Başarılı piyanistlerden Begüm Sarısözen Alpaydın: “Neler başarmış olursanız olun kendinizi hep bir öğrenci gibi görmelisiniz”

Begüm Sarısözen Alpaydın, mütevaziliğine rağmen güçlü bir aile geçmişi ve disiplinli bir müzik eğitimiyle çağdaş müzisyenler arasında önemli bir yere sahip bir piyanist. Kendisi 1989 yılında Burhaniye’de doğdu. Aile büyüğü olan ünlü Türk Halk Müziği sanatçısı ve derleyicisi Muzaffer Sarısözen’in de katkısıyla zaten müzisyen bir aileden gelmesi sebebiyle kendi isteği doğrultusunda ilkokulu bitirdikten sonra 2000 yılında Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda piyano eğitimine başladı. Sırasıyla Özgür Güven, Devlet Devrim Öztaş, Akın Araboğlu, Murad Hüseynov ve Serhan Küngerü ile çalıştıktan sonra 2009 yılının Haziran ayında Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın Lisans bölümünden mezun oldu. 

Eğitim hayatı boyunca birçok önemli piyanistle çalıştı ve düzenlenen birçok ustalık sınıfında aktif katılımcı olarak yer aldı.

2009 yılında Trakya Üniversitesi Akademik Senfoni Orkestrası ile Wolfgang Amadeus Mozart’ın 20. Piyano Konçertosunu icra ederek ilk orkestra konserini verdi. 

Lisans eğitiminin ardından Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Tezli Yüksek Lisans çalışmalarına başladı ve Dr. Öğr. Üyesi Işıl Dağlar danışmanlığında ‘’Johann Sebastian Bach’ın Klavsen İçin Bestelediği İngiliz Süitlerin Müzikal Açıdan İncelenmesi’’ isimli tez çalışmasını sunarak yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Mezun olduğu 2010 yılında Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Öğretim Elemanı olarak göreve başladı. 8 yıl süren bu görevi boyunca Piyano, Yardımcı Piyano ve Korrepetisyon derslerine girdi. Eş zamanlı olarak Öykü Sanat Merkezi isimli sanat okulunda da piyano eğitimi vermeye başladı.

Kariyeri boyunca Türkiye’nin çeşitli illerinde Solo ve Oda Müziği konserleri verdi. Halen solo çalışmalarına ve oda müziği konserlerine devam ediyor. 

Aşağıdaki söyleşide kendi adıma çok şey öğrendim. Umarım müzikseverler ve Begüm’ü takip eden dinleyicileri de ayrı bir tat alacaktır. Keyifli okumalar…

Çok sevgili Begüm hanım, ünlü bir halk müziği sanatçısı ve derleyicisinin torunu olmak sizin müzik kariyerinizi belirlemenizde etkili oldu mu? İçinizdeki müzik tutkusu ve yeteneği nasıl fark edildi? 

Muzaffer Sarısözen gibi bir değerle aynı soy ismi taşımak, kan bağına sahip olmak üstüne üstlük bir müzisyen kimliği ile bunlara sahip olmak elbette çok gurur verici. Yeteneğin genetik bir faktör olduğunu da göz önünde bulundurursak bu kariyeri tercih etmemde pek tabii etkisi olmuştur. Ama bu tutku ve yetenek daha çok benim müziğe olan aşırı ilgim, iyi bir müzik kulağımın olması ve küçük orgumla yapabildiklerimin ilkokuldaki sınıf öğretmenimin ve ailemin ilgisini çekmesiyle 11 yaşında (ki bence çok geç bir yaş) fark edildi. İyi bir öğretmen olup öğrencilerinizi keşfedebilmek, onların ruhuna dokunup tanıyabilmek ve sonunda da hayatlarıyla ilgili doğru yönlendirmeleri yapabilmek ne kadar kıymetlidir ki 22 yıl önce ben böyle bir öğretmene (Mehnur Attay) sahip olduğum için şanslıyım. Bu yönlendirmeler dahilinde konservatuvar sınavına girdim ve kazandım. Klasik müziğe olan hayranlığım, yeteneğim ve ben birlikte büyüyüp geliştik. Sonrası zaten adanmışlık. 

O yaştaki Begüm’ün kararını destekleyerek bu yolda yaptıkları tüm fedakarlıklar için de aileme minnettarlığımı ayrıca belirtmek istiyorum. İyi ki varlar. 

Peki neden piyano? 

Bu soruya sadece kocaman bir ‘’İYİ Kİ’’ cevabım var.

Başarılı bir üniversite kariyeriniz var. Çok büyük özverilerle de ustalık sınıflarına katılmışsınız. Sizce bir müzisyenin “başarı”sını belirleyen dinamikler nelerdir? Kime “başarılı” denir? Yetenekli olmak ve çalışkanlık, bu karışımda yüzde kaçlık bir paya sahip örneğin? 

Başarının bileşenleri ve oranları zannediyorum ki herkes için farklıdır. Yetenek, çalışma, disiplin ve elbette ki o işe sevgiyle bağlı olmak benim başarı tanımımda ki olmazsa olmazlar. Bu dört unsur gerçekten iyi bir müzisyen olmanın en belirleyici dinamikleri.  Yerleri zaman zaman değişebilir ama biri olmadan diğer üçü işlevini kaybeder. Tevazu olmadan ise hepsi… Fakat sadece bu dinamiklere sahip olmak da yeterli mi? Maalesef. Yaşadığımız coğrafya, sahip olduğumuz aile ve yakın çevremizin sanata karşı olan farkındalığı, bilinci, desteği, hatta maddi koşullar… Bunların hepsi oldukça önemli unsurlar. Nitekim sanat çok meşakkatli, özel ve sonu gelmeyen bir yolculuk. 

Kime başarılı denir?  Sanırım en kısa haliyle; başarının bir sonuç değil bilakis süreç olduğunun bilincinde olan, dolayısıyla kendini durmadan yenileyebilen kişi başarılıdır.

İlk orkestra konserinizden de söz eder misiniz? Mozart’ın çaldığınız konçertosu sizin kariyerinizde nasıl bir öneme ve yere sahip? 

Lisans 2. Sınıftayken verdiğim orkestra konserim her şeyden önce çok büyük ölçüde ilham verici olmuştu. Öğrencilik yıllarımdan beri diğer tüm enstrümanlara eşlik yapmayı, oda müziği gruplarıyla çalmayı, 4 el piyano eserleri çalışmayı, kısacası birlikte müzik yapmayı hep çok sevmiştim hala daha da bu böyle. Dolayısıyla bir senfoni orkestrası ile çalma fikri bana ürkütücü gelmemişti o zaman. İlk deneyim olmasının verdiği bir kaygı elbette vardı, üstelik bir buçuk ay kadar çok kısa bir sürede hazırlandığım bir konser olmuştu ama diğer yandan bunu deneyimleyebiliyor olmanın verdiği o tatlı gururu ve mutluluğu da dün gibi hatırlıyorum. Ben bu deneyimi W.A.Mozart’ın en sevdiğim üç konçertosundan biriyle, 20. Konçerto ile yaşadığım için bence şanslıydım. Sevdiğin bir eseri çalmakla çok sevdiğin bir eseri çalmak arasında her zaman fark vardır.

Bir yandan da yüksek lisansınızda Bach üzerine çalışmışsınız. Müzik tarihi içerisinde sizi en çok etkileyen dönemler hangileri? Romantik dönem piyanisti misiniz, yoksa Barok dönem mi? 

Evet yüksek lisans tezimi J.S.Bach üzerine yazdım ve bu daha okulu bitirmeden verilmiş bir karardı. O süreçte eserlerine de oldukça yoğunlaştım tabii. Zaten ortaokul yıllarımdan beri bitmeyen bir barok tutkum var. Özellikle yaylı çalgılar için yazılmış olanları dinlemeye, klavyeli çalgılar için yazılmış olanları da sürekli deşifre etmeye bayılırdım. Üstelik bunu çalışmam, yetiştirmem gereken eserler bir köşede beni beklerken yapardım. Elbette diğer dönemleri çalmaktan da ayrı ayrı zevk alıyorum ancak kendimi en iyi ifade edebildiğimi düşündüğüm ve bu ifadeden de kendi adıma tatmin olduğum dönem barok dönemdir. 

Herhangi bir yarışmaya katıldınız mı? Yarışmalar konusunda tavrınız, yaklaşımınız nedir? 

Benim yarışma odaklı bir eğitim hayatım olmadı. Bunu kendi adıma bir kayıp olarak görmüşümdür hep. Çünkü yarışmaların da tıpkı masterclass’lar gibi kişiyi bir adım öne taşıdığına inanıyorum. Mesleki anlamda tecrübe kazandıkça eğitim geçmişinizi daha iyi yorumlayabiliyorsunuz.

Peki çağdaş müzik formlarıyla aranız nasıl? Dünyada şu anda piyano alanında hangi trendler hoşunuza gidiyor? 

Çağdaş müzik formlarıyla güncel müzik stillerini kastettiğinizi düşünerek cevaplıyorum. Klasik müzik dönemsel olarak ele alındığında içerisinde bulunduğumuz dönemi dijital müzik dönemi olarak değerlendirebiliriz. Yani ağırlıklı olarak yapay seslerle elde edilerek harmanlanmış bir stilden söz ediyoruz. Piyano her zaman yapıtlara doğal sesler kazandıran bir dinamiğe sahip. Bu da tabii birçok stil içerisinde yer alma nedenlerinden biri oluyor. 

Bir piyanist olarak estetik kaygı ile yapılmış her işte tekniği ve tınıyı aynı anda içeren bir üslup ile icra edilen piyanoyu duymak beni tabii ki mutlu ediyor.

Trakya’da klasik müziğe olan ilgi nasıl? Konserlere yoğun bir katılım oluyor mu? 

Trakya bölgesinde insanlar klasik müzik konusunda oldukça bilinçli. Çocuklarının eğitimlerinde de sanata yer vermeye çalışan aile sayısı gözlemlediğim kadarıyla oldukça fazla. Bu konuda birçok bölgeye oranla Türkiye’de iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum Trakya’nın. Fakat söylemeden geçemeyeceğim bir şey de şu; konservatuvarın önemini her zaman vurgulayan biri olarak bu bölgedeki bilincin orada bir konservatuvarın var olmasına ve sonrasında kurulan bir senfoni orkestrasının sayesinde olduğuna inanıyorum. Çünkü olabildiğince fazla konser izlemek, eser tanımak, icracı dinlemek bu bilincin temelini oluşturuyor.

Bir yandan da oda müziği çalışmalarınız devam ediyor. Onlardan da söz eder misiniz? Piyanonun yanına oda müziği gruplarında hangi enstrümanı daha çok tercih ediyorsunuz örneğin? 

Oda müziği benim gerçekten inanılmaz keyif aldığım bir konu. Konservatuar hayatımız boyunca yoğun enstrüman eğitimimizin yanı sıra sanatçı olarak gelişimimize katkıda bulunan hatta bizi tamamlayan birçok yan ders var ve oda müziği bunlardan biri. Haftada 1 saatlik bir dersten ibaret olmaması gerektiğini öğrencilik hayatınız bitince biraz daha iyi kavrıyorsunuz. Birlikte bir eseri icra etmek, aynı anda ortak hisler paylaşmak, birbirini dinlemek, dikkat ve uyumu her an zirvede tutmaya çalışmak… Bunlar gerçek anlamda özveri isteyen şeyler. 

Birçok farklı oda müziği grubuyla çalışmış ya da çalışıyor olsam da sürekliliği olan ve yaylı çalgılardan oluşan bir oda müziği grubum olsun istiyorum. Dolayısıyla piyanonun yanına en çok yakıştırdığım enstrümanlar bu gruptan oluşuyor. Özellikle çello ya da viyola ile piyanonun birbirine karışması beni müzikal anlamda doyuruyor. 2 piyano ya da 4 el çalmaktan nasıl zevk aldığımı ya da nefesli çalgılarla çalarken ne kadar eğlendiğimi de es geçemem ama tabii. 

Çağdaş piyanistlerden hangilerini daha çok beğeniyorsunuz son dönemde? 

Ben Richter ve Kissin aşığı biri olarak büyüdüm. Ama Horowitz, Rubinstein, Gould, Cortot, Sokolov, Volodos, Argerich ve mutlaka unuttuğum daha bir sürü muhteşem piyanist elbette ilham kaynağımdı. Hala daha da öyle. Uzun zamandır yakından takip ettiğim ve gerçekten hayranlık duyduğum isim ise Helene Grimaud.

Saygun, Erkin gibi Türk bestecilerin eserlerini de seslendiriyor musunuz? İçlerinden hangilerini daha çok tercih ediyorsunuz? 

Piyano bölümünde her yılsonu sınavında bir Türk veya çağdaş eser çalmak zorunluydu zaten. Bu değişmez bir kuraldı ve bu kural sayesinde elbette ki Türk bestecilerin eserlerini çaldım fakat şu an ki programlarım arasında epey zamandır yer almıyorlar.  Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses, Cemal Reşit Rey… Hepsi büyük değer. Ben içlerinden Erkin’e müzik olarak daha yakın hissettiğimi sanıyorum. Hatta piyanolu beşlisini henüz çalma imkanım olmasa da dinlemeye doyamadığım oluyor dönem dönem.

Bir piyanist olarak en büyük hedefiniz nedir? Yani neyi başardığınızda o sizin “zirve”niz olacak? 

Bu meslekte zirve veya tek bir büyük hedef belirlemek doğru mu açıkçası bilemiyorum. Hedef değil hedefler, zirve değil zirveler olmalı bence. Klasik müzik repertuarı özellikle de piyano repertuarı derya deniz. Öyle sonsuz güzellikte eserler var ki hepsini çalışmaya ömrümüzün yetmeyecek olması ne acı derim hep. Benim için en azından çok özel olanları solo ve oda müziği konserlerimde, ilham alarak izlediğim o müthiş piyanistlerin çaldıkları sahnelerde çalabilmek güzel olurdu. Her yeni eser, her yeni konser, her yeni konser salonu, her yeni heyecan başlı başına bir hedef zaten.

Türkiye’de sizce eğitim bursları yeterli mi Begüm hanım? Siz daha önce hiç faydalandınız mı? Mevcut bursların erişilebilirlikleri hakkında neler söylemek istersiniz? 

Sanat eğitimi bursları adına cevap verecek olursam elbette yeterli değil ve eğitimin bu dünyadaki tartışmasız en önemli güç olduğunu düşünürsek de burs olanakları ne kadar genişletilirse genişletilsin asla yeterli gelmeyecektir. Bu arada hayır, hiçbir burstan faydalanmadım.

Sizin geçtiğiniz yollardan geçecek piyanist adaylarına eğitimleri ve sahne tecrübeleri açısından vereceğiniz birkaç temel öğüdü de duymak isterim. Örneğin siz hangi zorluklarla karşılaştınız ve şu andan geçmişteki Begüm’e neler önerirdiniz? 

Her şeyden önce bu yolculukta kaç yaşınıza gelirseniz gelin, neler başarmış olursanız olun kendinizi hep bir öğrenci gibi görmelisiniz. Bu benim çok önemsediğim ve uyguladığım bir düşünce modeli.

İkinci olarak enstrümanımızla aramızdaki bağa değinmek isterim. Ona ne kadar vakit ayırırsanız, ne kadar emek verirseniz karşılığını gerçekten o kadar alırsınız. Ne eksik, ne fazla. 

Üçüncü ve en büyük eksiklerden biri olarak gördüğüm şey ‘dinleme’.  Sadece ilgilendiğiniz alanla ve çaldığınız enstrümanla sınırlı kalmayın. İyi bir müzisyen her türde müziği, her enstrümanı bol bol dinlemeli. Ve sanat sadece klasik müzikten ibaret değil. İyi bir sanatçı sanatın diğer dallarıyla da haşır neşir olmalı ve kültürel açıdan olabildiğince zengin bir kimlik için çabalamalı.

Son olarak kendinizi çok dinleyin. Çalışmalarınızı, provalarınızı, konserlerinizi hatta teknik çalışmalarınızı sürekli kayıt altına alıp dışarıdan bir çift kulak olun. Eminim çalarken duyamadıklarınızı duyacaksınız. 

Bunların çoğunu geçmişteki Begüm’e de söylerdim, şimdiki Begüm’e de seve seve hatırlatıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s