Piyanist Ayşegül Yörükoğlu: “Her zaman daha fazlasını öğrenmeye çabalamak benim tutkum. Başarımın sırrı budur”

Piyanosuyla tutku dolu ilişkisini izleyiciye her daim yansıtan özel bir kişilik Ayşegül Yörükoğlu… Halihazırda Conservatorium van Amsterdam’da piyanist Naum Grubert ile yüksek lisans yapıyor ve müzik eğitimi Jacques Vonk Fonds tarafından destekleniyor. Son yıllarda solo konserlerin yanı sıra, Erten Deniz İspir’le olan keman-piyano ikilisiyle da aktif şekilde konser veren ve Hollanda’da geniş bir izleyici kitlesi olan Yörükoğlu, Antalya Devlet Konservatuarı’nda Azeri piyanist Samir Mirzoev ile Rus ekolü odaklı olarak başlayan piyano çalışmalarına, 2011 yılında piyanist Victor Merzhanov ve Yuri Didenko ile Moskova Tchaikovsky Konservatuarı’nda katıldığı masterclassla devam etti ve burada öğretmenlerin dikkatini çekti; ardından onların yönlendirmesi ile burada üniversite eğitimine başladı. 2017’de Sergey Koudriakov’un sınıfından mezun oldu.

Ukrayna’da Vladimir Horowitz Anısına 8. Uluslararası Genç Piyanistler Yarışması’nda Özel Ödül, Rusya’da 4. Uluslararası Vavilov Piyano Yarışması’nda Özel ödül, Letonya’da 19. Uluslararası Müzik Yarışması, 2013’te Malta Uluslararası Piyano Yarışması ve Türkiye’de 10. Uluslararası Pera Piyano Yarışması’nda İkincilik ödülleri, 2012 yılında Ukrayna’da düzenlenen 3. Uluslararası Slobozhanska Fantezi Piyano Yarışması’nda da Birincilik ödülünü kazanan genç piyanist, 2013 yılında Almanya’daki Uluslararası Sergey Rachmaninov 140. Yıldönümü Festivali’nde burs kazandı. Ayrıca, Concertgebouw Derneği tarafından Grotrian-Steinweg marka bir piyano verilmek üzere seçilen özel bir piyanistimiz kendisi. Tüm bunların gerisinde ise müziksever ve aydın bir ailenin içinde büyümesinin verdiği güçlü bir kültürel sermayenin katkısını vurgulamak gerekiyor.

Orkestra ile ilk kez 10 yaşında solist olarak sahne alan, Rusya’da Lugansk Filarmoni Orkestrası, Almanya’da NRW Oda Orkestrası, Ukrayna’da Sumy Senfoni Orkestrası, Türkiye’de Antalya Devlet Senfoni Orkestrası, Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası solist olarak konserler veren bu büyük yeteneğimiz, Pavel Gililov, Mikhail Voskresensky, Alexander Gavrylyuk, Nina Tichman, Victor Merzhanov, Alexander Kobrin, Tamara Poddubnaya, Mikhail Lidsky, Leonel Morales gibi isimlerin ustalık sınıflarına katıldı. Ayrıca piyanist Ecem Alnıaçık’la bir piyano ikilisi ve kemancı Erten Deniz İspir’le keman-piyano ikilisi olarak oda müziği konserleri de veriyor.

“Ustalık sınıfları sayesinde kendi hocamız haricinde dünyanın birçok farklı yerinden müzisyenlerle ve yorumlarla tanışma şansımız oluyor. Benim hayatımda en büyük etkileri, tanıştığım hocalar ve bu hocalarla elde ettiğim eğitim fırsatları oldu. Bazı bestecileri ustalarından öğrenirken, genel anlamda da kendimize yakın olanı, yakalamak istediğimiz tarzı daha iyi tanımaya başlıyor ve bu yönde çalışmak için çok değerli fikirler alıyoruz” diyen Yörükoğlu, genç ve çocuk piyanistlerin mutlaka bu tür ustalık sınıflarında yer almalarının önemini vurguluyor. Öte yandan, Türkiye’de seyircilerin klasik müziğe olan ilgisi ve bilgisinin giderek arttığına dikkat çeken Yörükoğlu, bunun ardında yeni açılan konser salonları, yeni kurulan festivaller, yenilenen veya genç orkestralar, başarılı müzisyenlerin olduğunu belirtiyor.

Bu seçkin ve üstün yetenekli, Avrupa çapında kayda değer bir dinleyici kitlesi oluşturmuş olan piyanistimizle çok keyifli, su gibi bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendisini, başarılarını, tutkusunu tanımalı, bu heyecanına ortak olmalıyız:

Müzik yolculuğunuz nasıl başladı? Müziğe olan ilginiz nasıl fark edildi ve ne yönde bir eğitim aldınız? 

Annem seramik sanatçısı, kendisi hep piyano çalanlara hayranlık duymuştur. Babam ise iş insanı olmasına rağmen, genç yaşından beri müzikle ilgilidir; şarkı söyleyip, kulaktan klavye çalar. Annem ve babamın sayesinde çok küçük yaştan Cem Karaca’dan, Pink Floyd’a, Beethoven’dan Rodrigo’ya bir çok farklı müziği dinleme imkanım oldu, benim müziğe olan ilgimi hem babamın klavye çalışı ve hem de bu müzikler bitmeden bir yere gitmememden dolayı fark etmişler. 

Üç yaşımda annemin üniversiteden arkadaşı Hande Kura’dan ilk dersimi aldım, fakat piyanoya başlamam özel sebeplerden ötürü yedi yaşıma kadar mümkün olmadı. Yedi yaşıma gelince iki sene hobi olarak Beyhan Bakırcı’dan ders aldıktan sonra, CSO’nun eski başçellisti Prof. Engin Sansa’nın Antalya’da ilk konservatuvarı açmasıyla benim için de profesyonel anlamda ilk şans doğmuş oldu. Orada Azeri Piyanist ve bilgi birikimine hayranlık duyduğum Dr. Samir Mirzoev’in öğrencisi oldum. Kendisinin çabaları, ileri-görüşlülüğü ve ailemin büyük fedakarlıkları sayesinde, çok küçük yaştan yurtiçi-yurtdışı birçok festival, yarışma ve ustalık sınıfı deneyimleme şansım oldu ve bu sayede üniversiteyi yurtdışında okuma fikrimin ilk temelleri atılmış oldu. 

Hayallerimin ötesinde, çok köklü bir okul olan Moskova Tchaikovsky Konservatuvarı’nda, efsanevi piyanist Victor Merzhanov ve Yuri Didenko ile olan bir ustalık sınıfından sonra, onların yönlendirmesi ile sınavlara girdim ve bu sınavları kazanmam ile önümde bambaşka bir kapı açıldı. Samir Mirzoev sayesinde Rus ekolünü küçük yaştan tanıma fırsatım olmuştu, bir sanat metropolü olan Moskova’da bu kültürü daha çepeçevre keşfetme fırsatım oldu. Bana tarifsiz bir donanım katan bu okuldan, 2017 yılında Sergey Koudriakov’un sınıfından mezun oldum. Moskova’daki daha geleneksel eğitimin yanısıra Avrupa’daki yenilikçi eğitimi de merak ederek, Amsterdam Konservatuvarı’nda çok değerli Naum Grubert’in sınıfında yüksek lisansa başladım ve bu sene mezun oluyorum.

Fotoğraf: Foppe Schut

Hangi kurumsal destek mekanizmalarından yararlandınız? Bu destekler müzikal gelişiminizde nasıl bir katkı sağladı? 

Üniversite eğitimimi ailemin desteğiyle eğitimimi sürdürdüm. Yüksek lisans eğitimim ise Hollanda’da Jacques Vonk eğitim fonu ve Prins Bernhard Cultuurfonds tarafından desteklenmekte ve çok kısa bir süre önce Concertgebouw Derneği tarafından Grotrian-Steinweg marka bir piyano verilmek üzere seçildim. Günümüz ekonomik şartlarında, Hollanda’daki eğitimimin sürdürülebilirliğinde bu bursların yeri çok büyük. Hollanda’da her sene beş ya da altı yüz sayfalık bir kitapta o senenin çeşitli eğitim dallarına verilen bursları yayınlıyorlar. Bu böylesine küçük bir ülke için akıl alır gibi bir boyut değil. Müzik eğitiminin yadsınamaz bir boyutu maddi imkanlardan geliyor. 

Bunun haricinde, 2013 yılında Almanya’da Sergey Rachmaninov’un 140. yıldönümü adına düzenlenen yarışma sonrası kazandığım burs ile başka festivallerde ustalık sınıflarına katılma imkanına sahip oldum. Pavel Gililov, Nina Tichman, Alexander Kobrin gibi çok değerli piyanistlerle çalışma şansım oldu. Bu ustalık sınıfları sayesinde birbirinden ilginç yorumlar ve stiller ile karşılaşıyoruz, bir sanatçı olarak kendi sesimizi bulmamız konusunda ve ayrıca dünyadaki diğer piyanistlerden haberdar olmak adına çok önemli. Başarılı, başarısız her çalışkan ve kendini geliştirmek isteyen gencin, kariyerinin bir noktasında burs imkanına sahip olmasını dilerim. 

Elbette tüm enstrümanların yeri ayrı ve biricik; ancak kendi geçmiş performanslarınız ışığında piyanoya eşlikçi olarak en çok yakıştığını düşündüğünüz enstrüman hangisi? 

Her enstrümanın apayrı yakıştığı eserler var fakat en çok insan sesinin piyano ile olan uyumundan fazlasıyla etkileniyorum diyebilirim. Schubert’in, Strauss’un liedleri, Rachmaninov’un, Tchaikovsky’nin, Glinka’nın romanslarını her dinlediğimde, bestecinin yarattığı o anı capacanlı şimdi yaşıyorum hissi uyanır. Kimi zaman bu hikayeler bana başka dünyaları bir masal gibi anımsatırken, aslında çoğu zaman çok da içsel bir sorgulamaya sebep oluyor. Ses ve piyanonun üzerimde beni daha iyi bir insan yapacak gücü var diyebilirim. Özellikle Dietrich Fischer-Dieskau ile Sviatoslav Richter’in, Sergey Lemeshev, Dmitry Hvorostovsky’nin yorumlarını seviyorum. 

Eğitiminiz ve çalışmalarınız Hollanda’da devam ediyor. Piyano eğitimi açısından Türkiye ile Hollanda arasında ne tür farklılıklar fözünüze çarptı? 

Türkiye’de en son lisede okumuştum, Hollanda’da ise yüksek lisansı bitiriyorum. Ülkemizde benim gördüğüm kadarıyla piyano müfredatı konusunda bir sıkıntı var. Her eğitim döneminde benzer müfredat ile çok fazla eser isteniyor. Moskova’da her dönemde farklı inşa edilmiş bir program üzerine çalışılır, bu sayede her besteciyi, eseri daha derinlemesine tanıma, onunla zaman geçirme ve yorumlama şansımız olurdu. Hollanda’da ise tamamen serbest. Ülkemizdeki bu müfredatın öğrencilerimizin motivasyonunu düşürdüğünü, öğrenme sürecini verimsizleştirdiğini düşünüyorum. 

Fotoğraf: Özgür Donmaz

Katıldığınız ustalık sınıflarının piyano çalış yeteneği ve tarzınıza nasıl katkıları olduğunu düşünüyorsunuz? 

Kesinlikle. Ustalık sınıfları sayesinde kendi hocamız haricinde dünyanın birçok farklı yerinden müzisyenlerle ve yorumlarla tanışma şansımız oluyor. Benim hayatımda en büyük etkileri, tanıştığım hocalar ve bu hocalarla elde ettiğim eğitim fırsatları oldu. Bazı bestecileri ustalarından öğrenirken, genel anlamda da kendimize yakın olanı, yakalamak istediğimiz tarzı daha iyi tanımaya başlıyor ve bu yönde çalışmak için çok değerli fikirler alıyoruz. 

Piyano çalış tarzınızda hangi ekol daha baskın? 

Küçüklükten beri çalışımda, öncelikle hocalarımın Rus ekolünün temsilcileri olmaları, sonra da Moskova’daki uzun eğitimin, geniş kültürün getirileriyle Rus ekolü çok baskın fakat bütün ekoller klasik müzik tarihi boyunca birbirlerinden çok etkilendikleri için diğer okulların da çalışımda etkisi var. Örneğin, eski hocam Samir Mirzoev’in kendi eğitimi, Macar okulunun öncülerinden Franz Liszt’in ve onun hocası Carl Czerny’nin sınıfından geliyor. Czerny’nin hocası da Beethoven idi. Moskova Konservatuvarı’ndan hocam Sergey Koudriakov’un hocalarının hocası da Leschetizky’ye ve yine Czerny’ye ile Beethoven’a kadar dayanıyor. Bütün bu kültürel aile ağacını incelemek üzerimde hep hayranlık uyandırmıştır.

Katıldığınız yarışmalar ve aldığınız ödüller de çok değerli. Sizden de biraz dinlemek isteriz. 

Hocalarımın yönlendirmesi ile küçük yaştan beri birçok yarışma deneyimleme fırsatım oldu. Kimisinde derece alırken, kimisinde de bir ödül kazanamadım. Her iki sonuçta da, kendimi denemek, yarışmaya hazırlanma sürecinde öğrenilenler, yeni müzisyenlerle tanışmak, konser ve eğitim için fırsatlar yakalamak gibi sayısız getirileri olan yarışmalar bir müzisyenin gelişiminde çok önemli bir yere sahip. Bir yarışmaya hazırlanırken program seçimine, jüri üyelerine ve yapılacağı ülkeye dikkat ediyorum. Kazandığım yarışmalar sayesinde orkestralarla veya solo konser teklifleri ve müzikal çevremi genişletmek gibi büyük olanaklar elde ettim. Fakat kazanmak ya da kazanmamaktan daha önemli bir getirisi de kendinizle, hocanızla olan o yoğun hazırlık temposundan sonra çalışınızda geldiğiniz seviye oluyor. 

İlk kez kaç yaşında sahneye çıktınız ve o anda neler hissettiğinizi anımsıyor musunuz? 

İlk kez bir senelik piyano eğitimim sonrası yedi yaşımda yılsonu gösterisine çıkmıştım. O yaşlardaki özgüven ve attığınız her adıma karşı duyduğunuz heyecan benzersiz. Benzer bir ruhu yakalamaya ve bu yaşlarımda yeniden benimsemeye çalışıyorum. 

En ilginç sahne / yarışma deneyiminiz hangisiydi? 

En maceralı sahne deneyimlerinden birisi benim için Kırım’da Sevastopol şehrinde Lugansk Senfoni Orkestrası eşliğinde Kırım Müzik Festivali’nde 2015’te Rachmaninov İkinci Piyano Konçerto’sunu çaldığım konserdi. Festival bünyesindeki birçok farklı konser aynı salonda olduğu için, sıkışık zamanda orkestra ile tek bir prova yapabilecektik. O tek provada da baştan sonra bir kere bile eseri çalamadan, kısım kısım bakarak prova süremiz bitmişti. Ne yazık ki bazen böyle organizasyonel hatalarla karşılaşabiliyoruz bu nedenle her olasılığa hazır olmak gerekiyor. Bu konçertoyu da ilk kez sahnede icra edecektim, o nedenle çok panik olmuştum. Sadece konser öncesi kulisteki yalnızlığımı, konçerto bittikten sonra, yüzlerinde keyif ve mutlulukla beni alkışlayan seyirciyi selamladığım anı ve de arkadaşlarımın beni coşkuyla kucaklamalarını net bir şekilde hatırlayabiliyorum. Yaşadığım korku, kendimi müziğin muhteşem yaratımlarına tamamıyla teslim etmeme sebep olmuş, içimde bambaşka bir odak ve enerji açığa çıkarmıştı.

Başarınızın sırrını öğrenmek isterim. Yetenek, disiplinli çalışma, özveri arasında nasıl bir denge tutturdunuz? 

Her zaman daha fazlasını öğrenmeye çabalamak benim tutkum. Bu tutku işimde, gündelik hayatta ya da hobilerimde hep çok baskın. Herkesin geldiği yer ve kendini adadığı yolda karşılaştıkları bambaşka fakat bu çeşitlilikte dünyayla ortak yollar bulmak için perpektifimizi genişleterek, öğrenmeye, sorgulamaya açık olmak gerekiyor. Benim kişisel olarak enstrümanımda ilerlememi sağlayan şey, en çok özveri ve disiplinli çalışma. Yetenek, çalışınızdaki bazı kalitelerin oluşumunda size kolaylık sağlarken, disiplinli çalışma ve özveri kendinize sorular sorup, eksikliklerinizi ve gelişmeniz gereken alanları fark etmenizi sağlıyor. 

Piyano çalmadığınız zamanlarda ne yaparsınız? Bir piyanist sağlığını korumak için neler yapmalı? 

Yoğun çalıştığım günlerde kısa park turlarını, sessizliğe ihtiyacımın ve vaktimin olduğu bazı zamanlarda ise daha kentten uzak doğal güzellikleri ziyaret etmeyi, ve doğada dinlenmeyi seviyorum. Bir müzisyenin hayatı bazen çok yorucu ve psikolojik olarak zorlu olabiliyor. Doğanın canlılığı, uyumu, varoluş biçimi bana işimde daha yaratıcı olmam için ve anlamlı bir yaşam için ilham veriyor. Bunun haricinde beyni ve ruhu parlattığını düşündüğüm için bir süredir meditasyon yapıyorum. Korona öncesi dönemde de sosyal ve maceraperest olmaya, unutulmaz anlar biriktirmeye çalıştım. Leschetizky, sanat olmadan hayat, hayat olmadan sanat olmaz demiş. Hayatta, sanatla bağlantılı olan olmayan her deneyim yorumumuza yeni tatlar katıyor.

Sizi en çok etkileyen, hayatınızda iz bırakan piyanistler kimler? 

Küçüklüğümden beri Vladimir Horowitz, Grigory Sokolov, Arthur Rubinstein ve Sviatoslav Richter’i dinlediğimde çok etkileniyorum. Sokolov’u canlı dinleme imkanım oldu ve benim için unutulmaz bir deneyimdi. Son senelerde hocam Naum Grubert’in icracılığına ve hocalığına hayranlığım büyük.

Hayatındaki mücadelelerden en çok etkilendiğiniz kompozitörü de öğrenmek isterim. 

Yaşadıkları zorlu yaşamlar sebebiyle en çok etkilendiğim iki besteci Ludwig van Beethoven ve Dmitry Shostakovich. Beethoven’ın bir müzisyen olarak sosyo-politik duruşu ve çağının adaletsizliklerine sanatla cevap verdiği savaşı, nesiller boyu örnek alınabilecek bir erdem niteliğinde. Shostakovich’in de yazdığı bir opera olan Mtsenskli Lady Macbeth’in bir gösterimini 1936 yılında Stalin’in ziyareti sonrası Shostakovich’in yaşadığı sansür beni etkiliyor. Bu süreçte rejim askerleri tarafından sürülme ihtimalinin yaşattığı korku, sansür ve işsizliğin getirdiği zorluklar bestecinin ilerleyen dönemdeki senfonilerini ve oda müziği eserlerini şekillendirdiği için dinlerken çok etkileniyorum.

Son dönemde Türkiye’de klasik müzik izleyici kitlesinde herhangi bir değişim gözlemliyor musunuz? 

Türkiye’de seyircilerin klasik müziğe olan ilgisi ve bilgisi giderek artıyor. Yeni açılan konser salonları, yeni kurulan festivaller, yenilenen veya genç orkestralar, başarılı müzisyenlerimiz, öğrencilerimiz bu adımların atılmasında büyük rol oynuyor. Bence önceki yıllara göre artık çok daha geniş bir kitle klasik müzik ile ilgileniyor. Birçok eksiklik ve geriye dönük adım da maalesef var, fakat seyircimizin ve müzisyenlerimizin bizi daha aydınlık günlere getireceğine inanıyorum.

Müzikte başarı hikayeleri birçok açıdan küçük başarısızlıklardan edinilen dersler ve deneyimlerle de oluşuyor. Sahnede hata yaptığınızda bunu nasıl telafi edersiniz? Böyle bir anekdot aktarabilir misiniz bize. 

Hatalar sayesinde zayıflıklarımızı, üzerinde çalışmamız gereken noktaları fark etme şansımız oluyor. Bir sonraki konsere daha hazır ve kendimizi biraz daha tanıyarak çıkıyoruz. Sahnede hata olması çok doğal ve bize tecrübe olarak dönüyor, fakat konser anında buna odaklanmak konserin bütünlüğünü etkilediği zaman hatayı besleyerek büyütmüş ve performansın geri kalanını da etkilemiş oluyoruz. Hata yaptığımda bunu düşünmemeye çalışırım, çünkü sahnede önemli olan seyirciye aktarabildiklerim. Çok başarılı geçen konserlerde bile ufak tefek aksilikler olabiliyor fakat akışı ve manayı kaybetmemeliyiz.

İleride Türkiye’ye temelli dönme niyetiniz var mı? 

Kendimi iyice geliştirdikten sonra ilerleyen yaşlarımda Türkiye’ye dönüp, öğrendiklerimi aktarmak, ülkemdeki kültüre katkıda bulunmak, belki bir okul açmak en çok gerçekleştirmek istediğim hedeflerimden biri. Henüz daha bunu yapabilmek için yeterli donanıma sahip olma yolunda öğrenme ve gelişme aşamasındayım. 

Sizi bir günlüğüne müzikten sorumlu bakan ilan etsem, Türkiye’de müzik sektörüne yönelik hangi politika değişikliklerini yapardınız? 

Çocuk ve gençlerin kültürel aktivite için daha fazla zaman ayırabileceği bir eğitim sistemi için çabalardım. Normal okullarda kültürel derslere verilen önem çok az, sanatla daha fazla içiçe bir eğitim sistemi, aydın beyinler, nesiller için şart. Sanat hayata barış, sevgi ve anlayış getiren bir ilaç. Bunun haricinde daha önce değindiğim müfredat konusuyla ilgili bir çalışma yaptırıp, verimli ve planlı bir müfredat belirlenmesini sağlardım. 

Türkiye’de oda müziğinin yeterince geliştiğini ve seyircisi olduğunu düşünüyor musunuz? 

Son dönemde artan oda müziği toplulukları, festivalleri bence oldukça ilgi görüyor fakat son birkaç senedir ülkemdeki konserleri canlı izleme, deneyimleme şansım olmadığı için net birşey söylemem zor.

Çalmaktan en çok hoşlandığınız eserler hangileri? 

Son yıllarda en çok Brahms, Schumann ve Scriabin’in eserlerini çalmaya ilham duyuyorum, özellikle Scriabin’in 1904-1905 yılında kaleme aldığı felsefi düşüncelerinden çok etkilendiğim için şuanda eserlerini çalmak bana başka bir haz veriyor. Üniversite yıllarımda ise Prokofiev, Rachmaninov ve Liszt’in eserlerini çalışmaktan çok hoşlanıyordum. Bence bu beğeni her yaşta, hayatta edinilen tecrübe, öğrenilenler ve gelişen duygularla birlikte değişiyor. 

Bir piyanist olarak hayallerinizden de bahseder misiniz bize? 

Hayalim ülkemi en iyi şekilde temsil etmek, insanlığa ve dünyaya fayda sağlayacak bir şekilde kariyerimi sürdürmek. İnsanlık olarak müziğe, sanata olan ihtiyacımızı savunarak, bu uğurda öğrendiklerimi, hissettiklerimi aktarabilmek ve sanatın ruha getirilerini paylaşabilmek istiyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s