Genç besteci Doğaç İşbilen: “Sanatımızı yeterince kişiye ulaştıramıyoruz”

Babasının gitarından obuaya, ardından da konservatuarda kompozisyon bölümüne dek uzanan müzikal yolculuğunda, Doğaç İşbilen, günün birinde değerli şef Cem Mansur’un çalınan eserin anlamını ve tarihini anlatmasıyla birlikte kendi müziğini yapmaya yöneldi.

İKSEV’in düzenlediği 10. Dr. Nejat Eczacıbaşı yarışmasında, Bisanthe Gülsin Onay Ulusal Beste Yarışması ve Üçüncü Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması’nda birincilik alan Doğaç, geçen sene de 4. Çoksesli Koro Eseri Beste Yarışması’nda mansiyon ödülü aldı.

Konservatuar eğitimi, ona, “içindeki müziği” dışarı çıkarabilme yeteneği ve deneyimi kazandırdı. Ödül aldığı Piyano konçertosunu yazarken ise, onu en çok yazmaya teşvik eden, Ulvi Cemal Erkin’in piyano konçertosu oldu. Ahmet Adnan Saygun’un yeri ise, onda doldurulamayacak bir noktada.

İsmini ön plana çıkaran bir diğer çalışması ise, ödül alan ve daha sonra da albüm yapılan Piyanolu Dörtlü olmuş. Pandemide çok fazla beste yapmasına rağmen artık bu sürecin bitmesi ve arkadaşlarıyla beraber müzik yapma zamanının gelmesi yönündeki dileğini, “çok fazla mekanik ses duymaya başladım” diyerek ifade ediyor Doğaç.

“Sınırlı bütçe ve yetersiz destek nedeniyle Türkiye’de, sadece müzikte değil, sanatın her alanında bir kırılma olduğunu” düşünen Doğaç, “muhteşem performanslar ne yazık ki çok az kişiye ulaşabiliyor. Bizlere ne kadar destek sağlanırsa, sanatımızı her gün bir kişiye daha tanıtabiliriz” diye çağrıda bulunuyor.

Bu genç, mütevazi ve dinamik besteciyi tanımak için aşağıda söyleşimizi okuyabilirsiniz:

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? Nasıl devam ediyor? 

Küçükken üretmeye çok hevesli bir çocuktum. Bir yerlerden bulduğum parçalarla kendime oyuncaklar yapardım. Küçük yaşlarda babamın gitarıyla müzik yapmaya çalışırdım. Çok da başarılı sayılmazdım tabii ki… Asıl müzik eğitimim Meral Hocam ile aldığım obua dersleriyle başladı. Uzun, keyifli ve paha biçilemez 7 yıllık bir öğrenim sürecinin ardından Kompozisyon bölümüne geçmeye karar verdim. Orkestralarda çalmayı, arkadaşlarımla konserler vermeyi arada özlesem de yaptığım işten oldukça keyif alarak eğitimimi sürdürmekten çok mutluyum. 


Kendinizi bir enstrümana sınırlandırmayıp besteciliğe yönelmenizin ardındaki hedefleriniz nedir? 

Her zaman bir müzik yazma isteği vardı içimde. Konservatuvara başladığım ilk senelerde küçük küçük karalamalar yapıyordum. Ancak asıl profesyonel olarak besteci olma fikri çok değerli şef Cem Mansur Hocamızın bizlere çaldığımız eserlerin içindeki anlamlarını, aslında bestecinin bizlere ne aktarmak istediğini ve eserlerin önemli tarihini anlattığı zaman gelişti. O günden sonra kendi müziğimi ortaya çıkartmak istediğimi fark ettim. 


Katıldığınız beste yarışmalarından biraz bahseder misiniz? 

İlk katıldığım yarışma İKSEV’in düzenlediği 10. Dr. Nejat Eczacıbaşı yarışması oldu. Piyano konçertosu dalında açılan bu yarışmada finale kalmamın ardından müziğimin çalınmasının bana verdiği motivasyon ile sonraki yıl sırasıyla solo piyano için düzenlenen Bisanthe Gülsin Onay Ulusal Beste Yarışması ve piyanolu dörtlü için düzenlenen 3. Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması’na katıldım. Bu üç yarışmada birincilik ödüllerine layık görüldüm. Daha sonra yurt dışında geçirdiğim 1 yıl boyunca herhangi bir yarışmaya katılmadım. 2020 yılında Türkiye’ye döndüğümde ise koro için bestelediğim müziğimle 4. Çoksesli Koro Eseri Beste Yarışması’na katıldım ve mansiyon ödülüne layık görüldüm. 

Konservatuar eğitimi size neler kattı?

Meral Vural Leblebicioğlu hocam sayesinde içimde olan müziği dışarı nasıl aktarabileceğimi öğrendim. Bana müziği nasıl algılayacağımı, nasıl dışa vuracağımı gösterdi. Aldığım oda müziği / orkestra dersleri bana seslerin birbirleriyle nasıl uyuştuğunu hissettirdi. Müzik içerisinde büyüdüm. Şu anda öğrencisi olduğum Hatıra hocamla beraber kendi müziğimi nasıl yazacağımı öğrendim. Saydıklarım dışında daha bir çok hocam bana çok önemli değerler kazandırdı. 


Peki, geçmişte katıldığınız ustalık sınıfları size en çok ne kattı?

Yaptıkları işte usta olmuş insanlarla çalışmak, onların müziğe bakış açısını anlamamı sağladı. Bu da kendi bakış açımı şekillendirdi. 


Sizce piyanoya en güzel eşlik eden enstrüman nedir ve neden?

Benim için her enstrümanın rengi eşsizdir. Her enstrüman bir diğeriyle olağanüstü tınılar yaratabilir. Eğer ne duymak istediğinizi biliyorsanız, bu rengi en iyi yakalayabileceğiniz enstrümanları bulmalısınız. 


Piyano konçertosu hazırlarken size ne ilham verir?

Bir müzik bestelemek istediğiniz zaman çevrenizdeki hemen her şey size ilham kaynağı olabilir diye düşünüyorum. Piyano konçertomu yazarken beni en çok yazmaya teşvik eden veya beni en çok etkileyen Ulvi Cemal Erkin’in piyano konçertosu oldu. 

Şu ana kadar sizde en çok etki bırakan eseriniz hangisi oldu?

Takdir edersiniz ki yazdığım ve duyma fırsatını elde ettiğim her müziğimin benim hayatımdaki etkisi farklıdır. Ancak piyano konçertosu hem anılarıyla hem de kazandırdığı tecrübeleriyle diğerlerine göre daha büyük bir etki bıraktı diyebilirim.

Piyanolu Dörtlüleri albümünüzden bahseder misiniz?

Piyanolu Dörtlüyü Süreyya Beste yarışması için besteledim. Çok keyif alarak çalıştığım bir müziktir benim için. Parça piyanonun kalın oktavlarında gelen tekrara dayalı mekanik kalıp ve üstüne kurulmuş olan, piyanodan forteye yükselen, glissandolu bir yaylı yazısıyla başlar. Bu makine tarzındaki birinci temanın, geleneksel Türk yazısından da yararlanıp müziğin temel yapısını oluşturması amaçlanmıştır. Çok canlı ve enerjik duyduğumuz bu tema yavaşça sönerek yerini daha naif bir temaya bırakır. Bu tema ilk temaya göre çok daha sakin ve sade olsa da, içerisinde yine de mekanik hissin devam ettiğini görebiliriz. Teknik açıdan baktığımız zaman aslında dört bölümden oluşan bu müziğin, ilk bölümde duyurulan bu iki temanın üzerine kurulduğunu hissedebiliriz. İkinci bölüme baktığımızda daha toccata gibi bir yazı hüküm sürer. Ancak bu bölüm birinci temanın daha geliştirilmiş ve açılmış hali olarak sunulur. Aynı şekilde üçüncü bölümün sakinliği ve sadeliği, ikinci temayı bize daha iyi tanıtmak ve anlatmak için kurulmuştur. Bu müzikteki daha baskın karakterin birinci tema olduğundan son bölüm tekrar canlı ve enerjik bir biçimde belirir ve müzik birinci temanın ilk cümleleriyle son bulur. 

Pandemide müziğe dair en çok neyi özlediniz?

En çok arkadaşlarımın konserlerine/gösterilerine gitmeyi özledim. Okulumuzun çok güzel bir heyecanı vardı. Beraber müzik yapardık, müzikler dinlerdik. Pandemi hepimizi felç bıraktı. 


Pandemi dönemini müzikal anlamda nasıl geçirdiniz?

Bütün dünya için motivasyon olarak oldukça düşük bir yıl oldu. Olmaya devam ediyor.. Evlere sığındığımız bu dönemde olabildiğince müzik yazmaya, kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yeni birçok müzik yazdım ancak sesleri sadece elektronik olarak duymak bir hayli can sıkı olmaya başladı.

Türkiye’de son dönemde klasik müzik dinleyicisini nasıl değerlendirirsiniz?

Sınırlı bütçe ve yetersiz destek nedeniyle Türkiye’de, sadece müzikte değil, sanatın her alanında bir kırılma olduğunu düşünüyorum. Birçok usta tarafından gerçekleştirilen harika, muhteşem performanslar ne yazık ki çok az kişiye ulaşabiliyor. Bizlere ne kadar destek sağlanırsa, sanatımızı her gün bir kişiye daha tanıtabiliriz. 

“Vazgeçilmez” olarak gördüğünüz kompozitörler kimlerdir?

Tabii ki büyük besteciler arasında seçimler yapmak neredeyse imkansız denilebilir. Ancak şahsi düşüncem, toplumumuzun en büyük değerlerinden biri olan Ahmet Adnan Saygun’un yerinin doldurulamayacağı yönünde… 

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi?

Şu anda yararlanmakta olduğum bir burs yok. Daha önce de belirttiğim gibi Türkiye’de bu imkanları ne yazık ki yeterli görmüyorum. Çeşitli kurum veya insanlar sayesinde tanıdığım arkadaşlarımdan çoğu hayallerini gerçekleştirme fırsatı buldu. Daha fazla destek ile çok daha fazla sanatçı bu dünya’ya izini bırakabilir. 


Yurtdışı hayalleriniz var mı?

Hedeflediğim/gitmek istediğim birkaç yer var. Şu anda kendimi olabildiğince geliştirmeye çalışıyorum. 

Beste yaparken nasıl bir ruh haline bürünürsünüz? Kalabalıklar içinde mi olursunuz, yoksa kendi kozanızı mı örersiniz?


Beste yaparken yalnız olmaktan hoşlanırım. Gürültü bulunan yerde genelde konsantre olmakta zorlanıyorum. 


Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, unutamadığınız konser salonu (Türkiye’de ve/veya yurtdışında) hangisi oldu?


Çok fazla konser var hiç unutamayacağım. Sanırım sahneye çıktığım en unutulmayacak konser Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası ile Berlin’de verdiğimiz konser diyebilirim. İzlediğim ise geçtiğimiz yıl Tallin’de, çok değerli Şef ve Besteci Thomas Ades’in kendi müziğini yönettiği konser oldu. 

Herhangi bir sosyal sorumluluk projesine dahil oldunuz mu?


Ne yazık ki olamadım. Kariyerimde iyi bir başarı elde edip, ileride birçok konuya yeterli desteği sağlamak istiyorum. 

Bir günlüğüne Kültür Bakanı olsanız müzik sektöründeki ilk üç icraatınız ne olurdu?


Müziğe ayrılan bütçeyi arttırıp, daha fazla projeye destek olmaya çalışırdım. Orkestralar kurup konser salonları yaptırırdım. Ve tabiki her sanatçının faydalanabileceği bir burs sağlamaya çalışırdım. 


Geçmişten “kült” bir film için özel bir beste yapmanız istense hangi filmi, neden seçerdiniz? 

Memento, Türkçe’ye Akıl Defteri olarak çevrilen filmin müziğini yapmak isterdim. Beni çok heyecanlandıran filmlerden birisidir. Bu heyecanımı bildiğim bir yolla ifade etmek isterdim. 

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s