016 yılında Hochschule für Musik Karlsruhe (Karlsruhe Müzik Yüksekokulu) bünyesinde Prof. David Tomas REALP’in fagot sınıfına katıldınız. Bu eğitim size sonraki yıllar için nasıl bir temel sağladı? Hayatınızda nasıl kırılmalar yaşadınız?

Aslında bu sorunun cevabını tam anlamıyla buraya sığdıramam oldukça zor. Ancak Almanya’da aldığım bu eğitim sürecinde fark edip kendimde de mutlaka değiştirmem gerektiğini düşündüğüm en önemli mental farklılıktan bahsetmek isterim. Bu süreçte kendime şu soruyu sordum. “Enstrümanımı çalışmamdaki en önemli sebep nedir?”

Ben de dahil Türkiye’de konservatuvar öğrencilerinin çoğunun aldığı eğitimin sisteminden ötürü bu soruya içten içe; önümüzdeki sınavımda başarılı olmak, bir sonraki derste daha iyi çalmak veya önümüzdeki konserde iyi bir performans sergilemek gibi cevaplar verdiğini gördüm. Ancak bu hedefler doğrultusunda çalışmanın, hem eğitim hem de profesyonel hayatta kendi gelişimimizi kısa vadeye sığdırmaya zorlamaktan başka birşeye yaradığını düşünmüyorum. Bir çalgı çalmada başarılı olmak istiyorsak uzun vadede işimize yarayacak bir plan yapmalıyız.  Sınavlar veya konserler çalışma motivasyonumuzu sağlayan ana faktörler olmamalı. Bence yukarıda sorduğum bu sorunun tek cevabı; hergün daha iyisini başarmayı istemek olmalı. Bu motivasyonla çalışırsak eminim ki sadece bir sonraki sınav, ders veya konser için değil ondan sonrakiler için de yatırım yapmaya çoktan başlamış olacağız.

Alman ve Türk gençlik filarmoni orkestraları ile birçok Avrupa ülkesinde konserlerde yer aldınız. Bu deneyim size neler kattı?

Bu deneyimlerimi iki açıdan değerlendirmek isterim. Öncelikle kendi yaş grubuma ait müzisyenlerle birlikte çalmak ve turnelere katılmak herşeyden önce çok eğlenceli oluyor. Daha iyi bir iletişimin olduğu yerde tecrübe ve başarı daha hızlı elde ediliyor. Diğer taraftan, önemli konser salonlarında verdiğiniz konserlerle hem bireysel hem de topluluk olarak ülkenizi temsil etme şansına da sahip oluyorsunuz. Bu duygular içerisinde çalmak işi daha da keyifli hale getiriyor.

Peki fagotun orkestra bünyesindeki etkisi ile oda müziğindeki etkisi arasında nasıl farklar var? Kıyaslayabilir misiniz biraz?

Her çalgı gibi fagotun da orkestra ve oda müziğindeki görevleri eserin yapısına göre değişkenlik gösterebilir. Bence fagotu, orkestrada bu, oda müziğinde ise şu etkileri gösterir diye kesin yargılarla ifade etmeye çalışmak doğru olmaz Bazı orkestra eserlerinde çalgının, oda müziği eserlerine göre daha efektif ve yoğun olarak kullanıldığı görülür. Ancak oda müziği içerisinde müziğin akışını sağlamak adına daha fazla sorumluluk alınması gerçeği de gözardı edilemez.

Türkiye’nin önemli müzik kurumlarından Bilkent Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda da görev aldınız. Fagot sizce bir orkestrada nasıl bir boşluğu doldurur?

16. Yüzyıldan bu yana fagotun çok sesli müzik içerisinde kullanıldığı bilinmektedir. Çalgının kullanımı, gelişim süreci ve değişen dönem özellikleri sonucunda şekillenmiştir. Özellikle çalgının kalın ses rengi, yaylı çalgılarda bas grubunun üyeleri olan çello ve kontrbasda da olduğu gibi, fagotu besteciler tarafından müziğin armoni yapısında temel görevi gören bir çalgı olarak kullanılmasını sağlamıştır. Fagotun mekanik özelliklerinin artması sayesinde büyüyen oktav aralığı ve ses kalitesinin güçlenmesi kaçınılmaz olurken, çalgının ince seslerinin etkileyici tınısının da kullanıldığı eserler, repertuvarın en ünlü eserleri arasına girmiştir. (Bknz. R. Korsakov: Şehrazad, I. Stravinsky: Bahar Ayini)

Repertuarınızın vazgeçilmez parçası hangisi?

Fagot repertuvarı içerisinde G. Rossini’nin Si bemol Majör Konçertosu çalmasını ve çalışmasını en çok sevdiğim eser diyebilirim. İlk ve son bölümlerindeki virtüöziteye dayalı pasajlar ve 2. bölümün özellikle 3. ve 4. oktav üzerinde yazılmış yoğun dramatizm içeren yapısı, hem yorumcular hem de dinleyiciler için farklı hisleri bir arada yaşatıyor. Ama tüm fagotçular için en “vazgeçilmez” eser olarak, uluslararası yarışma ve sınavlarda çalınması istenen W. A. Mozart’ın Si bemol Majör Konçertosunu belirtmeden edemeyeceğim. Orkestra için bestelenmiş repertuvar içerisinde J. Brahms’ın senfonileri benim için diğer vazgeçilmez eserler diyebilirim.

2020 yılı Ocak ayından bu yana Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın daimi fagot sanatçısı olarak profesyonel müzik yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Sizce fagotun halk arasında bilinirliği nasıl?

Fagotun ülkemizde bilinirliği, klasik müziğe ilgi duyan, konserleri takip eden azınlık müzikseverlerle de orantılı olarak oldukça düşük seviyede diyebilirim. Tabii sadece ülkemizde bu şekilde değil. Tüm dünyada da klasik müziğin diğer müzik türlerine göre daha az ilgi gördüğünü düşünürsek, durum diğer ülkelerde çok da farklı değil.

Anadolu Üniversitesi bünyesinde fagotun gelişim sürecinde repertuvarının oluşumunu incelemeyi esas alan yüksek lisans çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. Bize kısaca fagot repertuarının ne zaman oluşmaya başladığından ve bu alandaki başlıca bestecilerden söz edebilir misiniz?

Fagot varlığını çok uzun zamandır sürdüren bir çalgı. Rönesans döneminden itibaren benzer görüntü ve tını özelliklerine sahip ve fagotun ilk türlerinden biri olarak bilinen dulcian, çoksesli müzik içerisinde kullanılmaya başlanmış. Bu çalgı, Barok dönemde de bir süre kullanılmaya devam edilmiş. Tarihte bilinen ilk solo fagot eseri F. B. Salaverde’nin 1638 yılında dulcian için bestelediği Primo libro de canzoni, fantasie & correnti adlı müziğidir. İlerleyen süreçte ise A.Vivaldi’nin fagot için bestelediği 39 konçerto repertuvarın şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Fagot kamışı yapımı alanındaki eğitiminizi de sürdürüyorsunuz. Bildiğim kadarıyla fagot kamışının kullanım süresi 20-30 gün ile sınırlı. Fagot kamışını her müzisyenin kendisi mi yapmak zorunda, yoksa bu bir tercih mi? Bu konu eğitim müfredatına dahil edildi mi?

En başta şunu kesinlikle ifade etmeliyim ki fagot kamış yapımı bambaşka bir meslek gibi… En başta doğru kargı seçimi ve bu kargıların kuruma sürelerinin hesaplanması daha sonrasında makine ve bıçakların ayar ve kullanım dengesi, son olarak kazıma şekilleri gibi birçok farklı aşamaları ustalıkla yapmak gerekiyor. Ayrıca kullanılan makinelerin ve araç-gereçlerin maliyeti, ayrılması gereken uzun zaman ve sabır da işin içine katılırsa oldukça zor bir iş olduğu ortada. Bu yüzden her fagotçunun kendi kamışın yapması oldukça zor. Ama bence kamış yapım aşamasının son evresi olan hazırlanmış bir kamışın kazıma ayarlarını tüm fagotçuların bilmesi gerekir. Çünkü her fagotçunun üfleme tarzı, çıkardığı ton ve çalgılarının özellikleri aynı değil. Bu sebeple herkesin aynı dengede kazınmış bir kamışla çalması da mantıklı gözükmüyor.

Kamış yapımı eğitimi müfredata dahil değil. Bunun en önemli sebebi kamış yapımcılarının oldukça az sayıda olması. Benim bu konudaki en büyük şansım ise fagot kamış yapımında hem bilimsel çalışmalar hem de önemli akademik ve kurumsal projelere imza atmış bir akademisyen olan Doç. Emre Hopa ile eğitimime devam etmek diyebilirim.

Peki yurtdışından mı kargı alıyorsunuz, Türkiye’de yetişenleri mi kullanıyorsunuz?

Yaklaşık olarak 3-4 senedir Türkiye’de yetişen kargıları kullanıyorum ve oldukça memnunum.

Fagotun temizliğini de mi siz yapıyorsunuz? Ne kadar sıklıkla temizlenmesi gerekiyor?

Tabii ki. Fagotun temizliği her çalgı da olduğu gibi çok önemli. Her hafta düzenli olarak temizlenmeyen bir çalgı performans sırasında size problemler çıkarabilir ki bu hiç hoş bir durum olmaz. Ama bakım meselesi biraz farklı. Çalgının komplike bir mekanik yapısı olduğu için 2-3 yılda bir luthiyeler tarafından yapılan detaylı bakımlara ihtiyaç duyulmaktadır.

Fagota başlama yaşı pedagojik olarak sizce kaç? Ve çocuk müzisyenlerin nasıl fiziksel özelliklere sahip olması gerekiyor bu enstrümanı kullanabilmek için?

Genellikle 10-13 yaş aralığındaki çocuklar pedagojik olarak fagot eğitimine başlamak için uygun seviyede oluyorlar. Fagotun boyutundaki büyüklükten dolayı yaşıtlarına göre daha küçük el yapısına sahip çocukların fagota başlaması genellikle uygun görülmüyor. Bu konuda en doğru kararı eğitimcinin gözlemleri sonucunda vermek en doğrusu.

Peki iyi bir fagot sanatçısı sağlığında nelere dikkat etmelidir?

Kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına yol açabilecek duruş bozuklukları, kasılma ve dinlenmeden uzun süre çalışma yapmaktan kaçınmak gerek. Üflemeli çalgı çalan tüm müzisyenlerde olduğu gibi ağız sağlığını korumak adına kamış/ ağızlık hijyenine de dikkat etmek çok önemli.

Eğitiminiz boyunca herhangi bir burstan, kurumsal destekten yararlandınız mı?

Maalesef ülkemizden yurtdışına eğitim almaya giden neredeyse tüm öğrenciler benzer ekonomik sıkıntıları çekiyor. Günümüz şartlarında yurtdışında özellikle Avrupa ülkelerinde burssuz eğitim almak imkansıza yakın. Ben de kurumsal olarak olmasa da kişi bazlı özel bir burstan yararlandım.

Fagot ile orkestra dışında genellikle caz müzik mi icra etmekten hoşlanırsınız, yoksa klasik müzik repertuarından şaşmaz mısınız?

Caz müziği icra edebilecek normlara ve diğer donanımlara sahip değilim. Ama fagotun caz müziğe yakıştığını düşünüyorum. Bu alanda ünlü fagotçu Alexandre Silverio’nun projelerini hayranlıkla ve ilgiyle takip etmekteyim.

Müzik tarihinde hangi dönemde yaşamak isterdiniz ve neden?

Barok dönem bestecileri, müzik tarihinde birçok ünlü besteci için ilham kaynağı olmuş. Bu yüzden Barok dönemde yaşayıp bu bestecileri yakından tanımak heyecan verici olurdu.

Yakın geleceğe dair projeleriniz ve hayallerinizi de öğrenmek isterim son olarak…

Yakın gelecekte Türkiye’nin farklı salonlarında resitaller vermek ve hem Avrupa hem de Türkiye’deki prestijli filarmoni orkestralarında tecrübe kazanmaya devam etmek istiyorum. Aynı zamanda akademik çalışmalarıma devam edip fagot kamışı ve çalgı eğitimi konusunda kendimi geliştirmem gerektiğine inanıyorum.

Umarım keyifli bir röportaj olmuştur. İlginize çok teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s