Arılara bile klasik müzik dinleten piyanist Dengin Ceyhan: “Müzikte öncelik, çalışmanın kendisidir.”

Piyano eğitimine 8 yaşında, kendisinden üç yaş büyük ablasını müzik kurslarında izlerken kendisine öykünerek başlayan ve ardından Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nda uzun yıllar piyano eğitimi aldıktan sonra 2014 yılından bu yana Chopin’den Rachmaninoff’a, Bach’tan Satie’ye, hatta Pentagram’a dek oldukça renkli ve kapsamlı bir repertuarı parmaklarının ucunda sıradışı bir hale getiren Dengin Ceyhan, genç piyanistler arasında son yıllarda ismini en çok işittiğimiz yeteneklerden biri. Pandemi döneminde evde verdiği online konserler sırasında sevgili piyanosunun üstünde dolaşan kedisi ise, Chopin’in en hüzünlü Nocturnes yorumlarının aranan eşlikçisi haline gelmiş durumda.

İdil Biret’ten Gülsin Onay’a piyano alanında duayenlerle çalışmış olan Dengin Ceyhan, Ocak 2018 tarihinde ‘Nazım Hikmet’in 116. doğum yılı’ etkinliğinde soğuk havayı ısıtırcasına ve mavi gözlü dev şaire seneler ötesinden müziğiyle selam gönderircesine verdiği Haydarpaşa Tren Garı’ndaki açık hava konseri ve aynı yıl Uğur Mumcu anma gününde Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde verdiği resitalle de hafızalara kazınmıştı.

Heavy metal ve klasik müziği bir füzyon haline getiren Dengin Plays Pentagram ise, onun aslında müziğe olan adanmışlığının ne kadar yaratıcı, cesur ve sıradışı bir boyuta gelebileceğinin göstergelerinden sadece birisi oldu. Rock müzik ve piyanoyu birleştirirken duyduğu o yapıcı heyecan da bir açıdan da Fransız yazar George Sand’ın o güzel ifadesini doğrular gibiydi: “Müziğin amacı heyecandır; hiç bir sanat insan kalbinde bu kadar yüce bir insanlık duygusu uyandıramaz.”

Kendisine beraber katıldığımız bir söyleşi programında, pandemi döneminde en çok neyi özlediğini sorduğumda verdiği yanıt ise halen zihnimde kazılı: “Pandemiden önce ne zaman konserimiz var bilirdik, ona göre hazırlanırdık, motive olur, o heyecanı yaşardık. Yarının belirsizliği en yorucu olanı” demişti ve sahnelerden uzak kalıp geçimlerini sağlayamayan, intihar eden müzisyenlerin acısını hep birlikte hissetmiştik. Dengin Ceyhan, toplumsal duyarlılığı çok yüksek, “hümanist” kelimesini sonuna kadar hak eden, çok özel ve mütevazi karakterli konser piyanistlerimizden. Belki de sahnede piyanosuyla devleşme klişesini kullanmayı göze almamıza bile yol açacak bir yetenek kendisi…

Geçtiğimiz sene sonunda dijital müzik platformlarında yayınlanan ikinci EP’si, ‘Dengin Plays Chopin Nocturnes’ün ardından Dengin Ceyhan’ın önümüzdeki dönemde yeni projeleri de -kendisi onları sır gibi saklasa da- yaklaşıyor.

Kendisiyle aşağıda çok keyifli bir söyleşi yaptık. Kah sahne deneyimlerine dair anekdotları paylaştı, kah piyanonun kendisi için ifade ettiği anlamı tarif etti. Ve bu müzik yolculuğuna nasıl başladığının kilometre taşlarını sıraladı.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız? Müzik yolculuğunuz kaç yaşında nasıl başladı? İçinizdeki piyano sevgisi ve yeteneğini ilk ne zaman, nasıl keşfetti? 

Piyano derslerine 8 yaşımda başladım, Antakya’da yaşıyorduk, benden 3 yaş büyük olan ablam bir müzik kursunda ders alıyordu, ailem ablamı derslere getirip götürürken yanlarında ben de oluyordum. Enstrümanları ve müziği keşfetmeye orada başladım. Bir süre sonra ailem bana müzik dersi almak isteyip istemediğimi sordu, büyük bir heyecanla evet dedim. Kurs yerinde beni bir odaya götürüp piyanoyu göstermişlerdi ve o sırada başladık piyanistlik yolculuğuma.

Zor bir çocuktum ve ilk 3-4 hafta farklı hocalar girdi dersime, sonrada Moldova’dan gelen bir hoca ile devam ettik uzunca bir süre. 11 yaşıma gelince konservatuvar sınavlarına hazırlandım. İlk olarak Çukurova Üniversitesi Adana Devlet Konservatuvarı’nın, sonra Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girip kazandım, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı piyano bölümünde Prof. Binnur Ekber ile çalışmalara başladım. 

Sosyal medya sizce klasik müziğe olan popüler ilgiyi artırdı mı? Peki bu tür kanallar, klasik müziği Türkiye koşullarında “fil dişi kulesinden” indirirken, bir takım handikaplar da yaratıyor mu?  

Sosyal medya sadece klasik müzik için değil birçok müzik türü için bambaşka bir kapı açmış oldu. Eski zamanlarda müziğe ulaşmak zordu, notalara ulaşmak çok daha zordu. Şimdi ise istediğiniz her müziğe, istediğiniz her sanatçıya, her notaya ulaşabiliyorsunuz. Bu büyük bir nimet.

Klasik müziğin önemi de bu şekilde halk tarafından öğrenilmesiyle birlikte doğal olarak popülerleşmesine neden oldu. Şimdiki ebeveynler, ülkenin neresinde yaşıyor olursa olsun bir şekilde çocuklarına müzik dersi aldırmaya çalışıyor ve bu çok mutlu eden bir durum. Bilinçli ebeveynlerin bilinçli çocuklar yetiştirme çabaları bu ülkenin en büyük umudu. O sebeple klasik müziği ve enstrümanların ülkenin her yerine, herkese yetebilecek kadar ulaştırılmasının gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal medya konusunun handikapları da elbet vardır, kolayca ulaşılabilir materyallere verilen emeğin eskisi kadar zor olmadığı aşikar, az emek verilen bir olgunun da tutkusunun tatminliğini yaşamak çok zor, bu yüzden o tutkuyu ve enerjiyi performanslarımıza yansıtmak zorundayız ve bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Emeğin ve çalışmanın olmadığı bir yerde, insanlara sunmak istediğimiz şeyleri elde edemeyeceğimiz gerçeği var…

Klasik müzik çalışmalarınız sırasında herhangi bir kurumsal destekten, fon veya burstan yararlandınız mı? Sizce Türkiye’de bu imkanlar yeterli mi? 

Hayatımın hiç bir zamanında herhangi bir burs almadım, başvurmadım. Annem ve babam emekli öğretmenler. Orta gelirli bir aile hayatımız vardı (halen öyle). Türkiye ‘de verilen bursların yeterli olmadığı maalesef aşikar. Biraz daha farklı bir düzen ve sistem olsaydı bu topraklardan ne büyük  yeteneklerin çıkacağının inancındayım, bir gün, umarım…

Özel sektör destekleri müzisyenler açısından nasıl avantajlar ve varsa dezavantajlar doğuruyor? 

Günümüzde özel sektör desteği müzisyenler için en önemli destek, hem öğrenim hem de çalışma hayatı için. Türkiye’deki orkestra sayısı malum, birçok müzisyenin ortada kaldığı, kendi işlerini yapamamaları durumu söz konusu. Bu sanatın diğer dalları için de geçerli. Ülkenin kültürel kalkınması için de çok önemli. Sanata verilen desteğin dezavantajı olmayacağı kanaatindeyim.

Şayet Harika Çocuklar Yasası şayet etkin olsaydı hayalinizde nasıl bir gelecek planı vardı?  

Geçmişe yönelik keşkelerim yok. Yapmak istediğim şeyleri yaşamak istedim hep, onun için önüme bakmayı tercih ederim. Yine de yurt dışında bir süre eğitim almak iyi olurdu elbette, artık onu da yurt dışı konserleri hayaline çevirmiş durumdayım.

Yurtdışı çalışmalarınızdan söz eder misiniz? Sizden ilham alan çocuk ve genç müzisyenlerin yurtdışında imkanları dahilinde eğitim görmelerini önerir misiniz, neden? 

2012 yılında Küba ‘da bir tiyatro oyununun müziklerinin performansı için bulundum, onun dışında yurt dışı deneyimi yaşamadım. Klasik müzikle ilgilenenlerin mutlaka yurt dışını özellikle Avrupa’yı görmesi çok önemli, klasik müziğin ana vatanında nefes almak bile kişinin müzisyenliğine büyük katkı sağlar.

Sahneye çıkmadan önceki duygularınız nedir? Sahnede heyecanınızı nasıl yönetirsiniz? 

Konservatuvarda finaller öncesi tüm eserlerimizi çalmak için okul konserleri verirdik, senede bir ya da iki kez olurdu, büyük heyecan ve stres ile geçerdi. Mezuniyet sonrası okul dışında konserler verdikçe konser vermenin keyfini almaya, tadını hissetmeye başladım ve hep konser vermek için çaba sarfettim.

Düzenli şekilde konser vermeye başlayınca hayatımın en büyük parçasının konser vermek olduğunu anladım. Her konser öncesi ilk başta seyircilere yansıtmak istediğim şeylerin heyecanı olur içimde, konser başladığı zaman da kendi tatminliğimin, adrenalin hazzının tadına varmaya çalışırım. Repertuarımda da kendime en yakın olduğum eserleri bulundururum.

Konser bittiğinde iyi hissediyorsam o seyirciye de geçmiş oluyor zaten. Bitmeyen bir heyecan konser sonrası yatağa yattığımda yerine bacak ve kas ağırlarına bırakıyor, ertesi gün de bir sonraki konserin hazırlıklarına başlıyorum.

Aranızda “organik bir bağ” olduğunu düşündüğünüz kompozitör kimdir ve neden? 

Genelde romantik ve post romantik dönem bestecileri ile aramda güçlü bir bağ var desem yanlış olmaz. Chopin, Brahms, Liszt, Rachmaninoff, Macdowell diyebilirim. Fazıl Say’ın eserlerini mutlaka konserlerimde çalarım. Son zamanlarda ise daha çok Barok dönem eserleri dinliyorum.

Bir konuşmanızda Gümüşlük’te arı eşliğinde verdiğiniz resitalden bahsetmiştiniz. Bu ilginç sahne anekdotunuzu paylaşır mısınız? 

Evet ilginç bir anıydı, 17—18 yaşlarındaydım,  Gülsin hocanın gerçekleştirdiği masterclass için Gümüşlük’teydik. Konser öncesi denize girip çıkmıştım, kaldığımız yere gidip duş alacaktım fakat kuyudaki suyun bitmesiyle suyun akmadığını öğrendik, o şekilde bir gömlek ve pantolon ile konserin gerçekleşeceği kiliseye gittim.

Beethoven’ın bir sonatını çalıyordum. Kilise çok tarihi bir mekanda olduğu için çeşitli canlılar girip çıkabiliyordu. Etkinlikte sıra bana geldiğinde, esere başladıktan 2 dakika sonra etrafımda uçan bir cisim olduğunu farkettirmeden ama önemsememeye çalıştım, sonuçta konsantrasyonun dağılmaması lazım. O uçan cismin arı olduğunu bana yaklaşınca hissettim, belli bir süre kafamın üzerinde dolaştıktan sonra bacağıma kondu, o sırada seyirciler de farkında durumun ama onlar da şaşkınlıkla izliyordu, ben de arının ne zaman sokacağı konusunu endişeyle bekliyordum. Yaklaşık 5 dakika böyle geçti ve eserin bitmesiyle selam vermek için ayağa kalktım, arı da o sırada uçtu ve pencereden dışarı çıktı. O günden sonra arıların tuzlu suyu ne kadar çok sevdiklerini anladım. 

Piyano hayatınızda nasıl bir önceliğe sahip? 

En büyük önceliğe sahip.

Sahneye çıktığınız veya konser izlediğiniz, unutamadığınız konser salonu hangisi oldu? 

Geçen sene Edward MacDowell’ın 2. Piyano Konçertosu’nu, Hacettepe Üniversitesi Gençlik Senfoni Orkestrası ile çalmıştım, hayatımdaki en özel konserlerden biriydi. Çünkü bu eseri yıllarca orkestra ile çalmanın hayaliyle yaşadım, gerçek olduğunda tarif edilmez hissiyatlar içerisindeydim.

Bir diğeri ise Pentagram grubunun Ankara’daki bir konserinin öncesinde çaldık. Hayatımda en çıplak hissettiğim andı. Sebebi ise, heavy metal dinlemeye gelen, konser sonrası kulaklarının 2 gün boyunca duymamasına sebep olacak bir konserin coşkusuyla toplanan kitlenin karşısına sadece piyanoyla çıktım. Pentagram grubunun enstrümantal parçalarının piyano düzenlemesi olsa da büyük bir “sound farklılığı” söz konusuydu. Hayatımın en büyük deneyim ve tecrübelerimden biri oldu bu konser de.

İzlediğim her konseri, kendime bir katkı nasıl sağlarım gözüyle takip ediyorum ya da bazen kendimi sadece o sahnede hissediyorum. Unutamadığım birçok konser var bu açıdan da…

“Dengin Plays Pentagram” albümünüzden söz eder misiniz? Müzikal açıdan ilginç bir bileşimdi çünkü. Bu albümü hazırlarken nasıl bir ilhamla hareket ettiniz? 

Küçüklüğümden beri rock müzikle aram hep iyiydi, Pentagram’ı da hep dinlerdim, onlar sadece artık bir müzik grubu değil bir tarihin kendisi. Türkiye‘ye heavy metal müziğini getiren, kısıtlı imkanlarla büyük başarılar elde eden, başka bir değişle ülkede müzik alanında devrim gerçekleştiren bir grup, Pentagram’ı bilenler ve tarihini araştıranlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.

Grubun enstrümantal parçaları da çok etkileyici, Türk ezgilerinin metal müzikle harmanlamaları ortaya büyüleyici bir sonuç çıkardı, ben de bu etkinin piyanoda nasıl duyulacağını merak eder denedim, sonuç beni tatmin etti. Kendimle ilgili büyük bir duvarı yıkarak, ücretsiz bir konserimde son parçada, grubun For Those Who Died Alone parçasını koydum, konser ortamında çalmanın o heyecanını hiç unutmuyorum ve seyirciler de çok etkilenmişti.

Bir sonraki konserim ücretliydi, çalabilmek için telif hakları sebebiyle gruptan izin almak istedim, konserin organizasyonunda bulunan sevgili Hicri Bozdağ yardımıyla iletişime geçildi, yaptığım düzenlemenin kaydını gönderdim. Kısa bir süre sonra olumlu dönüş yapıldı ve telefon numaramı aldıklarını söylediler. Aradan geçen belli bir süre sonra sevgili Tarkan Gözübüyük beni aradı ve konuştuk, parçanın kaydını yapalım kararı aldık, birkaç ay sonra da bu kaydı Babajim İstanbul Stüdyoları’nda gerçekleştirdik. Tarkan Gözübüyük, Hakan Utangaç ve Ozan Tügen yanımda oldular bu kayıtlar esnasında. İlk parçanın kaydını yaptıktan sonra, grubun diğer enstrümantal şarkılarını da yapıp, bir konsept halinde yayınlama fikri geldi aklıma ve diğer şarkıları da telefonla kayıt yapıp gönderdim, yine olumlu dönüş aldım gruptan.

Kaydedilecek parça sayısı çoğalmasıyla birlikte daha planlı bir takvim oluşturmamız gerekiyordu, bu süreçte de grubun menajeri Didem Doran planlamayı gerçekleştirdi ve yine Babajim İstanbul Stüdyoları’nda kayda girmiş oldum.

Sıra dışı ve bana sonsuz haz veren bir çalışma oldu. Daha çok kişinin keşfetmesi ve tanıması gereken bir albüm olarak duruyor, konserlerimde de albümün tamamını çalmaya devam ediyorum. Sevgili Tarkan Gözübüyük ve Hakan Utangaç ile tanışmamız sonrası zaman içerisinde Cenk Ünnü, Metin Türkcan, Ogün Sanlısoy, Murat İlkan, Demir Demirkan ve Gökalp Ergen ile tanıştık, hepsi de desteklerini en derinden hissettirdiler. Bu projede arkamda durmaları, ilgili ve alakalarını bir an bile eksik etmemeleri, benim için büyük bir mutluluk ve onur duymama sebep oldu. İyi ki varlar…

Pandemi dönemi müzik çalışmalarınızı, maddi ve manevi yönden nasıl etkiledi? 

Pandemi döneminin benim hayatıma etkisi büyük oldu, açıkçası hayatımı değiştirdi desem yanlış olmaz. Ankara’dan İstanbul’a taşınma kararını bu süreçte aldım ve 8 aydır yeni bir hayat kurdum kendime, daha çok istediğim şeylere çalışma yönelimine girdim, Chopin Nocturnes albümü çıkardım.

Konser verememek bazen motivasyon kaybı yaratsa da pandemi sonrası olacak konserleri düşünmek yeniden motivasyona girmesini sağlıyor insanların. Maddi yönden ise, geçimini sağlayamayan müzisyenlerin intahar etmesi gerçeğinden başka bir gerçeği göremiyorum.

Müzikte yetenek mi daha önceliklidir çalışmak mı? 

Müzikte öncelik çalışmanın kendisidir, yeteneğin devreye girmesi çok farklı bir aşamadadır.

Sizden beklediğimiz albümler açısından, Chopin’in ardından hangi bestecinin eserlerini yorumlayacaksınız? 

Kafamda kurmuş olduğum 4—5 senelik bir planlama var, tarihler yakınlaştıkça bu kayıtlar hakkında bilgi vermeyi isterim. Klasik müzik bestecilerin ve onun dışında daha sıra dışı çalışmalar olacağını söyleyebilirim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s