Genç trompet sanatçısı Deniz Bozalp-Özerk’in başarı öyküsü: “Trompetçi Deniz, benim enstrümanım ile ilişkimi özetleyen söz budur”

Fotoğraf: Volkan Kovancısoy

1989 yılında Ankara’da doğan Deniz Bozalp Özerk, 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda trompet öğrenimine Ekrem Akkerman’la başladı. Solo ve oda müziği olmak üzere birçok konser verdi. 2005 yılında Prof. Erden Bilgen’in düzenlemiş olduğu MİAM bakır nefesli sazlar oda müziği yarışmasına trio grubuyla katıldı. 2006 yılında Prof. Rex Richardson’un düzenlediği çağdaş müzik Masterclass’ına aktif olarak katıldı ve bu kapsamda Anadolu Medeniyetleri Müzesinde verilen konserde aynı trio grubu ve orkestra ile solo konser verdi.

Yaklaşık 4 sene boyunca Doç. Vagif Süleymanov ile çalışan genç sanatçı 2006 yılında Prof. Erol Erdinç yönetimindeki Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Akademik Senfoni Orkestrası’nda orkestra çalışmalarına başladı. Dört yıl boyunca aktif olarak 1. Trompet göreviyle çok fazla konserde görev aldı.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Adana Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Senfoni Orkestrası, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası, Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası, KKTC Senfoni Orkestrası ve TEKFEN Filarmoni olmak üzere Türkiye içinde ve dışında sayısız performans sergiledi.

2010 yılı Aralık ayından beri Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nda kadrolu olarak çalışmalarını sürdüren sanatçı, Eskişehir’de kurduğu oda müziği grubu BRASS’ES dışında; Ankara’da kurulan ve Türkiye’nin önemli bakır enstrümancılarının bulunduğu Trompet sanatçısı Erden Bilgen’in kurup yönettiği; BRASS FLARMONİ, West Side Story müzikali için kurulan; GODFELLAS ENSEMBLE, kalabalık ve komediye dayalı bir konseptte konserler vermek için kurulan 11 kişilik ABRASS CADABRASS ENSEMBLE, ABRASS CADABRASS dağıldıktan sonra da ABRASS CADABRASS QUINTET’te yer alarak konserlerine devam etti.

2015 yılı itibariyle Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı yüksek lisans programına başlayarak trompet çalışmalarını Renato Lupu ile sürdüren Bozalp-Özerk, 2018 yılında ise yüksek lisansını bitirmiş olup halen Eskişehir Belediye Senfoni Orkestrasında 1. trompet performansına devam ediyor. Müzik yolculuğunda geldiği noktayı ise şu mizahi ve içten açıklamasıyla anlatıyor okurlara: “‘Deniz’ deyince kimsenin tanımayabileceği ben; ‘Trompetçi Deniz’ deyince insanlara ‘haaa evet tanıyorum’ dedirtiyor.”

Deniz Bozalp-Özerk için trompet soloya yönelik yazılmış en etkileyici üç eser Paul Hindemith Trompet Sonatı, Oscar Böhme Trompet Konçertosu ve Telemann Trompet Konçertosu. ‘Kadından iyi trompetçi olmaz’ algısına karşı gelmek ve başarılı olup ‘Trompetçi Deniz’ olarak var olabilmek hayaliyle başladığı bu yolda, şu anda Özerk’in temel hedefi; küçük yaştan itibaren kazandığım tecrübelerini öğrencilerine aktarabilmek. “Ülkemizde kadın olmak yeterince zor iken bir de ‘erkek enstrümanını’ iyi çalan kadın olmak daha da zor. Ne yazık ki bu bakış açısı tüm Müslüman-Ortadoğu ülkelerinde hakim. En yakın projem; birçok kız öğrenciyi de ‘erkek işi’ dedikleri trompete başlatmak, sevdirmek, başarılı olmalarını sağlamak ve bu algıyı yıkmak. Bunun için de belediyelere başvurmak ve kurs açtırmaktan tutun, okullarda hoca olmaya dair elimden ne geliyorsa yapmak niyetindeyim” diyor genç sanatçı.

Bu müthiş hayalinde kendisini tüm yüreğimle destekliyorum ve aşağıda Deniz Bozalp-Özerk’le yaptığımız, beni kah gülümseten, kah içimi büyük bir umut ve enerjiyle dolduran çok keyifli bir söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Umuyorum ki bu söyleşi, müzik dünyasına adım atmak isteyen genç müzisyenleri teşvik eder, genç ve çocuk trompetçiler için de ilham kaynağı olur. Müzikle kalın, müzikle var olun…

Müziğe olan ilginiz ve yeteneğiniz nasıl fark edildi ve bunun üzerine nasıl bir eğitim kurguladınız?

Öncelikle herkese merhaba! Ben Deniz Bozalp-Özerk. Ankaralı memur bir ailenin ilk sanatçı bireyiyim. Müzisyen bir aileye gözlerimi açmadığım için ‘bizim evde klasik müzik eksik olmazdı!’ gibi sözler söyleyemiyorum. Ancak şanslıyım ki müziği oldukça seven bir aile ile büyüdüm.

Çocukluğumdan beri elimde mikrofon yerine kalem, şarkı söylerdim. Örneğin şu anımı hiç unutmam. İlkokulda okuma bayramında konser olacaktı. Herkes playback yapmayı tercih ederken ben canlı söylemek istediğimi belirttim. Sahneye çıkıp keyifle şarkımı söylerken nedendir bilinmez bir anda gülme krizine girdim. Benimle birlikte bütün salondakiler de gülmeye başladılar. Bir süre seyirciyle karşılıklı güldükten sonra, şarkıya kaldığım yerden devam edip performansımı tamamladım. Şarkıyı çok temiz söylemem ve sahnedeki rahat tavırlarım ailemin dikkatini çekmişti. O dönem eski telefonlarda melodi yazılabiliyordu. Annemin telefonunu kaçırarak melodiler yazıyordum. En sonunda; küçükken yeteneği ne yazık ki değerlendirilememiş olan babam yanıma gelip, ‘Konservatuvara girmek ister misin kızım? Sen, eminim ki çok seversin. Düşünsene her odadan başka melodiler geliyor. ’diyerek hayatımı değiştirecek soruyu sordu. 8 yaşındaydım. Hayatım boyunca lunaparka gitmek için sınırsız bir bilet bana verilmiş gibi hissettim. Sonrasında kulak dersleri aldım ve sınavı kazandım. Önce keman ile başladım ertesi sene trompete geçiş yaptım.

Trompet, konservatuara adım atmadan önce aşina olduğunuz bir enstrüman mıydı, yoksa orada mı sizi yönlendirdiler?

Trompet hakkında en ufak bir fikrim yoktu girmeden önce. Okula başladıktan sonra yönlendirildim. Sesini duyduğum an büyülendim. Ancak o büyülendiğim sesi trompeti elime alır almaz çıkaramadığımda olan üzüntümü hiç unutmam.

Bugün geldiğiniz noktada, enstrümanınızla ilişkinizi nasıl betimlersiniz?

Çok küçük yaşta bir enstrüman çalmaya başlayınca ayrılmaz bir ikili oluyorsunuz haliyle. Bütün anılarınızı birlikte yaşıyorsunuz. Kolunuz, bacağınız gibi oluyor deyim yerindeyse. Hatta ‘Deniz’ deyince kimsenin tanımayabileceği ben; ‘Trompetçi Deniz’ deyince insanlara ‘haaa evet tanıyorum’ dedirtiyor. İşte benim enstrümanım ile ilişkimi özetleyen söz budur.  ’Trompetçi Deniz’

Yirmi yıla yakın süredir aktif şekilde Türkiye içinde ve dışında konserler veriyorsunuz. Peki şu ana kadar konser verdiğiniz en etkileyici mekan hangisi oldu ve neden?

Türkiye içinde İzmir’de bulunan Ahmed Adnan Saygun sahnesi, yurtdışında ise Eskişehir Belediye Senfoni Orkestrası ile gittiğimiz ABD- Newyork’ta bulunan Lincoln Center Avery Fisher Hall!!

Bir de şunu eklemek isterim, bir sahneyi sahne yapan şey sadece yapısal özellikleri değildir. Seyircisi, tarihi, yaşanmışlıkları, oturduğunuz koltukta sizden önce kimler oturdu hissi o sahneyi özel kılar. Bunların hepsini hesaba katınca evet Avery  Fisher  Hall en ama en etkilendiğimdi diyebilirim.

Trompet bir yandan da caz müzikle yakından ilişkilendirilen bir enstrüman. Caz müzik de icra ediyor musunuz?

Caz müziğini kalben çok çok sevmekle beraber klasik müziğe bütün enerjimi verdiğim için hiç vakit ayıramadım. Konservatuvarda klasik batı müziği branşında akademik şekilde (notalara bağlı kalarak) eğitim gördüğümüz için notalar olmadan müzik yapmak bana hep ‘sahipsiz’ hissettirdi. Belki de caz müziğini icra etmememin sebebi budur diyorum şimdi düşününce. Eğitimini alıp yapmayı çok isterdim. Dışarıdan çok kolaymış gibi algılanan caz; çok emek ve çalışma isteyen bir müzik türü. Ama oda müziği gruplarımız ile caz standartlarından oluşan parçalarla konserler verdik.

Peki trompet solo için yazılmış ve sizi en çok etkileyen üç eseri sorsam hangilerini söylerdiniz?

Paul Hindemith Trompet Sonatı, Oscar Böhme Trompet Konçertosu ve Telemann Trompet Konçertosu. Size Çağdaş dönem, Romantik dönem ve Barok dönem olmak üzere üç ayrı dönemden üç ayrı favori eserimi söyledim. Türkiye’de tutturulmuş bir Haydn, Hummel, Arutunian  gidiyor.. Sebebini anlayamıyorum.

Fotoğraf: Volkan Kovancısoy

Trompet son dönemde Chris Botti ile popülerleşmiş durumda. Peki, çağdaş trompet sanatçıları arasında en çok ilham aldığınız hangileri acaba?

Chris Botti çok iyi bir caz icracısı. Fakat ben oldum olası Roy Hargrove’u ve yaptığı tarzı her zaman kendime daha yakın buldum. Soul müzik daha çok sevdiğim için belki. Ayrıca albümlerinde kullandığı ses rengini değiştiren çeşitli pedalları kullanım şekli, O’na ve müziğine kendine özgü bir ses rengi veriyor bence..  Bir de İbrahim Maalouff diyeceğim. Komalı trompet icadı ile bence ileride daha çokça adını duyacağımız fark yaratan bir trompetçi. Benim için özgün olmak ve kendi tarzını yaratmak çok önemli sanırım. Yoksa bir dolu trompet çalan insan var. Unutmadan belirtiyim, son dönem caz trompet sanatçılarından örnek istediğiniz için bunları söyledim yoksa sayacağım liste buraya sığmaz.

Sizce müziğin bir toplum üzerindeki etkisi nedir?

Geniş bir bakış açısıyla başlamak istiyorum. ‘SANAT. Sanat toplumun düşünce tarzından tutun da, yaratıcılığına, yaşam tarzından, ilişkilere bakış açısını etkileyen başlıca etkenlerden biridir. Müzik ise sanat dalları içerisinde doğuştan ister istemez insanoğlunun en aşina olduğu daldır. Gelişmiş ve modern toplumların yaşam şekillerinde, başta müzik olmak üzere sanat her zaman var olmuştur ve olmaya devam edecektir. Müzik sabır ister, gayret ister, sevgi ister. Bunların hepsini bilen toplumlarda ise kargaşa, kaos, kavga gibi toplumu yozlaşmaya sürükleyen unsurlar asla olmaz. Eğitim bu anlamda en temel etkenlerden biridir bence. Çünkü eğitim olmadan yetenek, sulanmayan çok verimli bir toprağa benzer. O mahsulün toprak altından çıkması için; düzenli çalışma, gayret, azim ve en önemlisi nasıl çalışacağını bilme eğitimi gerekir. Herkes size ‘çalış, çok çalış’ der ama kimse size nasıl çalışmanız gerektiğini öğretmez. Bu anlamda çok şanslı olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Çünkü Atatürk’ün, bizzat Hindemith’in yapılandırmasını istediği ve 6 Mayıs 1936 senesinde kurulan; ilk adıyla Musiki Muallim Mektebi yani Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunuyum.

Her gün nasıl bir egzersiz temposu izliyorsunuz trompetinizle?

Açık konuşayım, sporcular gibi… Öncelikle her sabah aynı saatte uykunuzu alarak kalkmış ve motivasyonunuz çok yüksek şekilde çalışmaya başlamanız şart. Örnek vermek gerekirse; benim Azeri bir hocam vardı. İstisnasız her sabah saat 6:00 da kalkıp koşmamı, sonrasında soğuk duş almamı ve saat 8:00 da elimde trompetin olmasını söylüyordu. Öğrenciyken bu şekilde çalışmıştım. Şimdi ise sabah 9:30 dan 10:30 a kadar egzersizlerimi yapıp orkestra provasına giriyorum. Akşam dudağımı dinlendirdikten sonra tekrar senfoniye gidip solo eser çalışıyorum. Gerçi Pandemi, her müzisyen ve sanatçı gibi benim de motivasyonumu kırsa da günlük yapmam gereken egzersiz rutinimi bozmamaya çalışıyorum.

Çok yoğun bir çalışma ve egzersiz gerektirdiği için dünyadaki bütün trompetçiler sadece tek bir enstrüman çalıyor derler. Bu doğru mu ve sizce neden?

Kendi adıma doğru! Demin de bahsettiğim gibi bırakın yeni enstrüman çalmayı, caz müziği ile alakalı bile çalışacak vaktim olmadı. Fakat bu aralar ukulele çalmaya merak sardım. Pratik bir enstrüman olduğu için kafamı rahatlatıyor.

Kariyerinizin şu ana kadar “zirvesi” olarak nitelendirdiğiniz olay hangisi peki?

Ben bir orkestracıyım. Bir orkestracının kariyerinin zirvesi çalıştığı şefler ve çaldığı soloların o şefler tarafından beğenilmesiyle olur. Zirve çok iddialı bir kelime. Özellikle benim yaşım için. Zirvem buydu dersem bundan daha da iyisi olmaz demiş olurum. Müzikte ise iyi olmanın sonu yoktur. Gurur duyduğum bir anımı anlatabilirim ama. Gürer Aykal hocayla 1.Trompet çaldığım ilk konserdi ve yaşım küçüktü. Yaşım gereği fazlasıyla heyecanlıydım. Eser ise trompet için literatür solosu olan Ravel Piyano Konçertosuydu. İlk provada heyecanlanıp hata yapmıştım ama konserde iyi çalarak hocadan alnıma öpücüğü kaptım ve sonrasında ismim duyulmaya başlandı. Mutluluğum tarif edilemezdi, bilen anlar.

Trompet, orkestrada nasıl bir boşluğu doldurur sizce?

Aslında orkestrada boşluk yoktur. Bütün enstrümanların bir görevi vardır. Bestecinin istediği şekilde görevlerimiz belirlenir. Trompetin orkestradaki yeri ve kullanım şekli ile alakalı ise şunları söyleyebilirim;

Müzikte bestecinin; heyecanı, nefreti, ihtirası, çoğu zaman savaşı ve vatan sevgisini kısacası insana dair bütün duyguları diğer enstrümanlarla yansıtıp en sonunda ‘daha da istiyorum’ dediği bir nokta vardır. İşte orada biz devreye giriyoruz genellikle. Trompet; bakır sazlar ailesinin en parlak ve tiz sesli üyesidir, dolayısıyla seyirciyi uyandırıp, heyecanlandırmada oldukça başarılıdır. Çalarken, çok fazla uyanan ve ödü kopan seyirciyle göz göze geldim. Müzik dediğiniz de zaten suya yazı yazmak gibi değil midir? O anda yaşanır biter tüm duygular. Somutluk yoktur. Biz; orkestradan çıktığınız an unutacağınız yüksek duyguları temsil ediyoruz.

Hangi oda müziği topluluklarında yer alıyorsunuz?

Açıkçası solo performanstansa oda müziği yapmaktan daha fazla keyif alan biriyim. Kendimi hem özel hem de paylaşımcı hissediyorum. Evet orkestra bambaşka bir dünya ama biraz kalabalık  Oda müziği ise bana daha samimi geliyor. Durum böyle olunca da o kadar çok grupta yer aldım ki hangisini söylesem bilemedim ama en keyif aldıklarım; BRASS’ES,  BRASS FLARMONİ, GODFELLAS ENSEMBLE, ABRASS CADABRASS ENSEMBLE diyebilirim. Bunların yanı sıra birçok profesyonel ve amatör müzikalde de keyifle yer aldım.

Trompete başlama yaşı pedagojik olarak yaklaşık hangi yaş aralığında olmalı? Ve bir trompet sanatçısı hangi temel özelliklere sahip olmalı?

Çok sabırlı bir insan olduğum için hocalık yapmayı çok seviyorum. Yıllardır her yaştan yetişkin ve çocuğa ders verdim. Eskişehir’de Tepebaşı Belediyesi’nin projelendirdiği; yurtdışındaki ismiyle ‘EL SİSTEMA’ projesinin benzeri, durumu olmayan ailelerin çocukları için ‘Çocuk Senfoni Orkestrası’ kurulmuştu. Bu proje kapsamında yaşları 7 ila 17 arasında değişen çok fazla çocuk, enstrüman öğrenip orkestrada çalmak için başvurdu. Bu projedeki trompet hocalığını ben yapmıştım. Bu kapsamda çocuklar üzerinde yapmış olduğum gözleme dayanarak şunu söyleyebilirim ki dişlerin genetik durumuna da bağlı olarak 7-8 yaş. Çünkü daha küçük yaşlardaki çocuklar hoyrat hareketler ile ağızlığı dişlerine çarpma eğiliminde oluyor. Daha da önemlisi süt dişi çıkma yaşı bu yaşlardan sonra başladığı için çocukların kendi diş ve çene yapısı ancak oturuyor. Bu konuda yurtdışındaki tartışmalar hala devam etse de benim görüşüm bu yaşlar. Ancak kulak eğitimi 5-6 yaşından itibaren başlamalı. Çünkü kulak eğitimi, aynı yabancı dil gibi ne kadar erken yaşta başlarsa o kadar kolay oluyor. Bunun dışında; trompet sanatçısında olması gereken en temel özellik, düzgün diş ve çene yapısı (alt çene ve üst çene hemen hemen aynı seviyede olmalı, ne çok ileride ne de çok geride), trompete fanatik gibi bağlı olması ve disiplinli olması. Bu üç unsur olduğu sürece iyi trompet çalamayacak birini tanımıyorum. Yeteneğin yanı sıra tabii bu saydıklarım.

Peki, sağlığınızda nelere dikkat edersiniz performansınızı korumak ve iyileştirmek için?

Bu konu bende kanayan yara açıkçası Çünkü Türkiye’de kadın trompetçi olmanın fiziki olarak çok zor olduğuna dair bir kanı var ne yazık ki…Nefesli enstrüman çalmayı şancı misali şarkı söylemeye benzetir bütün nefesli sazcılar. Doğrudur da. Ama kimileri diyaframın boyutunun (yani nefes kapasitesinin) daha şişman veya erkek kimselerde daha büyük olacağına inanıyor. Bu halen kanıtlanmamış ve üstüne çokça tez yazılmış bir konudur. Erkek meslektaşlarıma farkla benim düşüncem; düzenli uyuyup düzenli uyanmak, bolca protein tüketmek, az stres (ne kadar mümkünse), düzenli bir yaşam tarzı ve düzenli çalışma. Yani disiplin.  Başarıya giden birçok yolda da bu saydıklarım işe yaramıyor mu zaten?

Ankara’daki grubuyla yapmış olduğu kayıt. Ancak bu grup şu anda aktif değil.

Son olarak kendinize dair hayalleriniz ve yakın tarihli projelerinizi öğrenmek isterim?

İnsan yaşlandıkça hayalleri küçülüyor derler. Çocukken hayalim şu an yaşadığım idi. Yani ‘Kadından iyi trompetçi olmaz’ algısına karşı gelmek ve başarılı olup ‘Trompetçi Deniz’ olarak var olabilmek. Hak ettiğimi düşündüğüm halde karşılığını göremediğim bazı tecrübelerim oldu. Yılmadım. Daha çok çalıştım ve çalışmaya devam edeceğim. Şimdi ki asıl hedefim ise küçük yaştan itibaren kazandığım tecrübelerimi öğrencilerime öğretebilmek. Bakın bunu söylemeden geçmek istemiyorum. Ülkemizde kadın olmak yeterince zor iken bir de ‘erkek enstrümanını’ iyi çalan kadın olmak daha da zor. Ne yazık ki bu bakış açısı tüm Müslüman-Ortadoğu ülkelerinde hakim. En yakın projem; birçok kız öğrenciyi de ‘erkek işi’ dedikleri trompete başlatmak, sevdirmek, başarılı olmalarını sağlamak ve bu algıyı yıkmak. Bunun için de belediyelere başvurmak ve kurs açtırmaktan tutun, okullarda hoca olmaya dair elimden ne geliyorsa yapmak niyetindeyim.

Bana, kendimi ifade etmeye fırsat verdiğiniz bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Umarım bu röportaj ile trompete veya müziğe başlamaya niyetli fakat çekinen gençlere, kızlara ve çocuklara cesaret verebilmişimdir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s