Keman sanatçısı-besteci Ilgın Ülkü: “Hayatım boyunca üretmeye devam etmek, yeni eserler bestelemek ve o eserlere ruh katmak benim amacım”

Müzisyen bir aileye gözlerini açtığından beri müzikle iç içe bir yaşam geçiren 28 yaşındaki keman sanatçımız ve bestecimiz Ilgın Ülkü, ilk müzik çalışmalarını anne ve babası Arzu Temizer ve Metin Ükü ile yaptıktan sonra, keman eğitimine 9 yaşında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Nuri İyicil ve Prof. Pelin Halkacı Akın’ın öğrencisi olarak başladı. Akabinde, Borusan Çocuk Trio’sunda çalıp, Borusan konserleri kapsamında solo konserler verdi.


2006 yılında şef Rengim Gökmen yönetimindeki Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’na seçilen Ilgın Ülkü, 2011’de Avusturya Kültür Ofisi’nden kazandığı bursla Salzburg Mozarteum Yaz Akademisi’de Dora Schwarzberg’in, Polonya’da Konstanty Andrzej Kulka’nın ustalık sınıflarına katıldı.


Bir yandan kompozisyon eğitimini de sürdüren genç müzisyenin eserleri 2013 yılından beri seslendiriliyor ve hatta Süreyya Operası’ndaki konserde kendi eserlerinden birini de yorumlandı. İlerleyen yıllarda Yaylı Beşlisi Berlin Filarmoni Fuaye’sinde, yaylı kuarteti Tessmar Stüdyo’su Hannover’de ilk kez seslendirildi. Haziran ayı 2021’de Ascolta Ensemble tarafından şu an bestelemekte olduğu Trio’sunun (Die Runde der gefangenen) Hannover’de ilk seslendirilişi yapılacak.

2013-2014 öğrenim yılında Erasmus Programı kapsamında Hochschule für Musik Theater und Medien (HMTM) Hannover’de eğitim almaya hak kazanıp Prof. Andrej Bielow ve Prof. Krzysztof Wegrzyn ile çalışan Ilgın Ülkü, Barok keman derslerini Anne Röhrig’den ve oda müziği derslerini Nicholas Rimmer’dan aldı. 2014 Haziran ayında ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Prof. Pelin Halkacı Akın’ın sınıfından mezun oldu ve master keman eğitimine Hochschule für Künste Bremen’de Prof. Katrin Scholz’un sınıfında devam etti.

2019 yılında sanat yönetmenliğini Wolfgang Rihm’in yaptığı Luzern Festival Akademisi’ne ve Doğu-Batı Divan Orkestrası’na keman sanatçısı olarak davet edilen Ilgın Ülkü, hala üyesi olduğu Doğu- Batı Divan Orkestrası ile Maestro Daniel Barenboim şefliğinde BBC Proms (Royal Albert Hall), Salzburg Festivali, Luzern Festivali KKL ve Waldbühne Berlin’de konserlerde yer aldı. Doğu-Batı Divan Orkestrası ile Bonn’da Beethoven’ın 250. Yıldönümü konserinde çalmak üzere davet edildi. İngiltere’de Proms Royal Albert Salonu’nda verdiği konseri asla unutamıyor genç kemancımız.


Ulusal Lions Club Yarışması keman kategorisinde ikincilik, IDSO Solist seçmelerinde mansiyon, İtalya Filadelfiya Yarışmaları’da üçünlük ödülleri alan Ülkü, üyesi olduğu yaylı beşli Konsonanz Oda Orkestrası ile “Aurora” ve “Barroquenas Venezolanas” adlı iki albüme de imza attı. Genç müzisyenimiz, keman üzerine Doktora eğitimini MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda Prof.Dr. Pelin Halkacı Akın ile ve Kompozisyon eğitimini HMTM Hannover’de Prof. Gordon Williamson ve Joachim Heintz ile sürdürülüyor ve Hannover Müzik Koleji Keman bölümünde akademik kadroda yer alıyor.


Sahne aldığı en sıra dışı yer ise Berlin Wald Bühne konseriydi. “Yaklaşık 23.000 kişilik kapasitesi olan, ormanın içinde yer alan bu salon çok büyülü bir yer. 2 yıl önce Doğu-Batı Orkestrası ile orada konser verdik. Önümüzdeki yaz da aynı yerde konser verecek olmak ve tekrar o sıra dışı mekanda çalacak olmak beni şimdiden heyecanladırıyor. Tabii seyircisiz aynı etki yakalanmayacak belki de. Müzik çok yalnız kalacak ama canlı yayınla binlerce kişiyle paylaşılacağına eminim” diye belirtiyor.
Şu an besteciliğe ağırlık veren Ilgın Ülkü, “Hayatım boyunca üretmeye devam etmek, yeni eserler bestelemek ve o eserlere ruh katmak benim hayat amacım” diyor.


Bu değerli genç müzisyenimizi aşağıdaki söyleşi aracılığıyla mutlaka tanımalısınız:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor?

İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Keman sanatçısı ve besteciyim. Müzik yolculuğum aslında doğduğum günden beri başladı diyebilirim. Annem ve babamın piyanist olmaları nedeniyle evde her zaman klasik müzik dinliyordum.

Çalışmalarına, konserlerine, çok yakından şahit oluyordum. Benim müzisyen olma yolunda ilk adımlarım ise 5 yaşındayken atıldı. Önce piyano çalmaya, hemen ardından 6 yaşında beste yapmaya ve 9 yaşında da MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda keman eğitimime Prof.Nuri İyicil ve Prof.Pelin Halkacı Akın ile başladım. 

İlerleyen yıllarda kompozisyon eğitimine de başlayıp çalışmalarımı Prof. Hasan Uçarsu ve Prof.Mehmet Nemutlu ile çift ana dal okuyarak sürdürdüm.İlerleyen yıllarda kompozisyon eğitimine de başlayıp çalışmalarımı Prof. Hasan Uçarsu ve Prof.Mehmet Nemutlu ile çift ana dal okuyarak sürdürdüm.

Neden kemanı tercih ettiniz?

Çok sevdiğim bir arkadaşımla birlikte keman-piyano müzikleri çalıyorduk. Kemanın sesi beni çok etkilemişti. O keman çalıyordu, ben piyano çalıyordum. O günün akşamı dedemin kemanlarından bana en uygununu alıp çalmaya çalıştım. Seslerin nasıl çıktığını ve değiştiğini kavradıkça çok mutlu olduğumu ve kendi bildiğim çocuk şarkıları ve melodileri çalmayı sürdüğümü hatırlıyorum. O günden beri keman bırakmadım.

Trio çalışmalarında yer aldınız. Peki, sizce kemana güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden?

İlk trio çalışmalarım kemancı olarak 10 yaşında Borusan Çocuk Trio’su ile başladı. Daha sonra triolar besteledim. Bir tanesi Keman, Saksafon, Piyano için, bir tanesi Trompet, Çello, Vurma çalgılar için. Enstrumanların tüm ses özelliklerini düşündüğümüzde sonsuz uyumlu tınılar elde etmek mümkün. Uyumsuz tınıların da bir uyumu olabileceğini düşünürsek ben kemanın tüm ses özellikleriyle başka çalgıların seslerine uyum sağlayacağını düşünüyorum.

Sizce müzik bir toplumda hangi işlevi yerine getirir?

Müzik ruhun gıdasıdır denir, ben bu sözün ne kadar doğru olduğunu çok yeni anlıyorum. Müziğin, hayatın temposundan bizi çıkartan, kendi zamansal boyutuna alan ve orada bizi ruhumuzla buluşturan bir rolü var diye düşünüyorum. Biz bunu çok farketmesek de müzik dinlerken hayatın akışından uzaklaşıyoruz, müziğin akışına bırakıyoruz kendimizi.

İnsanların ruhlarının derinliklerine inen, bizi orada buluşturan bir işlevi olduğunu söyleyebilirim. Müziğin kendisi bir yaşam, ben bunu bestelediğim müzikler için de hep söylerim. O yaşama dahil oluruz dinlerken bir müziği ve bizi sürüklediği yere kendi iç dünyamızla birlikte gideriz. Eğer bir konserde kalabalık bir dinleyici kitlesi varsa, o insanların her biri tek bir yaşamda buluşurlar. Bu buluşma onların yalnızlık hislerini unutmalarını da sağlar.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Evet çok fazla ustalık sınıfına katıldım. Benim için en önemlisi Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’dir. Orada Prof.Andrej Bielow ile çalışmıştım ve onunla çalışmaya devam etmek için Erasmus programıyla Hannover’e gitmiştim. Çok geliştiğim bir dönemdi müzikal ve teknik anlamda. 

Katıldığım bir diğer benim için önemli ustalık sınıfı Mozarteum Yaz Akademisi’dir. Aktif olarak katılma hakkı kazanarak Dora Schwarzberg ile Dvorak Keman Konçertosu’nu çalışmıştım. Çok iyi hatırlıyorum özellikle konçertonun ikinci bölümü için vibrato tını ve rahat ses üzerine konuşmuştuk. Katıldığım yurt dışındaki ustalık sınıfları, o zamanlar ilk yalnız gittiğim ve başka ülkede yaşamayı tattığım zamanlardı. Ustalık sınıfları için bir ekip çalışması diyebilirim. Hem hocalarımızdan hem diğer katılımcılardan müzisyenlik yolundaki deneyimleri, kolaylıkları ve zorluklarından öğrendiklerim çok fazla. Zaten ustalık sınıflarının faydalı taraflarından biri de karşılıklı müzikal fikir alışverişi olması. Başka ülkelerde yaşayan müzisyenlerle tanışmak, her birimizin müzik yolunda ilerlerken bir anlık buluşması ilerleyen yıllarda çok güzel dostluklar ve ortak projelere imkan tanıyabiliyor.

Unutamadığınız bir konserinizi sorsam, hangisini anlatmak isterdiniz?

Doğu-Batı Divan Orkestrası’yla Barenboim yönetiminde İngiltere’de Proms Royal Albert Salonu’nda verdiğimiz konseri unutamam. Martha Argerich Tchaikowski 1. Piyano konçertosunu çalmıştı. Muhteşem bir konserdi. 2021 yaz turnemizde de 2. kez aynı salonda çalacak olmaktan heyecan ve mutluluk duyuyorum.

Bir diğer unutamadığım konser ise Berlin Filarmoni fuaye konseri. Yaylı beşlim Konsonanz Oda Orkestrası tarafından icra edilmişti. Öyle kalabalık bir kitle vardı ki, seyircinin ilgi ve heyecanını unutamıyorum. Yaylıların yaptığı her jesti içlerinde hissettiklerini ve bazen ciddi bazen şakacı bir gülümseyişle nasıl müziğin onların iç dünyalarını etkilediğini yakından gözlemleme şansım olmuştu. Ben de eserimi ilk kez dinlemiştim seyirciler ile bütünleşip eserimi onlar gibi değerlendirmeye çalışmıştım.

“Vazgeçilmez” olarak gördüğünüz kompozitörler / keman virtüözleri kimlerdir?

Lisa Batiashvili ve Jascha Heifetz vazgeçemediğim keman virtüözleri ve Rebecca Saunders ile Salvatore Sciarrino eserlerini dinlemekten en çok keyif aldığım besteciler.

Rebecca Saunders ile kompozisyon çalışmalarıma gelecek dönem devam edeceğim için ayrıca çok mutluyum.

Hepimiz gibi müzisyenler de pandemide büyük bir açmazdan geçtiler, geçiyorlar. Peki siz kişisel olarak bu dönemde müzikal anlamda anlamda en çok neyi özlediniz? Pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz?

Pandemide evde kalıp bol bol beste yapmaya gayret gösteriyorum. Yarım kalan eserlerimi bitirmeyi hedefledim. Haziran ayında çalınacak 3 eserimi bestelemeye devam ediyorum. Konsonanz Oda Orkestrası ile oda müziği konserleri yaptık yaylı beşlim “Sich Motivieren“ın da içinde yer aldığı bir canlı yayın konserimiz oldu. Doğu-Batı Divan Orkestrası ile Beethoven’ın doğum gününde Bonn’da pandemi şartlarına uygun şekilde konserimizi gerçekleştirdik. 

Dikkat ederek tüm kurallara uyarak yaşamaya çalışıyorum. Keman öğrencilerimle ders yapıyorum ve MSGSÜ’de doktora çalışmalarımı sürdürüyorum. Onun dışında sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Spor yapmak, ormanda yürüyüşe gitmek vazgeçilmez aktivitelerim arasında.

Sağlığımızın önemini daha iyi anladığımızı düşünüyorum ve beslenmemize her zamankinden daha fazla dikkat etmeliyiz. Hareket etmek iyi uyumak bizi virüse karşı daha dayanıklı hale getirecektir. Ben de yaşamımda bu doğrultuda daha fazla özen göstermeye çalışıyorum.

Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, akustiğiyle, mimarisiyle unutamadığınız konser salonu hangisi oldu?

Doğu-Batı Divan Orkestrası ile Salzburg Festivali’nde çaldığımız salon muhteşem  akustiği ile, Londra’da Proms Royal Albert salonu mimarisi ile beni çok etkilemişti. 

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi?

Almanya’da Ernst von Siemens bursundan yararlandım.

Türkiye’de destek olan kurumlar var fakat yeterli mi onu tam olarak bilemiyorum. Gözlediğim kadarıyla Türkiye’nin en yetenekli müzisyenlerine veriliyor ama birçok yetenekli müzisyene destek bulunamıyor. Sayı çok kısıtlı ve ödemeler yurt dışında bir öğrencinin yaşamasını tam olarak karşılayamıyor. İmkanların yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Keman çaldığınız en sıradışı yer şimdiye kadar neresi oldu?

En sıra dışı yer Berlin Wald Bühne konseriydi. Yaklaşık 23.000 kişilik kapasitesi olan, ormanın içinde yer alan bu salon çok büyülü bir yer. 2 yıl önce Doğu-Batı Orkestrası ile orada konser verdik. Önümüzdeki yaz da aynı yerde konser verecek olmak ve tekrar o sıra dışı mekanda çalacak olmak beni şimdiden heyecanladırıyor. Tabii seyircisiz aynı etki yakalanmayacak belki de. Müzik çok yalnız kalacak ama canlı yayınla binlerce kişiyle paylaşılacağına eminim.

Pandemide dijital konserler verdiniz. Bunlarda canlı konserlerden farklı ne hissettiniz?

Seyircinin olmaması çok farkediyor. Hep prova yapıyormuş gibi hissettim ve konser sanki genel prova gibi oldu. Seyirci ile iletişim ne kadar değerli müziği yakından paylaşmak aynı havayı solumak ne kadar önemli. Konser gibi hissedemiyor insan salon boş olduğunda.

Kariyerinizi Almanya’da sürdürüyorsunuz. Müzisyenlere verilen destek ve klasik müzik dinleyici kitlesi olarak Türkiye’yle kıyaslamanızı istesem neler söylerdiniz?

Almanya’da en küçük şehirden en büyük şehre kadar sanata büyük bir ilgi ve destek var. Her bölgenin kendi orkestrası ve sanat aktiveleri olmakta. Projeler için hep başvurulabilecek yardım sağlanabilecek kurumlar mevcut.

Öğrenci veya profesyonel sanatçıların projeleri için yeterli destek eğer proje ilginç ise sağlanabiliyor. Türkiye’de de güzel projelere destek olan kurumlar olduğunu biliyorum. Türkiye genelinde daha fazla ve her yaş grubuna hitap edecek projelerin olmasını umut ederim. Farklı sanat alanlarının ortak çalışmalarının artması ve yaygınlaşması gerekli. Ben de önümüzdeki yıllarda bu konu ile ilgili çalışmalar yapmayı planlıyorum.

Sizi bir günlüğüne Türkiye’de “Kemanın Gelişiminden sorumlu Bakan” gibi hayali bir göreve getirsem, ilk üç icraatınız ne olur?

Çocukların gelişimi ile ilgili olurdu. Onlara yaratıcılık içeren, çalgılarıyla müziği eğlenerek yapacakları aktiviteler oluştururdum. Doğaçlama yeteneklerini geliştirmek ve birlikte müzik yapmayı, müzik ile diyalog kurmayı öğrenecekleri ve kendilerini ifade edebilecekleri konser organizasyonları yaratırdım. Bestecilik alanında da küçük yaştan itibaren çalışabilecekleri ve kendi yaratılarını sunabilecekleri konserler organize ederdim. Yeni Müzik duyuşuna ve yorumlamaya küçük yaştan beri alışmalarını ve günümüz müziğiyle ilgili fikir edinmelerini sağlardım.

Kemanınızla birlikte herhangi bir sosyal sorumluluk projesine dahil oldunuz mu?

Evet, Almanya’da Oda Müziği konserlerim ile sosyal sorumluluk projelerine dahil oldum.

Oda orkestrası müziğine çok önem atfediyorsunuz. Sizce oda orkestrası dünyada ne düzeyde? Türkiye’de ilgi yeterince var mı?

Oda Orkestrası müziğine ilgi gitgide artıyor. Salgın sebebiyle bundan sonra ilginin daha da artacağını düşünüyorum. Çağdaş müzik çalan oda orkestraları özellikle Almanya’da çok önemli bir rol oynuyor günümüz müziği için. Seviye çok yüksek ve hem besteciye hem yorumcuya hem dinleyiciye böyle güzel youmları dinlemek keyif veriyor. Türkiye’de de ilginin artığını gözlemliyorum, çağdaş müzik alanında Diskant Ensemble, Hezarfen Ensemble çok önemli projelere imza atıyorlar.

Çağdaş müziğe ilginin Türkiye’de de artmasını ve daha fazla Çağdaş Müzik Ensemble’larının oluşturulmasını umuyorum. Benim de yorumcu ve besteci olarak hedeflerim içinde yer alıyor.

Türkiye’ye konser / resital vermek için sık sık geliyor musunuz?

Konserlerim için Türkiye’ye sık sık geldiğim bir dönem oldu. H. F. Alnar Eskişehir anma konseri, Ayvalık Uluslararası Müzik Festivali konserlerim için ve babam Prof. Metin Ülkü ile verdiğimiz resitaller için Türkiye’ye geldim. 

Şu an besteciliğe ağırlık verdiğim bir dönem. Bir dolu müzik çıkmak istiyor dışarı içimden. Aynı zamanda Almanya’da Oda Müziği konserlerim pandemi sebebiyle tüm kontroller yapılarak seyircisiz gerçekleştiriliyor. Umuyorum ki en kısa zamanda tekrar konserlerim için Türkiye’ye daha sık gelirim.

Kariyeriniz için hedefiniz nedir?

Hayatım boyunca üretmeye devam etmek, yeni eserler bestelemek ve o eserlere ruh katmak benim hayat amacım diyebilirim. Oda müziği yapmak ve yeni bestelenmiş eserlere hayat vermek bir diğer amacım. Önümde bestelenmeyi bekleyen zihnimde oluşmuş ama henüz kağıda geçirilmemiş çok müzik var. Ömrümü bu müziklerle dop dolu yaşamak ve tüm insanlarla paylaşmak istiyorum. 20. yüzyıl müziğine her zaman çok ilgi duymuştum ve o dönem yaşamış bestecilerin müziklerini seslendirmek incelemek bana ayrıca çok keyif veriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s