Moskova’da eğitimini sürdüren Rachmaninoff tutkunu piyanist Beren Gürcüoğlu: “Piyano tuşlarına dokunmadığım bir gün bile düşünemiyorum”

Dört buçuk yaşından beri piyano dersleri aldıktan sonra Bilkent Müzik ve Bale İlköğretim Okulu ve akabinde Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzik Bölümü’nde başarılı bir öğrencilik döneminin ardından, birçok piyanist gencin hayallerini süsleyen Moskova Devlet Çaykovski Konservatuvarına bağlı Merkez Müzik Okulunun piyano bölümüne kabul alan Beren Gürcüoğlu, bir süredir müzik çalışmalarını bu prestijli kurumda sürdürüyor. “Vladimir Ashkenazy, Nikolai Lugansky, Mikhail Pletnev, Sergei Dorensky gibi isimlerin de zamanında bulunduğu ortamda eğitim alıyor olmak, aynı konser salonlarında sahneye çıkmak ve bu havayı solumak inanılmaz bir mutluluk” diye ifade ediyor bu seçkin kurumun kendisine kattığı değeri ve ayrıcalığı… Ancak okuduğu kurumun yabancı öğrenciler açısından oldukça maliyetli bir eğitim masrafı olduğu düşünüldüğünde Beren Gürcüoğlu’nun sürdürülebilir ve güçlü bir kurumsal desteğe ihtiyacı olduğu aşikar.

Gürcüoğlu’nun disiplinli ve azimli piyanistlik kariyerinde dönüm noktalarından biri, 19. Antalya Piyano Festivali kapsamında düzenlenen Genç Yetenekler piyano yarışmasında aldığı birincilikle olmuştu. Sahneye çıktığında ve özellikle orkestra ile çalarken Beren Gürcüoğlu bir kat daha büyüyor; yeteneğini eşsiz bir yorumla devleştiriyor; esere kattığı yorumla diğer birçok örneğin yanında farkını ortaya koyuyor.

Müzik tarihinde aklı Klasik dönem ve Romantik dönemde kalmış bu genç piyanistimiz, bir yandan da oda müziği alanında eğitim alıyor ve dört el piyano çalışmalarında yetkinleşmeye çabalıyor. Beren Gürcüoğlu’nun piyanoyla olan dostluğu ve iç içe geçmişliği o denli güçlü ki, geleceğe dair atacağı her adım piyanosu ekseninde şekilleniyor. Bundan sonraki hedefi ve projelerini; uluslararası prestijli yarışmalara katılıp programını ve repertuarını geliştirmek ve bu şekilde insanlara müziğimi daha çok duyurmak olarak ifade ediyor.

Peki, içinde yer aldığı için Rusya ve Türkiye arasında müzik eğitimini nasıl kıyaslıyor? Gürcüoğlu’na göre en büyük fark, çalışma disiplini ve okul ortamı. “Moskova’da yaşayarak fark ettim ki, müziğe, sanata olan sevgi ve saygı oldukça yoğun ve bambaşka. Neredeyse her gün konservatuarda çok iyi müzisyenlerin çaldığı konserlere gidip onlarla tanışma fırsatımız oluyor, daha çok performans dinliyoruz, kendimizi geliştirme imkanı buluyoruz.” Gürcüoğlu’nu motive eden bir diğer şey ise, Moskova’da hem piyano hem de oda müziği kapsamında okulunda, müzelerde ve pek çok farklı konser salonlarında konser verme fırsatının olması; programına sürekli yeni eserler eklenmesi ve çok geniş bir repertuara çok hızlı sürede ulaşması.

Piyano tuşlarına dokunmadığı bir günü hayal dahi edemeyen, en büyük amacı her gün kendisine yeni bir şey katarak çalışmalarıma devam etmek olan bu başarılı gencimize baktıkça önümüzdeki yıllarda Steinway & Sons kuyruklu piyanosunun önünde sayısız bis yapan güleryüzlü ve disiplinli bir konser piyanisti görüyorum. Ona bu zorlu ve bir o kadar da keyifli çalışmalarında sonsuz başarılar dileyerek aşağıda söyleşimizi paylaşıyorum:

Müzik alanındaki yolculuğunuz nasıl başladı, nasıl devam ediyor? Ve en önemlisi de, neden Rusya? 

Ailemde müzisyen olmamasına karşın kendimi bildim bileli klasik müzik ile iç içe yaşıyorum. Çocukluğumdan beri klasik müzik özellikle de piyano her zaman ilgimi çekmiştir. 4,5 yaşında evimizde bulunan piyanomuza ilgim fark edilince piyano derslerine başladım. Kurs öğretmenimin piyanodaki hızlı gelişimimi görmesi ve ailemi yönlendirmesiyle de girdiğim sınavlarda başarılı olarak Bilkent Müzik ve Bale İlköğretim Okulu’nda eğitimime burslu olarak başladım. 5. sınıftan itibaren Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarında piyano eğitimime Gökhan Aybulus’un öğrencisi olarak devam ettim. 7. sınıftan itibaren hocamın yönlendirmesi ve ailemin de desteğiyle piyano eğitimime Moskova Çaykovski Devlet Konservatuarı Merkez Müzik Okulu’nda Nina Makarova’nın öğrencisi olarak başladım ve halen 9. sınıfta devam ediyorum. Rusya’daki Çaykovski Konservatuvarı çok köklü bir okul ve neredeyse bütün sevdiğim piyanistlerin de mezun olduğu bu okulda okumak benim için çok büyük bir  gurur. Vladimir Ashkenazy, Nikolai Lugansky, Mikhail Pletnev, Sergei Dorensky gibi isimlerin de zamanında bulunduğu ortamda eğitim alıyor olmak, aynı konser salonlarında sahneye çıkmak ve bu havayı solumak inanılmaz bir mutluluk. 

Müziksiz ve piyanosuz bir hayat hayal bile edilemez benim için. Piyanoya dokunmadan bir gün bile geçirmekte çok zorlanıyorum. Küçük yaşlardan itibaren tutkuyla bağlandığım bu alanda eğitim aldığım için kendimi çok şanslı sayıyorum.

Kendiniz şu anda eğitim amacıyla Moskova’da bulunuyorsunuz. Diğer yandan birçok sanatçı ise ya eğitim ya da iş olanaklarının peşinden Avrupa ülkelerinde bir süredir. Kimisi ekonomik gerekçelerle, kimisi de yeterince değer görülmediğini düşünerek yaşadığı bir kırgınlık sonucunda… Sizce, kendi gözlemlerinize dayanarak, son dönemde müzisyenler arasında yurtdışına bir beyin ve kalp göçü var mı? Neden? Sizde bir kırgınlık var mı peki? 

Evet, bir beyin ve kalp göçü olduğunu düşünüyorum ve bu tabii ki beni üzüyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri Türkiye’de yeterince fırsat ve imkan bulunmaması. Daha çok fırsat olsaydı ben de Türkiye’de eğitim hayatıma devam edip çok daha rahat şartlarda okuyabilirdim. Benim gibi müzik eğitimi alan pek çok arkadaşım ailelerinin sınırlı imkanlarıyla yurt dışında okumaya gidiyor ve imkanı olanlar Türkiye’ye dönmek istemiyor. Çünkü yaptığımız işin ülkemizde yeterince değer gördüğünü düşünmüyorum ne yazık ki. 

Sizin bu güçlü ideali gerçekleştirme yolunda yaşadığınız maddi sınamalara dönelim. Moskova’da okumak da yaşamak da oldukça maliyetli bir süreç. Herhangi bir kurumsal destekten yararlanıyor musunuz? 

Kısa bir dönem  destek aldıysam da şu anda maalesef herhangi bir maddi destekten yoksunum ve ailemin sınırlı imkanlarıyla eğitimime devam ediyorum. Ancak bu çok uzun ve masraflı bir süreç olduğundan desteğe ihtiyacım olduğunu belirtmek isterim.

Piyanonuza en çok sevdiğiniz eşlikçi enstrüman hangisi? 

Bu sene içinde oda müziği dersim için flüt ve çello, aynı zamanda da keman ile birlikte eserler çaldım. Hepsi ile çalmak benim için ayrı bir zevkti ve bundan dolayı tek bir enstrümanın adını vermek oldukça zor. Daha çok enstrümanla çalıp, daha çok oda müziği deneyimi edindiğim zaman en çok hangisini sevdiğimi anlayacağımı düşünüyorum.

Pandemi dönemi müziğinizi nasıl etkiledi? Çalışma temponuz, enerjiniz, motivasyonunuz ne durumda? 

Pandemi dönemi kimsenin beklemediği ve zor bir dönem. Herkesin eve kapandığı bir dönemde konser vermek ve okulda çalışmak imkansızdı. Benim icin karantinada çalışma temposuna alışmak  ve motivasyonu geri kazanmak çok zordu, bunun bir nedeni ise okul ortamının olmamasıydı. Okulda çalışmak ile evde çalışmak arasinda çok fazla fark var benim için. Diğer bir nedeni ise büyük bir değişimin yaşanmasaydı, hayatımda hiçbir zaman eve kapanıp çalışmam gerektiği  bir dönem olmamıştı. İnternetten konserler verilmesine rağmen hiçbirinden sahneye  çıktığım zamandaki mutluluğu ve tatmini alamadım. Motive olabilmemi sağlayan en önemli şeylerden biri sahneye çıkıp izleyicilere çalmaktır.

Karantinanin bana kattığı bir sürü kazanç da oldu, onlardan biri ise kayıt yapmaya alışmaktı, çünkü, artık her çıktığım konser ve her çaldığım sınav kayıt ile yapılıyordu ve kayıt yapma fikri önceden bana çok zorlayıcı ve büyük bir olay gibi gelirken artık günlük hayatıma giren bir rutin oldu. Artık çok daha özgür ve rahat bir sekilde kayıt alıp onları başkalarıyla paylaşabiliyorum. Sosyal medyanın bu zorlukları gizlediğini, karantinada motive olamama sorunlarını, konsantrasyon zorluğunu yansıtmadığını düşünüyorum. Diğer  taraftan, çaresizlik içerisindeki müzisyenlerin bu zor koşullarının yeterince konuşulduğunu ve desteklendiğini düşünmüyorum. Maalesef sosyal medya platformlarında gördüğümüz hiçbir seyin arka planını ve müzisyenlerin gerçek uğraşlarını görmüyoruz. Bu dönemi Rusya’da sadece geçen sene yaşadığım icin kendimi şanslı hissediyorum, zira bu sene çok daha aktif bir şekilde yüz yüze eğitimime ve konser vermeye devam ediyorum.

Müzik tarihinde “keşke bu dönemde yaşasaydım” dediğiniz dönem hangisi ve neden?

Tabii ki yaşamak istediğim dönem hep olmuştur, özellikle Klasik ve Romantik dönem. O dönemlerde müzikte yapılan değişiklikleri canlı bir şekilde izleyip görmek isterdim. Örneğin, Beethoven ile konuşup fikirlerini ve yaşadıklarını kendi ağzından duymak ve dinlemek, hep hayalim olmuştur.

Sizin piyano çalış stilinizde, müzik icranızda her daim örnek aldığınız, ilham kaynağı olan piyanistler hangileri?

Sviatoslav Richter, Emil Gilels,Vladimir Horowitz, Martha Argerich gibi piyanistler ilham aldığım isimlerdir.  Ama, tabii ki mümkün olduğunca farklı yorumlar dinlemeye çalışıyorum. 

“Vazgeçilmezim” olarak nitelendirdiğiniz kompozitörleri de merak ediyorum.

Bu merakı gidermek gerçekten zor benim için, her dönemden özellikle çok sevdiğim besteciler var. Klasik müziğin gelişmesinde çok önemli bir rol oynayan Bach ve Beethoven çocukluğumdan beri her zaman dinlediğim besteciler olmuşlardır. Romantik dönemden Robert Schumann’i cok beğeniyor ve seviyorum. Tabii ki  Rus bestecilerin benim için ayrı bir yeri var, özellikle Rachmaninoff ve Prokofiev vazgeçilmezlerimdendir.

Peki, bir vazgeçilmeziniz olarak Prokofiev sizin için ne ifade ediyor?

Prokofiev en çok değer verdiğim ve sevdiğim bestecilerden biridir, zaman bulduğum her durumda eserlerinin farklı yorumlarını dinlemeye çalışıyorum. Bu zamana kadar sadece iki eserini çaldım ama ileride özellikle sonatlarını ve konçertolarını öğrenmek ve çalmak en büyük isteklerimden biridir.

Hiç dört el piyano çaldınız mı?

Dört el çalmak zor ama gerçekten çok zevkli. Önümüzdeki günlerde vereceğimiz bir konser için Brahms’ın dört el için olan Altıncı Macar Dansı’nı çalışıyoruz ve bundan çok mutluyum. Umarım ileriki konserlerde  dört el eserleri daha çok çalma imkanım olur. 

Herhangi bir sosyal sorumluluk projesinde müziğinizle birlikte yer aldınız mı veya yer almak ister miydiniz?

Hayır, maalesef şu ana kadar öyle bir şansım olmadı ama ileride insanlara, sanatım ve müziğim ile sosyal sorumluluk projelerinde yer almak ve yardımcı olmak isterim tabii ki.

Sizi Kültür Bakanı yapsam, müzik sektörüne yönelik yapacağınız ilk yenilikler, icraatlar neler olurdu?

Bu sorunuz özellikle yaşadığımız pandemi dönemi için çok geçerli. Kültür Bakanı olsaydım bu dönemde geçimini müzik ve sanat ile sağlayan tüm sanatçılara maddi destek sağlardım. Diğer taraftan genel olarak Kültür Bakanı olarak ülkemize Müzik, Tiyatro, Resim gibi tüm sanat dallarında, gerekli yatırımları yaparak kitlelere daha çok ulaşmasını ve halkın bundan azami düzeyde yararlanmasını sağlardım.

Türkiye’de klasik müziğe olan ilginin son dönemde arttığını düşünüyor musunuz peki? Türkiye’de klasik müziği daha çok sevdirmek için neler yapılmalıydı?

Sosyal medyanın günlük hayatımıza daha çok girmesi ile birlikte Türkiye’de klasik müziğin daha çok fark edilir bir hale geldiğini düşünüyorum. Her ne kadar geçmişte yurdun çeşitli yerlerinde klasik müzik konserleri veriliyor idiyse de bunun soz zamanlarda azaldığını ve hatta yapılmadığını görüyoruz. Bu konuda televizyon ve radyolarda daha çok yayın yapılmalı ve halka ulaşması sağlanmalıdır.

İçinden gözlemleme imkanınız olduğu için bir kıyaslama sorusu sormak isterim bir önceki sorumla bağlantılı olarak. Rusya ile Türkiye arasında klasik müzik ve konservatuar eğitimini kıyaslamak mümkün mü? Hangi noktalarda ayrışıyorlar?

Rusya ve Türkiye arasındaki en büyük farkın çalışma disiplini ve okul ortamı olduğunu düşünüyorum. Moskova’da yaşayarak fark ettim ki, müziğe, sanata olan sevgi ve saygı oldukça yoğun ve bambaşka. Neredeyse her gün konservatuarda çok iyi müzisyenlerin çaldığı konserlere gidip onlarla tanışma fırsatımız oluyor, daha çok performans dinliyoruz, kendimizi geliştirme imkanı buluyoruz. Burada hem piyano hem de oda müziği kapsamında okulumuzda, müzelerde ve pek çok farklı konser salonlarında  konser verme fırsatımız oluyor. Müzik okulu eğitiminde, hocalar ne olursa olsun bizleri her zaman motive ediyorlar ve çalışmalarımızı çok zevkli sürdürmemizi sağlıyorlar. Bu şekilde, her zaman önümüze firsatlar koyuyorlar ve bize daha başarılı olabilmemiz icin yön gösterip destek oluyorlar. Buraya geldikten sonra sınav sistemi beni çok şaşırtmıştı, sene sonu olan neredeyse bütün programımızı çaldığımız sınavlar olsa bile dönem içinde sık sık yapılan küçük sınavlarımız bulunmakta ve bu sınavlarda çaldığımız sürece  sahnede daha çok performans yapma fırsatımız ve dolayısıyla gelişmemiz çok daha hızlı oluyor. Ayrıca, çaldığımız eserlere sürekli yenilerini ekleme fırsatımız oluyor. Türkiye’de okurken dönemsel programlarımız olurdu sadece, ancak burada programımıza sürekli yeni eserler  ekleniyor ve çok daha geniş repertuarımız oluyor. 

Bundan sonraki projelerinizi de öğrenmek isterim son olarak…

Bundan sonraki hedefim ve projelerim uluslararası prestijli yarışmalara katılıp programımı ve repertuarımı geliştirmek ve bu şekilde insanlara müziğimi daha çok duyurmak. En büyük amacım da her gün kendime yeni bir şey katarak çalışmalarıma devam etmek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s