Royal Birmingham Konservatuvarı’ndan genç kontrbasçı Alinda Suna Dinçer: “Kontrbasın sadece eşlik enstrümanı olmadığını tanıtmak ve asıl hayalim olan solo konserler vermek istiyorum”

Alinda Suna Dinçer, 1996’da Sofya / Bulgaristan’da doğdu ve Ankara’da büyüdü. 5 yaşında caz şarkıcısı olan annesi Yıldız İbrahimova ile şarkı söylemeye başlayan ve “Çocuk Şarkıları” adlı bir albüm kaydeden Suna, Türkiye’de 20’den fazla konser verdi ve ardından 6 yaşında piyano çalmaya başladı.

12 yaşında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sanat İlk ve Ortaokuluna kabul edilen Suna, o sırada kontrbas hocası Sergei Margulis ile çalıştı. Lise yıllarımda Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası’nda, birkaç oda orkestrası katılımında solo konserde yer aldı. 2015 yılında mezun olduktan sonra 4 yıl Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda burslu okudu ve bu süreçte çok sevgili kontrbas öğretmeni Özlem Er Civelek ile çalıştı. Başkent Oda Orkestrası, Başkent Uluslararası Oda Amatör Orkestrası ve Ted Üniversitesi Orkestrası’nda yer aldı. Solo ve grup içerisinde birçok konsere katıldı. Lisans Derecesini aldıktan sonra, David Heyes, Enrico Fagone, Margarita Kalcheva, Thomas Martin ve Roman Patkolo’nun master classlarına katıldı.

Suna, yüksek lisans için 2019 yılında Yeni Bulgar Üniversitesi’ne kabul edildi ve Mario Hossen tarafından yönetilen orkestranın bir parçası oldu. Geçen yıl pandemide Yeni Bulgar Üniversitesi’nde kontrbas yüksek lisans programını bitirdi. Şimdi Thomas Martin ile çalışmak üzere Royal Birmingham Conservatoire’da tam burslu olarak yüksek lisans yapmak için İngiltere’de bulunuyor.

Suna da kontrbas alanında “gizli hazinelerimizden” biri ve gerek kendisini gerekse Türkiye’yi yurtdışında müthiş bir şekilde temsil eden bir müzik elçimiz. Yetişmesinde ailesinin ve öğretmenlerinin, özellikle de Özlem Er Civelek’in büyük emeği var.

Kendisini tanımanız için keyifli bir söyleşi sizleri bekliyor:

Sevgili Suna merhaba, Bulgaristan’dan Ankara’ya uzanan bir yolculuğun var. Bu yolculukta kontrbasla nasıl tanıştın? Sanırım müzikle ilk tanışıklığın piyano ile oldu ve sonrasında bu enstrümana yöneldin. Piyanodan farklılıkları, benzerlikleri nelerdir sence ve seni bu enstrümana “çeken” ne oldu?

Aslında doğduğumdan  beri müzikle iç içeyim, annem benim hayatımda müzik konusunda çok büyük bir rol oynamakta . Kendisi caz sanatçısı (Yıldız İbrahimova) olduğundan evde hep bir müzik çalışması oluyordu. Anneannem de ev içerisinde hep şarkılar söyler ve şiirler okuyordu. İki  yaşından itibaren annemin konserlerine babamla seyirci olarak  gittiğim için müzik kulağımın gelişmesinde etkisi oldukça fazladır.

Müziğe asıl başlamam ise babamın anneme verdiği fikir sayesinde  “Çocukça Şarkılar“ albümü olmuştur. Ben daha beş buçuk yaşındayken annemin büyük desteğiyle stüdyoda bu albümü kaydettik. Aile albümü olması ayrıcalıktır benim için çünkü babam sponsorluğunu, dayım fotoğraf çekimlerini, annem, ben, anneannem ve kuzenim sanatçı olarak albümde yer alıyoruz. Bunu pek çok insan bilmez fakat, piyano çalmaya başlamadan önce 6 yaşında ksilofon çalmaya başlamıştım.

Bir süre çaldıktan sonra, kesin ve uzun soluklu olacak şekilde Ankara ve Sofya’da piyano dersleri aldım ve konserler verdim.12 yaşındayken Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’ni kazanmamla profesyonel olarak kontrabasa başladım. Sınava piyano ile girmiştim, piyanist olma düşüncesiyle. Sınavda ki hocalarımın “boyun uzun, parmakların uzun ve yastıklı, hiç kontrabas çalmayı düşündün mü ?” Sorusuyla hayatımın değişeceğinden o zaman habersizdim. Bu fikir, başta beklemediğim için değişik gelse de, ardından karar kıldım ve kontrabas yolculuğum öyle başladı. Piyano ile başlamak çok sesli duyma kabiliyetimi geliştirdiği için, orkestra da çalarken çoğu enstrümanı teker teker duyabilmemi sağladı. Piyano kontrabasa göre çok sesli bir enstrüman olmasının yanı sıra daha çok repertuvarı olan bir çalgıdır. Kontrbas la ise konçertoları , sonatları,  parçaları piyano veya orkestra  eşlikli çalmamız söz konusu. Bunun en büyük sebebi bizim enstrümanın sadece 4 teli olması. Kontrabas’ın sesinin tok bir ses olduğunu biliyoruz. Kapasite olarak hep tok seslerin kullanıldığı ve eşlik yapan bir enstrüman olmasıyla bilinen bir çalgı.

Fakat bir kontrbasçı olarak diyebilirim ki, orkestrada çok büyük önem taşıyan ve olmazsa olmazı olan Kontrabası, konserlere gittiğiniz zaman bu enstrümanın gerçek kapasitesini görebilirsiniz. Bazen bir fırtınayı tabir eder gibi, küçük bir çocuk, romantik, bazen de bir sopranoya benzetebilirsiniz. O kadar olanakları varken sadece eşlik gibi duymaktansa solo olarak dinlemek, tanımak açısından iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Ben bu geniş alana sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum ve ister arşe ile ister pizzicato (arşesiz, genelde caz da kullanır) ile çalma imkanı sunuyor.

Birçok orkestrada yer aldın. Bir müzisyen için sahne deneyimi hangi açılardan önemli?

Bir müzisyen için kaç yaşında başlarsa başlasın düzenli bir şekilde sahneye çıkmalıdır. Yalnız başımıza çalarken bazı hatalarımızı fark edemiyoruz. Sahneye çıktığı zaman heyecanı kontrol etmek zorlaşıyor ve kontrol altına almayı öğrenmek sadece birilerinin önünde çalmakla aşılabilecek bir şeydir. Heyecanı kontrol etmeyi  öğrenince geriye sadece keyifle çalmak kalıyor. Sahneye çıkmak kişinin iş hayatında çok etkilidir. Sahneye her çıkışımızda  farklı şeyler tecrübe ediyoruz, hatalar olsa bile o an nasıl toparladığın ve devam ettiğin en önemli unsurlardandır. İsmini duyurma şansı elde eder, repertuvarını güçlendirmenin yanı sıra CV için de çok önemlidir.

Kontrbas toplumda yanlış bir şekilde “erkek çalgısı” olarak algılanıyor. Sence bu önyargıyı kırmada yeterince kadın kontrbas sanatçısına sahip miyiz?

Ben bu düşünceye katılmıyorum. Her geçen gün daha fazla kadın kontrbasçı görüyoruz. Erkek çalgısı  olarak düşünülmesinin ana sebebi enstrümanımızın büyük olmasıydı fakat boyun uzun, parmakların uzun ve yastıklı yapıya sahip olduktan sonra gerisi büyük bir  çalışmayla ve kas hafızası dediğimiz kavramla birleşince, kadın veya erkek fark etmeksizin çalması mümkün hale geliyor. Küçük yaşta başlamanın etkisi yadsınamaz.

Peki bu enstrümanı idare etmek için sağlığında nelere dikkat edersin? Fiziksel özelliklerini bu açıdan nasıl güçlendiriyorsun?

Öncelikle her enstrümancı gibi ellerime dikkat ederim. Hayat boyunca çalmak için ellerime soğuktan çatlamaması için nemlendiririm, çaldıktan sonra nasırlarım zarar görmemesi ve canım acımaması için bazı geceler yatmadan önce vazelin sürüyorum. Onun dışında çok güç isteyen bir enstrüman olduğu için kendimi güçsüz hissettiğim zamanlar sabahları veya sınavım olduğu zaman pekmez içiyorum. Spor yapmayı seviyorum ve katkısı kondisyonumu desteklediğini düşünüyorum.

Dört yıl boyunca Özlem Er Civelek ile çalıştın. Öğretmeninin hiç unutamadığı öğütleri nelerdir?

Özlem hocam bana çok şey kattı bu çalıştığım dört sene boyunca. İlk girdiğim sene sadece teknik ve etüt çalıştık. Bu genelde çok sıkıcı bir şeydir bir müzisyen için fakat bir eser seçerken hep benim de fikrimi alıyordu.Eserin seviyeme uygun olup olmadığı konusunda beni yönlendirirdi. Zorlandığım yerleri bana gösterir ve daha kolay olması için o pasajın püf noktalarını anlatırdı.

Öğüt olarak değil fakat keskin olarak hatırladığım ‘arşeni kılıç olarak düşün’ demesi hala daha kulağımdadır. Arşemin bütün kıllarıyla nasıl kaliteli ses çıkaracağımı öğreten kişidir kendisi . Thomas Martin’ in öğrencisi olduğundan G.Bottesini çalma konusunda ki bütün ustalıklarını bana aktarmaya özen gösterdi ve bu süreç içinde  Özlem hoca sayesinde Bottesini’nin müziğini daha derinden  anladım. Hocamın tavsiyesiyle İspanya’ya masterclass için  Thomas Martin‘in sınıfına gittim.

Katıldığın ustalık sınıflarından da söz eder misin? Sana neler kattılar? Müziğini şekillendirmende nasıl etkili oldular?

Ustalık sınıfları gerçekten çok önemli. Kontrbasta ikinci yılımda ilk olarak Enrico Fagone ile ustalık sınıfına katılmıştım. O zaman ki heyecanım gerçekten inanılmazdı ilk defa kendi hocam dışında (sınavları saymazsam) başka bir hocayla çalışıcaktım bir saatlik de olsa. Aşırı heyecanlanmama rağmen iyi bir iş çıkardığımı söyleyince, kendime güvenim gelmeye başlamıştı. Daha sonra Bulgaristan’da kontrabasçı ve benim de yüksek lisans hocam olan Margarita Kalcheva’nın ustalık sınıflarına 5 yıl boyunca peş peşe katıldım. Özellikle ilk sene çeşitli ülkelerden gelmişlerdi. Farklı çalma stilleri, yorumlama şekilleri gördüm. Güzel bir sürü  arkadaşlıklar kurdum. Oda müziğinde sadece kontrabasçılarla çaldık. İnanılmaz eğlendiğimiz, keyifle katıldığım bir ustalık sınıfıydı.

Orada güvenim iyice yerine gelince Özlem hocamın tavsiyesiyle İspanya’ya Thomas Martin in ustalık sınıfına katılma şansı buldum. Aynı şekilde farklı eserler tanıma, yorumlama, bir  pasaj için daha farklı parmak numaralarını öğrenme şansı buldum. Bottesini’nin çok daha farklı yorumlamasını duydum. Kendi enstrümanımı götüremediğim için başka enstrüman çalmada ki kabiliyetimin gelişmesinde baya katkısı olmuştur. En son Roman Patkolo ile yaptığımız çalışmada yorumlamanın ne kadar geniş bir alana sahip olduğunu ve bir eseri farklı insanlarla çalıştıkça her birinden ne kadar çok farklı yorumlar öğrenebileceğimi tekrar gördüm. Bir müzisyen için inanılmaz bir katkı sağlayan ustalık sınıfları kişisel eleştirme yapmakta da çok büyük katkı sağlıyor.

İngiltere’de şu anda yürüttüğün müzik çalışmalarından da söz eder misin biraz?

Şu an İngilizce hazırlık okuyorum ve pandemiden dolayı enstrüman  çalışmak dışında çok bir seçenek yok önümde. Okulda kendi repertuvarımı çalışmamın yanı sıra diğer kontrabasçılarla oda müziği yapıyoruz. Fikir alışverişi yapıyoruz eserler halkında inanılmaz keyifli saatler geçiriyoruz. Konserler iptal edilmiş olsa da kendi çalışmamı hiçbir zaman bırakmıyorum.

Kendine örnek aldığın kadın kontrbas sanatçıları kimler?

Başta kendi hocalarım olmak üzere tekniklerinden ve müziğinden etkilendiğim kişilerin başında Güney Koreli  Mikyung Sung var. Kendisi inanılmaz bir tekniğe sahip ve ilk izlediğimden beri bazı eserleri icra etmemde bana yol göstermiştir. Aynı zamanda Christina Hoock’un yorumlamasını çok dinlediğim ve örnek aldığım sanatçılardandır.

Şu anda repertuarında hangi eserler hakim?

Şu an hakim olduğum eserler; G.Bottesini  B minor 2. Konçerto , G.Botessini  Fantasia ‘ Lucia di Lammermoor’. Koussevitzky Kontrabas Konçertosu, Schubert Arpeggione Sonat. Geliştirmek için ara ara çalıştığım eserler arasında ise; Brahms 1. Cello Sonat, Bach 3. ve 5. Suit var.

Caz müziğe ilgin var mı? Yoksa ağırlıklı olarak klasik müzik üzerine mi yoğunlaşıyorsun?

Caz müziğine ilgim olsa da daha çok klasik müzik üzerine yoğunlaşıyorum. Klasik temeli oluşturduğu için onunla başladım. Kendi çalışmalarımda walking bass dediğimiz tekniği deniyorum ve okulda bir yıl caz dersim olduktan sonra ilgim artmaya başladı. Fakat, arşe ile çaldığımda müzik yorumumu daha yoğun duygularla  hissettiğim için caz müziğini profesyonel olarak çalmayı değil, dinlemeyi tercih ediyorum.

Türkiye’deki müzik eğitimi sana neler kattı peki?

Konservatuvar eğitim süresince çok iyi hocalarla çalıştığım, gerek solfej olsun gerek armoni,  müzik tarihi, oda müziği olsun şeflerle çalışma ve ders alma fırsatlarım oldu. Eğitim hayatım boyunca Türk hocaların yanı sıra yabancı hocalarım da oldu.
Çoğu Rus ekolünden geldiği için temelim iyi atıldı diye düşünüyorum. Üniversitede çok iyi müzisyenlerle çalışmak, müzik tarihi bilgilerimin gelişmesine, çalışma metotlarımın daha verimli hale gelmesine, teknik ve müzikal anlamda nasıl çalışmam gerektiğini bilmeme katkısı oldu ve daha derinden düşünerek nasıl daha iyi yorumlayabileceğime de çok etkisi vardır.

Geleceğe dair hayallerin neler?

Öncelikle başarılı bir şekilde Royal Birmingham Konservatuvarı’ndan mezun olmak. İyi orkestralarda yer almak ve küçüklüğümden beri asıl hedefim olan, solist olmak… Hayallerimin arasında birçok müzisyenle fikir alışverişinde bulunmak ve ileride kendi bilgilerimi aktarmak var. Oda müziği grupları oluşturarak veya olan gruplarda çalarak yurtdışında Türkiye’yi temsil etmek istiyorum. Kontrbasın sadece eşlik enstrümanı olmadığını, asıl kapasitesini tanıtmak ve asıl hayalim olan solo konserler vermek istiyorum. Bu enstrümanı sevdirmek için tanıtım konserleri yapmak hayallerimin arasında bulunuyor.

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim, çok mutlu oldum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s