Genç piyanist Yağmur Atasoy: “Müziksiz kendim olamam ve birçok yarayı onsuz iyileştirememem”

Profesyonel müzik eğitimi çalışmalarına 2005 yılında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Selen Bucak ile Ortaokul kademesinden başlayan Yağmur Atasoy, 2015 yılında Piyano Anasanat Dalı Lisans kademesinden mezun oldu ve aynı yıl içerisinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bomonti Yerleşkesi’nde Pedagojik Formasyon eğitimimi tamamladı. Prof. Burcu Urgun ile çalışmalarına devam etmiş olduğu Yüksek Lisans piyano eğitiminden ise Eylül 2019’da mezun olan Atasoy, Gülsin Onay, Ayşegül Sarıca, Sabri Tuluğ Tırpan, Birsen Ulucan, Johan Schmidt, Arnaud Pumir, Violaine Cochard, Misha Dacic, Vladislav Kozhukhin, Philippe Raskin, Vincenzo Balzani, Mauricio Vallina, Catherine Vickers, Gereon Kleiner,Yunus Kaya gibi çok değerli müzisyenlerin ustalık çalışmalarının yanı sıra Avusturya/Salzburg’daki Universität Mozarteum’un Sommerakademie bünyesinde eğitim veren Claudius Tanski & Rolf Plagge gibi birçok önemli Profesör ve Konser Piyanistinin ustalık çalışmalarında da yer aldı.

Nisan 2008’de İstanbul’daki Avusturya Kültür Ofisi’nde, bir sene sonra Sırbistan’da Cacak Festivali bünyesinde Kadıköy Belediyesi Dünya Müzikleri Korosu ile, 2011 yılında Genç Klasikçiler Festivali’nde, 2011-2012-2014-2015 yıllarında Mozarteum Wiener Saal & Mozarteum Kleines Studio‘da, 2018 yılında MSGSÜ Oditoryum Resitali’nde, 2018 yılında Zorlu PSM’de Berklee Silent Film Orchestra ile Phantom of the Opera’da ve 2019-2020 yıllarında Grand Pera Emek Sahnesi’nde Taşplak Senfoni – Unutulmaz Yeşilçam Film Müzikleri’nde sahne alan başarılı piyanist, aynı zamanda MSGSÜ Sözleşmeli Öğretim Görevlisi ve Şenay Kemalbay-Stüdyo Akademi’de piyano öğretmeni.

Mimari ve kültürel açıdan onu büyüleyen Universität Mozarteum- Sommerakademie çatısı altında düzenlenen ustalık sınıfı sayesinde deneyimlediği, yalnızca sınırlı sayıda seçilen öğrenciler arasında olup performansını sunduğu Mozarteum Wiener Saal sahnesi ise, onun için her zaman ayrı ve biricik bir konumda. Ulusal ve uluslararası çapta çok seçkin sahnelerde piyanosuyla dinleyicileri büyülemiş olan bu zarif piyanistimiz için, bir piyanistin acil durumda olaya müdahale etme yöntemi onu ayırt edici kılabilir. “Bunu konserler veya sınavlarda oluşan kazalarda ustalıkla kullanacağımız solüsyonumuz belirler” diye ifade ediyor. Atasoy, tek başınayken de piyanosunda farklı türleri harmanlamaktan aşırı keyif alan, yorucu bir günün ardından Tigran Hamasyan ile neşelenen, Jean Marcel Poulenc hayranı, çok derinlikli ve içsel yolculuğunu müzik sayesinde çok farklı bir boyuta taşıma fırsatı yakalamış özel bir genç…

Pedagojik açıdan da oldukça hümanist bir eğitmen olan Atasoy, çocuk piyanistlere ve daha yolun başında olan müzisyenlere çok hoş bir tavsiyede de bulunuyor: “Sizi incitmek isteyenlere karşı birkaç mücadele sınavınız olabilir. Bunlarla karşılaşma ihtimaliniz hem yüksek hem de oldukça düşük. Sizler ne olur kendi iç temizliğinizden güç alıp, her şeyi zamanın akışına bırakın. Kimseciklerin derdinin sizinle olmadığını zamanla anlamadan önce ben size bildirmek isterim. Mutlu olun, çalışın, çabalayın. Umut yeşertilerisiniz!”

Kendisi de müziğe, hayata, dünyaya dair umudumu yeşerten, “incir ağacı gibi gam götüren” bu çok özel piyanistimizi, eğitmenlikle piyanistlik arasında kurduğu dengeyi, konservatuar eğitiminin katkılarına dair görüşlerini, yakın dönem hedeflerini ve daha nice gözden kaçmış konu başlığına dair derinlikli ifadelerini okumalı, kendisini yakından tanımalısınız:

Müziğe olan ilginiz nasıl fark edildi? O andan itibaren bugüne geldiğinizde nasıl bir eğitimden ve mücadelelerden geçtiniz? 

İlkokuldayken derslerde müthiş düzeyde parlak olmadığımın farkında olduğum için (özellikle matematikte!!:) annem ve babamın yönlendirmesi sayesinde piyano öğrenmeye teşvik edildim. Ailemde profesyonel müzisyen veya sanatçı yok. Piyanoya yönlenmemin tek sebebi; annemin çocukluk döneminde Berlin’de bir Alman okulunda eğitim görmesi ve okuldaki piyano eğitimi veren öğretmenin, evinde piyanosu olmayan çocuklarla (kırıcı bir yaklaşımla) derse devam etmemesinin, doğal olarak o zamanın çocuğu olan annemde bırakmış olduğu hayal kırıklığıdır. Piyano çalmayı öğrenemeden yolu kesilmiş ne yazıkki. Neyseki yaşadığımız çağın imkanları dolayısıyla öğrencilere alternatif imkanlar yaratılabiliniyor. Ancak o dönemler; her ailenin bu konularda çocuklarına teşvik edici davranmadığını, özenle ilgilenmediğini düşünürsek çocuğun masum ve öğrenmeye aslında ne kadar istekli olduğunu görebiliriz.

Bundan dolayı her daim konservatuvar eğitimimde babam da annem de desteklerini bir an olsun bırakmamışlardır. Müziğe yönelimim tamamen onların beni bu alanı keşfetmemi sağlamalarıdır. İyi ki “hobi olsun, bir bakalım hangi enstrüman ile başlarız bu maceraya” diyerek bir kursta başlangıç adımımı atmamı sağlamışlar diyorum.  Kurstaki ilk temelimden hemen sonra bana iyi anlamda farklı şekilde yaklaşan bir öğretmene denk geldim ve kendisi konservatuvara hazırlanmam gerektiğini söyleyen ilk öğretmen olmuştur.  Hızlıca çalışmalara başladık. Daha fa anahtarındaki notaların nasıl okunacağını bilmiyorken, Chopin valsler çalarak sol el partilerine ilgi duymamı sağlamıştı öğretmenim. Öğretmen arkadaşlarına ses edip; “Gelip bir dinler misiniz, nasıl çalıyor, beğendin sen de değil mi, çok yetenekli” benzeri sözler ederek beni o sırada hem mutlu, hem de oldukça utangaç bir hale getirmiştir. Bu anımı da kısmi hatırlayabiliyorum, ilkokul 4.sınıftayımdır muhtemelen. İyi ki tanıştım dediğim, sıkılıp bozulsam bile bana sabredip, usulca gereken temeli sağlamış çok sevgili bir öğretmenimdi Rober Doğanay.  Konservatuvardaki mücadele benim için hiçbir zaman bitmemiş- bitmeyecek bir şey.. Mücadelelerden bahsedecek olsaydım eğer yazmakla bitmezdi ve en sonunda dinlendirici gözlük takmak zorunda kalırdık ekran başında okumaca yüzünden. 🙂

Son olarak;  konservatuvar kapısına çıpa atmamı sağlayan sevgili Rober Doğanay öğretmenime, konservatuvar eğitimim boyunca beni özenliliğe, başarıya ve dürüstlüğe yönlendirmiş olan Prof. Selen Bucak ve Prof. Burcu Urgun öğretmenlerime saygı ve minnetlerimi sunuyorum.

Bir yandan piyanistlik, diğer yandan sizden sonraki nesilleri yetiştirmek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? 

Öncelikle öğrencilerimi yargılamaya başvurmadan, esprili bir yaklaşımla anlamaya çalışıyorum. Suistimal söz konusu olduğundaysa uyarı ile bu problemi hafifletiyorum. Henüz yoğun konser programları olan bir konser piyanisti veya kadrolu akademisyen olmadığım için bu süreç şimdilik tadında ve denge içinde gitmekte.

Bu zamana kadar katıldığınız konserlerden, festivallerden söz eder misiniz? İlk sahne deneyiminizi anımsıyor musunuz? Aklınızdan hiç çıkmayan bir konser deneyiminiz hangisidir?

Hayatımdaki ilk konser etkinliğim ilkokulumdaki öğrenci topluluğuyla basit düzeyde bir blokflüt dinletisi vermekten ibaret iken; bunun devamında piyano kursumun dönem sonu piyano dinletisi ile “Tuna Dalgaları” çalmaktan, ve bir zaman sonra Avusturya Kültür Ofisi’nde 23 Nisan’a özel oluşturulmuş çoklu bir etkinlikte, piyano resitali vermemle bir basamak daha atlamış olmuştum. Benim için çok mutlu edici bir başlangıç/basamak olsa da azim ve hırslılık konusunda etkin olmadığım için görünürlüğe pek önem veremedim bunun devamında. Gerçek sahne heyecanım başladı ve hemen bitti gibi bir şey olsa da, hiçbir şey için hâlâ geç değil diyorum.

Henüz aklımdan çıkmayan mini konser deneyimim, mimari ve kültürel açıdan büyüleyen  Universität Mozarteum- Sommerakademie çatısı altında düzenlenen ustalık sınıfı sayesinde deneyimleyebildiğim, yalnızca sınırlı sayıda seçilen öğrenciler arasında olup performansımı sunduğum Mozarteum Wiener Saal sahnesinde gerçekleşmiştir. Değerli müzisyen Fazıl Say da kayıt çalışmalarının birçoğunu bu sahnede gerçekleştirir. Benim için de tanımaya fırsatım olmuş oldukça değerli bir salon.

Sizce piyanoya en çok yakışan eşlikçi enstrüman hangisi? 

Piyano her enstrüman ile müthiş uyum sağlar. Dolayısıyla eşlikçi enstrümanın seçimini yapmak mümkün değil benim için. Piyanonun, orkestranın sıkıştırılmış dosyası niteliğinde olmasından kaynaklı derim ben..

“Müzik hayatımda çok önceliklidir, çünkü…” sözünü nasıl tamamlardınız?

Müzik hayatımda çok önceliklidir, çünkü… müziksiz kendim olamayacaktım ve birçok yarayı onsuz iyileştiremeyecektim. Müziği temsil eden çıpayı içime attım ve sonsuza dek onunla birlikte yaşayacağım.

Peki bir zaman tünelinden geriye dönseniz hangi müzisyenle tanışıp ona ne söylemek / sormak isterdiniz? 

İyi ki hassas, incinen yanlarınızı  da eserleriniz aracılığıyla bizlere filtresiz bir şekilde aktarmışsınız. Bunu hissettirdiğiniz için size minnettarım Monsieur Poulenc.

Yine aynı zaman tünelinden müzik tarihinde gezintiye çıksanız hangi dönemde yaşamayı tercih ederdiniz ve neden? 

Klasik Dönem.  Mozart’ın çocukluk dönemine, maceralarına tanık olabilmek isterdim.

Günde kaç saat piyano çalışırsınız? Komşularınız size hoşgörüyle yaklaşıyor mu? 

Durumum çok riskliyken ve sınavlarım için kondüsyon gerekliyken, yeterli yoğunlukta çalışmalarımı yaparım. Hayatımda sadece sınav çalışmalarıma zaman tutmuşumdur. Bu da en fazla 8 saate tekabül etmiştir.  Normal bir süreçte ve çalışma akışımda saatlerce çalışmam. Keşke normal akışta da yoğun çalışma düzeninde kalabilsem tabii, o zaman her şey daha farklı olabilirdi benim için. Bu özveri açısından çok takdir ettiğim dostlarım vardır.

Eğitim ve ardından müzik hayatınız boyunca herhangi bir kurumsal destekten yararlandınız mı? 

Hayır, yurtdışı eğitimi konusunda kesin bir karara varsaydım eğer mutlaka yararlanmak isterdim…

Piyanoda bir beste çalmanın en sevdiğiniz aşaması hangisi? 

Deşifre aşaması. Pek severim. 

Vazgeçilmeziniz olan piyanistler hangileri? 

Ülkemizin incileri olan İdil Biret ve Gülsin Onay’a  hayranım elbette. Uluslararası çapta bir tarafım yok açıkçası. Kimin yorumu hoşuma gitmişse eğer onu gösterebilirim fakat bir dönem Uchida’nın Mozart yorumlarına hayrandım.

Bir piyanistin hangi karakter özellikleri onu ön plana çıkarır, ayırt edici kılar sizce? 

Acil durumda olaya müdahale etme yöntemi bence onu ayırt edici kılabilir. Bunu konserler veya sınavlarda oluşan kazalarda ustalıkla kullanacağımız solüsyonumuz belirler. 

Yaşamından en çok etkilendiğiniz, kendinize dersler çıkardığınız besteci hangisi ve neden? 

Francis Jean Marcel Poulenc hayran kulübü üyesi gibi tınlayabilirim ama evet ta kendisi, Poulenc’tir. Yaşadığı travmalara rağmen esprili ve muzip özelliğini  yoğun şekilde eserlerinde göstermiş. Hayata da böyle tutunmuş olmalı ki bazen başka çareniz de olamaz. 

Yorucu bir günün bitiminde sizi en çok hangi beste veya besteci mutlu eder? 

Tigran Hamasyan / Markos & Markos, Gypsyology’u söyleyebilirim. 

Bir öğrenciye konservatuvar eğitimi müzikal derinlik açısından neler katar? 

Tadında bir mükemmelliyetçi yaklaşıma sahip olmasını sağlar bence…

Sizce Türkiye’de klasik müziğin ilkokul sıralarından itibaren sevilmesini sağlamak için nasıl yenilikçi adımlar atılmalı? Siz karar-alıcı olsanız neler yapardınız? 

Yenilikçi bir fikir elbet değildir benimki ama çocukların kendi sevdikleri tarzdaki müzikleri müzik öğretmenlerinin tek tek not edip, ellerinde mevcut olan klasik batı müziği enstrümanlarında onlar için küçük bir kesit olarak bile yorumlaması belki bir ilgiye fırsat doğurabilir diye düşünmekteyim. 

Bazen piyanonuzda sadece kendiniz için çaldığınız oluyor mu? O anlar size nasıl bir huzur ve içe dönüş imkanı tanıyor? 

Piyano, keyfim ve ben dediğim anlar olmaz mı, tabii…  Müzikal damak zevkime uyan farklı türlerdeki müzikleri kulaktan piyanomda çalmak bir süreliğine bile olsa birçok şeyden beni arındırıyor. Bunu yapmayı severim. Bach çalışırken; çağımızda pop-rock  türünde, belli bir kitlenin dilinde pelesenk olmuş bir parçayı 88 tuş içerisinde harmanladığım olmuştur. Zevkli bir iç yolculuğu.

Çocuk piyanistlere birkaç tavsiye vermenizi istesem neler söylerdiniz? 

Sizi incitmek isteyenlere karşı birkaç mücadele sınavınız olabilir. Bunlarla karşılaşma ihtimaliniz hem yüksek hem de oldukça düşük. Sizler ne olur kendi iç temizliğinizden güç alıp, her şeyi zamanın akışına bırakın. Kimseciklerin derdinin sizinle olmadığını zamanla anlamadan önce ben size bildirmek isterim. Mutlu olun, çalışın, çabalayın. Umut yeşertilerisiniz! 🙂 

Yakın dönem hedefleriniz, hayalleriniz nedir? 

Başarabilirsem eğer  hedefim kendimi kendine has, donanımlı bir eğitmen haline yoğurabilmek, bunun için uzunca bir yol benimle ve gereken imkanı sağlayabilirsem bugüne kadar çalıştığım eserlerden bir kısmını seçip profesyonel ortamda kaydını gerçekleştirmek. 

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler. 

Çok teşekkür ederim Sevgili Menekşe hanım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s