Genç çellist Simge Keskin: “Her anımda çelloma sığınıyorum, konuşmasam da beni anlıyor”

Onun müziğe karşı ilgisini fark eden bilinçli bir ilkokul öğretmeninin bir gün onun elinden tutup İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde çocuk korosuna yazdırmasıyla birlikte Simge’nin de müzikle olan kariyer yolculuğu start almış oldu.

El ve parmak yapısının çelloya daha uygun olduğuna 11 yaşında girdiği konservatuarda karar verilmesiyle birlikte 10 yıldır viyolonseliyle birlikte bütünleşmiş bir hayat yaşıyor. Öyle ki, “her anımda ona sığınıyorum, bir cümle kurmama gerek kalmadan beni anlıyor ve beni yansıtıyor” diye açıklıyor aralarındaki bu organik bağı. Çello, insan sesine en yakın enstrüman olarak kabul edildiği için, Simge’nin de “bir süre sonra o siz, siz o oluyorsunuz” ifadeleri hayli anlamlı.

Tchaikovsky ve Dvorak’ın solo eserlerini “keşke çello için yazsalardı” diye zaman zaman hayıflanan Simge, ayrıca oda müziği alanında da kendisini geliştirmek üzere ustalık sınıflarına katılıyor. İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi gibi akustiği muhteşem bir salonda konserler veren Simge, İzmirli klasik müzik dinleyicisini de oldukça ilgili buluyor. Konser verdiği Prag’daki Smetana Konser Salonu ise mimarisi ve ambiyansıyla belleğinden çıkmayan mekanlardan biri olmuş.

Bu zamana kadar burslar sayesinde eğitim hayatını devam ettiren Simge, sahnede olmayı, o atmosferi ve heyecanı çok özlediğini de ifade ediyor. “Yıl içerisinde çok fazla solo, oda müziği ve orkestra olarak konserlerde bulunan biriyim. Bu tempoya alıştıktan sonra uzun bir süre konser verememek ya da yapılan kayıtlarda izleyici koltuklarını boş görmek gerçekten biz müzisyenleri üzüyor. Her müzisyenin motivasyonu dinleyicilerin alkışlarıdır” diye paylaşıyor duygularını.

Çellonun orkestradaki yeri nedir? Çello çalmaya meraklı çocuklara ve gençlere önerileri nedir? Bu ve daha birçok ilginç konuda genç çellist Simge’yle röportajımızı okuyabilirsiniz:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

Aslında herşey ilkokul öğretmenimin bir gün elimden tutup “Seni bir yere götüreceğim” demesiyle başladı. Henüz 9 yaşındaydım, ilkokula gidiyordum ve öğretmenim benim müziğe olan sevgimi keşfetmişti. Ardından beni İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde çocuk korosuna yazdırdı ve orada burs alarak ilk profesyonel müzik eğitimime başladım. Benim için çok büyük bir şanstı. Çocuk korosunda çok sevgili hocam İsmail Bilen’le tanıştım benimle çok ilgilendi, müziğe olan bu ilgimi ilerletmek istedik ve beni TOBAV’a yönlendirdi, orada ilmek ilmek eğitti, konservatuvara hazırladı. Üzerimde çok emeği vardır.

Ailemde müzisyen kimse yoktu ama eğitmenler açısından her zaman çok şanslıydım; çok iyi öğretmenler tarafından eğitildim. Zaten kesinlikle bu alanda temelin doğru öğretilmesi çocuklar için çok önemli. Konservatuvar’ı kazandığımda 11 yaşındaydım, gerçekten çok disiplin isteyen bir çalışma sürecine girmiştim. Viyolonsel gibi harika bir enstrümana seçilmiştim, hocam Doç. Can Elbi bana her geçen gün enstrümanımı çok sevdirdi ve her geçen gün enstrümanımla ayrı bir bağ kurdum, benim en yakın arkadaşım oldu. Şimdi ise viyolonselimle birlikte 10. yılımızı devirmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.

Neden çelloyu tercih ettiniz? 

Benim çelloyla tanışmam tamamen konservatuvarı kazandıktan sonra başladı. Çok küçüktüm, çello hakkında bir fikrim yoktu ama inanılmaz bir şekilde ilgimi de çekiyordu. El ve parmak yapımın çelloya daha uygun olduğuna karar verildi ve yolculuğum bu şekilde başladı. Her yıl enstrümanımla birbirimizi daha iyi tanıdık ve ben ona gün geçtikçe daha sıkı sarıldım. İnanılmaz bir sevgi bu herhangi bir şeyle tarif edemiyorum bile. Her anınızda ona sığınıyorsunuz. Herhangi bir cümle kurmaya gerek bile kalmadan o sizi anlıyor ve sizi yansıtıyor. Bir süre sonra o siz, siz o oluyorsunuz.

Bir müzisyen için konservatuar eğitimi hangi açılardan önemli?  

Konservatuvar, küçük yaşlardan ileri yaşlara kadar uzanan, müzik temelinin üzerinde durulduğu ve ciddi bir disiplinle çalışma gerektiren bir yerdir; hatta bir süre sonra artık yuvanız olur. Konservatuvar’da okuyan arkadaşlarım beni iyi anlar, çünkü artık tüm hayatınız odalarda çalışma alanlarında geçer. Herkese bu disiplin anlayışı çok küçük yaşta verilir çünkü gerçekten emek harcanması gereken bir eğitim sürecidir. Mezun olduktan sonra bile okula çalışmaya gelen insanlar görürseniz şaşırmayın çünkü öğrenmenin yaşı yoktur…

Sizce çelloya güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden? 

Solo, oda müziği ve orkestra eserlerine göre çok değişkenlik gösterebilecek bir soru. Resital verirken piyanoyla olan bütünlüğü çok seviyorum, oda müziğinde yaylıların birbirini tamamlayışı çok hoşuma gidiyor. Orkestra ise bambaşka tınılar ve herkesle uyum içerisinde olmalısınız. Genel olarak bir bütün olmak ve birbirinizi tamamlamak durumundasınız, işte o zaman ortaya gerçekten hoş tınılar çıkıyor. Siz kendi çıkardığınız sesten memnun olursanız dinleyiciler de keyif alacaktır.

Aslında bütünleşmenin verdiği huzuru tattığınızda eşlik eden veya ettiğiniz her enstrüman sizi mutlu edecektir.

Çello sesini doğada hangi sese benzetirsiniz? 

Çello, insan sesine en yakın enstrümandır. Gerçekten çok doğal bir sese sahiptir ve dinleyiciye huzur verir.

Keşke sadece çello için de eserler yazmış olsaydı dediğiniz kompozitör hangisi? 

Özellikle Tchaikovsky ve Dvorak’ı çok beğeniyorum. Hangi enstrüman ve ya hangi eser olursa olsun bu iki bestecinin de eserlerini çalmaktan ve dinlemekten çok keyif alıyorum. Yazdıkları nerdeyse tüm solo eserler için “Ahh keşke bu eseri çello için yazmış olsaydı” ve ya başka bir enstrüman için yazdıkları orkestra solosunu çelloya yakıştırdığım çok an oluyor…

Peki, “vazgeçilmez” olarak adlandıracağınız çello sanatçıları (Türk ve yabancı) kimler? 

Kesinlikle çok güzel bir soru, Türk ve yabancı olmak üzere gerçekten beğendiğim sanatçılar Heinrich Schiff, Gautier Capuçon, Johannes Moser ve son zamanlarda genç kuşağın vazgeçilmezleri Kian Soltani, Pablo Ferrandez.

Türk sanatçılarımızdan da Çağ Erçağ, Nil Kocamangil, Melih Kara, Dorukhan Doruk, Benyamin Sönmez, Cansın Kara çok beğendiğim isimler arasında.

Sizce klasik müzik bir toplumda hangi işlevi yerine getirir? 

Klasik müzik bir toplumda iletişimi, etkileşimi, paylaşma ve kaynaşmayı sağlayan en önemli araçlarımızdan biridir. Toplumsal ilişkilerde rolü çok büyüktür. 

Hayatınızda bu enstrüman olmasaydı ne yapardınız? 

Hayatımda çello olmasaydı bile yine de sanatla ilgilenirdim, ya farklı bir enstrüman çalardım ya da resimle uğraşırdım. Sanatın güzelliklerini tattıktan sonra onsuz bir hayat düşünmek gerçekten zor.

Oda müziği alanında ustalık sınıfına katıldınız. Oda müziğini sizce senfoniden ayıran, onu biricik kılan özellikler nelerdir? 

Oda müziği tarihsel olarak kilise müziğine karşı oluşturulmuş özellikle kraliyet ailelerine bestelenen, büyük konser salonları yerine odalarda sergilenmesi tercih edilen az kişili gruplar halindedir.

Senfoni ise orkestralar için bestelenmiş müzik yapıtıdır. Aslında genel olarak dediğim gibi oda müziği de yapılsa bir orkestrada da çalınsa en önemli şey bütünlük sağlayabilmektir. Birbirine benzeyen şeyler, her zaman yanınızda çalan müzisyenlere kulak vermek zorundasınız, nefesleriniz bile birlikte olmalı, oda müziği ve orkestra da uyum çok önemlidir.

İzmir’deki klasik müzik dinleyicisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Konserlerinize katılım pandemi öncesinde yoğun muydu? 

İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi gibi özellikle akustik açısından çok değerli bir salona sahibiz. Burada yapılan konserler gerçekten sanatçılara da, dinleyicilere de inanılmaz keyif veriyor. Pandemi öncesi İzmir halkının salonları doldurduğunu her zaman görürdüm, hatta son zamanlarda yaşıtlarımızın da konserleri ilgiyle izlediğini görünce çok mutlu olmuştum. Maalesef uzun zamandır sahnelerimizden ve dinleyicilerimizden uzak kaldık. Umarım daha sağlıklı günlerde kavuşuruz…

Çello çalmadığınız zamanlarda nelerle uğraşırsınız? 

Yürüyüş yapmayı çok seviyorum, kendime zaman ayırmayı. Hatta resim yapmayı da… Kendiyle kalmaktan keyif alan insanlardan biriyim.

Yurtdışında çok fazla konser verdiniz. Peki bu zamana değin sahneye çıktığınız ve akustiği, mimarisiyle, seyirci kalitesiyle sizi çok etkileyen konser salonu veya mekan hangisi oldu? 

Prag’da Smetana Konser Salonu, inanılmaz bir mimari; daha içeri girdiğiniz anda nefesinizi kesiyor. Konser günü tüm salon doluydu ve dinleyicilerin hepsi çok hevesliydi. Onların gülümsemelerini ve heyecanlarını görmek bize de inanılmaz motivasyon oluyordu. Zaten alkışlar en büyük hediyemiz…

Katıldığınız ve sizde en çok iz bırakan yarışmalar ve oradan aldığınız derecelerden söz eder misiniz? 

Yarışma merakım sonradan oluştu diyebiliriz, bana göre her müzisyenin ayrı bir kumaşı vardır. Dereceler daha iyi veya kötü olduğumuzu göstermez. Yarışmaların en sevdiğim özelliği hazırlanma süreci. Kazanmak istediğiniz için tüm varınızı ortaya koyuyorsunuz ve gerçekten inanılmaz bir ilerleme kaydediyorsunuz. Ben 2018-2019 İş Sanat “Parlayan Yıldızlar” serisinde resital verme hakkı ve ” Meriç Soylu Gelecek Vaat eden Yetenekler Özel Mansiyon Ödülü”, 2019-2020 Mersin ODAMER’de üç cello olarak katıldığımız Genç Solist Seçmeleri’ni kazandım. Şimdi araya pandemi girdiği için bekliyorum, yarışmalara katılımımı sürdürmeyi düşünüyorum.

Elbette çok fazla ustalık sınıfına katılmışsınızdır. Sizin müzikal gelişiminiz açısından bu çalışmaların önemi ne oldu? Diğer müzisyenlerle etkileşim, müziğinizde nasıl bir katkı sağladı?

Ustalık sınıflarının önemi çok büyük, gelişiminizde çok büyük katkıları var. Her müzisyenin bir eseri yorumlayışı farklıdır, herkesten farklı bir şey kaparsınız. Bunlar sizin müziğe çok yönlü düşünerek bakmanızı sağlar. Teknik olarak zorlandığımız durumlarda da farklı yorumlar alırız ve kolaylaştırmamızda büyük rol oynarlar. Aktif olarak katılamasanız bile dinleyici olarak katılmanın da büyük önemi olduğunu unutmamak gerekir. Bir gün yine bir Masterclass’ta çok değerli bir hocam “Çalışını değiştirmek istiyorsan, bakış açını değiştirmelisin” demişti. Çok doğru, arayışlar hiçbir zaman bitmemeli eğer biterse ilerleme de durur. Her zaman daha iyisi vardır.

Çello sizce bir orkestrada ne tür bir rol üstlenir? Çello olmasa bir orkestra hangi açılardan eksik kalır? 

Çello ve Kontrbaslar genel olarak orkestra da ritmi verirler. Ritim orkestranın direğidir, baslar giderse orkestrada büyük eksiklik yaşanır. Fakat çelloyu sadece bas enstrüman olarak düşünmek de doğru olmaz; çello için yazılan harika sololar olduğunu da unutmamak gerekir.

Pandemide müzikal anlamda en çok neyi özlediniz? 

Sahnede olmayı, o atmosferi ve heyecanı çok özledim. Yıl içerisinde çok fazla solo, oda müziği ve orkestra olarak konserlerde bulunan biriyim. Bu tempoya alıştıktan sonra uzun bir süre konser verememek ya da yapılan kayıtlarda izleyici koltuklarını boş görmek gerçekten biz müzisyenleri üzüyor. Her müzisyenin motivasyonu dinleyicilerin alkışlarıdır…

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Ben müzik yolculuğuma başladığım andan bugüne dek burs almaya ihtiyaç duyan ve burslarla büyüyen bir müzisyenim. Bu zamana kadar hep özel burslar aldım, vakıf olarak da bir yıl kadar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden burs aldım. Türkiye’de burs imkanları var fakat bir de burs verilen müzisyenlerin gerçekten bu bursa ne kadar ihtiyacı var olduğu konusu titizlikle araştırılırarak burs verilirse çok daha sağlıklı olacaktır.

Çello çaldığınız/çalmak istediğiniz en sıradışı yer şimdiye kadar neresi oldu? 

Bu zamana kadar hep harika bir manzarada, açık alanda doğayla bütünleşerek konser vermek istemiştim. Çok şanslıyım ki geçen yaz Antalya’da yaptığımız bir konserde denizin ortasında güneşin batışını izlerken konser verme fırsatını buldum. İnanılmaz keyif aldığım ve çok etkilendiğim konserlerden biridir.

Kariyeriniz için yurtdışı planlarınız var mı? 

Elbette var, yurtdışında eğitim almak bizim için çok büyük bir şans ve fırsat.. Özellikle Almanya mezun olduktan sonra eğitimime devam etmek için gitmek istediğim yerler arasında. Orada istenilen seviye gerçekten çok yüksek, bu yüzden seçici davranıyorlar. Hocamın da desteğiyle yoğun çalışma temposuna devam ederek istediğimiz yerler için hazırlanmaya çalışıyoruz.

Sizce gençler ve çocuklar arasında çello merakı yaygın mı? Bu enstrümanda uzmanlaşmak isteyen, bununla ilgilenen çocuklara ne tür önerileriniz olurdu? 

Öncelikle çocuklar ve velileri çelloyu gördüklerinde boyundan ötürü bir önyargı ile yaklaşıyorlar ama çellonun her boya göre boyutları var ve bu yüzden korkulacak bir şey yok. 

İlk yıllar bir anda sonuç almak tabii ki mümkün değildir ama bu işin anahtarının sabır olduğunu unutmamak gerekir. Zaten göreceksiniz başladıktan sonra çellonun sesine kapılıp gideceksiniz ve bırakmak istemeyeceksiniz. Ne kadar erken yaşta enstrüman eğitimine başlanırsa daha sağlıklı bir ilerleme kaydedilecektir. Konservatuvar eğitiminin de öneminin altını çizmek isterim. Profesyonel bir eğitim, başlangıç için sağlam zemin oluşumunda önemli rol taşır. Sabır işin anahtarıdır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s