Genç piyanist Beril Özyazıcı: “Sanki çalarken düşüncelerim dinleyicilere alt yazı geçiyor”

Fotoğraf: Özge Balkan

Uzunca bir süre Belçika’da yaşamış ve Kraliyet Akademisi’nde eğitim görmüş çok zarif ve deneyimli bir genç piyanist Beril Özyazıcı. Türkiye’ye döndüğünden beri İstanbul Üniversitesi’nde piyanist adaylarını yetiştirmek gibi değerli bir sorumluluk yüklendi ve bu süreçte Prof. Eser Bilgeman Şakir’in öğrencisi olarak doktora çalışmasını tamamladı. Birçok solo resitaller, oda müziği konserleri ve korrepetitörlük yapmış olşan Özyazıcı, piyano eğitimine 2000 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Öğr.Gör Seçil Akdil ile başlayıp, çalışmalarını 2009 yılına kadar sürdürdü. Daha sonra lisans eğitimi için gittiği Belçika Kraliyet Müzik Akademisi “Conservatoire Royal de Mons” da sınıf atlayarak lisans son sınıfa kabul edildi. Lisans eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, yüksek lisansa kabul edilen genç sanatçı, piyano çalışmalarına Prof.Dalia Ouziel, oda müziği çalışmalarına ise Prof. Guy Van Wass ile devam edip “Master Spécialisé” (solistlik) bölümünden dereceyle mezun oldu.

Bu süre içinde Karl-Heinz Kamerling, Hüseyin Sermet, Roland Krüger, Shelia Arnold, İdil Biret, Vassily Lobanov, Gülsin Onay, Özgür Aydın gibi seçkin piyanist ve pedagoglarla çalışma imkanı bulan genç piyanist, yurtiçi ve yurtdışında birçok konserler verdi; Salzburg’da düzenlenen “Mozarteum Summer Akademie” , Kapadokya’da düzenlenen “Klasik Keyifler Oda Müziği Festivali” , Belçika’da düzenlenen “International Dinant Music Academy “, “Ayvalık International Music Academy” , “Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali” , “İstanbul Pera Festivali” , “Gaziantep Piyano Festivali”, “Arsu Sahne Bahar Konserleri” gibi festivallerde sahne aldı. Özyazıcı’ya göre; “Başarı çalışmaktır. Yaptığımız işin sonucu ne olursa olsun sonunda çok çalıştım diyebiliyorsan bu bir başarıdır. Sonuç önemli değil, sonuca giden yolu iyi değerlendirdiğinden eminsen, için rahatsa bu senin başarındır.”

Batı’daki müzik eğitimiyle Türkiye’nin farklılıkları, repertuarının vazgeçilmezleri, çocuk piyanistler için nasıl bir kariyer yönlendirmesi yapılması gerektiği, Clara Schumann ve daha nice konu hakkında Beril Özyazıcı ile yaptığım çok keyifli bir söyleşi aşağıda sizleri bekliyor:

Kendisinin YouTube kanalı için: https://www.youtube.com/channel/UCzPt_q8ZYb3RAZQT6aJEo2Q/featured

Merhaba Beril hanım. Piyano eğitiminize on yaşında başlamışsınız. Peki müziğe olan ilginiz ve yeteneğiniz nasıl ortaya çıktı? Neden başka bir enstrüman değil de piyanoya yöneldiniz?

Evet piyanoya akademik olarak 10 yaşında İzmir Dokuz Eylül Konservatuarı’nda başladım ama piyanoyla tanışmam çok küçük yaşlarda oldu. Ailem müzisyen olduğu için evimizde piyano hep vardı. Daha bebeklik dönemlerimde piyanoyla zaten tanışmıştım. 4-5 yaşlarında da babam ile nota öğrenmeye başladım ve konservatuvara girene kadar özel derslerle piyano eğitimime devam ettim.

Annen ve babam müzisyen olduğu için yeteneğimi kendileri fark etti ve beni çok doğru bir şekilde müzik eğitimine başlattılar.

Enstrüman seçimi olarak piyanoyu tercih etmemin sebebi ailemin yönlendirmesinin yanı sıra benim de​ ​piyanoyu çok sevmiş olmam. Kendimi başka bir enstrüman çalarken hayal bile edemiyorum.

Lisans eğitiminiz için Belçika Kraliyet Müzik Akademisi’nde bulundunuz. Bu müzik akademisini seçkin kılan unsurlar nelerdir?

Lisans ve yüksek lisansımı Belçika Kraliyet Akademisi’nde yaptım. Piyano eğitimi birebir çalışılan bir eğitim olduğu için okuldan önce hoca seçiyoruz aslında. Oradaki öğretmenim Prof.Dalia Ouziel’in Türkiye’deki bir Masterclass’ına katıldıktan sonra kendisinin de daveti üzerine 18 yaşında Türkiye’den eğitim için ayrıldım. Kendisi ile Masterclass’da yaptığım ilk derste zaten harika bir iletişim kurmuştuk ve o hocayla çalışabilmek için o okulu tercih ettim. Ayrıca Avrupa’nın en köklü okullarından ve dünyaca ünlü sanatçıların çıktığı bir konservatuvar olduğu için de Belçika Kraliyet Akademisini özellikle istedim.

Peki Batı’daki müzik eğitimiyle Türkiye’yi kıyasladığınızda hangi benzerlikler ve farklılıklar ortaya çıkıyor?

Daha çok farklılıklardan bahsetmek istiyorum. İlk aklıma gelen fark asistanlık sisteminin Türkiye’deki konservatuvarlarda olmaması. Avrupa’daki konservatuvarlarda piyano hocalarının asistanları oluyor. Ben kendi piyano hocamla ayda 2 kez ders yapardım, onun dışında hep asistanıyla çalışırdım. Asistan ile parçayı çözme aşaması tamamlanmış olarak hocama derse giderdim. Onun üzerine hocamla eserin yorumlama kısmını her ince ayrıntısına kadar çalışırdık. Çok faydalı bir sistem olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki Konservatuvarlarda bu sistem yok.

Başka bir büyük fark, piyano alanlarının yüksek lisans hatta doktorada bölümlere ayrılmış olması.Avrupada korrepetitörlük yapmak için masterda da korrepetitörlük bölümü okuyorsunuz.Hatta korrepetitörlük kendi içinde tekrar dallara ayrılıyor.Bale eşlikçiliği, şan eşlikçiliği gibi… Veya öğrenci yetiştirecekseniz pedagoji okuyorsunuz.Hangi bölümü okuduysanız meslek olarak da sadece ona ağırlık veriyorsunuz.Türkiye’de piyano yüksek lisansı yapanlar mezuniyet sonrası her alanda çalışabiliyor.

Başka bir büyük fark da Türkiye’deki konservatuvarların tek bir çatı altında ilkokuldan doktoraya kadar aynı okulda eğitim görmesi. Avrupa’da müzik eğitimi için akademiler, liseler var. İlkokula giden bir piyano öğrencisi ile doktora yapan bir piyanist aynı binada ders görmüyor. Bu da büyük farklardan biri…

Bir yandan da oda müziği çalışmalarında bulunuyorsunuz. Türkiye’de son dönemde oda müziğine olan ilgi ve meraktaki artışı neye bağlıyorsunuz?

Seyircilerin solo resitaller yerine oda müziği topluluklarını dinlemesini tercih etmesine bağlıyorum. Ayrıca Türkiye’de gerçekten çok başarılı oda müziği grupları var. Ben de severek takip edip dinliyorum. Son zamanlarda bazı gruplar konserlerinde klasik repertuvarının yanında türkü uyarlamalarına da yer veriyor. Bendis Trio olarak biz de birçok yörenin türkü uyarlamalarına konserlerimizde yer verdik. Bu tarz eserler oda müziğine çok yakışıyor ve seyirci bundan çok keyif alıyor.

Piyanistlikte gönlünüz solistlikten yana mı yoksa orkestra içinde çalmayı mı daha çok seversiniz?

Solist olarak çalmayı daha çok seviyorum.

Şu ana kadar çok değerli piyanist ve pedagoglarla çalışma imkanınız oldu. Onlardan, sizin tekniğiniz üzerinde etkileri olan ve hiç unutamadığınız öğütler aldınız mı? Bizimle paylaşmak istedikleriniz olur mu aralarında?

Lisede konservatuvara başladığımdan beri çok fazla Masterclass’a katıldım.Birçok piyanistle çalışma fırsatım oldu.15 Yaşında katıldığım Salzburg’daki Mozarteum Yaz Akademisi’nin kursunda Prof.Kammerling ile 15 gün çalışma hakkı kazanmıştım.Hak diyorum çünkü çok talep olduğu için yaklaşık 200 kişi arasından tek Türk öğrenci olarak seçilmiştim. Kendisinin ve asistanının söylediği her cümle halen aklımda. Mozart’ın bir Sonat’ını çalışırken Opera gibi düşünmemi sağlamıştı.

İdil Biret’in Ayvalık’ta düzenlediği Masterclass’larına 3 kez farklı yıllarda katıldım.Kendisiyle kurs boyunca aynı evde kalıyorsunuz. Eserler üzerinde öğrettikleri harika bilgiler bir yana aynı evde zaman geçirmek, sohbetlerde bulunmak, aynı konsere çıkmak ne kadar kıymetli tahmin edebilirsiniz. Mütevaziliğine şahit olmak bile piyanist bir öğrenci için çok öğretici bir şey.

Özgür Aydın ile Kapadokya’da ve Berlin’de birçok kez çalışma fırsatım oldu.Kapadokya’daki kursundan sonra Belçika’dan otobüsle Berlin’e kendisine derslere gittim.Öğretmen kimliğinin olmadığını söylese de kendisinden çok şey öğrendim.O yıl çaldığım Shostakovich Konçerto’yu çalışırken iki piyano olarak beraber çalmak da yine unutulmazlarım arasında.

İlk piyano resitalinizi anımsıyor musunuz? Kaç yaşındaydınız? Sahneye ilk çıkışınızda neler hissetmiştiniz?

Tabiki ilk resitalimi hatırlıyorum. Konservatuvara başladığım ilk yılın sonunda yani 10 yaşındayken karma öğrenci konserine çıkmıştım. Heyecanımı kontrol edebilme tecrübem olmadığı için zorlandığımı hatırlıyorum.

Solo resital olarak ilk konserimi 15 yaşında Bahçeşehir Üniversitesi’nin Fazıl Say Konser Salonu’nda verdim.Tam program çaldığım ilk solo resitalimdi. Genelde tek bir eserle katıldığım karma öğrenci konserlerinden sonra kendimi solist olarak hissettiğim ilk konserdi.

Peki ilham aldığınız piyanistler hangileri?

Gülsin Onay gerçekten çok ilham veriyor bana.Her ortamda,her salonda, piyano ayırt etmeksizin, her konserinde farklı bir repertuvarla aktif olarak konserler vermesi gerçekten herkese büyük bir örnek.Uzun süren pandemi döneminde bile çok aktifti.Online olarak konserler, söyleşiler gerçekleştirdi.Yaptıklarını her gördüğümde hem takdir ediyorum hem de kendisini örnek alıyorum.

Repertuarınızın vazgeçilmez eserleri var mı?

​Klasik dönem sonatları repertuvarımda her zaman var.Haydn ve Mozart Sonatları yorumlamaktan çok zevk alıyorum.Tuşe olarak en yakın olduğum dönem Klasik dönem diyebilirim.Ayrıca konser programlarımda mutlaka bir Türk eserine de yer veriyorum.

Yurtiçi ve yurtdışında çok değerli konserlere katıldınız. Akustiği, mimarisiyle aklınızdan çıkmayan konser mekanı hangisi oldu?

Kendi çaldığım konser mekanı olarak Türkiye’de Kapadokya’daki Bezirhane Salonu gerçekten çok güzel.Doğal bir akustiğe ve harika bir atmosfere sahip.Orada birçok kez konser verme fırsatım oldu.Keyifle çaldığım yerlerden biri… Yine Kapadokya’da bir peri bacasının içinde bir topluluğa eşlik etmiştim o da çok farklıydı.

İstanbul’da Yel Değirmeni Konser Salonu, Moda Kilisesi gibi salonlarda Şan-Piyano Resitalleri keyifli oluyor akustiğinden dolayı.

Belçika’daki okuduğum okulun konser salonu da muazzamdı. Çok yüksek bir tavana sahip harika bir akustiği olan, küçük işlemeli camlarından ışık girdiğinde salona yansıyan harika bir atmosferi vardı.

Dinleyici olarak cevap verecek olursam da, Avrupa’nın birçok yerinde dünyaca ünlü sanatçıların konserlerine gitme fırsatı buldum.Brüksel’deki Beaux-Arts, Berlin’deki Deutsche Oper,Amsterdam Concertgebouw, Paris’deki Palais Garnier gibi birçok konser salonlarında dünyaca isimli sanatçıların solo resitallerini, operalar ve senfoni orkestraları​ ​ ​ dinleme fırsatı buldum.Fakat Milano’daki La Scala binası sanırım gördüklerim arasında en muazzam olanı. La Scala’da hem opera hem de solo piyano resitali olarak iki farklı konser dinledim. İnanılmaz bir salon olduğunu ve çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

Ayrıca Salzburg kalesinde bir oda orkestrası dinlemiştim. Mozart eserlerini çaldılar. Kalenin en tepesinden dinlediğim o konseri de unutamıyorum.

Piyano hayatınızda nasıl bir boşluğu dolduruyor?

Piyano benim hayatımda bir boşluğu doldurmuyor, hayatımın kendisi olmuş durumda. Piyanodan kalan boşluğu sorsaydınız daha rahat cevap verebilirdim. Öğrenciliğim boyunca piyano olmayan bir yerde 2 günden fazla kalamadım bile.Bütün hedeflerim, zevklerim, sosyal hayatım, arkadaş çevrem hep piyano üzerine kuruldu. Çok yoğun geçen bir eğitim hayatı sonrası şimdi de mesleğim oldu.Ayrıca eşim de piyanist.Hayatımın neresine baksam karşıma piyano çıkıyor.

Bir yandan da çok değerli piyanistler yetiştiriyorsunuz. Yeni nesilde piyanoya yönelimde bir artış gözlemliyorum. Siz de aynı şekilde düşünüyor musunuz? Bunun ardındaki motivasyonlar neler sizce?

Evet ben de son zamanlarda piyanoya yönelimin artış gösterdiğinin farkındayım.Ardındaki başlıca motivasyonlardan birinin sosyal medyanın olumlu etkileşimi, diğerinin ise ebeveynlerin farkındalıklarının artması olduğunu düşünüyorum.Piyanonun çocuklarda beyne olan olumlu etkisini bilinçli olan ailelerin öğrendiğini görüyorum.

Peki bu kadar fazla bir piyanist topluluğunu müzik dünyasına kazandırmak için nasıl bir kariyer planlamasına gidilmeli? Çocuk müzisyenleri piyanonun “niş” alanlarına yönlendiriyor musunuz?

Çocuk yaştaki öğrencilerimin kariyer planlamasını yapmıyorum fakat fikir olarak kendilerine ve ailelerine çok destek oluyorum.Özellikle de tam zamanlı konservatuvar okumak isteyen öğrencilerime.İlkokulda konservatuvara girmiş biri olarak bunun çok büyük bir karar olduğunu düşünüyorum çünkü.Yetenekli çocuk piyanistlerimizin sayısı gittikçe artıyor.Bu çok gurur verici fakat ileride kariyerleri için doğru yönlendirilmeleri gerekiyor.Türkiye’de bu mesleği yapmanın artılarından ve eksilerinden bahsetmek bir eğitmen olarak görevim diye düşünüyorum.

Bir müzisyenin alanına hakim olması için yabancı dil bilgisi önemli mi, neden?

Yabancı dil bir sanatçı için çok önemli.Yurt dışında eğitim almak için zaten en gerekli olan şeylerden biri.Ben hiç dilini bilmediğim bir ülkeye okumaya gitmiş biri olarak zorlandığımı ve çok önemli olduğunu söyleyebilirim.Türkiye’deki konservatuvarlarda yabancı dil eğitimi yeterli değil.Bu eksiği dışarıdan kapatmak zorunda öğrenciler.

Yurt dışındaki çoğu müzik okulu giriş sınavlarında dil belgesi istiyor veya okula girdikten bir süre sonra kendi dil sınavını yapıyor öğrenebilmiş mi diye.

Ayrıca yabancı müzisyenlerle tanışıp beraber müzik yapabilmek için de çok gerekli.

Bunların yanında Türkiye’deki Üniversitelerde akademisyenlik için de dil sınavları var ve gittikçe zorlaşıyorlar.Lisansüstü eğitim yapabilmek ve üniversitelerde akademisyen olabilmek için de yine yabancı dil şart.

Yaşantısıyla sizi en çok etkilemiş kadın besteci hangisi ve neden?

Kesinlikle Clara Schumann.Fakat nedenini açıklamak çok uzun bir yazı ister.19.yüzyıla, Robert Schumann’a ve Brahms’a kadar değinmek gerekir.Kısaca çok iyi bir piyanist olması aynı zamanda kendisi kabul etmese de besteciliğinin de harika olması başlıca nedenlerinden. Brahms ve Robert Schumann ile olan ilişkilerini de romantik dönemi anlamak ve yorumlayabilmek için herkesin derinlemesine araştırması gerekiyor diye düşünüyorum.

​Çocuklarda erken yaşta müzik eğitimi sizce hangi açılardan önemli?

Çocuklarda erken yaşta müzik eğitiminin faydaları saymakla bitmez.Beyin gelişimine olan etkisi çok büyük.Özellikle piyano eğitimiyle çocuğun zekasının yüzde 46 arttığı kanıtlandı.Dil gelişimi, hafızaya olan katkısı,duygularını ve kendilerini ifade etme becerisi bunlardan başlıcaları.Kişiliklerine de olumlu etkileri oluyor erken yaşta müzik eğitiminin.Bu gelişimleri öğrencilerim üzerinde bizzat kendim gözlemleyebiliyorum.

Ayrıca erken yaşta müzik eğitimine Klasik Müzik dinletmek de dahildir ve bu anne karnındaki dönemden başlar.

Bir kadın piyanist olarak “süper gücünüz” nedir?

Eserleri yorumlarken hayalimde canlandırdığım hikayeler oluyor. O kadar güçlü düşünüp hissediyorum ki bu müziğime geçiyor. Dinleyenler hissettiklerini anlatırken tam olarak benim hayalimdeki hikayeleri anlatıyorlar. Bazen ben bile şaşırıyorum buna. Sanki çalarken düşüncelerim dinleyicilere alt yazı geçiyor. İşte bu benim süper gücüm.

Peki kariyerinizin en başına dönseydiniz mutlaka değiştirmek isteyeceğiniz şeyler var mı?

Mükemmeliyetçi bir yapım var.Eskiden daha fazlaydı.Bu yüzden aslında üstesinden rahatlıkla gelebileceğim birçok işi denemeye bile kalkmadım.Şimdiki aklım olsa diye bir cümleye başlamak istiyorum.. Kesinlikle çok daha fazla özgüvenli davranırdım.

Şu ana kadar kariyerinizin “zirve” noktası ne oldu?

2016/2017 yıllarını çok aktif geçirdim.İstanbul Üniversitesi’nde doktorayı kazanmam, hoca olarak çalışmaya başlamam hayatımdaki önemli başarılar oldu.Ayrıca yine o dönemde çok aktif bir şekilde hem solo hem oda müziği konserleri verdim.Bir güne farklı şehirlerde iki konser sığdırıp uçakla yetiştiğimi hatırlıyorum.Solo programımı da ayrıca çalışıp birçok resital verdim.Aynı zamanda yoğun olarak da piyano dersleri veriyordum.Bu aktif dönemin üstüne kollarımda ciddi sağlık problemleri yaşamaya başlayınca bir dönem ara vermek durumunda kaldım.O dönem kariyerimdeki zirve dönemdi diyebilirim.

Peki müzik yaşantınızda bu zamana değin sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

Üniversite için Belçika’ya gittiğim ilk zamanlar ve 5 yıllık eğitimden sonra Türkiye’ye döndüğüm ilk zamanlarda zorlandım diyebilirim. İlk gittiğimde müzik alanındaki derslerin zorluğu ve dil yetersizliği açısından çok zorlandım. Bu zorlukların hepsini aşıp mezun olduktan sonra da yine Türkiye’ye dönüp meslek edinme çabası içine girmek yine zor bir dönemdi.

​En çok gurur duyduğunuz performanslarınız, başarılarınız nelerdi?

Belçika Kraliyet Akademi’sinde ilk girdiğim sınav sonucum beni çok gururlandırmıştı. Çünkü hem sınavı kazanmıştım hem de piyano seviyemi yüksek bulup beni bir üst sınıftan başlatmayı uygun görmüştü jüri. Türkiye’den giderek Avrupa’da bir müzik okulunda bu başarıyı sağlamak büyük gurur. Bir de Master Specialisé mezuniyet sınavımda gururlanmıştım. Piyanodan çok yüksek bir not ile mezun oldum. Aynı zamanda Fransızca bir tez yazdım ve savunmasını yaptım.

Performans olarak söyleyecek olursam her konser sonrası sadece yaptığım hatalara ve içime sinmeyen noktalara odaklanan ve kafama takan biriyim. Onları düşünmekten kendimle gururlandığımı pek hissedemiyorum. Yine de en çok içime sinen performanslarımdan ilk aklıma gelen Belçika’da gerçekleştirdiğim bir piyano resitaliydi.

Bir müzisyen olarak başarı tanımınız nedir?

Başarı çalışmaktır. Yaptığımız işin sonucu ne olursa olsun sonunda çok çalıştım diyebiliyorsan bu bir başarıdır. Sonuç önemli değil, sonuca giden yolu iyi değerlendirdiğinden eminsen, için rahatsa bu senin başarındır.

Müzik tarihinde yaşamayı en çok istediğiniz dönem hangisi olurdu ve neden?

Klasik dönem olurdu.Çünkü o dönemin bestecilerini ve eserlerini yorumlamaktan çok keyif alıyorum.Mozart ve Haydn’ın piyano sonatlarının neredeyse hepsini deşifre ettim. Çok büyük bir ilgim var.Bu dönemin piyano eserlerini kendime çok yakıştırıyorum. Dolayısıyla dönemin kendisini de yaşamak isterdim.

One comment

  1. Berilciğim seninle gurur duyuyoruz. Hedeflediğin yerde başarılarının devamını diliyoruz. Seni dinlemek bizim için büyük keyif . Yorumların muhtesem . Ülkemiz için ışıksın canım

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s