İsviçre’den Alara Hekimoğlu’yla birlikte güçlü keman sesleri yükseliyor: “Mutluluğumun sebebi kemandır”

17 yaşındaki Alara Hekimoğlu, müzisyen bir annenin kızı olarak beş yaşında piyano ile başladığı müzik eğitimini MSGSÜ Devlet Konservatuarı keman bölümünde tamamen kemana yönlendirmiş, başarılı bir müzisyenimiz. 2015, 2016 ve 2017 yıllarında Uluslararası Çeşme Klasik Müzik Festivallerine, 2017 yılı Temmuz ayında ise Bodrum Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’ne katılmış; alanında değerli müzisyenler olan Prof. Bernard Hartog, Prof. Lukas David, Prof. Çiğdem İyicil, Fedor Rudin, Prof. Mehmet Yasemin, Prof. Pelin Halkacı Akın ve Prof. Eva Diller Dörnenburg ile çalışmış. Peki bu ustalık sınıfları ona neler katmış? Yanıtı çok ilginç ve hoş: “Çalışmış olduğum hocaların hepsinden teknik ve müzikal anlamda farklı stiller öğrendim. Ben bunu bir arının renk, koku, biçim olarak farklı çiçeklerden polen toplayarak bal yapmasına benzetiyorum. Ben de tıpkı bir arı gibi çalışarak öğrendiğim tüm bu farklı bilgileri kendimde içselleştirmeye ve otantik müzik dilimi yaratmaya çalışıyorum” diye açıklıyor Alara.

Kendisi, 2015 yılından beri Cenevre’de çok önemli ustalık sınıflarında dünyaca tanınmış müzisyenlerle çalışma fırsatı bulmuş. Ardından da tüm yolların onu İsviçre’ye sürüklemesinin bir anlamı olduğunu fark ederek 2018 yılında Lozan Konservatuvarı’nın sınavını kazanıp Orchestre de Chambre de Lausanne’nın başkemancısı da olan François Sochard’ın sınıfına kabul edilmiş. 2018 Kasım ayında Viyana Konzerthaus’ta gerçekleşen “Classic Pure Vienna International Music Competition” da kendi kategorimde “Onur Ödülü”nü kazanmış; 2019 Nisan ayında ise Patrick Souillot’un yönettiği Eskişehir Senfoni Orkestrası eşliğinde M.Bruch’un sol minör keman konçertosunu seslendirerek kariyerinde önemli bir aşamaya geçmiş. Bir yandan da oda müziği çalışmalarına son sürat devam etmiş.

Hekimoğlu’nun müzik dünyasıyla en yakın tanışması ise, 2019 yılı Ekim ayında All Saints Moda Kilisesi’nde verdiği resitalle oldu. Solo olarak verdiği bu ilk resitalde; L.V.Beethoven Keman sonatı No.5 op.24 “İlkbahar”, J.S.Bach Keman için Solo Sonat No.1 sol minör “Sicilianna ve Presto”, H.Wieniawski “Légende” ve T.A.Vitali “Chaconne” eserlerini seslendirdi. “Kilisenin tarihi geçmişi, yüksek tavanları, vitraylı camları, yaşayan kutsal bir mekan olması klasik müziğin yaratıldığı çağlara geri dönüşü gibi mekan ve müziğin iç içe geçmesi açısından performansımı çok olumlu etkiledi. Pek çok farklı mekanda konser vermiş olmama rağmen sanırım bütün bu unsurlar izleyicilerin duygusuyla birleşince, eşsiz akustikte müziğimi en üst seviyede icra etmeme olanak sağladı” diye anımsıyor o unutulmaz anları.

Eğitimine Lozan Konservatuarı’nda Prof.Renaud Capuçon’un ilk ve tek Türk öğrencisi olarak devam edecek olan kemancı Alara, oldukça pahalı bir öğrenci şehrinde yaşadığını belirterek her türlü destek kanallarını araştırdığını özellikle belirtiyor. İlk kemanıyla ev ahalisini sabahın erken saatinde uyandırmasından, mutluğun kaynağına, vazgeçilmez bestecilerine ve en güzel keman eşlikçisinin hangi enstrümanlar olduğuna dair çok öğretici ve bir o kadar da keyifli bir söyleşi aşağıda sizi bekliyor:

Müzik eğitimine piyanoyla başladın ve daha sonra kemana yöneldin. Bu “rota değişikliğinin” sebepleri neydi? Şu anda piyano ile kemanın hayatındaki dengeleri nasıl? 

Annemin de müzisyen olmasından dolayı 4 yaşında Perim Hamidoğlu ile piyano çalışmalarıma başladım. Aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü hocalarının eğitim verdiği özel bir kurumda bale dersleri alıyordum ve piyanoyla eş zamanlı götürüyordum. 4. Sınıfta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın yarı zamanlı sınavlarına girdim ilk keman öğretmenim olan Çiğdem İyicil, benim kemana çok yatkın olduğumu ve yarı zamanlıda kemanla devam etmemi söyledi. Bu şekilde kemana başlamış oldum. 5. Sınıfta da tam zamanlı keman eğitimine geçiş yaptım ve eğitimime 2019 Kasım ayından itibaren Prof. Pelin Halkacı Akın ile devam etmekteyim. 2020 senesine kadar devam ettiğim bale eğitiminde Royal Academy’nin sertifikasyonunun yanı sıra MEB’in de Orta öğrenim Bale mezuniyet belgesine sahibim. Piyano dalında Konservatuar’da tam zamanlı öğrencisi olduğumda zaten zorunlu derslerden olduğu için aslında piyanodan hiç kopmadım. Piyanoda London School of Music sertifika sınavlarını da verdim. Müziğe ilk adımımı onunla attığım için piyano benim için hiçbir zaman vaz geçmeyeceğim bir enstrüman ve sanat yaşamımın parçası olmaya devam edecek. 

Bu zamana dek katıldığın ustalık sınıflarından bahseder misin? Bu sınıflarda gelecekteki keman sanatçılığın açısından nasıl katkılar oldu ve yaşıtın müzisyenlerle böyle bir ortamı paylaşmak, paylaşımlarda bulunmak senin müzik yapma biçimini etkiledi mi? 

Bugüne dek gerek yurtiçi gerekse yurtdışında pek çok ustalık sınıfına katılma ve Fedor Rudin, Gilles Apap, Artur Kaganovsky, Tanja Becker-Bender, Eszter Haffner gibi çok değerli keman sanatçıları ve hocalarla çalışma imkânı buldum. Çalışmış olduğum hocaların hepsinden teknik ve müzikal anlamda farklı stiller öğrendim. Ben bunu bir arının renk, koku, biçim olarak farklı çiçeklerden polen toplayarak bal yapmasına benzetiyorum. Ben de tıpkı bir arı gibi çalışarak öğrendiğim tüm bu farklı bilgileri kendimde içselleştirmeye ve otantik müzik dilimi yaratmaya çalışıyorum. 

Bugüne kadar katılmış olduğum ustalık sınıflarını kendimi geliştirmem konusunda önemli buluyorum. Farklı ülke ve kültürlerden arkadaş edinmek, hocalarla iletişim kurmak hem kendimi onlara tanıtmak ve sanat çevremi genişletmek için hem de bilgi alışverişinde bulunarak kendimin nerede olduğunu anlamak açısından çok değerli fırsatlar sundu. Bu fırsatları doğru kullanabildiğimi görmek beni bugün mutlu ediyor.

İsviçre’de çok değerli konservatuarların sınavlarını kazandın. Biraz o süreçten bahseder misin? Keman sanatçılığında sence İsviçre’yi “özel” kılan nedir? 

İsviçre’de okumak hayalimdi diyebilirim ve konservatuara tam zamanlı geçiş yaptıktan sonra da kendimi hep İsviçre’ye gidecek şekilde planladım. Amcamın da Cenevre’de yaşaması, İsviçre’ye sık seyahat etmem kendimi oraya ait hissetmemde ve eğitimim için orayı seçmemde büyük bir etken oldu. 

İlk olarak lise eğitimim için gitmeyi planlıyordum ve bunun için Lozan ve Cenevre konservatuvarlarının sınavlarına girdim ve kazandım. Ancak yurtdışında, Türkiye’de olduğu gibi üniversiteden önce konservatuvarda tam zamanlı eğitim sistemi olmadığı için oradaki bir liseyle müzik eğitimini eş zamanlı devam ettirmem gerekecekti. Bu da kemanım için ayırmam gereken vaktin çoğunu matematik, fizik, tarih gibi derslere ayırmam gerektiği anlamına geliyordu ve zaten tüm dersleri Fransızca göreceğim için yeterince zor olacaktı benim için. Bundan dolayı lisede gitme planından vazgeçtim ve kendimi üniversite giriş sınavları için hazırlamaya ve buna yönelik çalışmalar yapmaya başladım. Sevgili öğretmenim Pelin Halkacı Akın’ın da uygun görmesi ve çok büyük desteği ile 2019-2020 eğitim yılında 11. Sınıfın sınavlarını vererek sınıf atladım; 10. Sınıftan 12. Sınıfa geçiş yaptım. 

Pandemi dolayısıyla, yüz yüze olmasını hayal ettiğim giriş sınavları kayıt üzerinden gerçekleşti ve salgın nedeniyle okulların yeni öğrenci kontenjanları çok düşüktü. Hem rekabetin hem de şartların zorlu olduğu bu sınav sürecinde kayıtlarda kendimin en iyi performansını sergilemek ve istediğim öğretmenin sınıfına kabul edilecek bir ya da iki öğrenciden biri olmak için sistemli bir şekilde çok çalıştım. Kayıtlarımı Lozan ve Cenevre konservatuarlarına gönderdikten sonra sonuçlar açıklanana kadar heyecanlı bir bekleme süreci geçirdim. 

İlk kabulüm Cenevre konservatuvarından geldi ve bu beni çok mutlu etti. 

23 Nisan sabahı da Lozan konservatuvarının sonuçları yayınlandı; dünya çapında 75 kişinin başvurduğu ve kazanan 9 adayın içinden Renaud Capuçon’un üniversite seviyesinde sınıfına kabul ettiği tek kişi olarak ismimi listede görmek beni inanılmaz mutlu, bir o kadar gururlu yaptı. O gün evimizde adeta çifte bayram yaşandı. 

İsviçre, sanata çok değer veren, bu alana yüklü yatırımlar yapan ülkelerden biri. Avrupa’nın merkezi bir noktasında olması diğer ülkelerdeki sanat yaşamlarının içinde olmaya da imkân sağlıyor. Konservatuarlardaki çalışma olanakları, konser salonlarının çokluğu, klasik müzik festivallerine ve yarışmalara ev sahipliği yapması açısından İsviçre önemli bir sanat ülkesi. Bu açıdan öğrencilere çok büyük fırsatlar sunuluyor.  Özellikle Lozan tam bir öğrenci şehri. Keman dalında da burayı özel kılan nedenlerin – müzik kültürü, imkanlar ve verilen değer dışında- Renaud Capuçon, Janine Jansen gibi önemli isimlerin burada eğitim vermesi ve kendi tecrübelerini ve bilgilerini aktarmalarını olduğunu düşünüyorum. Ben de Renaud Capuçon’un sınıfında yer alan ilk Türk öğrencisi olmaktan gurur duyuyorum.

Ayrıca bu yaşında çok önemli ödülleri de aldın ve bu ödüller keman konusundaki yetkinliğin ve artan uzmanlığının bir nevi belgesi oldu. Onlardan da biraz bahsetmeni isterim. 

Öncelikle Viyana’da katıldığım yarışmadan bahsedebilirim. Benim için çok özel olmasının sebebi yarışmanın Viyana Konzerthaus’ta gerçekleşmesi ve benim yurtdışında katıldığım ilk yarışmam olmasıydı.  Konser salonu bütün geçmiş performansların o ihtişamlı havasını taşıyordu ve bu salonda o ana kadar çalmış olan müzisyenlerin müziği sanki salona sinmişti; gerçekten büyüleyici bir ortamdı. Bu yarışma gününü özel kılan bir diğer neden ise yarışma akşamında aynı sahnede Janine Jansen’in J.Sibelius keman konçertosu performansını dinlemem ve kendisiyle tanışmamdı. Benim için her zaman hatırlayacağım bir gün ve muazzam bir deneyimdi. 

Kemanla herhangi bir besten var mı? Varsa bahseder misin bize? 

Şu an keman için bestelemiş olduğum bir eser yok fakat ileride yeteri donanıma ve yetkinliğe sahip olduğumu düşündüğüm zaman konçertolar için kendi kadanslarımı yazmayı hedefliyorum. 

2019 yılında Avusturya’da çok değerli isimlerle oda müziği çalışmaları yaptın. Bu çalışmaların bir geçmiş arka planı var mıydı? Türkiye’de henüz ne yazık ki çok yaygınlaşmamış olan oda müziğine ilgin nasıl doğdu? 

Bir oda müziği topluluğunun içinde yer almak, uyum içinde müzik yapmak, müziği paylaşmak ve dinleyiciye ortak bir düşünceyi sunabilmek beni orkestra derslerimizin en başından itibaren motive etti.  

Okulda hem orkestra hem de oda müziği dersi gördüğümüz için bu alanda deneyime sahiptim. Katıldığım ustalık sınıfında keman dersinin yanında oda müziği dersi de alabileceğimizi öğrenince bu fırsatı değerlendirmek istedim. Önemli oda müziği topluluklarının üyeleriyle çalışmak ve ilk defa orada tanıştığım müzisyen arkadaşlarımla bir araya gelip müzik yapmak benim için çok güzel ve özel bir deneyimdi. Farklı kültürleri, müzik disiplinlerini ve yorumları bir araya getirdiğimiz eserleri sunmak müzikte çeşitliliğin önemi konusunda beni geliştirdiğine inanıyorum.

2019 Ekim ayında ‘All Saints Moda Kilisesi’nde resital verdin ve bu resitalde; L.V.Beethoven Keman sonatı No.5 op.24 “İlkbahar”, J.S.Bach Keman için Solo Sonat No.1 sol minör “Sicilianna ve Presto”, H.Wieniawski “Légende” ve T.A.Vitali “Chaconne” eserlerini seslendirdin. Kilisede çalmak nasıl bir duygu uyandırdı sana? Atmosferi, dinleyicileri biraz anlatır mısın anımsadığın kadarıyla? 

Solo olarak verdiğim ilk resitalim olduğu için o günkü heyecan ve mutluluğumu hiç unutamam. Kilisenin tarihi geçmişi, yüksek tavanları, vitraylı camları, yaşayan kutsal bir mekan olması klasik müziğin yaratıldığı çağlara geri dönüşü gibi mekan ve müziğin iç içe geçmesi açısından performansımı çok olumlu etkiledi. Pek çok farklı mekanda konser vermiş olmama rağmen sanırım bütün bu unsurlar izleyicilerin duygusuyla birleşince, eşsiz akustikte müziğimi en üst seviyede icra etmeme olanak sağladı. Kutsal mekanların müzisyeni olduğu kadar seyircileri de duyguyu yaşatmak ve yansıtmak konularında olumlu etkilediğini düşünüyorum.

Peki şu ana kadar resital verdiğin ve seni en çok etkileyen konser salonu hangisi oldu? 

Birçok konser salonunda performans sergileme fırsatım oldu. Beni en çok etkileyen şüphesiz Viyana Konzerthaus idi. Bunun yanında “Vehbi Koç Vakfı 50. Yıl Ödül Töreni”nde sahne aldığım İş Sanat Konser Salonu da sanırım hem müziğim hem de konuşmamla özel bir seyirci topluluğuna hitap ettiğim ilk konser salonu olması açısından beni çok etkilemişti. Bu salonda da defalarca canlı performans seyrettiğim için seyirci olarak oturduğum salonda sahnede olmak ayrıca eşsiz bir duyguydu. 

Kemanını al ve çok “çılgın” bir yerde resital ver desem, ilk tercihin neresi olurdu? 

Bana şu an en çılgın gelen mekan Paris’te Garnier Operası’nın sahnesi, tabloların sergilendiği salon ya da her santimi işlemeli koridorları olarak geliyor. Böylesine görkemli bir yapının içinde resital vermek ve bir çekim gerçekleştirmek çok isterim. 

Kemanın sesini neye benzetirsin? 

Keman çok özel bir ses rengine ve tınıya sahip. Her türlü duygu ve düşünceyi keman aracılığıyla aktarabiliyorsunuz. Sesini tek bir şeye benzetmek zor çünkü farklı teknikler sayesinde birçok canlının veya nesnenin sesi kemanda çalınabilir ve taklit edilebilir. Bu özel enstrümanın sesini bazen yaşlı bir bilgeye, bazen heyecanlı bir çocuğa bazen de cıvıl cıvıl öten bir kuşa benzetiyorum. 

Hiç sokak kemancılarına eşlik ettiğin oldu mu? 

Bugüne kadar öyle bir fırsatım olmadı ama bunu bir gün deneyimlemek isterim. Neden olmasın?

Keşke solo keman için besteler yapsaydı dediğin kompozitör hangisi? 

F.Liszt’in ve Chopin’in solo keman için besteler yapmasını isterdim. 

Hangi bestecinin eserlerini çalmayı en çok seversin?  

J.S.Bach’ın keman için solo sonat ve partitalarını çalmaktan çok zevk alıyorum. 

Bunları çalarken eserin kendinde barındırdığı yoğun duyguların benden geçerek müziğim aracılığıyla doğal bir şekilde dışarı aktarıldığını hissediyorum.

L.V.Beethoven’ın  H.Wieniawski’nin, A.Dvorak’ın, eserlerini de çalarken çok keyif alıyorum. Henüz çalışma fırsatım olmamış olsa da  J.Sibelius’un keman konçertosunun ben de çok ayrı bir yeri var.

Sence kemanın en güzel eşlikçisi hangisi? 

Bence elde edilmek istenen tınıya ve hisse göre değişmekte. Ama kemanın her türlü enstrümanla uyum sağlayabildiğini düşünüyorum. Eğer seçecek olursam; piyano ve yaylı sazlar ailesiyle çok özel bir uyum yakaladığını söyleyebilirim. 

Üzgün olduğunda mı daha çok keman çalarsın mutlu olduğunda mı? 

Mutluluğumun sebebinin keman çalmak olduğunu söyleyebilirim. Üzgün olduğumda ise tüm olumsuzlukları zihnimden uzaklaştırmaya yardım ettiği için kemanıma odaklanmak benim için bilinçli bir seçim oluyor. Kemanımla ben kendimi dış dünyadan soyutlayıp mutluluğu seçebiliyoruz.  

Günde kaç saat keman çalışırsın? 

Her gün düzenli olarak minimum 4 saat çalışmaya özen gösteriyorum. Önümde bir sınav, konser varsa çalışmalarımı minimum 6 saate çıkarıyorum. 

Keman sence bir orkestrada hangi işlevi görür? Yeri neden doldurulmazdır? 

Orkestradaki enstrüman sayılarına bakıldığında en kalabalık grubun kemanlardan oluştuğunu görürüz. Neredeyse bütün eserlerde de ana temalar sıklıkla kemanlara yazılmıştır. Gösterişli, parlak, görkemli ve aynı zamanda melankolik bir sesle seyirciyi başka dünyalara götürmekte merkezi bir yol oynar. Kemanın yeri bu yüzden doldurulamazdır. 

En beğendiğin Türk ve yabancı keman virtüözleri kimler? 

Ülkemizde Suna Kan ve Ayla Erduran gibi çok değerli keman sanatçıları var ve onları hep bir idol olarak gördüm kendime. Yabancı olarak da en beğendiğim virtüözler; David Oistrakh, Yehudi Menuhin, Janine Jansen, Maxim Vengerov,Renaud Capuçon, Soyoung Yoon.

Hayalindeki kemanı anlatır mısın? 

Spesifik olarak çalmak istediğim bir enstrüman yok fakat ileride Stradivarius, Guarneri del Gesu gibi eşsiz sazlarda müziğimi icra etmeyi çok isterim. 

İlk kemanını saklıyor musun? Ona dair aklındaki en ilginç anı / anekdot hangisi? 

Evet, ilk kemanımı halen saklıyorum. İlk kemanımı ailem ben 3 yaşındayken almış; kemanla da ilk tanışmam bu şekilde olmuş ve hatta anlattıklarına göre hiç elimden bırakmıyormuşum. 

Ona dair ilk anım kemanın ilk alındığı zamana ait; kemanı aldıkları zaman annemin keman sanatçısı olan bir arkadaşı da bizde kalıyordu. Yeni oyuncağımın heyecanı ve kendimi gösterme çabamla sabah saat 07.00 civarında kemanımı alıp o daha uyurken odasına girmiş ve tüm hünerimi sergilemek için annemden gördüğüm kadarı ile yayı kemanın telleri üzerinde ileri geri çekip durmuştum. Pek hoş sesler çıktığını söyleyemem. Sabahın erken saatinde gıcırtılarla ne oluyor diye uyanan ev halkı benim müzik aşkım ve yay ile olan kararlı ilişkim üzerine pes edip kahkahalara boğulmuştu. 

Sanırım annem de 3 yaşın keman için erken bir yaş olduğunu kabul etmiş olmalı ki, 7 yaşıma kadar elime kemanı bir daha almadım. 

İsviçre’de okumak bir yandan da oldukça masraflı bir sürecin başlangıcı olacak senin ve ailen için. Bu denli güçlü bir başarı ivmesi ışığında herhangi bir kurumsal destekten yararlanıyor musun? 

İsviçre gerçekten diğer ülkelere kıyasla daha pahalı bir ülke ve günümüz ekonomik şartları nedeniyle yaşam sürdürmek, dışarıdan bir destek almadan oldukça zorlayıcı. Şu an herhangi bir kurumsal destekten yararlanmıyorum maalesef fakat ailem ve ben her türlü burs için araştırma içindeyiz. Bu konuda yardımcı olabileceğini düşündüğümüz yerlere başvuru yapmaya başladık.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s